ZARİYAT SURESİ

[051.001](AA) æóÇáÐøóÇÑöíóÇÊö ÐóÑúæðÇ
[051.001](AU) Tozdurup savuranlara,
[051.001](EH) O tozdurup savuranlara.
[051.001](EM) O tozdurup savuranlara,
[051.001](SA) Savurup kaldıranlara,
[051.001-6](DV) Esip savuran ruzgarlara, yagmur yuklu bulutlara, kolayca suzulen gemiler ve isleri yoneten meleklere and olsun ki, size soz verilen kiyametin kopmasi suphesiz gercektir. Odesme gunu gelecektir.

[051.002](AA) ÝóÇáúÍóÇãöáóÇÊö æöÞúÑðÇ
[051.002](AU) Yükünü yüklenenlere,
[051.002](EH) Bir ağırlık taşıyan (bulut)lara
[051.002](EM) Derken bir ağırlık taşıyanlara,
[051.002](SA) (Yağmur) Yüklü (bulut)lara,

[051.003](AA) ÝóÇáúÌóÇÑöíóÇÊö íõÓúÑðÇ
[051.003](AU) Kolayca süzülenlere,
[051.003](EH) Kolaylıkla akıp giden (gemi)lere
[051.003](EM) Derken bir kolaylıkla akanlara,
[051.003](SA) Kolayca akıp gidenlere,

[051.004](AA) ÝóÇáúãõÞóÓøöãóÇÊö ÃóãúÑðÇ
[051.004](AU) İşleri ayıranlara andolsun ki,
[051.004](EH) Bir iş bölümü yapan (melek)lere yemin ederim ki,
[051.004](EM) Derken bir emir taksim edenlere andolsun ki,
[051.004](SA) İş(ler)i taksim edenlere (rızıkları, yağmurları dağıtan güçlere) andolsun ki,

[051.005](AA) ÅöäøóãóÇ ÊõæÚóÏõæäó áóÕóÇÏöÞñ
[051.005](AU) Size vâdedilen, kesinlikle doğrudur.
[051.005](EH) muhakkak o size va'dolunan mutlaka doğrudur.
[051.005](EM) O size vaad edilen elbette doğrudur.
[051.005](SA) Size va'dedilen, mutlaka doğrudur.

[051.006](AA) æóÅöäøó ÇáÏøöíäó áóæóÇÞöÚñ
[051.006](AU) Ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.
[051.006](EH) Ve muhakkak ceza ve mükafat gerçekleşecektir.
[051.006](EM) Ceza ve hesap günü şüphesiz olacaktır.
[051.006](SA) Cezâ muhakkak olacaktır.

[051.007](AA) æóÇáÓøóãóÇÁ ÐóÇÊö ÇáúÍõÈõßö
[051.007](AU) İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki,
[051.007](EH) O düzgün yollara sahip göğe yemin ederim ki,
[051.007](EM) Yollara sahip göğe andolsun ki,
[051.007](SA) (Çeşitli) yolları (yörüngeleri) bulunan göğe andolsun ki,
[051.007-8](DV) Icinde yorungeler bulunan goge and olsun ki, ey inkarcilar,siz, suphesiz aykiri gorustesiniz.

[051.008](AA) Åöäøóßõãú áóÝöí Þóæúáò ãøõÎúÊóáöÝò
[051.008](AU) Siz çelişkili sözler söylüyorsunuz.
[051.008](EH) siz pek çelişkili bir söz içindesiniz.
[051.008](EM) Siz elbette çelişkili sözler içindesiniz.
[051.008](SA) Siz, çeşitli söz(ler) içindesiniz.

[051.009](AA) íõÄúÝóßõ Úóäúåõ ãóäú ÃõÝößó
[051.009](AU) Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).
[051.009](DV) Bundan, donebilecek kimseler dondurulur.
[051.009](EH) Ondan çevrilen çevrilir.
[051.009](EM) Ondan çevrilen (imana) çevrilir.
[051.009](SA) Çevrilen, ondan çevriliyor.

[051.010](AA) ÞõÊöáó ÇáúÎóÑøóÇÕõæäó
[051.010](AU) Kahrolsun o koyu yalancılar!
[051.010](EH) O kahrolası yalancılar.
[051.010](EM) Kahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler!
[051.010](SA) O (çeşitli sözleri) atan yalancılar kahrolsun!
[051.010-1](DV) Yalanciligi itiyat edinenlerin, bilgisizlige saplanip kalanlarin canlari ciksin!

[051.011](AA) ÇáøóÐöíäó åõãú Ýöí ÛóãúÑóÉò ÓóÇåõæäó
[051.011](AU) Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.
[051.011](EH) O sarhoşluk içinde yaptığını bilmezler.
[051.011](EM) Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar.
[051.011](SA) Onlar aptallık içinde yanılıp durmaktadırlar.

[051.012](AA) íóÓúÃóáõæäó ÃóíøóÇäó íóæúãõ ÇáÏøöíäö
[051.012](AU) Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.
[051.012](DV) Islerin karsilik gorecegi gunun zamanini sorarlar.
[051.012](EH) Soruyorlar: "Ne zaman o ceza günü?" diye.
[051.012](EM) Onlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar.
[051.012](SA) Cezâ günü ne zaman? diye sorarlar.

[051.013](AA) íóæúãó åõãú Úóáóì ÇáäøóÇÑö íõÝúÊóäõæäó
[051.013](AU) O gün onlar ateşe sokulacaklardır.
[051.013](DV) O, kendilerinin ateste azap gorecekleri gundur.
[051.013](EH) Ateş üzerinde kıvranacaklan gün.
[051.013](EM) O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.
[051.013](SA) O gün onlar ateş üzerinde yakılacaklardır.

[051.014](AA) ÐõæÞõæÇ ÝöÊúäóÊóßõãú åóÐóÇ ÇáøóÐöí ßõäÊõã Èöåö ÊóÓúÊóÚúÌöáõæäó
[051.014](AU) Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)
[051.014](DV) Onlara: "Azabinizi tadin; iste acele beklediginiz bu idi" denir.
[051.014](EH) Tadın cezanızı! Budur işte o sizin acele istedığiniz!
[051.014](EM) Onlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir.
[051.014](SA) (Kendilerine): "Fitnenizi (fesâdınızın cezâsını) tadın! Acele isteyip durduğunuz şey budur işte!" (denilecek).

[051.015](AA) Åöäøó ÇáúãõÊøóÞöíäó Ýöí ÌóäøóÇÊò æóÚõíõæäò
[051.015](AU) Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar.
[051.015](EH) Şüphesiz ki, takva sahipleri, cennetlerde pınar başlarındadırlar,
[051.015](SA) Korunanlar, cennetlerde, çeşme başlarındadırlar;
[051.015-6](DV) Dogrusu, Allah'a karsi gelmekten sakinanlar, Rablerinin kendilerine verdigini almis olarak bahcelerde ve pinar baslarindadirlar. Cunku onlar, bundan once iyi davrananlardi.
[051.015-6](EM) Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.

[051.016](AA) ÂÎöÐöíäó ãóÇ ÂÊóÇåõãú ÑóÈøõåõãú Åöäøóåõãú ßóÇäõæÇ ÞóÈúáó Ðóáößó ãõÍúÓöäöíäó
[051.016](AU) Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.
[051.016](EH) Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Çünkü onlar, bundan önce güzel davranmayı adet edinmışlerdi.
[051.016](SA) Rablerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranırlardı:

[051.017](AA) ßóÇäõæÇ ÞóáöíáðÇ ãøöäó Çááøóíúáö ãóÇ íóåúÌóÚõæäó
[051.017](AU) Geceleri pek az uyurlardı.
[051.017](DV) Onlar, geceleri az uyuyanlardi.
[051.017](EH) Geceleyin pek az uyurlardı.
[051.017](EM) Onlar geceleyin pek az uyurlardı.
[051.017](SA) Geceleri pek az uyurlardı,

[051.018](AA) æóÈöÇáúÃóÓúÍóÇÑö åõãú íóÓúÊóÛúÝöÑõæäó
[051.018](AU) Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.
[051.018](DV) Seher vakitlerinde bagislanma dilerlerdi.
[051.018](EH) Seher vakitlerinde hep bağışlanma dilerierdi.
[051.018](EM) Onlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi.
[051.018](SA) Seherlerde onlar istiğfar ederlerdi,

[051.019](AA) æóÝöí ÃóãúæóÇáöåöãú ÍóÞøñ áøöáÓøóÇÆöáö æóÇáúãóÍúÑõæãö
[051.019](AU) Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
[051.019](DV) Onlarin mallarinda muhtac ve yoksullar icin bir hak vardi, onu verirlerdi.
[051.019](EH) Mallarında dilenen ve yoksul için bir hak vardı.
[051.019](EM) Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.
[051.019](SA) Mallarında dilenci ve yoksul için hak vardı.

[051.020](AA) æóÝöí ÇáúÃóÑúÖö ÂíóÇÊñ áøöáúãõæÞöäöíäó
[051.020](AU) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır.
[051.020](EH) Yeryüzünde inanç sahipleri için birçok ibretler vardır;
[051.020](SA) Kesin inanacaklar için yerde nice ibretler vardır.
[051.020-1](DV) Kesin olarak inananlara, yeryuzunde ve kendi icinizde Allah'in varligina nice deliller vardir; gormez misiniz?
[051.020-1](EM) Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?

[051.021](AA) æóÝöí ÃóäÝõÓößõãú ÃóÝóáóÇ ÊõÈúÕöÑõæäó
[051.021](AU) Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?
[051.021](EH) kendinizde de; hala görmeyecek misiniz?
[051.021](SA) Kendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz?

[051.022](AA) æóÝöí ÇáÓøóãóÇÁ ÑöÒúÞõßõãú æóãóÇ ÊõæÚóÏõæäó
[051.022](AU) Semada da rızkınız ve size vâdedilen başka şeyler vardır.
[051.022](DV) Rizkiniz da, size soz verilen azap da yukaridan gelir.
[051.022](EH) Gökte de rızkınız ve o va'dolunduğunuz (var).
[051.022](EM) Sizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir.
[051.022](SA) Gökte rızkınız da var, uyarıldığınız (azâb)da var!

[051.023](AA) ÝóæóÑóÈøö ÇáÓøóãóÇÁ æóÇáúÃóÑúÖö Åöäøóåõ áóÍóÞøñ ãøöËúáó ãóÇ Ãóäøóßõãú ÊóäØöÞõæäó
[051.023](AU) Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.
[051.023](DV) Gogun ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konusmaniz kadar kesin ve gercektir.
[051.023](EH) İşte o göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, o şüphesiz gerçektir; tıpkı sizin konuşmanız gibi.
[051.023](EM) Gök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.
[051.023](SA) Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o, sizin konuştuğunuz gibi gerçektir.

[051.024](AA) åóáú ÃóÊóÇßó ÍóÏöíËõ ÖóíúÝö ÅöÈúÑóÇåöíãó ÇáúãõßúÑóãöíäó
[051.024](AU) İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)
[051.024](DV) Ibrahim'in ikram edilmis konuklarinin haberi sana geldi mi?
[051.024](EH) İbrahim'in ikram edilen konuklarının haberi geldi mi sana?
[051.024](EM) Ey Muhammed! İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?
[051.024](SA) İbrâhim'in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi?

[051.025](AA) ÅöÐú ÏóÎóáõæÇ Úóáóíúåö ÝóÞóÇáõæÇ ÓóáóÇãðÇ ÞóÇáó ÓóáóÇãñ Þóæúãñ ãøõäßóÑõæäó
[051.025](AU) Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar" demişti.
[051.025](DV) Onlar, Ibrahim'in yanina girip: "Selam sana" demislerdi, Ibrahim de: "Selam size" demisti; icinden de, onlarin "taninmamis bir topluluk" oldugunu gecirmisti.
[051.025](EH) Yanına girdikleri vakit: "Selam!" dediler. O da: "Selam! Görülmedik bir topluluk" dedi.
[051.025](EM) Hani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.
[051.025](SA) Bir zaman onun yanına girmişler: "Selâm" demişlerdi. "Selâm, dedi, (siz) tanınmamış bir topluluk(sunuz)."

[051.026](AA) ÝóÑóÇÛó Åöáóì Ãóåúáöåö ÝóÌóÇÁ ÈöÚöÌúáò Óóãöíäò
[051.026](AU) Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,
[051.026](EH) Hemen bir bahane ile ailesine gidip semiz bir dana getirdi.
[051.026](EM) İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi.
[051.026](SA) (Konuklarına yemek hazırlamak için) gizlice âilesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi.
[051.026-7](DV) Hemen ailesine giderek semiz bir buzagi getirmis, onlarin onune surup: "Yemez misiniz?" demisti.

[051.027](AA) ÝóÞóÑøóÈóåõ Åöáóíúåöãú ÞóÇáó ÃóáóÇ ÊóÃúßõáõæäó
[051.027](AU) Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti.
[051.027](EH) Onu yakınlarına koyarak: "Yemeğe buyurmaz mısınız?" dedi.
[051.027](EM) Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi.
[051.027](SA) Onu, önlerine yaklaştırdı, "Yemez misiniz?" dedi.

[051.028](AA) ÝóÃóæúÌóÓó ãöäúåõãú ÎöíÝóÉð ÞóÇáõæÇ áóÇ ÊóÎóÝú æóÈóÔøóÑõæåõ ÈöÛõáóÇãò Úóáöíãò
[051.028](AU) Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
[051.028](DV) (Yemediklerini gorunce) onlardan endiseye dustu; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir ogul sahibi olacagini mujdelediler.
[051.028](EH) Onlardan ötürü içine bir korku düştü. "Korkma!" dediler ve kendisine bilgili bir oğlan müjdelediler.
[051.028](EM) Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.
[051.028](SA) (Yemediklerini görünce) Onlardan içine bir korku düşürdü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.

[051.029](AA) ÝóÃóÞúÈóáóÊö ÇãúÑóÃóÊõåõ Ýöí ÕóÑøóÉò ÝóÕóßøóÊú æóÌúåóåóÇ æóÞóÇáóÊú ÚóÌõæÒñ ÚóÞöíãñ
[051.029](AU) Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.
[051.029](DV) Bunun uzerine karisi hayretle seslenerek geldi, elleriyle yuzunu kapayarak: "Kisir bir kocakari!" dedi.
[051.029](EH) Bunun üzerine karısı bir çığlık içinde döndü, elini yüzüne çarptı ve: "Kısır bir koca karı (çocuk mu doğurur)? dedi.
[051.029](EM) Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.
[051.029](SA) Karısı (Sare) çığlık içinde geldi (hayretten elini) yüzüne vurarak: "(Ben) Kısır bir koca karı(yım, benden nasıl çocuk olur)?" dedi.

[051.030](AA) ÞóÇáõæÇ ßóÐóáößó ÞóÇáó ÑóÈøõßö Åöäøóåõ åõæó ÇáúÍóßöíãõ ÇáúÚóáöíãõ
[051.030](AU) Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.
[051.030](DV) Melekler: "Bu boyledir, Rabbin soylemistir; dogrusu O, Hakim olandir, bilendir" dediler.
[051.030](EH) Onlar: "Öyle, Rabbin buyurdu. Şüphesiz hikmet sahibi O, herşeyi bilen O." dediler.
[051.030](EM) Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler.
[051.030](SA) Dediler ki: "Rabbin böyle dedi. O, hüküm ve hikmet sâhibidir, bilendir."

[051.031](AA) ÞóÇáó ÝóãóÇ ÎóØúÈõßõãú ÃóíøõåóÇ ÇáúãõÑúÓóáõæäó
[051.031](AU) (İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
[051.031](DV) Ibrahim: "Ey Elciler! Goreviniz nedir?" dedi.
[051.031](EH) İbrahim: "O halde asıl göreviniz nedir ey elçiler?" dedi.
[051.031](EM) İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi.
[051.031](SA) (İbrâhim): "O halde göreviniz nedir ey elçiler?" dedi.

[051.032](AA) ÞóÇáõæÇ ÅöäøóÇ ÃõÑúÓöáúäóÇ Åöáóì Þóæúãò ãøõÌúÑöãöíäó
[051.032](AU) Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik.
[051.032](EH) Dediler: "Biz suçlu bir kavme gönderildik;
[051.032](EM) Onlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik.
[051.032](SA) Dediler: "Biz suçlu bir kavme gönderildik."
[051.032-4](DV) Elciler: "Suclu bir milletin uzerine, Rabbinin katindan isaretli olarak, asiri gidenlere mahsus sert taslar gondermekle gorevlendirildik" dediler.

[051.033](AA) áöäõÑúÓöáó Úóáóíúåöãú ÍöÌóÇÑóÉð ãøöä Øöíäò
[051.033](AU) Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik).
[051.033](EH) Üzerlerine çamurdan taşlar salmak için,
[051.033](EM) Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız.
[051.033](SA) Ki onların üzerine çamurdan taş(lar) salalım.

[051.034](AA) ãõÓóæøóãóÉð ÚöäÏó ÑóÈøößó áöáúãõÓúÑöÝöíäó
[051.034](AU) (Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).
[051.034](EH) (her biri) sınırı aşmış olanlar için Rabbinin nezdinde damgalanmışlardır."
[051.034](EM) O taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler.
[051.034](SA) Rabbinin katında, haddi aşanlar için işâretlenmiş (taşlar).

[051.035](AA) ÝóÃóÎúÑóÌúäóÇ ãóä ßóÇäó ÝöíåóÇ ãöäó ÇáúãõÄúãöäöíäó
[051.035](AU) Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
[051.035](DV) Bunun uzerine, suclu milletin arasinda bulunan muminleri cikardik.
[051.035](EH) Nihayet orada bulunan müminleri çıkardık,
[051.035](EM) Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.
[051.035](SA) Orada bulunan mü'minleri çıkardık.

[051.036](AA) ÝóãóÇ æóÌóÏúäóÇ ÝöíåóÇ ÛóíúÑó ÈóíúÊò ãøöäó ÇáúãõÓúáöãöíäó
[051.036](AU) Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.
[051.036](DV) Zaten orada, kendini Allah'a vermis sadece bir tek ev halki bulduk.
[051.036](EH) Fakat Biz orada bir evden başka müslüman da bulamadık.
[051.036](EM) Fakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık.
[051.036](SA) Zaten orada bir ev(halkın)dan başka müslüman da bulmadık.

[051.037](AA) æóÊóÑóßúäóÇ ÝöíåóÇ ÂíóÉð áøöáøóÐöíäó íóÎóÇÝõæäó ÇáúÚóÐóÇÈó ÇáúÃóáöíãó
[051.037](AU) Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.
[051.037](DV) Can yakici azabdan korkanlar icin, o beldede bir isaret, bir kalinti biraktik.
[051.037](EH) Ve orada acı bir azaptan korkacak için bir ibret bıraktık.
[051.037](EM) Biz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık.
[051.037](SA) Acı azâbdan korkanlar için orada bir ibret bıraktık.

[051.038](AA) æóÝöí ãõæÓóì ÅöÐú ÃóÑúÓóáúäóÇåõ Åöáóì ÝöÑúÚóæúäó ÈöÓõáúØóÇäò ãøõÈöíäò
[051.038](AU) Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.
[051.038](DV) Musa'nin basindan gecenlerde de ibret vardir: Onu apacik delille Firavun'a gonderdik.
[051.038](EH) Bir de Musa'da (ibret verici deliller vardır) ki, onu açık bir delille Firavun'a gönderdik de,
[051.038](EM) Musa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.
[051.038](SA) Mûsâ'da da (ibret alınacak şeyler vardır). Onu açık bir delil ile Fir'avn'e göndermiştik.

[051.039](AA) ÝóÊóæóáøóì ÈöÑõßúäöåö æóÞóÇáó ÓóÇÍöÑñ Ãóæú ãóÌúäõæäñ
[051.039](AU) Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: "O, bir büyücüdür veya bir delidir" demişti.
[051.039](DV) Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yuz cevirdi; "Sihirbazdir veya delidir" dedi.
[051.039](EH) o bütün kuvvetiyle tersine gitti: "Bu bir sihirbaz veya delidir!" dedi.
[051.039](EM) Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti.
[051.039](SA) (Fir'avn ona) Yanını çevirdi ve: "Bu, ya büyücü veya cinlidir" dedi.

[051.040](AA) ÝóÃóÎóÐúäóÇåõ æóÌõäõæÏóåõ ÝóäóÈóÐúäóÇåõãú Ýöí Çáúíóãøö æóåõæó ãõáöíãñ
[051.040](AU) Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.
[051.040](DV) Sonunda onu ve ordularini yakalayip denize attik. O, kinanmayi haketmisti.
[051.040](EH) Bunun üzerine Biz de tuttuk kendisini ve ordularını denize fırlatıverdik o alçak namertlik ederken.
[051.040](EM) Nihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu.
[051.040](SA) Biz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. (O boğulurken pişmanlıkla) Kendi kendini kınıyordu.

[051.041](AA) æóÝöí ÚóÇÏò ÅöÐú ÃóÑúÓóáúäóÇ Úóáóíúåöãõ ÇáÑøöíÍó ÇáúÚóÞöíãó
[051.041](AU) Ad kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.
[051.041](EH) Bir de Ad'da (ibret verici deliller vardır) ki, üzerlerine köklerini kesen rüzgarı göndermiştik.
[051.041](EM) Âd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik.
[051.041](SA) 'Âd(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara, köklerini kesen bir rüzgâr gönderdik.
[051.041-2](DV) Ad milletinin basindan gecende de ibret vardir: Onlarin uzerine, ugradigi her seyi birakmayip toza ceviren kuru bir ruzgar gonderdik.

[051.042](AA) ãóÇ ÊóÐóÑõ ãöä ÔóíúÁò ÃóÊóÊú Úóáóíúåö ÅöáøóÇ ÌóÚóáóÊúåõ ßóÇáÑøóãöíãö
[051.042](AU) Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.
[051.042](EH) (O rüzgar) uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu çürütüp kül gibi ediyordu.
[051.042](EM) O rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu.
[051.042](SA) Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül gibi ediyordu.

[051.043](AA) æóÝöí ËóãõæÏó ÅöÐú Þöíáó áóåõãú ÊóãóÊøóÚõæÇ ÍóÊøóì Íöíäò
[051.043](AU) Semûd kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.
[051.043](DV) Semud milletinin basina gelende de ibret vardir: Onlara, "Bir sureye kadar zevklenin" denmisti.
[051.043](EH) Bir de Semud'da (ibret verici deliller vardır) ki, onlara: "Bir süreye kadar istifade edin." denilmişti de,
[051.043](EM) Semud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti.
[051.043](SA) Semûd(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara: "Bir süreye kadar sefâ sürün" denmişti.

[051.044](AA) ÝóÚóÊóæúÇ Úóäú ÃóãúÑö ÑóÈøöåöãú ÝóÃóÎóÐóÊúåõãõ ÇáÕøóÇÚöÞóÉõ æóåõãú íóäÙõÑõæäó
[051.044](AU) Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.
[051.044](DV) Onlar Rablerinin buyrugundan cikmislardi; bunun uzerine kendilerini gozleri gore gore yildirim carpti.
[051.044](EH) Rablerinin emrinden azgınlık ettiler (dışarı çıktılar), bu yüzden bakınıp dururlarken yıldırım kendilerini yakalayıverdi.
[051.044](EM) Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı.
[051.044](SA) Rablerinin buyruğuna başkaldırdılar, bu yüzden onlar bakıp dururlarken, onları yıldırım yakaladı.

[051.045](AA) ÝóãóÇ ÇÓúÊóØóÇÚõæÇ ãöä ÞöíóÇãò æóãóÇ ßóÇäõæÇ ãõäÊóÕöÑöíäó
[051.045](AU) Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.
[051.045](DV) Ayaga kalkacak gucleri kalmadi, yardim da gormediler.
[051.045](EH) O vakit bir kalkınmaya da güç yetiremediler bir yardım da görmediler.
[051.045](EM) Artık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler.
[051.045](SA) (Yurtlarında çöküverdiler) Ne kalkabildiler, ne de (bu duruma) engel olabildiler.

[051.046](AA) æóÞóæúãó äõæÍò ãøöä ÞóÈúáõ Åöäøóåõãú ßóÇäõæÇ ÞóæúãðÇ ÝóÇÓöÞöíäó
[051.046](AU) Bunlardan önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.
[051.046](DV) Daha once de Nuh milletini cezalandirmistik. Cunku onlar da yoldan cikmis bir milletti.
[051.046](EH) Daha önce de Nüh kavmini (helak ettik). çünkü onlar hep yoldan çıkmış birer topluluk idiler.
[051.046](EM) Daha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler.
[051.046](SA) Daha önce de Nûh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir toplum idiler.

[051.047](AA) æóÇáÓøóãóÇÁ ÈóäóíúäóÇåóÇ ÈöÃóíúÏò æóÅöäøóÇ áóãõæÓöÚõæäó
[051.047](AU) Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.
[051.047](DV) Gogu, gucumuzle Biz kurduk; suphesiz biz onu genisleticiyiz.
[051.047](EH) Bir de göğe bakın Biz onu kuvvetle bina ettik ve şüphe yok ki Biz onu genişletmeye de malikiz.
[051.047](EM) Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz.
[051.047](SA) Göğü sağlam yaptık, biz genişleticiyiz (kudretimiz geniştir, göğü öyle genişleten biziz).

[051.048](AA) æóÇáúÃóÑúÖó ÝóÑóÔúäóÇåóÇ ÝóäöÚúãó ÇáúãóÇåöÏõæäó
[051.048](AU) Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!
[051.048](DV) Yeryuzunu biz yayip dosedik: Ne guzel doseyiciyiz!
[051.048](EH) Yeryüzünü döşedik; bakınız Biz ne güzel döşeriz.
[051.048](EM) Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!
[051.048](SA) Yeri biz döşedik, (biz) ne güzel döşeyiciyiz.

[051.049](AA) æóãöä ßõáøö ÔóíúÁò ÎóáóÞúäóÇ ÒóæúÌóíúäö áóÚóáøóßõãú ÊóÐóßøóÑõæäó
[051.049](AU) Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.
[051.049](DV) Ibret alasiniz diye her seyi cift cift yaratmisizdir.
[051.049](EH) Hem herşeyden iki çift yarattık ki, düşünesiniz.
[051.049](EM) Biz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.
[051.049](SA) Her şeyden iki çift (erkek-dişi) yarattık ki düşünüp öğüt alasınız.

[051.050](AA) ÝóÝöÑøõæÇ Åöáóì Çááøóåö Åöäøöí áóßõã ãøöäúåõ äóÐöíÑñ ãøõÈöíäñ
[051.050](AU) O halde Allah'a koşun. Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
[051.050](DV) De ki: "Oyleyse Allah'a kosusun; dogrusu ben sizi O'nun azabi ile acikca uyaranim."
[051.050](EH) O halde hemen Allah'a kaçın; haberiniz olsun ki, ben size ondan gelen açık bir uyarıcıyım.
[051.050](EM) Ey Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah'a koşun, gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
[051.050](SA) O halde Allâh'a kaçın, ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım.

[051.051](AA) æóáóÇ ÊóÌúÚóáõæÇ ãóÚó Çááøóåö ÅöáóåðÇ ÂÎóÑó Åöäøöí áóßõã ãøöäúåõ äóÐöíÑñ ãøõÈöíäñ
[051.051](AU) Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O'nun tarafından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
[051.051](DV) Allah'in yaninda baskasini tanri kilmayin; dogrusu ben sizi O'nun azabi ile acikca uyaranim.
[051.051](EH) Allah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın; haberiniz olsun ki ben size ondan gelen açık bir uyarıcıyım.
[051.051](EM) Allah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O'na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
[051.051](SA) Allâh ile beraber başka tanrılar uydurmayın. Ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım.

[051.052](AA) ßóÐóáößó ãóÇ ÃóÊóì ÇáøóÐöíäó ãöä ÞóÈúáöåöã ãøöä ÑøóÓõæáò ÅöáøóÇ ÞóÇáõæÇ ÓóÇÍöÑñ Ãóæú ãóÌúäõæäñ
[051.052](AU) İşte böylece, onlardan öncekilere her hangi bir peygamber geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür veya delidir, dediler.
[051.052](DV) Onlardan oncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "Sihirbazdir" veya "Delidir" derlerdi.
[051.052](EH) Böyle, onlardan öncekiler bir peygamber gelince muhakkak: "Ya sihirbaz, ya delidir" dediler.
[051.052](EM) Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler.
[051.052](SA) İşte böyle, onlardan önce de ne kadar elçi geldiyse mutlaka: "Büyücü veya cinlenmiş" dediler.

[051.053](AA) ÃóÊóæóÇÕóæúÇ Èöåö Èóáú åõãú Þóæúãñ ØóÇÛõæäó
[051.053](AU) Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.
[051.053](DV) Oncekiler sonrakilere boyle mi vasiyet ettiler? Hayir; bunlar azgin bir millettir.
[051.053](EH) Bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler! Hayır, onlar azgın kavimler.
[051.053](EM) Onlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir.
[051.053](SA) Bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyi söylüyorlar)? Doğrusu, onlar azgın bir topluluktur.

[051.054](AA) ÝóÊóæóáøó Úóäúåõãú ÝóãóÇ ÃóäÊó Èöãóáõæãò
[051.054](AU) Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak değilsin.
[051.054](DV) Onlardan yuz cevir; sen kinanacak degilsin.
[051.054](EH) Onun için onlardan yüz çevir, artık sen kınanacak değilsin!
[051.054](EM) Ey Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin.
[051.054](SA) Onlardan yüz çevir, sen kınanacak değilsin.

[051.055](AA) æóÐóßøöÑú ÝóÅöäøó ÇáÐøößúÑóì ÊóäÝóÚõ ÇáúãõÄúãöäöíäó
[051.055](AU) Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.
[051.055](DV) Ogut ver; dogrusu ogut inananlara fayda verir.
[051.055](EH) Bununla beraber öğüt vermeye devam et; çünkü öğüt müminlere fayda verir.
[051.055](EM) Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir.
[051.055](SA) Ama yine de hatırlat, çünkü hatırlatmak inananlara yararlıdır.

[051.056](AA) æóãóÇ ÎóáóÞúÊõ ÇáúÌöäøó æóÇáúÅöäÓó ÅöáøóÇ áöíóÚúÈõÏõæäö
[051.056](AU) Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
[051.056](DV) Cinleri ve insanlari ancak Bana kulluk etmeleri icin yaratmisimdir.
[051.056](EH) Ben cinleri ve insanlan ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.
[051.056](EM) Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.
[051.056](SA) Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

[051.057](AA) ãóÇ ÃõÑöíÏõ ãöäúåõã ãøöä ÑøöÒúÞò æóãóÇ ÃõÑöíÏõ Ãóä íõØúÚöãõæäö
[051.057](AU) Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.
[051.057](DV) Onlardan bir rizik istemem; Beni doyurmalarini da istemem.
[051.057](EH) Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Bana yemek yedirmelerini de istemiyorum.
[051.057](EM) Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.
[051.057](SA) Ben onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum.

[051.058](AA) Åöäøó Çááøóåó åõæó ÇáÑøóÒøóÇÞõ Ðõæ ÇáúÞõæøóÉö ÇáúãóÊöíäõ
[051.058](AU) Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.
[051.058](DV) suphesiz riziklandiran da, guc ve kuvvet sahibi olan da Allah'tir.
[051.058](EH) Şüphesiz Allah, rızık veren, sarsılmaz kuvvet sahibi O'dur.
[051.058](EM) Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah'tır.
[051.058](SA) Şüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sâhibi olan ancak Allah'tır.

[051.059](AA) ÝóÅöäøó áöáøóÐöíäó ÙóáóãõæÇ ÐóäõæÈðÇ ãøöËúáó ÐóäõæÈö ÃóÕúÍóÇÈöåöãú ÝóáóÇ íóÓúÊóÚúÌöáõæäö
[051.059](AU) Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!
[051.059](DV) Zulmedenlerin, gecmis arkadaslarinin suclarina benzer suclari vardir; cezalarini Benden acele istemesinler.
[051.059](EH) Onun için muhakkak o zulmedenlere arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir pay vardır, şimdi onu acele istemesinler!
[051.059](EM) Şüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler.
[051.059](SA) Muhakkak ki, bu zulmedenlerin de (geçmiş) arkadaşlarının payı gibi bir azâb payı vardır, (ötekilerin başına gelen azâb gibi bir azâb bunların da başına gelecektir), acele etmesinler.

[051.060](AA) Ýóæóíúáñ áøöáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇ ãöä íóæúãöåöãõ ÇáøóÐöí íõæÚóÏõæäó
[051.060](AU) Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline!
[051.060](DV) Soz verilen gunun azabindan vay o inkar edenlere!
[051.060](EH) Artık o tehdit edildikleri günlerin azabından vay o küfredenlere!
[051.060](EM) Kendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline!.
[051.060](SA) Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o kâfirlerin haline!

The CHM file was converted to HTM by Trial version of ChmDecompiler.
Download ChmDecompiler at: http://www.zipghost.com