ŞURA SURESİ

[042.001](AA) Íã
[042.001](AU) Hâ. Mîm.
[042.001](DV) Ha, Mim.
[042.001](SA) Hâ mim
[042.001-2](EH) Ha, Mim, Ayn, Sin, Kaf.
[042.001-2](EM) Hâ, mîm, ayn, sîn, kaf.

[042.002](AA) ÚÓÞ
[042.002](AU) Ayn. Sîn. Kaf.
[042.002](DV) Ayn, Sin, Kaf,
[042.002](SA) 'Ayın sin kâf.

[042.003](AA) ßóÐóáößó íõæÍöí Åöáóíúßó æóÅöáóì ÇáøóÐöíäó ãöä ÞóÈúáößó Çááøóåõ ÇáúÚóÒöíÒõ ÇáúÍóßöíãõ
[042.003](AU) Azîz ve hakîm olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder.
[042.003](DV) Guclu olan, Hakim olan Allah, sana da, senden oncekilere de soylece vahyeder.
[042.003](EH) O güçlü, hikmet sahibi Allah sana, senden öncekilere de işte böyle vahyediyor.
[042.003](EM) Ey Muhammed! Çok güçlü hüküm ve hikmet sahibi olan Allah sana da senden öncekilere de böylece vahyeder.
[042.003](SA) O aziz ve hakim olan Allâh, sana ve senden öncekilere böyle vahyeder:

[042.004](AA) áóåõ ãóÇ Ýöí ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóãóÇ Ýöí ÇáúÃóÑúÖö æóåõæó ÇáúÚóáöíøõ ÇáúÚóÙöíãõ
[042.004](AU) Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O yücedir, uludur.
[042.004](DV) Goklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur. O, yucedir ve cok buyuktur.
[042.004](EH) Bütün göklerdeki ve yerdeki O'nundur ve O, öyle ulu, öyle yücedir.
[042.004](EM) Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O'nundur. O çok yücedir, çok büyüktür.
[042.004](SA) Göklerde ve yerde bulunan herşey O'nundur. O, yücedir, uludur.

[042.005](AA) ÊóßóÇÏõ ÇáÓøóãóÇæóÇÊõ íóÊóÝóØøóÑúäó ãöä ÝóæúÞöåöäøó æóÇáúãóáóÇÆößóÉõ íõÓóÈøöÍõæäó ÈöÍóãúÏö ÑóÈøöåöãú æóíóÓúÊóÛúÝöÑõæäó áöãóä Ýöí ÇáúÃóÑúÖö ÃóáóÇ Åöäøó Çááøóåó åõæó ÇáúÛóÝõæÑõ ÇáÑøóÍöíãõ
[042.005](AU) Neredeyse yukarılarından gökler çatlayacak! Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yerdekiler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
[042.005](DV) Melekler ise Rablerini overek tesbih eder ve yeryuzunde bulunanlar icin O'ndan bagislanma dilerler. Gokler neredeyse catlayacak. Iyi bilin. Allah suphesiz bagislayandir, merhametli olandir.
[042.005](EH) Hemen hemen gökler üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyorlar. Melekler Rablerine hamd ile teşbih ediyorlar ve yeryüzündeki kimseler için bağışlanma diliyorlar. Uyan, Allah'tır öyle bağışlayan, öyle merhamet eden!
[042.005](EM) Nerde ise gökler O'nun azametinden tâ üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyorlar. Melekler Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yeryüzünde bulunan kimseler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
[042.005](SA) Neredeyse gökler üstlerinden çatlayacaklar. Melekler Rablerini hamd ile tesbih ederler; yerdekiler için de mağfiret dilerler. İyi bil ki Allâh, işte çok bağışlayan, çok esirgeyen O'dur.

[042.006](AA) æóÇáøóÐöíäó ÇÊøóÎóÐõæÇ ãöä Ïõæäöåö ÃóæáöíóÇÁ Çááøóåõ ÍóÝöíÙñ Úóáóíúåöãú æóãóÇ ÃóäÊó Úóáóíúåöã Èöæóßöíáò
[042.006](AU) Allah'tan başka dostlar edinenleri Allah daima gözetlemektedir. Sen onlara vekil değilsin.
[042.006](DV) Allah'i birakip da dostlar edinenlerin islediklerini Allah gozetlemektedir. Sen, onlara vekil olmaga memur degilsin.
[042.006](EH) O'nun dışında dostlara tutunanlara gelince, Allah onların üzerinde gözcüdür. Sen üzerlerine vekil değilsin.
[042.006](EM) Allah'tan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onların üzerinde devamlı bir gözetleyicidir. Ama sen onların üzerinde bir vekil değilsin.
[042.006](SA) O'ndan başka veliler edinenleri Allâh kollamaktadır. Sen onların üzerinde vekil değilsin.

[042.007](AA) æóßóÐóáößó ÃóæúÍóíúäóÇ Åöáóíúßó ÞõÑúÂäðÇ ÚóÑóÈöíøðÇ áøöÊõäÐöÑó Ãõãøó ÇáúÞõÑóì æóãóäú ÍóæúáóåóÇ æóÊõäÐöÑó íóæúãó ÇáúÌóãúÚö áóÇ ÑóíúÈó Ýöíåö ÝóÑöíÞñ Ýöí ÇáúÌóäøóÉö æóÝóÑöíÞñ Ýöí ÇáÓøóÚöíÑö
[042.007](AU) Şehirlerin anası (olan Mekke'de) ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik. (İnsanların) bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgın alevli cehennemdedir.
[042.007](DV) Boylece sehirlerin anasi olan Mekke'de ve cevresinde bulunanlari uyarman, suphe goturmeyen toplanma gunu ile uyarman icin sana arabca okunan bir Kitap vahyettik. Insanlarin bir takimi cennete, bir takimi da cilgin alevli cehenneme girer.
[042.007](EH) İşte böylece sana Arapça bir Kur'an vahyetmekteyiz ki, Anaşehir (Mekke) halkını ve çevresindekileri uyarasın ve hakkında şüphe olmayan o toplama (kıyamet) gününün dehşetin! haber veresin. Bir grup cennette, bir grup da cehennemdedir.
[042.007](EM) Böylece biz sana Arapça bir Kur'ân indirdik ki, şehirlerin anası (olan Mekke) halkını ve etrafındakileri uyarasın ve hakkında hiç şüphe olmayan kıyamet gününün dehşetinden onları korkutasın. Bir grup cennettedir, bir grup da cehennemdedir.
[042.007](SA) Biz sana böyle Arapça bir Kur'ân vahyettik ki Anakent(Mekke'y)i ve çevresinde bulunanları ikaz edip; (vukuunda) asla kuşku bulunmayan toplanma gününe karşı uyarasın. (O gün), bir bölük cennette, bir bölük ateştedir.

[042.008](AA) æóáóæú ÔóÇÁ Çááøóåõ áóÌóÚóáóåõãú ÃõãøóÉð æóÇÍöÏóÉð æóáóßöä íõÏúÎöáõ ãóä íóÔóÇÁ Ýöí ÑóÍúãóÊöåö æóÇáÙøóÇáöãõæäó ãóÇ áóåõã ãøöä æóáöíøò æóáóÇ äóÕöíÑò
[042.008](AU) Allah dileseydi onları bir tek millet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine kavuşturur; zalimlerin ise hiçbir dostu ve yardımcısı yoktur.
[042.008](DV) Eger dilemis olsaydi hepsini bir tek ummet yapardi. Ama, O, rahmetine diledigini kavusturur. Zalimlerin ise bir dost ve yardimcisi olmaz.
[042.008](EH) Allah dileseydi elbette (insanların) hepsini bir tek ümmet de yapardı. Fakat dilediğini rahmetinin içine koyuyor. Zalimlere gelince onlara ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.
[042.008](EM) Eğer Allah dileseydi bütün insanları bir tek ümmet yapardı. Fakat O yalnız dilediğini rahmetinin içine almaktadır. Zalimler için ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.
[042.008](SA) Allâh dileseydi, onları bir tek millet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine sokar. Zâlimlere gelince: Onların ne velisi ne de yardımcısı vardır.

[042.009](AA) Ãóãö ÇÊøóÎóÐõæÇ ãöä Ïõæäöåö ÃóæúáöíóÇÁ ÝóÇááøóåõ åõæó Çáúæóáöíøõ æóåõæó íõÍúíöí ÇáãóæúÊóì æóåõæó Úóáóì ßõáøö ÔóíúÁò ÞóÏöíÑñ
[042.009](AU) Yoksa onlar Allah'tan başka dostlar mı edindiler? Halbuki dost yalnız Allah'tır. O ölüleri diriltir, her şeye kadirdir.
[042.009](DV) Demek onlar Allah'tan baska dostlar edindiler? Oysa dost, ancak Allah'tir. O, oluleri diriltir. Her seye Kadir'dir.
[042.009](EH) Yoksa (onlar) O'ndan başka dostlar mı edindiler? Fakat, gerçek dost ancak Allah'tır. Ölüleri O diriltir ve herşeye gücü yeten de O'dur.
[042.009](EM) Yoksa onlar Allah'tan başka dostlar mı edindiler? Oysa asıl dost Allah'tır. Ölüleri diriltecek olan da O'dur. O'nun her şeye gücü yeter.
[042.009](SA) Yoksa Allah'tan başka veliler mi edindiler? Veli yalnız Allah'tır. Ölüleri O diriltir. O her şeye kâdirdir.

[042.010](AA) æóãóÇ ÇÎúÊóáóÝúÊõãú Ýöíåö ãöä ÔóíúÁò ÝóÍõßúãõåõ Åöáóì Çááøóåö Ðóáößõãõ Çááøóåõ ÑóÈøöí Úóáóíúåö ÊóæóßøóáúÊõ æóÅöáóíúåö ÃõäöíÈõ
[042.010](AU) Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a mahsustur. İşte, bu Allah, benim Rabbimdir. O'na dayandım ve O'na yönelirim.
[042.010](DV) Ayriliga dustugunuz herhangi bir seyde hukum vermek, Allah'a aittir. Iste bu Allah, benim Rabbimdir. O'na guvenirim ve O'na yonelirim.
[042.010](EH) Herhangi birşey hakkında ihtilafa düştüğünüzde hüküm Allah'a aittir. İşte de: "O Allah, benim Rabbim, Ben O'na dayanmaktayım ve hep O'na sığınırım.''
[042.010](EM) Hakkında ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir. İşte benim Rabbim olan Allah budur. Ben yalnız O'na güvendim ve yalnız O'na yöneliyorum.
[042.010](SA) Ayrılığa düştüğünüz herhangibir şeyde hüküm vermek, Allah'a âittir. İşte Rabbim Allâh budur. O'na dayandım, O'na yöneldim.

[042.011](AA) ÝóÇØöÑõ ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáúÃóÑúÖö ÌóÚóáó áóßõã ãøöäú ÃóäÝõÓößõãú ÃóÒúæóÇÌðÇ æóãöäó ÇáúÃóäúÚóÇãö ÃóÒúæóÇÌðÇ íóÐúÑóÄõßõãú Ýöíåö áóíúÓó ßóãöËúáöåö ÔóíúÁñ æóåõæó ÇáÓøóãöíÚõ ÇáÈóÕöíÑõ
[042.011](AU) O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.
[042.011](DV) Goklerin ve yerin Yaratani, size icinizden esler, cift cift hayvanlar var etmistir. Bu suretle, cogalmanizi saglamistir. O'nun benzeri hicbir sey yoktur. O, isitendir, gorendir.
[042.011](EH) O gökleri ve yeri yaratan, size kendilerinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. Sizi bu suretle üretip duruyor. O'nun benzeri gibi birşey yoktur. O, öyle işiten, öyle görendir.
[042.011](EM) O göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O sizin için kendi nefsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyor. O'nun benzeri olan hiçbir şey yoktur. O, her şeyi işitir ve görür.
[042.011](SA) (O) Gökleri ve yeri yoktan var edendir. Size kendinizden çiftler, hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. Bu(düzen içi)nde sizi üretiyor. O'na benzer hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.

[042.012](AA) áóåõ ãóÞóÇáöíÏõ ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáúÃóÑúÖö íóÈúÓõØõ ÇáÑøöÒúÞó áöãóä íóÔóÇÁ æóíóÞúÏöÑõ Åöäøóåõ Èößõáøö ÔóíúÁò Úóáöíãñ
[042.012](AU) Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkı bol verir, dilediğinden de kısar. O, her şeyi bilendir.
[042.012](DV) Goklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Diledigine rizki yayar ve isterse kisar, bir olcuye gore verir. Dogrusu O herseyi bilendir.
[042.012](EH) Göklerin ve yerin kilitleri O'nun. Rızkı dilediğine açar ve kİsar; çünkü O, herşeyi bilir.
[042.012](EM) Göklerin ve yerin kilitleri O'na aittir. O dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla bilir.
[042.012](SA) Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkı açar ve kısar. O, her şeyi bilendir.

[042.013](AA) ÔóÑóÚó áóßõã ãøöäó ÇáÏøöíäö ãóÇ æóÕøóì Èöåö äõæÍðÇ æóÇáøóÐöí ÃóæúÍóíúäóÇ Åöáóíúßó æóãóÇ æóÕøóíúäóÇ Èöåö ÅöÈúÑóÇåöíãó æóãõæÓóì æóÚöíÓóì Ãóäú ÃóÞöíãõæÇ ÇáÏøöíäó æóáóÇ ÊóÊóÝóÑøóÞõæÇ Ýöíåö ßóÈõÑó Úóáóì ÇáúãõÔúÑößöíäó ãóÇ ÊóÏúÚõæåõãú Åöáóíúåö Çááøóåõ íóÌúÊóÈöí Åöáóíúåö ãóä íóÔóÇÁ æóíóåúÏöí Åöáóíúåö ãóä íõäöíÈõ
[042.013](AU) Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. Fakat kendilerini çağırdığın bu (din), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.
[042.013](DV) Allah Nuh'a buyurdugu seyleri size de din olarak buyurmustur. Sana vahyettik; Ibrahim'e, Musa'ya ve Isa'ya da buyurduk ki: "Dine bagli kalin, onda ayriliga dusmeyin." Putperestleri cagirdigin sey onlarin gozunde buyumektedir. Allah diledigini kendine secer, kendisine yneleni de dogru yola eristirir.
[042.013](EH) O,size dinde Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi ve İbrahim, Musa ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi de kanun kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tütün ve onda ayrılığa düşmeyin. Bu davet ettiğin iş müşriklere ağır geldi. Allah, ona dilediklerini seçecek ve kendine yüz tutanları (yönelenleri) de ona hidayetle eriştirecektir.
[042.013](EM) Allah dinden Nuh'a tavsiye buyurduğu şeyi sizin için de bir kanun yaptı ve (Ey Muhammed!) sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye buyurduğumuzu da şeriat kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.
[042.013](SA) O size, dinden Nûh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrâhim'e, Mûsâ'ya ve Îsâ'ya tavsiye ettiğimizi şeri'at (hukuk düzeni) yaptı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat kendilerini çağırdığın (bu) esas, Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allâh dilediğini kendisine seçer ve iyi niyyetle yöneleni kendisine iletir.

[042.014](AA) æóãóÇ ÊóÝóÑøóÞõæÇ ÅöáøóÇ ãöä ÈóÚúÏö ãóÇ ÌóÇÁåõãõ ÇáúÚöáúãõ ÈóÛúíðÇ Èóíúäóåõãú æóáóæúáóÇ ßóáöãóÉñ ÓóÈóÞóÊú ãöä ÑøóÈøößó Åöáóì ÃóÌóáò ãøõÓóãøðì áøóÞõÖöíó Èóíúäóåõãú æóÅöäøó ÇáøóÐöíäó ÃõæÑöËõæÇ ÇáúßöÊóÇÈó ãöä ÈóÚúÏöåöãú áóÝöí Ôóßøò ãøöäúåõ ãõÑöíÈò
[042.014](AU) Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye kadar Rabbinden bir (erteleme) sözü geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba vâris kılınanlar da onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.
[042.014](DV) Kendilerine ilim geldikten sonra ayriliga dusmeleri, ancak, biribirini cekememekten oldu. Eger belirli bir sure icin Rabbinin verilmis bir sozu olmasaydi, aralarinda hemen hukmedilirdi. Arkalarindan Kitaba varis kilinanlar da ondan suphe ve endise icindedirler.
[042.014](EH) Kendilerine bilgi geldikten sonra ayrılığa düşmeleri sadece aralarındaki düşmanlık ve ihtirastan dolayıdır. Eğer Rabbin tarafından "belirli bir vakte kadar" şeklinde bir söz geçmemiş olsaydı aralarında verilen hüküm mutlaka yerine getirilir ve (iş) bitirilirdi. Kendilerinden sonra Kitab'a mirasçı kılınanlar da ondan kuşkulu bir şüphe içindedirler.
[042.014](EM) Onlar kendilerine bilgi geldikten sonra, ancak aralarındaki, çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbin tarafından azabın ertelendiğine dair bir söz geçmemiş olsaydı aralarında mutlaka hüküm verilirdi. Kendilerinden sonra Kitab'a vâris kılınan kitap ehli de Kur'ân hakkında bir şüphe ve tereddüt içindedirler.
[042.014](SA) Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden belli bir süreye kadar yaşatma sözü geçmiş olmasaydı, aralarında hüküm verilir(işleri bitirilir)di. Onlardan sonra Kitaba vâris kılınanlar ondan, kuşku veren bir şüphe içindedirler.

[042.015](AA) ÝóáöÐóáößó ÝóÇÏúÚõ æóÇÓúÊóÞöãú ßóãóÇ ÃõãöÑúÊó æóáóÇ ÊóÊøóÈöÚú ÃóåúæóÇÁåõãú æóÞõáú ÂãóäÊõ ÈöãóÇ ÃóäÒóáó Çááøóåõ ãöä ßöÊóÇÈò æóÃõãöÑúÊõ áöÃóÚúÏöáó Èóíúäóßõãõ Çááøóåõ ÑóÈøõäóÇ æóÑóÈøõßõãú áóäóÇ ÃóÚúãóÇáõäóÇ æóáóßõãú ÃóÚúãóÇáõßõãú áóÇ ÍõÌøóÉó ÈóíúäóäóÇ æóÈóíúäóßõãõ Çááøóåõ íóÌúãóÚõ ÈóíúäóäóÇ æóÅöáóíúåö ÇáúãóÕöíÑõ
[042.015](AU) İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır. (Âyette Hz. Peygamber in insanları davet edeceği prensipler açıklanırken, uyacağı esaslar da beyan edilmiştir. Buna göre davete devam edilecek, inanma yanların teklifve ısrarları dinlenmeyecektir.)
[042.015](DV) Bundan oturu sen birlige cagir ve emrolundugun gibi dogru ol; onlarin heveslerine uyma ve soyle soyle: "Allah'in indirdigi Kitap'a inandim; aranizda adaletle hukmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim islediklerimiz bize, sizin isledikleriniz kendinizedir. Bizimle sizin aranizda tartisilacak bir sey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar; dnus O'nadir.
[042.015](EH) Bunun için sen durma çağır ve emrolunduğun gibi doğru gitl! Onların arzularına uyma ve de ki: "Ben Allah'ın indirdiği her kitaba iman getirdim ve aranızda adalet yaparım diye emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size (aittir). Aramızda tartışmaya gerek yoktur. Allah hepimizi bir araya getirecek ve hep O'na gidilecektir.
[042.015](EM) Ey Muhammed! İşte bunun için insanları tevhide davet et ve sana emredildiği gibi dosdoğru ol. Onların keyiflerine uyma ve de ki: "Ben Allah'ın kitaptan indirdiğine inandım ve bana aranızda adaleti gerçekleştirmem emredildi. Allah bizim de rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Sizinle bizim aramızda hiçbir tartışmaya yer yoktur. Allah hepimizi biraraya toplayacaktır. Dönüş yalnız O'nadır.
[042.015](SA) Bundan dolayı sen (Hakka) çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların keyiflerine uyma ve de ki: "Ben Allâh'ın indirdiği her Kitaba inandım ve aranızda adâlet yapmakla emrolundum. Allâh bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim eylemlerimiz bize, sizin eylemleriniz size âittir. Bizimle sizin aranızda bir tartışma nedeni yoktur. Allâh aramızı bulur, (yahut: Allâh bizi bir araya toplar), dönüş O'nadır.

[042.016](AA) æóÇáøóÐöíäó íõÍóÇÌøõæäó Ýöí Çááøóåö ãöä ÈóÚúÏö ãóÇ ÇÓúÊõÌöíÈó áóåõ ÍõÌøóÊõåõãú ÏóÇÍöÖóÉñ ÚöäÏó ÑóÈøöåöãú æóÚóáóíúåöãú ÛóÖóÈñ æóáóåõãú ÚóÐóÇÈñ ÔóÏöíÏñ
[042.016](AU) Daveti kabul edildikten sonra, Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri, Rableri katında boştur. Onlar için bir gazap, yine onlar için çetin bir azap vardır.
[042.016](DV) Allah'in cagrisina icabet eden bulunduktan sonra, O'nun hakkinda tartismaga girisenlerin delilleri Rableri katinda hukumsuzdur. Onlara bir gazap vardir, cetin bir azap da onlar icindir.
[042.016](EH) Bu kabul edildikten sonra Allah hakkında tartışmaya kalkışacakların delilleri Rableri yanında geçersizdir. Üzerlerine bir gazap ve kendilerine şiddetli bir azap vardır.
[042.016](EM) Allah'ın davetine uyulduktan sonra, hâlâ O'nun dini hakkında mücadele edenlerin, getirdikleri deliller Rableri yanında batıldır. Onların üzerinde bir gazab ve kendileri için şiddetli bir azab vardır.
[042.016](SA) (Kamu tarafından) Kabul edildikten sonra, hâlâ Allâh(ın dini hakkın)da tartışanların delilleri, Rableri yanında bâtıldır. Üzerlerine bir gazab ve onlara şiddetli bir azâb vardır.

[042.017](AA) Çááøóåõ ÇáøóÐöí ÃóäÒóáó ÇáúßöÊóÇÈó ÈöÇáúÍóÞøö æóÇáúãöíÒóÇäó æóãóÇ íõÏúÑöíßó áóÚóáøó ÇáÓøóÇÚóÉó ÞóÑöíÈñ
[042.017](AU) Kitab'ı ve mizanı hak olarak indiren Allah'tır. Ne biliyorsun, belki de kıyamet saati yakındır!
[042.017](DV) Gercekten Kitap'i ve olcuyu indiren Allah'tir. Ne bilirsin, belki de kiyamet saati yakindir.
[042.017](EH) Hakka dair kitap ve mizanı (adalet terazisini) indiren o Allah'tır. Ve ne bileceksin belki de kıyamet yakındır!
[042.017](EM) Bu kitabı ve ölçüyü hakla indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır!
[042.017](SA) Allâh'tır ki gerçeği içeren Kitabı ve (adâlet) ölçü(sün)ü indirdi. Ne bilirsin, belki o sâ'at yakındır?

[042.018](AA) íóÓúÊóÚúÌöáõ ÈöåóÇ ÇáøóÐöíäó áóÇ íõÄúãöäõæäó ÈöåóÇ æóÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇ ãõÔúÝöÞõæäó ãöäúåóÇ æóíóÚúáóãõæäó ÃóäøóåóÇ ÇáúÍóÞøõ ÃóáóÇ Åöäøó ÇáøóÐöíäó íõãóÇÑõæäó Ýöí ÇáÓøóÇÚóÉö áóÝöí ÖóáóÇáò ÈóÚöíÏò
[042.018](AU) Ona inanmayanlar, onun çabuk kopmasını isterler. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
[042.018](DV) O'na inanmayanlar, acele olmasini beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gercek oldugunu bilirler. Iyi bilin ki kiyamet gunu hakkinda tartisanlar derin bir sapiklik icindedirler.
[042.018](EH) Ona inanmayan imansızlar onun çabuk gelmesin! isterler, inananlar ise gerçek olduğunu bilirler de ondan korkar ve sakınırlar. iyi bil ki kıyamet hakkında tartışanlar uzak (derin) bir sapıklık içindedirler.
[042.018](EM) O'na inanmayanlar kıyametin çabuk gelmesini istiyorlar. İnananlar ise O'ndan korkarlar ve O'nun hak olduğunu bilirler. İyi bilin ki, kıyamet saati hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
[042.018](SA) Ona inanmayanlar, onun çabuk gelmesini isterler. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bil ki, o sâ'at hakkında tartışanlar, uzak bir sapıklık içine düşmüşlerdir.

[042.019](AA) Çááøóåõ áóØöíÝñ ÈöÚöÈóÇÏöåö íóÑúÒõÞõ ãóä íóÔóÇÁ æóåõæó ÇáúÞóæöíøõ ÇáÚóÒöíÒõ
[042.019](AU) Allah kullarına lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür.
[042.019](DV) Allah, kullarina lutufta bulunandir. Diledigini riziklandirir. Kuvvetli olan da guclu olan da O'dur.
[042.019](EH) Allah kullarına çok lütufkardır. Dilediğine rızık verir. O çok kuvvetli, çok güçlüdür.
[042.019](EM) Allah kullarına çok lütufkârdır. Dilediğine rızık verir. O çok kuvvetlidir, çok güçlüdür.
[042.019](SA) Allâh kullarına lutufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, gâliptir.

[042.020](AA) ãóä ßóÇäó íõÑöíÏõ ÍóÑúËó ÇáúÂÎöÑóÉö äóÒöÏú áóåõ Ýöí ÍóÑúËöåö æóãóä ßóÇäó íõÑöíÏõ ÍóÑúËó ÇáÏøõäúíóÇ äõÄÊöåö ãöäúåóÇ æóãóÇ áóåõ Ýöí ÇáúÂÎöÑóÉö ãöä äøóÕöíÈò
[042.020](AU) Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kârını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.
[042.020](DV) Ahiret kazancini isteyenin kazancini artiririz; dunya kazancini isteyene de ondan veririz; ama ahirette bir payi bulunmaz.
[042.020](EH) Her kim ahiret ekimi isterse, onun ekinini artırırız; her kim de dünya ekimini isterse, ona da ondan veririz, ama ahirette ona hiç bir nasip yoktur.
[042.020](EM) Her kim ahiret kazancını isterse, biz onun kazancını artırırız, her kim de dünya kazancını isterse ona da ondan veririz, ama onun ahirette hiçbir nasibi yoktur.
[042.020](SA) Kim âhiret ekinini istiyorsa onun ekinini artırırız; kim dünyâ ekinini istiyorsa ona da dünyâdan bir şey veririz. Fakat onun âhirette bir nasibi olmaz.

[042.021](AA) Ãóãú áóåõãú ÔõÑóßóÇÁ ÔóÑóÚõæÇ áóåõã ãøöäó ÇáÏøöíäö ãóÇ áóãú íóÃúÐóä Èöåö Çááøóåõ æóáóæúáóÇ ßóáöãóÉõ ÇáúÝóÕúáö áóÞõÖöíó Èóíúäóåõãú æóÅöäøó ÇáÙøóÇáöãöíäó áóåõãú ÚóÐóÇÈñ Ãóáöíãñ
[042.021](AU) Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği bir dini getiren ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz zalimlere can yakıcı bir azap vardır.
[042.021](DV) Yoksa, Allah'in dinde izin vermedigi bir seyi onlara mesru kilacak ortaklari mi vardir? Eger kesin yargi bulunmayacak olsaydi aralarinda hemen hukmedilirdi. Dogrusu, zalimlere can yakici azap vardir.
[042.021](EH) Yoksa onların Allah 'in izin vermediği şeyleri dinde kendilerine meşru kılan ortakları mı var? Eğer o fasıl kelimesi (azabımın ertetenmesine dair ezelde geçen söz) olmasaydı aralarında hüküm verilir (işleri) bitirilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır.
[042.021](EM) Yoksa onların, Allah'ın dinde izin vermediği şeyi kendilerine meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer azabın ertelenmesine dair kesin yargı sözü olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilir, işleri bitirilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azab vardır.
[042.021](SA) Yoksa onların, kendilerine, Allâh'ın izin vermediği dini koyan ortaklar mı var? Eğer (bir süre fırsat verilmesi hakkında) karar olmasaydı derhal aralarında hüküm verilir(işleri bitirilir)di. Kuşkusuz zâlimler için acı bir azâb vardır.

[042.022](AA) ÊóÑóì ÇáÙøóÇáöãöíäó ãõÔúÝöÞöíäó ãöãøóÇ ßóÓóÈõæÇ æóåõæó æóÇÞöÚñ Èöåöãú æóÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇ æóÚóãöáõæÇ ÇáÕøóÇáöÍóÇÊö Ýöí ÑóæúÖóÇÊö ÇáúÌóäøóÇÊö áóåõã ãøóÇ íóÔóÇÄõæäó ÚöäÏó ÑóÈøöåöãú Ðóáößó åõæó ÇáúÝóÖúáõ ÇáßóÈöíÑõ
[042.022](AU) Yaptıkları şeyler başlarına gelirken zalimlerin, korkudan titrediklerini göreceksin. İman edip iyi işler yapanlar da cennet bahçelerindedirler. Rablerinin yanında onlara diledikleri her şey vardır. İşte büyük lütuf budur.
[042.022](DV) Yaptiklari seyler baslarina gelirken, zalimlerin korkudan titrediklerini gorursun: Inanip yararli isler isleyenler cennet bahcelerindedirler. Rablerinin katinda, onlara diledikleri verilir. Iste buyuk lutuf budur.
[042.022](EH) O zalimleri kazandıkları şeyin cezası tepelerine inerken korkudan titrerlerken göreceksin, iman edip güzel güzel işler yapanlar ise cennetlerin hoş hoş bahçelerinde olacaklardır. Rablerinin yanında onlar için her istedikleri vardır, işte bu büyük lütuf.
[042.022](EM) Sen kıyamet günü kazandıkları şeyin cezası başlarına gelirken zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İman edip salih amel işleyenler ise cennet bahçelerindedirler. Rablerinin yanında onlar için istedikleri her şey vardır. İşte büyük lütuf budur.
[042.022](SA) Yaptıkları işler başlarına inerken zâlimlerin, korkudan titrediklerini görürsün. Fakat inanıp iyi işler yapanlar cennet bahçelerindedirler. Rablerinin yanında onlara diledikleri her şey vardır. İşte büyük lutuf budur.

[042.023](AA) Ðóáößó ÇáøóÐöí íõÈóÔøöÑõ Çááøóåõ ÚöÈóÇÏóåõ ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇ æóÚóãöáõæÇ ÇáÕøóÇáöÍóÇÊö Þõá áøóÇ ÃóÓúÃóáõßõãú Úóáóíúåö ÃóÌúÑðÇ ÅöáøóÇ ÇáúãóæóÏøóÉó Ýöí ÇáúÞõÑúÈóì æóãóä íóÞúÊóÑöÝú ÍóÓóäóÉð äøóÒöÏú áóåõ ÝöíåóÇ ÍõÓúäðÇ Åöäøó Çááøóåó ÛóÝõæÑñ ÔóßõæÑñ
[042.023](AU) İşte Allah'ın, iman eden ve iyi işler yapan kullarına müjdelediği nimet budur. Deki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik işlerse onun sevabını fazlasıyla veririz. Şüphesiz Allah bağışlayan, şükrün karşılığını verendir.
[042.023](DV) Allah, inanip yararli isler isleyen kullarini bununla mujdeler. De ki: "Ben sizden buna karsi yakinlara sevgiden baska bir ucret istemem." Kim guzel bir is islerse onun guzelligini arttiririz. Dogrusu Allah bagislayandir, sukrun karsiligini verendir.
[042.023](EH) İşte bu müjdeyle Allah, iman edip iyi iyi işler yapan kullarım müjdeliyor. De ki: "Buna karşı sizden yakınlıkta sevgiden başka bir karşılık istemem." Her kim çalışır da bir güzellik kazanırsa ona orada daha fazla bir güzellik veririz; çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, çokça şükrün karşılığım verendir.
[042.023](EM) İşte Allah iman edip salih amel işleyen kullarını bununla müjdeler. Ey Muhammed! De ki: "Ben bu tebliğime karşı sizden akrabalıkta sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum." Her kim bir iyilik yaparsa biz onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını verir.
[042.023](SA) Allâh'ın, inanan ve iyi işler yapan kullarını müjdelediği (büyük lutuf). De ki: "Ben bunu karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ancak (Allah'a) yaklaşmayı arzu ediyorum." Kim bir iyilik yaparsa onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allâh bağışlayan, (iyiliğe) karşılık verendir.

[042.024](AA) Ãóãú íóÞõæáõæäó ÇÝúÊóÑóì Úóáóì Çááøóåö ßóÐöÈðÇ ÝóÅöä íóÔóÃö Çááøóåõ íóÎúÊöãú Úóáóì ÞóáúÈößó æóíóãúÍõ Çááøóåõ ÇáúÈóÇØöáó æóíõÍöÞøõ ÇáúÍóÞøó ÈößóáöãóÇÊöåö Åöäøóåõ Úóáöíãñ ÈöÐóÇÊö ÇáÕøõÏõæÑö
[042.024](AU) Yoksa onlar, (senin için) Allah'a karşı yalan uydurdu mu derler? Allah dilerse senin kalbini de mühürler. Ve Allah bâtılı yok eder; sözleriyle hakkı ortaya koyar. Şüphesiz O, kalplerde olanları bilendir.
[042.024](DV) Yoksa senin icin Allah'a karsi yalan yere iftira etti mi derler? Allah dilerse senin kalbini muhurler, batili da yok eder, hakki sozleriyle gerceklestirir. Dogrusu O, kalplerde olani bilendir.
[042.024](EH) Yoksa, Allah'a karşı bir yalanı mı iftira eni, diyorlar. Allah dilerse senin de kalbini üstünden mühürleyiverir. Allah batılı yok eder, sözleriyle hakkı gerçekleştirir. Şüphe yok ki O, bütün sinelerin içyüzünü bilir.
[042.024](EM) Yoksa onlar, senin hakkında: "Allah'a karşı yalan uydurdu." mu diyorlar? Eğer Allah dilerse senin de kalbini mühürler; batılı yok eder ve sözleriyle hakkı gerçekleştirir. Şüphesiz ki O kalplerde bulunan şeyleri hakkıyla bilir.
[042.024](SA) Yoksa: "Allah'a yalan uydurdu" mu diyorlar? Öyle bir durumda Allâh, dilese senin kalbine mühür basar; bâtılı mahveder, hakkı sözleriyle yerleştirir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü bilir.

[042.025](AA) æóåõæó ÇáøóÐöí íóÞúÈóáõ ÇáÊøóæúÈóÉó Úóäú ÚöÈóÇÏöåö æóíóÚúÝõæ Úóäö ÇáÓøóíøöÆóÇÊö æóíóÚúáóãõ ãóÇ ÊóÝúÚóáõæäó
[042.025](AU) O, kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.
[042.025](EH) O'dur kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden ve bütün yaptıklarınızı bilen.
[042.025](EM) Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden ve sizin yaptıklarınızı bilen O'dur.
[042.025](SA) O'dur ki kullarından tevbeyi kabul eder, kötülüklerden geçer ve yaptıklarınızı bilir.
[042.025-6](DV) Kullarinin tevbesini kabul eden, kotulukleri affeden, yaptiklarinizi bilen, inanip yararli isler isleyenlerin duasini kabul eden, lutfuyla onlarin ecrini arttiran O'dur. Ama, inkarcilar icin cetin azap vardir.

[042.026](AA) æóíóÓúÊóÌöíÈõ ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇ æóÚóãöáõæÇ ÇáÕøóÇáöÍóÇÊö æóíóÒöíÏõåõã ãøöä ÝóÖúáöåö æóÇáúßóÇÝöÑõæäó áóåõãú ÚóÐóÇÈñ ÔóÏöíÏñ
[042.026](AU) Allah, iman edip iyi işler yapanların tevbesini kabul eder, lütfundan onlara, fazlasını verir. Kâfirlere gelince, onlara da çetin bir azap vardır.
[042.026](EH) İman edip iyi amel yapanların duasını kabul buyurur, lütfundan onlara fazlasını da verir, kafirlere gelince, onlara şiddetli bir azap vardır.
[042.026](EM) Allah iman edip, salih amel işleyenlerin tevbesini kabul eder, onlara lütfundan daha fazlasını verir. Kâfirler için ise şiddetli bir azap vardır.
[042.026](SA) İnanan ve iyi işler yapanların dileklerini kabul eder; lutuf ve kereminden onlara, daha fazlasını da verir. Kâfirlere gelince: onlara da çetin bir azâb vardır.

[042.027](AA) æóáóæú ÈóÓóØó Çááøóåõ ÇáÑøöÒúÞó áöÚöÈóÇÏöåö áóÈóÛóæúÇ Ýöí ÇáúÃóÑúÖö æóáóßöä íõäóÒøöáõ ÈöÞóÏóÑò ãøóÇ íóÔóÇÁ Åöäøóåõ ÈöÚöÈóÇÏöåö ÎóÈöíÑñ ÈóÕöíÑñ
[042.027](AU) Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde azarlardı. Fakat O, (rızkı) dilediği ölçüde indirir. Çünkü O, kullarının haberini alandır, onları görendir.
[042.027](DV) Eger Allah rizki kullarinin hepsine bol bol verseydi, yeryuzunde azginlik ederlerdi. Ama O, diledigini bir olcuye gore indirir. Dogrusu O, kullarindan haberdardir, onlari gorendir.
[042.027](EH) Bununla beraber Allah kullanna bol bol rızık seriverseydi, yeryüzünde azar ve taşkınlak ederlerdi. Fakat dilediği kadar ölçü ile indiriyor. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, onları görendir.
[042.027](EM) Eğer Allah rızkı kullarına bol bol verseydi, mutlaka yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat O dilediğini belli bir ölçüye göre indiriyor. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, onları hakkıyla görür.
[042.027](SA) Allâh kullarına rızkı bollaştırsaydı, yeryüzünde azarlardı. Fakat (O rızkı) dilediği ölçüde indiriyor. Çünkü O, kullarını(n her halini) haber alandır, görendir.

[042.028](AA) æóåõæó ÇáøóÐöí íõäóÒøöáõ ÇáúÛóíúËó ãöä ÈóÚúÏö ãóÇ ÞóäóØõæÇ æóíóäÔõÑõ ÑóÍúãóÊóåõ æóåõæó Çáúæóáöíøõ ÇáúÍóãöíÏõ
[042.028](AU) O, (insanlar) umutlarını kestikten sonra, yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O, hakiki dosttur, övülmeye lâyık olandır.
[042.028](DV) Umutsuzluga dusmelerinin ardindan yagmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, ovulmege layik olan dosttur.
[042.028](EH) O'dur (insanlar) ümit kesmişlerken yağmuru indiren ve rahmetim her tarafa yayan. O, öyle dost, öyle övülmeye layık olandır.
[042.028](EM) İnsanlar ümitlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan O'dur. Övülmeye layık olan gerçek dost O'dur.
[042.028](SA) O'dur ki (kulları) umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir, rahmetini yayar. O velidir, övülmüştür.

[042.029](AA) æóãöäú ÂíóÇÊöåö ÎóáúÞõ ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáúÃóÑúÖö æóãóÇ ÈóËøó ÝöíåöãóÇ ãöä ÏóÇÈøóÉò æóåõæó Úóáóì ÌóãúÚöåöãú ÅöÐóÇ íóÔóÇÁ ÞóÏöíÑñ
[042.029](AU) Gökleri, yeri ve bunların içine yayıp ürettiği canlıları yaratması da O'nun delillerindendir. O dilediği zaman bunları biraraya toplamaya da kadirdir.
[042.029](DV) Gokleri, yeri ve ikisinde yaydigi canlilari yaratmasi varliginin delillerindendir.
[042.029](EH) Göklerin ve yerin yaratılışı ve onlarda ürettiği her canlının üretilişi de O'nun ayetlerindendir. Ve O dilediği zaman onları toplamaya da kadirdir.
[042.029](EM) Gökleri yeri ve her ikisinde yaydığı canlıları yaratması da Allah'ın kudretinin delillerindendir. O'nun dilediği zaman onları biraraya toplamaya da gücü yeter.
[042.029](SA) Gökleri, yeri ve bunların içine yaydığı canlıları yaratması da O'nun âyetlerinden(birliğinin ve kudretinin işâretlerinden)dir. O, dilediği zaman onları toplamağa da kâdirdir.

[042.030](AA) æóãóÇ ÃóÕóÇÈóßõã ãøöä ãøõÕöíÈóÉò ÝóÈöãóÇ ßóÓóÈóÊú ÃóíúÏöíßõãú æóíóÚúÝõæ Úóä ßóËöíÑò
[042.030](AU) Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.
[042.030](DV) Basiniza gelen herhangi bir musibet ellerinizle islediklerinizden oturudur. O, yine de cogunu affeder.
[042.030](EH) Başınıza ne musibet geldiyse kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Oysa bir çoğunu da bağışlıyor.
[042.030](EM) Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah yine de çoğunu affeder.
[042.030](SA) Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı (işler) yüzündendir. (Allâh, hatâlarınızın) Birçoğunu da affeder.

[042.031](AA) æóãóÇ ÃóäÊõã ÈöãõÚúÌöÒöíäó Ýöí ÇáúÃóÑúÖö æóãóÇ áóßõã ãøöä Ïõæäö Çááøóåö ãöä æóáöíøò æóáóÇ äóÕöíÑò
[042.031](AU) Yeryüzünde (O'nu) âciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz ve bir yardımcınız da yoktur.
[042.031](DV) Yeryuzunde O'nu aciz birakamazsiniz. Allah'tan baska bir dostunuz da yardimciniz da yoktur.
[042.031](EH) Hem siz yer yüzünde (O'nu) aciz bırakacak değilsiniz. Ve sizi Allah'tan başka kurtaracak ne bir koruyucu ne de bir yardımcı yoktur.
[042.031](EM) Siz yeryüzünde (O'nu) aciz bırakamazsınız. Sizin Allah'tan başka bir dostunuz ve yardımcınız da yoktur.
[042.031](SA) Siz, yer yüzünde O(nun cezâsı)na engel olamazsınız. Sizin Allah'tan başka ne bir veliniz, ne de bir yardımcınız vardır.

[042.032](AA) æóãöäú ÂíóÇÊöåö ÇáúÌóæóÇÑö Ýöí ÇáúÈóÍúÑö ßóÇáúÃóÚúáóÇãö
[042.032](AU) Denizde dağlar gibi akıp gidenler (gemiler) de O'nun (varlığının) delillerindendir.
[042.032](DV) Denizde yuce daglar gibi gemilerin yurumesi O'nun varliginin delillerindendir.
[042.032](EH) Yine O'nun ayetlerinden biri de denizde dağlar gibi akanlar (gemiler)dir.
[042.032](EM) Denizlerde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi de O'nun kudretinin delillerindendir.
[042.032](SA) Denizde dağlar gibi akıp giden(gemi)ler O'nun âyetlerindendir.

[042.033](AA) Åöä íóÔóÃú íõÓúßöäö ÇáÑøöíÍó ÝóíóÙúáóáúäó ÑóæóÇßöÏó Úóáóì ÙóåúÑöåö Åöäøó Ýöí Ðóáößó áóÂíóÇÊò áøößõáøö ÕóÈøóÇÑò ÔóßõæÑò
[042.033](AU) Dilerse O, rüzgârı durdurur,da onun (denizin) üstünde kalakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
[042.033](DV) O, dilerse ruzgari durdurur, yelkenle giden gemiler o zaman denizin yuzunde durakalir. Bunlarda, sabirli olan ve cok sukreden kimseler icin deliller vardir.
[042.033](EH) Dilerse o rüzgarı durduruverir de (yelkenle giden gemiler) sırtı üzerinde durakalırlar. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için nice ayetler vardır.
[042.033](EM) Eğer O dilerse rüzgarı durdurur da yelkenle giden gemiler denizin üzerinde duruverirler. Şüphesiz ki bunda sabırlı olan ve çok şükreden kimseler için nice ibretler vardır.
[042.033](SA) Dilerse rüzgârı durdurur, (gemiler denizin) sırtında durakalır. Kuşkusuz bunda sabreden, şükreden herkes için ibretler vardır.

[042.034](AA) Ãóæú íõæÈöÞúåõäøó ÈöãóÇ ßóÓóÈõæÇ æóíóÚúÝõ Úóä ßóËöíÑò
[042.034](AU) Yahut yaptıkları yüzünden onları helâk eder. Birçoğunu da affeder (kurtarır).
[042.034](DV) Yahut yaptiklarina karsilik onlari ortadan kaldirir bir cogunu da bagislar.
[042.034](EH) Yahut da içindekilerin kazançlarıyla onları helak eder; bir çoğunu da bağışlar.
[042.034](EM) Yahut da Allah kazandıkları günahlar yüzünden onları helâk eder ve birçoğunu da bağışlar.
[042.034](SA) Yahut yaptıkları (işler) yüzünden gemileri(n içindekileri) helâk eder. Birçoğunu da affeder (kurtarır).

[042.035](AA) æóíóÚúáóãó ÇáøóÐöíäó íõÌóÇÏöáõæäó Ýöí ÂíóÇÊöäóÇ ãóÇ áóåõã ãøöä ãøóÍöíÕò
[042.035](AU) Böylece âyetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
[042.035](DV) Ayetlerimiz uzerinde tartisanlar, kendilerine kacacak yer olmadigini bilsinler.
[042.035](EH) Hem ayetlerimiz hakkında mücadele edenler bilsinler ki, kendileri için kaçacak bir yer yoktur.
[042.035](EM) Âyetlerimiz hakkında mücadele edenler bilsinler ki kendileri için kaçacak bir yer yoktur.
[042.035](SA) Ki âyetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.

[042.036](AA) ÝóãóÇ ÃõæÊöíÊõã ãøöä ÔóíúÁò ÝóãóÊóÇÚõ ÇáúÍóíóÇÉö ÇáÏøõäúíóÇ æóãóÇ ÚöäÏó Çááøóåö ÎóíúÑñ æóÃóÈúÞóì áöáøóÐöíäó ÂãóäõæÇ æóÚóáóì ÑóÈøöåöãú íóÊóæóßøóáõæäó
[042.036](AU) Size verilen şey, yalnızca dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha iyi ve daha süreklidir. Bu mükâfat iman edenler ve Rablerine dayanıp güvenenler içindir.
[042.036](EH) Özetle, size verilmiş bulunan şeyler sadece bu dünya hayatinin geçici menfaatidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise iman edip sadece Rablerine güvenen kimseler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
[042.036](EM) Size verilen herhangi bir şey sadece dünya hayatının geçici bir menfaatidir. Allah katında bulunanlar ise iman edip sadece Rablerine güvenen kimseler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
[042.036](SA) Size verilen şeyler, dünyâ hayâtının geçimidir. İnanıp Rablerine dayananlar için Allâh'ın yanında bulunan ödül ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
[042.036-8](DV) Size verilen herhangi bir sey, sadece dunya hayatinin bir gecimligidir. Allah katinda olan; inanip Rablerine guvenen, buyuk gunahlardan ve hayasizliklardan cekinen, ofkelendiklerinde bile bagislayanlar, Rablerinin cagrisina cevap verenler ve namaz kilanlar icin daha iyi ve daha sureklidir. Onlarin isleri aralarinda danisma iledir. Kendilerine verdigimiz riziktan da sarfederler.

[042.037](AA) æóÇáøóÐöíäó íóÌúÊóäöÈõæäó ßóÈóÇÆöÑó ÇáúÅöËúãö æóÇáúÝóæóÇÍöÔó æóÅöÐóÇ ãóÇ ÛóÖöÈõæÇ åõãú íóÛúÝöÑõæäó
[042.037](AU) Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.
[042.037](EH) Onlar ki, günahın büyüklerine ve açık çirkinliklere uzak bulunurlar ve öfkelendikleri vakit de kusur örterler;
[042.037](EM) O iman edenler, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar. Onlar öfkelendikleri zaman da kusurları bağışlarlar.
[042.037](SA) Onlar büyük günâhlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar; kızdıkları zaman da onlar, affederler.

[042.038](AA) æóÇáøóÐöíäó ÇÓúÊóÌóÇÈõæÇ áöÑóÈøöåöãú æóÃóÞóÇãõæÇ ÇáÕøóáóÇÉó æóÃóãúÑõåõãú ÔõæÑóì Èóíúäóåõãú æóãöãøóÇ ÑóÒóÞúäóÇåõãú íõäÝöÞõæäó
[042.038](AU) Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar.
[042.038](EH) Onlar, Rablerinin davetin! kabul etmekte ve namazı kılmaktalar; buyrukları aralarında danışıklıdır (işlerim de aralarında danışarak çözerler) kendilerine verdiğimiz rızıklardan başkalarına dağıtırlar;
[042.038](EM) Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar.
[042.038](SA) Rablerinin çağrısına gelirler, namazı kılarlar. İşleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar.

[042.039](AA) æóÇáøóÐöíäó ÅöÐóÇ ÃóÕóÇÈóåõãõ ÇáúÈóÛúíõ åõãú íóäÊóÕöÑõæäó
[042.039](AU) Bir haksızlığa uğradıkları zaman, yardımlaşırlar.
[042.039](DV) Bir haksizliga ugradiklarinda, ustun gelmek icin aralarinda yardimlasirlar.
[042.039](EH) Kendilerine bir saldırı olduğu vakit birbirleriyle yardımlaşır, öçlerim alırlar.
[042.039](EM) Onlar, bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirleriyle yardımlaşırlar.
[042.039](SA) Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman kendilerini savunurlar.

[042.040](AA) æóÌóÒóÇÁ ÓóíøöÆóÉò ÓóíøöÆóÉñ ãøöËúáõåóÇ Ýóãóäú ÚóÝóÇ æóÃóÕúáóÍó ÝóÃóÌúÑõåõ Úóáóì Çááøóåö Åöäøóåõ áóÇ íõÍöÈøõ ÇáÙøóÇáöãöíäó
[042.040](AU) Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.
[042.040](DV) Bir kotulugun karsilgi, ayni sekilde bir kotuluktur. Ama kim affeder ve barisirsa, onun ecri Allah'a aittir. Dogrusu O, zulmedenleri sevmez.
[042.040](EH) Kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür. Ama kim affedip islah ederse onun mükafatı Allah'a aittir. Şüphesiz o zalimleri sevmez.
[042.040](EM) Bir kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür, ama kim affeder, bağışlarsa onun mükafatı Allah'a aittir. Şüphesiz ki Allah, zalimleri sevmez.
[042.040](SA) Kötülüğün cezâsı, yine onun gibi bir kütülüktür. Kim affeder, barışırsa onun mükâfâtı Allah'a âittir. Doğrusu O, zâlimleri sevmez.

[042.041](AA) æóáóãóäö ÇäÊóÕóÑó ÈóÚúÏó Ùõáúãöåö ÝóÃõæúáóÆößó ãóÇ Úóáóíúåöã ãøöä ÓóÈöíáò
[042.041](AU) Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, artık onlara yapılacak bir şey yoktur.
[042.041](DV) Zulum gordukten sonra hakkini alan kimselere, iste onlarin aleyhine bir yol yoktur.
[042.041](EH) Her kim zulme uğradıktan sonra öcünü alırsa artık onlar üzerine (ceza vermek için herhangi bir) yol yoktur.
[042.041](EM) Zulme uğradıktan sonra hakkını alan kimseye gelince, işte onların aleyhinde ceza vermek için herhangi bir yol yoktur.
[042.041](SA) Kim zulme uğradıktan sonra kendini savunursa öylelerinin aleyhine bir yol yoktur (onlar kınanmaz ve cezâlandırılmazlar).

[042.042](AA) ÅöäøóãóÇ ÇáÓøóÈöíáõ Úóáóì ÇáøóÐöíäó íóÙúáöãõæäó ÇáäøóÇÓó æóíóÈúÛõæäó Ýöí ÇáúÃóÑúÖö ÈöÛóíúÑö ÇáúÍóÞøö ÃõæúáóÆößó áóåõã ÚóÐóÇÈñ Ãóáöíãñ
[042.042](AU) Ancak insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere ceza vardır. İşte acıklı azap bunlaradır.
[042.042](DV) Insanlara zulmedenlere, yeryuzunde haksiz yere taskinlik edenlere karsi durulmalidir. Iste, can yakici azap bunlaradir.
[042.042](EH) Yol, ancak haksız yere yeryüzünde azgınlık ederek, insanlara zulmedenler üzerinedir, işte onlara acı bir azap vardır.
[042.042](EM) Yol ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler aleyhinedir. İşte onlar için acı bir azap vardır.
[042.042](SA) Ancak şunlar aleyhine yol vardır ki, insanlara zulmederler ve yeryüzünde haksız yere saldırırlar. İşte böylelerine acı bir azâb vardır.

[042.043](AA) æóáóãóä ÕóÈóÑó æóÛóÝóÑó Åöäøó Ðóáößó áóãöäú ÚóÒúãö ÇáúÃõãõæÑö
[042.043](AU) Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.
[042.043](DV) Ama sabredip bagislayanin isi, iste bu, azmedilmeye deger islerdendir.
[042.043](EH) Her kim de sabreder, suç öderse işte bu, üstün davranışlardandır.
[042.043](EM) Her kim de sabreder ve kusuru bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir.
[042.043](SA) Fakat kim sabreder, affederse, şüphesiz bu, çok önemli işlerdendir!

[042.044](AA) æóãóä íõÖúáöáö Çááøóåõ ÝóãóÇ áóåõ ãöä æóáöíøò ãøöä ÈóÚúÏöåö æóÊóÑóì ÇáÙøóÇáöãöíäó áóãøóÇ ÑóÃóæõÇ ÇáúÚóÐóÇÈó íóÞõæáõæäó åóáú Åöáóì ãóÑóÏøò ãøöä ÓóÈöíáò
[042.044](AU) Allah kimi saptırırsa, bundan sonra artık onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zalimlerin: Dönecek bir yol var mı? dediklerini görürsün.
[042.044](DV) Allah kimi saptirirsa, artik onun bundan sonra bir dostu olmaz. Azabi gorduklerinde, zalimlerin: "Donecek bir yol yok mudur?" dediklerini gorursun.
[042.044](EH) Her kimi de Allah şaşırtırsa artık bundan sonra ona hiçbir dost yoktur. O zalimleri azabı gördükleri vakit: "Geri dönmeye bir yol var mı?" derken göreceksin.
[042.044](EM) Allah kimi saptırırsa artık bundan sonra onun için hiçbir dost yoktur. Sen, azabı gördüklerinde zalimlerin: "Acaba dönecek bir yol var mıdır?" dediklerini görürsün.
[042.044](SA) Allâh kimi sapıklıkta bırakırsa artık onun, Allah'tan sonra bir velisi yoktur. Zâlimlerin, azâbı gördükleri zaman: "Geri dönecek bir yol var mı?" dediklerini görürsün.

[042.045](AA) æóÊóÑóÇåõãú íõÚúÑóÖõæäó ÚóáóíúåóÇ ÎóÇÔöÚöíäó ãöäó ÇáÐøõáøö íóäÙõÑõæäó ãöä ØóÑúÝò ÎóÝöíøò æóÞóÇáó ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇ Åöäøó ÇáúÎóÇÓöÑöíäó ÇáøóÐöíäó ÎóÓöÑõæÇ ÃóäÝõÓóåõãú æóÃóåúáöíåöãú íóæúãó ÇáúÞöíóÇãóÉö ÃóáóÇ Åöäøó ÇáÙøóÇáöãöíäó Ýöí ÚóÐóÇÈò ãøõÞöíãò
[042.045](AU) Ateşe arz olunurlarken onların, zilletten başlarını öne eğerek göz ucuyla gizli gizli baktıklarını göreceksin. İnananlar da: İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır, diyecekler. Kesinlikle biliniz ki, zalimler, sürekli bir azap içindedirler.
[042.045](DV) Asagiliktan baslari one egilmis, goz ucuyla gizli gizli etrafa bakarken, atese sunulduklarini gorursun. Inananlar: "Husranda olanlar, kiyamet gunu kendilerini de, ailelerini de husranda birakanlardir" derler. Iyi bilin ki, zalimler surekli bir azap icindedirler.
[042.045](EH) Sen onları, o ateşe sunulurlarken aşağılanmadan dolayı boyunlarım bükerek göz altından bakarlarken göreceksin! iman etmiş olanlar da şöyle dener: "Gerçek zarara uğrayanlar Kıyamet günü hem kendilerine hem ailelerine yazık etmiş kimselerdir." Bakın zalimler gerçekten sürekli bir azap içindedirler.
[042.045](EM) Sen, onların aşağılıktan dolayı başları öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarlarken ateşe sunulduklarını görürsün, iman edenler de: "Gerçekten zarara uğrayanlar hem kendilerine hem de ailelerine kıyamet günü yazık etmiş olan kimselerdir." diyeceklerdir. İyi bilin ki zalimler devamlı bir azap içerisindedirler.
[042.045](SA) Yine onları görürsün: Aşağılıktan başlarını öne eğmiş vaziyette ateşe sunulurlarken göz ucuyla gizli gizli bakarlar. İnananlar da: "İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyâmet günü hem kendilerini, hem âilelerini ziyan edenlerdir. Bakın, gerçekten zâlimler sürekli bir azâb içindedirler" demişlerdir.

[042.046](AA) æóãóÇ ßóÇäó áóåõã ãøöäú ÃóæúáöíóÇÁ íóäÕõÑõæäóåõã ãøöä Ïõæäö Çááøóåö æóãóä íõÖúáöáö Çááøóåõ ÝóãóÇ áóåõ ãöä ÓóÈöíáò
[042.046](AU) Onların Allah'tan başka kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi saptırırsa artık onun kurtuluşa çıkan bir yolu yoktur.
[042.046](DV) Onlarin, Allah'tan baska kendilerine yardim edecek dostlari da yoktur. Allah'in saptirdigi kimsenin cikar yolu olmaz.
[042.046](EH) Onların, Allah'ın önünden kendilerim kurtaracak dostlar da yoktur. Allah kimi de saptırırsa artık onun için (çıkar bir) yol yoktur.
[042.046](EM) Onların Allah'tan başka kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık onun için çıkar bir yol yoktur.
[042.046](SA) Onların, Allah'tan başka kendilerine yardım edecek velileri yoktur. Allâh kimi sapıklıkta bırakırsa artık onun için bir (kurtuluş) yol(u) yoktur.

[042.047](AA) ÇÓúÊóÌöíÈõæÇ áöÑóÈøößõã ãøöä ÞóÈúáö Ãóä íóÃúÊöíó íóæúãñ áøóÇ ãóÑóÏøó áóåõ ãöäó Çááøóåö ãóÇ áóßõã ãøöä ãøóáúÌóÃò íóæúãóÆöÐò æóãóÇ áóßõã ãøöä äøóßöíÑò
[042.047](AU) Allah'tan, geri çevrilmesi imkânsız bir gün gelmezden önce, Rabbinize uyun. Çünkü o gün, hiçbiriniz sığınacak yer bulamazsınız, itiraz da edemezsiniz.
[042.047](DV) Allah katindan, geri cevrilemiyecek gunun gelmesinden once Rabbinizin cagrisina cevap verin. O gun hicbirinize siginacak yer bulunmaz, inkar de edemezsiniz.
[042.047](EH) Allah tarafından geri çevrilmesine çare olmayan bir gün gelmeden önce Rabbinizin davetine uyun, çünkü o gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de inkara çare.
[042.047](EM) Allah tarafından, geri çevrilemeyecek kıyamet günü gelmeden önce, Rabbinizin davetine uyun, çünkü o gün, sizin için sığınacak bir yer yoktur ve siz inkâr da edemezsiniz.
[042.047](SA) Allah'tan, geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabbiniz(in çağrısı)na uyun. Çünkü o gün ne sığınacak bir yeriniz var; ne de (yaptıklarınızı) inkâra çâre.

[042.048](AA) ÝóÅöäú ÃóÚúÑóÖõæÇ ÝóãóÇ ÃóÑúÓóáúäóÇßó Úóáóíúåöãú ÍóÝöíÙðÇ Åöäú Úóáóíúßó ÅöáøóÇ ÇáúÈóáóÇÛõ æóÅöäøóÇ ÅöÐóÇ ÃóÐóÞúäóÇ ÇáúÅöäÓóÇäó ãöäøóÇ ÑóÍúãóÉð ÝóÑöÍó ÈöåóÇ æóÅöä ÊõÕöÈúåõãú ÓóíøöÆóÉñ ÈöãóÇ ÞóÏøóãóÊú ÃóíúÏöíåöãú ÝóÅöäøó ÇáúÅöäÓóÇäó ßóÝõæÑñ
[042.048](AU) Eğer yüz çevirirlerse, bilesin ki biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen sadece duyurmaktır. Biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinir. Ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse, işte o zaman insan pek nankördür!
[042.048](DV) Eger yuz cevirirlerse bilsinler ki, Biz seni onlara bekci gondermedik; sana dusen sadece tebligdir. Dogrusu Biz insana katimizdan bir rahmet tattirirsak ona sevinir; ama elleriyle yaptiklari yuzunden baslarina bir kotuluk gelirse iste o zaman gorursun ki insan gercekten pek nankrdur.
[042.048](EH) Yine de aldırmıyorlarsa Biz de seni üzerlerine gözcü göndermedik ya! Sana düşen sadece tebliğdir. Fakat Biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman bununla sevinirse de duyar; kendi ellerinin yaptıkları yüzünden başlarına bir fenalık gelirse o zaman da insan hepsini unutan bir nankör olur.
[042.048](EM) Ey Muhammed! Eğer onlar yüz çevirirlerse bilsinler ki, biz seni onların üzerine bir bekçi olarak göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir, ama elleriyle yaptıkları yüzünden kendilerine bir kötülük isabet ederse, o zaman görürsün ki insan çok nankördür.
[042.048](SA) Eğer yüz çevirirlerse (üzülme); biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen, yalnız duyurmaktır. Biz insana, bizden bir rahmet taddırdığımız zaman ona sevinir. Ama ellerinin (yapıp) öne sürdüğü işlerden dolayı başlarına bir kötülük gelirse, insan hemen nankör olur.

[042.049](AA) áöáøóåö ãõáúßõ ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáúÃóÑúÖö íóÎúáõÞõ ãóÇ íóÔóÇÁ íóåóÈõ áöãóäú íóÔóÇÁ ÅöäóÇËðÇ æóíóåóÈõ áöãóä íóÔóÇÁ ÇáÐøõßõæÑó
[042.049](AU) Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları, dilediğine de erkek çocukları bahşeder.
[042.049](DV) Goklerin ve yerin hukumranligi Allah'indir. Diledigini yaratir, diledigine kiz cocuk, diledigine de erkek cocuk verir.
[042.049](EH) Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğim yaratır, dilediği kimseye dişiler, dilediği kimseye de erkekler bahşeder.
[042.049](EM) Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah'a aittir. O dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk bahşeder.
[042.049](SA) Göklerin ve yerin mülkü Allâh'ındır. (O) Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler bahşeder, dilediğine de erkekler bahşeder.

[042.050](AA) Ãóæú íõÒóæøöÌõåõãú ÐõßúÑóÇäðÇ æóÅöäóÇËðÇ æóíóÌúÚóáõ ãóä íóÔóÇÁ ÚóÞöíãðÇ Åöäøóåõ Úóáöíãñ ÞóÏöíÑñ
[042.050](AU) Yahut onları, hem erkek hem de kız çocukları olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır kılar. O, her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir.
[042.050](DV) Yahut hem kiz hem erkek cocuk verir, dildigini de kisir kilar. O, bilendir, her seye Kadir'dir.
[042.050](EH) Yahut da erkekli dişili ikizler verir, dilediğin! de kısır yapar. Gerçekten O'nun ilmi çok, kudretine nihayet yoktur.
[042.050](EM) Yahut Allah onları erkek ve kız olmak üzere çift verir, dilediğini de kısır yapar. Şüphesiz ki O her şeyi bilir. O'nun her şeye gücü yeter.
[042.050](SA) Yahut onları çift yapar: Hem dişi, hem erkek (verir). Dilediğini de kısır yapar. O (herşeyi) bilendir, (herşeye) gücü yetendir.

[042.051](AA) æóãóÇ ßóÇäó áöÈóÔóÑò Ãóä íõßóáøöãóåõ Çááøóåõ ÅöáøóÇ æóÍúíðÇ Ãóæú ãöä æóÑóÇÁ ÍöÌóÇÈò Ãóæú íõÑúÓöáó ÑóÓõæáðÇ ÝóíõæÍöíó ÈöÅöÐúäöåö ãóÇ íóÔóÇÁ Åöäøóåõ Úóáöíøñ Íóßöíãñ
[042.051](AU) Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakîmdir.
[042.051](DV) Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasindan konusur, yahut bir elci gonderir; izniyle, dildigini vahyeder. Dogrusu O yucedir, Hakim'dir.
[042.051](EH) Bununla beraber hiçbir insan için Allah'ın şu üç suret dışında doğrudan doğruya ona söz söylemesi mümkün değildir; ancak, ya vahiy ile, ya perde arkasından ya da bir elçi gönderir, izniyle ona dilediğini vahyeder. Çünkü O, çok yüksek ve çok hikmet sahibidir.
[042.051](EM) Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Yahut da bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz ki O çok yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.
[042.051](SA) Allâh bir insanla (karşılıklı) konuşmaz. Ancak vahiyle (kulunun kalbine dilediği düşünceyi doğurarak), yahut perde arkasından konuşur; yahut izniyle dilediğini vahyedecek bir elçi gönderir. O, yücedir, hüküm ve hikmet sâhibidir.

[042.052](AA) æóßóÐóáößó ÃóæúÍóíúäóÇ Åöáóíúßó ÑõæÍðÇ ãøöäú ÃóãúÑöäóÇ ãóÇ ßõäÊó ÊóÏúÑöí ãóÇ ÇáúßöÊóÇÈõ æóáóÇ ÇáúÅöíãóÇäõ æóáóßöä ÌóÚóáúäóÇåõ äõæÑðÇ äøóåúÏöí Èöåö ãóäú äøóÔóÇÁ ãöäú ÚöÈóÇÏöäóÇ æóÅöäøóßó áóÊóåúÏöí Åöáóì ÕöÑóÇØò ãøõÓúÊóÞöíãò
[042.052](AU) İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.
[042.052](EH) Ve işte sana da böylece emrimizden bir ruh vahyettirdik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ama Biz onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimize hidayet vereceğiz. Ve emin ol sen de (insanları) doğru bir yola çağırıyorsun.
[042.052](EM) İşte biz böylece sana da emrimizden Kur'ân'ı vahyettik. Yoksa sen kitap nedir? İman nedir? bilmiyordun. Fakat biz onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola iletiyoruz. Şüphesiz ki sen de insanları doğru bir yola götürüyorsun.
[042.052](SA) İşte sana da böyle emrimizden bir ruh (gönüllere can veren bir söz) vahyettik. Sen Kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, doğru yola ilettiğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz sen, doğru yola götürüyorsun:
[042.052-3](DV) Iste sana da buyrugumuzla Cebrail'i gonderdik; sen Kitap nedir, iman nedir onceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarimizdan diledigimizi onunla dogru yola eristirdigimiz bir nur kildik. suphesiz sen de insanlara goklerde olanlar, yerde olanlar kendisinin olan Allah'in yolunu, dogru yolu gostermektesin. iyi bilin ki isler sonunda Allah'a dner.

[042.053](AA) ÕöÑóÇØö Çááøóåö ÇáøóÐöí áóåõ ãóÇ Ýöí ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóãóÇ Ýöí ÇáúÃóÑúÖö ÃóáóÇ Åöáóì Çááøóåö ÊóÕöíÑõ ÇáÃãõæÑõ
[042.053](AU) (O yol) göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın yoludur. Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah'a döner.
[042.053](EH) O Allah'ın yoluna ki, göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O'nundur. Uyan, bütün işler döner dolaşır Allah'a varır.
[042.053](EM) Göklerde ve yerde bulunanların sahibi olan Allah'ın yoluna götürüyorsun. İyi bilin ki bütün işler sonunda yalnız Allah'a dönecektir.
[042.053](SA) Göklerde ve yerde bulunan herşeyin sâhibi Allâh'ın yoluna. İyi bilin ki bütün işler sonunda Allah'a varır.

The CHM file was converted to HTM by Trial version of ChmDecompiler.
Download ChmDecompiler at: http://www.zipghost.com