YUSUF SURESİ
[012.001](AA) ÇáÑ Êöáúßó ÂíóÇÊõ ÇáúßöÊóÇÈö ÇáúãõÈöíäö
[012.001](AU) Elif. Lâm. Râ. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
[012.001](DV) Elif, Lam, Ra. Bunlar, gercegi aciklayan Kitap'in ayetleridir.
[012.001](EH) Elif. Lam, Ra. İşte bunlar, sana apaçık kitabın ayetleridir!
[012.001](EM) Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar sana o açık seçik kitabın âyetleridir.
[012.001](SA) Elif lâm râ. Bunlar apaçık Kitabın âyetleridir.
[012.002](AA) ÅöäøóÇ ÃóäÒóáúäóÇåõ ÞõÑúÂäðÇ ÚóÑóÈöíøðÇ áøóÚóáøóßõãú ÊóÚúÞöáõæäó
[012.002](AU) Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
[012.002](DV) Biz onu, anlayasiniz diye, arapca bir Kuran olarak indirdik.
[012.002](EH) Biz onu akıl erdirebilesiniz diye. bir Kur'an olmak üzere Arapça olarak indirdik.
[012.002](EM) Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik.
[012.002](SA) Biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik ki anlayasınız.
[012.003](AA) äóÍúäõ äóÞõÕøõ Úóáóíúßó ÃóÍúÓóäó ÇáúÞóÕóÕö ÈöãóÇ ÃóæúÍóíúäóÇ Åöáóíúßó åóÐóÇ ÇáúÞõÑúÂäó æóÅöä ßõäÊó ãöä ÞóÈúáöåö áóãöäó ÇáúÛóÇÝöáöíäó
[012.003](AU) (Ey Muhammed!) Biz, sana bu Kur'an'ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette bilmeyenlerden idin.
[012.003](DV) Biz bu Kuran'i vahyederek, sana en guzel kissalari anlatiyoruz.. Oysa daha once sen bunlardan habersizdin.
[012.003](EH) Biz sana bu Kuran'ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Doğrusu, senin bundan önce hiç haberin yoktu.
[012.003](EM) Sana bu Kur'ân'ı vahyetmekle biz, sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Gerçek şu ki, daha önce senin bundan hiç haberin yoktu.
[012.003](SA) Biz, bu Kur'ân'ı vahyetmekle sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Sen ondan önce (bunları) bilmeyenlerden idin.
[012.004](AA) ÅöÐú ÞóÇáó íõæÓõÝõ áöÃóÈöíåö íóÇ ÃóÈÊö Åöäøöí ÑóÃóíúÊõ ÃóÍóÏó ÚóÔóÑó ßóæúßóÈðÇ æóÇáÔøóãúÓó æóÇáúÞóãóÑó ÑóÃóíúÊõåõãú áöí ÓóÇÌöÏöíäó
[012.004](AU) Bir zamanlar Yusuf, babasına (Ya'kub'a) demişti ki: Babacığım! Ben (rüyamda) on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederlerken gördüm.
[012.004](DV) Yusuf babasina: "Babacigim! "Ruyamda onbir yildiz, gunes ve ayin bana secde ettiklerini gordum" demisti.
[012.004](EH) Bir vakit Yusuf babasına: "Babacığım, ben rüyada onbir yıldızla güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki, onlar bana secde ediyorlar.''dedi.
[012.004](EM) Hani bir vakitler Yusuf, babasına demişti ki: "Babacığım, ben rüyada onbir yıldızla güneşi ve ayı bana secde ederken gördüm."
[012.004](SA) Hani bir zaman Yûsuf, babasına: "Babacığım demişti, ben (rü'yâda) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm, bunların bana secde ettiklerini gördüm." demişti.
[012.005](AA) ÞóÇáó íóÇ Èõäóíøó áÇó ÊóÞúÕõÕú ÑõÄúíóÇßó Úóáóì ÅöÎúæóÊößó ÝóíóßöíÏõæÇú áóßó ßóíúÏðÇ Åöäøó ÇáÔøóíúØóÇäó áöáÅöäÓóÇäö ÚóÏõæøñ ãøõÈöíäñ
[012.005](AU) (Babası:) Yavrucuğum! dedi, rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır.
[012.005](DV) Babasi sunlari soyledi: "Ogulcugum! Ruyani kardeslerine anlatma, yoksa sana tuzak kurarlar; zira seytan insanin apacik dusmanidir".
[012.005](EH) Babası: "Yavrum, rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar; çünkü şeytan, insana belli bir düşmandır.
[012.005](EM) (Babası) "Yavrucuğum! "dedi, "rüyanı kardeşlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insanın açıkça düşmanıdır."
[012.005](SA) (Babası Ya'kûb): "Yavrum, dedi, rü'yânı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytân, insanın apaçık düşmanıdır!
[012.006](AA) æóßóÐóáößó íóÌúÊóÈöíßó ÑóÈøõßó æóíõÚóáøöãõßó ãöä ÊóÃúæöíáö ÇáÃóÍóÇÏöíËö æóíõÊöãøõ äöÚúãóÊóåõ Úóáóíúßó æóÚóáóì Âáö íóÚúÞõæÈó ßóãóÇ ÃóÊóãøóåóÇ Úóáóì ÃóÈóæóíúßó ãöä ÞóÈúáõ ÅöÈúÑóÇåöíãó æóÅöÓúÍóÇÞó Åöäøó ÑóÈøóßó Úóáöíãñ Íóßöíãñ
[012.006](AU) İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce iki atan İbrahim ve İshak'a nimetini tamamladığı gibi sana ve Ya'kub soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Çünkü Rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.
[012.006](DV) Rabbin seni boylece ruyandaki gibi sececek, sana ruyalari yorumlamayi ogretecek; daha once, atalarin Ibrahim ve Ishak'a nimetlerini tamamladigi gibi, sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktir. Dogrusu Rabbin bilir, hakimdir.
[012.006](EH) İşte böyle. Rabbin seni seçecek, sana olayların yorumuna ait bilgiler öğretecek ve hem sana ve hem de Ya'kub soyuna, bundan önce ataların İbrahim ve İshak' a tamamladığı gibi nimetini tamamlayacaktır. Şüphe yok ki, Rabbin herşeyi bilendir, hikmet sahibidir." dedi.
[012.006](EM) Ve işte böyle, Rabbin seni seçecek ve sana rüya tabirinden bilgiler öğretecek. Bundan önce ataların İbrahim'e ve İshak'a tamamladığı gibi, nimetini hem sana, hem de Yakup soyuna tamamlayacaktır. Muhakkak ki, Rabbin alîmdir, hakîmdir.
[012.006](SA) Böyece Rabbin seni seçecek ve sana düşlerin yorumundan bir parça öğretecek, sana ve Ya'kûb soyuna ni'metini tamamlayacaktır; nasıl ki daha önce ataların İbrâhim'e ve İshak'a da ni'metini tamamlamıştı. Şüphesiz Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir."
[012.007](AA) áøóÞóÏú ßóÇäó Ýöí íõæÓõÝó æóÅöÎúæóÊöåö ÂíóÇÊñ áøöáÓøóÇÆöáöíäó
[012.007](AU) Andolsun ki Yusuf ve kardeşlerinde, (almak) isteyenler için ibretler vardır.
[012.007](DV) And olsun ki, Yusuf ve kardeslerinin olayinda, soranlara nice ibretler vardir.
[012.007](EH) Yüceliğim hakkı için Yusuf ve kardeşlerinde soranlara ibret olacak deliller vardı.
[012.007](EM) Andolsun ki, Yusuf ve kardeşleri kıssasında soranlara ibret alacak âyetler vardır.
[012.007](SA) Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerin(in kıssaların)da, soranlar için ibretler vardır:
[012.008](AA) ÅöÐú ÞóÇáõæÇú áóíõæÓõÝõ æóÃóÎõæåõ ÃóÍóÈøõ Åöáóì ÃóÈöíäóÇ ãöäøóÇ æóäóÍúäõ ÚõÕúÈóÉñ Åöäøó ÃóÈóÇäóÇ áóÝöí ÖóáÇóáò ãøõÈöíäò
[012.008](AU) (Kardeşleri) dediler ki: Yusufla kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz kalabalık bir cemaatiz. Şüphesiz ki babamız apaçık bir yanlışlık içindedir.
[012.008](EH) Çünkü kardeşleri: "Kesinlikle Yusuf ve kardeşi, babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz birbirine sargın bir topluluğuz. Doğrusu babamız belli ki, yanılıyor.
[012.008](EM) Hani demişlerdi ki: "Yusuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgili, biz ise güçlü ve tutkun bir grubuz. Doğrusu, babamız belli ki, çok açık bir yanılgı içindedir."
[012.008](SA) (Kardeşleri) demişlerdi ki: "Yûsuf ve (öz) kardeşi (Bünyamin), babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bir cemaatiz. Babamız açık bir yanlışlık içindedir!"
[012.008-9](DV) Kardesleri: "Biz birbirimize bagli bir topluluk oldugumuz halde, babamiz, Yusuf'u oldurun veya onu issiz bir yere birakiverin ki babaniz size kalsin; ondan sonra da iyi kimseler olursunuz" dediler.
[012.009](AA) ÇÞúÊõáõæÇú íõæÓõÝó Ãóæö ÇØúÑóÍõæåõ ÃóÑúÖðÇ íóÎúáõ áóßõãú æóÌúåõ ÃóÈöíßõãú æóÊóßõæäõæÇú ãöä ÈóÚúÏöåö ÞóæúãðÇ ÕóÇáöÍöíäó
[012.009](AU) (Aralarında dediler ki:) Yusufu öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın!Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz!
[012.009](EH) Yusuf'u öldürün veya bir yere atın ki, babanızın yüzü size katsın ve ondan sonra doğru dürüst bir topluluk basınız! "dediler.
[012.009](EM) Yusuf'u öldürün, ya da bir yere atın ki, babanızın yüzü (sevgisi) size kalsın, sonra yine salih bir kavim olursunuz.
[012.009](SA) Yûsuf'u öldürün, ya da onu bir yere bırakın da babanızın yüzü yalnız size kalsın (bundan böyle babanız yalnız sizi görsün ve sevsin)! Ondan sonra da (tevbe eder), iyi bir topluluk olursunuz!
[012.010](AA) ÞóÇáó ÞóÂÆöáñ ãøóäúåõãú áÇó ÊóÞúÊõáõæÇú íõæÓõÝó æóÃóáúÞõæåõ Ýöí ÛóíóÇÈóÉö ÇáúÌõÈøö íóáúÊóÞöØúåõ ÈóÚúÖõ ÇáÓøóíøóÇÑóÉö Åöä ßõäÊõãú ÝóÇÚöáöíäó
[012.010](AU) Onlardan biri: Yusufu öldürmeyin, eğer mutlaka yapacaksanız onu kuyunun dibine atın da geçen kervanlardan biri onu alsın (götürsün), dedi.
[012.010](DV) Iclerinden biri: Yusuf'u oldurmeyin, onu bir kuyunun derinliklerine birakin. Boyle yaparsaniz yolculardan onu bulup alan olur" dedi.
[012.010](EH) İçlerinden biri: "Yusuf'u öldürmeyin de bir kuyu dibinde bırakın ki, onu geçen bir kervan bulup alsın; eğer yapacaksınız böyle yapın!" dedi.
[012.010](EM) İçlerinden bir söz sahibi şöyle dedi: "Yusuf'u öldürmeyin, bir kuyunun dibine bırakın da ordan geçen kafilenin biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın."
[012.010](SA) İçlerinden bir sözcü: "Yûsuf'u öldürmeyin, onu kuyunun dibine atın, kervanlardan biri onu (görüp) alsın; eğer yapacaksanız (böyle yapın)," dedi.
[012.011](AA) ÞóÇáõæÇú íóÇ ÃóÈóÇäóÇ ãóÇ áóßó áÇó ÊóÃúãóäøóÇ Úóáóì íõæÓõÝó æóÅöäøóÇ áóåõ áóäóÇÕöÍõæäó
[012.011](AU) Dediler ki: "Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun! Oysa ki biz onun iyiliğini istemekteyiz.
[012.011](EH) Vardılar babalarına: "Ey babamız, neden sen, Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun? Oysa biz onun iyiliğini isteyenleriz.
[012.011](EM) Dediler ki: "Ey babamız! Sen bize Yusuf için neden güvenmiyorsun? Halbuki biz onun iyiliğini istiyoruz."
[012.011](SA) (Bu fikirde karar kıldılar ve babalarına gelip) Dediler ki: "Ey babamız, neden Yûsuf hakkında bize güvenmiyorsun, oysa biz ona öğüt verenler(onun iyiliğini isteyenler)iz?"
[012.011-2](DV) Bunun uzerine "Ey babamiz! Yusuf'un iyiligini istedigimiz halde, onu nicin bize emniyet etmiyorsun? Yarin onu bizimle beraber gonder de gezsin oynasin, biz onu herhalde koruruz" dediler.
[012.012](AA) ÃóÑúÓöáúåõ ãóÚóäóÇ ÛóÏðÇ íóÑúÊóÚú æóíóáúÚóÈú æóÅöäøóÇ áóåõ áóÍóÇÝöÙõæäó
[012.012](AU) Yarın onu bizimle beraber (kıra) gönder de bol bol yesin (içsin), oynasın. Biz onu mutlaka koruruz."
[012.012](EH) Yarın onu bizimle gönder, gezsin oynasın. şüphesiz biz onu gözetiriz." dediler.
[012.012](EM) Yarın onu bizimle beraber gönder de gezsin, oynasın. Kesinlikle biz onu koruruz.
[012.012](SA) Yarın onu da bizimle beraber (kıra) gönder, gezsin, oynasın; biz onu elbette koruruz.
[012.013](AA) ÞóÇáó Åöäøöí áóíóÍúÒõäõäöí Ãóä ÊóÐúåóÈõæÇú Èöåö æóÃóÎóÇÝõ Ãóä íóÃúßõáóåõ ÇáÐøöÆúÈõ æóÃóäÊõãú Úóäúåõ ÛóÇÝöáõæäó
[012.013](AU) (Babaları) dedi ki: Onu götürmeniz beni mutlaka üzer. Siz ondan habersizken onu bir kurdun yemesinden korkarım.
[012.013](DV) Babalari, "Onu goturmeniz beni uzuyor; siz farkina varmadan onu kurdun yemesinden korkarim" dedi.
[012.013](EH) Babası: "Onu götürmeniz, beni mutlaka üzer ve korkarım, onu kurt yer, haberiniz olmaz!" dedi.
[012.013](EM) Babaları dedi ki: "Onu götürmeniz beni üzer, korkarım ki onu kurt yer de sizin haberiniz bile olmaz."
[012.013](SA) (Ya'kûb) Dedi ki: "Onu götürmeniz beni üzer; korkarım ki, sizin haberiniz yokken onu kurt yer!"
[012.014](AA) ÞóÇáõæÇú áóÆöäú Ãóßóáóåõ ÇáÐøöÆúÈõ æóäóÍúäõ ÚõÕúÈóÉñ ÅöäøóÇ ÅöÐðÇ áøóÎóÇÓöÑõæäó
[012.014](AU) Dediler ki: Hakikaten biz (kuvvetli) bir topluluk olduğumuz halde, eğer onu kurt yerse, o zaman biz gerçekten âciz kimseler sayılırız.
[012.014](DV) And olsun ki, biz kuvvetli bir toplulukken kurt onu yerse, biz aciz sayiliriz dediler.
[012.014](EH) Onlar: "Andolsun, biz böylesine birbirine sargın bir topluluk iken onu kurt yerse, o taktirde biz hüsran çekeriz!" dediler.
[012.014](EM) Dediler ki: "Vallahi biz böyle güçlü kuvvetli bir topluluk iken, buna rağmen onu kurt yerse, o zaman biz kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olmuş oluruz."
[012.014](SA) Dediler ki: "Biz bir topluluk olduğumuz halde onu kurt yerse, o zaman biz tamamen beceriksiz kimseleriz, demektir!"
[012.015](AA) ÝóáóãøóÇ ÐóåóÈõæÇú Èöåö æóÃóÌúãóÚõæÇú Ãóä íóÌúÚóáõæåõ Ýöí ÛóíóÇÈóÉö ÇáúÌõÈøö æóÃóæúÍóíúäóÇ Åöáóíúåö áóÊõäóÈøöÆóäøóåõã ÈöÃóãúÑöåöãú åóÐóÇ æóåõãú áÇó íóÔúÚõÑõæäó
[012.015](AU) Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusufa: Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik.
[012.015](DV) Yusuf'u goturup bir kuyunun derinliklerine birakmayi kararlastirdilar. Biz ona, kardeslerinin bu islerini kendileri farkina varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.
[012.015](EH) Yusuf'u alıp götürdükleri ve onu kuyunun dibine koymaya karar verdikleri zaman, Biz ona: "Andolsun ki, sen onlara, hiç tartanda değillerken, bu işlerini haber vereceksin!" diye vahyettik.
[012.015](EM) Nihayet kardeşleri, Yusuf'u alıp götürdüler ve kuyunun dibine bırakmaya topluca karar verdiler. Biz de ona şöyle vahyettik: "Andolsun ki, sen onlara ilerde hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını haber vereceksin".
[012.015](SA) Nihâyet onu götürüp de kuyunun dibine atmağa topluca karar verdikleri zaman biz, Yûsuf'a: "Andolsun sen onların bu işlerini, hiç farkında olmayacakları bir sırada kendilerine haber vereceksin!" diye vahyettik.
[012.016](AA) æóÌóÇÄõæÇú ÃóÈóÇåõãú ÚöÔóÇÁ íóÈúßõæäó
[012.016](AU) Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.
[012.016](EH) Yatsı vaktinde ağlayarak babalarına geldiler.
[012.016](EM) Ve yatsı vakti, ağlayarak babalarına geldiler.
[012.016](SA) Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.
[012.016-7](DV) Aksam ustu aglayarak babalarina geldiklerinde: "Ey babamiz! Inan olsun biz yaris yapiyorduk; Yusuf'u esyamizin yanina birakmistik; bir kurt onu yedi. Her ne kadar dogru soyluyorsak da sen bize inanmazsin" dediler.
[012.017](AA) ÞóÇáõæÇú íóÇ ÃóÈóÇäóÇ ÅöäøóÇ ÐóåóÈúäóÇ äóÓúÊóÈöÞõ æóÊóÑóßúäóÇ íõæÓõÝó ÚöäÏó ãóÊóÇÚöäóÇ ÝóÃóßóáóåõ ÇáÐøöÆúÈõ æóãóÇ ÃóäÊó ÈöãõÄúãöäò áøöäóÇ æóáóæú ßõäøóÇ ÕóÇÏöÞöíäó
[012.017](AU) Ey babamız! dediler, biz yarışmak üzere uzaklaştık; Yusufu eşyamızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.
[012.017](EH) Ey babamız, biz gittik yarışıyorduk, Yusuf'u eşyamızın yanında bırakmıştık; bir de baktık ki, onu kurt yemiş. Şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmazsın! dediler.
[012.017](EM) Dediler ki: "Ey babamız! Biz gittik, aramızda yarış yapıyorduk. Yusuf'u da eşyamızın yanına bırakmıştık. Bir de baktık ki, onu kurt yemiş. şu anda biz doğru da söylesek, yine de sen bize inanacak değilsin."
[012.017](SA) Ey babamız, dediler, biz gittik, yarışıyorduk; Yûsuf'u yiyeceğimizin yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş! Ama biz doğru söylesek de sen bize inanmazsın!
[012.018](AA) æóÌóÂÄõæÇ Úóáóì ÞóãöíÕöåö ÈöÏóãò ßóÐöÈò ÞóÇáó Èóáú ÓóæøóáóÊú áóßõãú ÃóäÝõÓõßõãú ÃóãúÑðÇ ÝóÕóÈúÑñ Ìóãöíáñ æóÇááøåõ ÇáúãõÓúÊóÚóÇäõ Úóáóì ãóÇ ÊóÕöÝõæäó
[012.018](AU) Gömleğinin üstünde sahte bir kan ile geldiler. (Yakub) dedi ki: Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah'tır.
[012.018](DV) Uzerine baska bir kan bulasmis olarak Yusuf'un gomlegini de getirmislerdi. Babalari: "Sizi nefsiniz bir is yapmaya surukledi; artik bana guzelce sabir gerekir. Anlattiklariniza ancak Allah'tan yardim istenir" dedi.
[012.018](EH) Bir de gömleğinin üzerinde yalan bir kan getirdiler. Babaları:"Hayır, nefisleriniz sizi aldatmış, böyle bir işe sevketmiştir. Artık bana düşen güzelce sabretmektir. Sizin söyledikleriniz karşısında yardımına sığınılacak Allah'tır ancak!" dedi.
[012.018](EM) Bir de gömleğinin üzerinde yalandan bir kan getirmişlerdi. Babaları dedi ki: "Hayır, nefisleriniz aldatmış da size bir iş yaptırtmış. Artık bana güzel bir sabır gerekiyor. Bu anlattıklarınıza karşılık yardımına sığınılacak olan ancak Allah'dır."
[012.018](SA) (Yûsuf'un) gömleğinin üstünde yalan kan getirdiler. (Ya'kûb): "Herhalde, dedi, nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürükledi. Artık tek çarem güzelce sabretmektir. Dediğinize (dayanmak için) ancak Allan'tan yardım istenir!"
[012.019](AA) æóÌóÇÁÊú ÓóíøóÇÑóÉñ ÝóÃóÑúÓóáõæÇú æóÇÑöÏóåõãú ÝóÃóÏúáóì Ïóáúæóåõ ÞóÇáó íóÇ ÈõÔúÑóì åóÐóÇ ÛõáÇóãñ æóÃóÓóÑøõæåõ ÈöÖóÇÚóÉð æóÇááøåõ Úóáöíãñ ÈöãóÇ íóÚúãóáõæäó
[012.019](AU) Bir kervan geldi ve sucularını (kuyuya) gönderdiler, o da (gidip) kovasını saldı, (Yusufu görünce) "Müjde! İşte bir oğlan!" dedi. Onu bir ticaret malı olarak sakladılar. Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir.
[012.019](DV) Bir kervan geldi, sucularini gonderdiler; sucu kovasini kuyuya saldi, "Mujde! Iste bir oglan" dedi. Yusuf'u alip onu ticari bir mal olarak sakladilar. Oysa Allah yaptiklarini bilir.
[012.019](EH) Öteden bir kervan gelmiş, sucularını göndermişlerdi; vardı, kovasını saldı ve:"A, müjde, bu bir erkek çocuk!" dedi. Onu tutup bir ticaret malı olarak gizlediler. Allah ise, ne yapacaklarım biliyordu.
[012.019](EM) Daha sonra bir kafile gelmiş, sucularını da göndermişlerdi. Vardı, kovasını kuyuya saldı, "Müjde hey, müjde! İşte bir çocuk!" dedi. Ve onu satılık bir mal olarak gizleyip korudular. Allah ise onların ne yapacaklarını biliyordu.
[012.019](SA) Bir kervan geldi, sucularını gönderdiler,(o da gidip kuyuya) kovasını sarkıttı: "Müjde, dedi, işte bir oğlan!" Onu ticaret için sakladılar, halbuki Allâh, onların ne yaptıklarını biliyordu.
[012.020](AA) æóÔóÑóæúåõ ÈöËóãóäò ÈóÎúÓò ÏóÑóÇåöãó ãóÚúÏõæÏóÉò æóßóÇäõæÇú Ýöíåö ãöäó ÇáÒøóÇåöÏöíäó
[012.020](AU) (Kafile Mısır'a vardığında) onu değersiz bir pahaya, sayılı birkaç dirheme sattılar. Onlar zaten ona değer vermemişlerdi.
[012.020](DV) Onu yanlarinda alikoymak istemedikleri icin ucuz bir fiyata, birkac dirheme sattilar.
[012.020](EH) Onu ucuz bir fiatla birkaç dirheme sattılar. Onu yanlarında tutmaya isteksiz bulunuyorlardı.
[012.020](EM) Ve onu düşük bir değerle birkaç dirheme sattılar. Ona fazla önem vermemişlerdi.
[012.020](SA) Nihâyet (Mısır'a varınca) onu düşük bir pahaya, birkaç paraya sattılar. Onlar, ona (Yûsuf'a) karşı isteksiz idiler.
[012.021](AA) æóÞóÇáó ÇáøóÐöí ÇÔúÊóÑóÇåõ ãöä ãøöÕúÑó áÇöãúÑóÃóÊöåö ÃóßúÑöãöí ãóËúæóÇåõ ÚóÓóì Ãóä íóäÝóÚóäóÇ Ãóæú äóÊøóÎöÐóåõ æóáóÏðÇ æóßóÐóáößó ãóßøóäøöÇ áöíõæÓõÝó Ýöí ÇáÃóÑúÖö æóáöäõÚóáøöãóåõ ãöä ÊóÃúæöíáö ÇáÃóÍóÇÏöíËö æóÇááøåõ ÛóÇáöÈñ Úóáóì ÃóãúÑöåö æóáóßöäøó ÃóßúËóÑó ÇáäøóÇÓö áÇó íóÚúáóãõæäó
[012.021](AU) Mısır'da onu satın alan adam, karısına dedi ki: "Ona değer ver ve güzel bak! Umulur ki bize faydası olur. Veya onu evlât ediniriz." İşte böylece (Mısır da adaletle hükmetmesi) ve kendisine (rüyadaki) olayların yorumunu öğretmemiz için Yusufu o yere yerleştirdik. Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.
[012.021](DV) Misir'da onu satin alan kimse karisina: "Ona guzel bak, belki bize faydasi olur yahut ta onu evlat ediniriz" dedi. Biz iste boylece Yusuf'u o yere yerlestirdik; ona, ruyalarin nasil yorumlanacagini ogrettik. Allah, isinde hakimdir, fakat insanlarin cogu bunu bilmezler.
[012.021](EH) Mısırda onu satın alan kişi karısına: "Ona iyi bak, belki bize yararı olur, ya da onu evlat ediniriz." dedi.Bu şekilde Yusuf'u orada yerleştirdik, kendisine olayların yorumuna dair bilgiler öğretelim diye. Allah, yaptığı işte üstün bir güce sahiptir, fakat insanların çoğu bilmezler.
[012.021](EM) Onu satın alan Mısırlı, eşine dedi ki: "Buna güzel bak. Bize faydalı olabilir, ya da evlat ediniriz." Yusuf'u böylece oraya yerleştirdik. Ona rüyaların tabirini de öğrettik. Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
[012.021](SA) Onu satın alan Mısır'lı (hazine bakanı Kıtfir), karısı(Zeliha'y)a: "Ona iyi bak, belki bize yararı dokunur, ya da onu evlâd ediniriz!" dedi. Böylece biz Yûsuf'a o yerde güzel bir imkân verdik ki ona düşlerin yorumunu öğretelim. Allâh, buyruğunu yerine getirendir, ama insanların çoğu bilmezler.
[012.022](AA) æóáóãøóÇ ÈóáóÛó ÃóÔõÏøóåõ ÂÊóíúäóÇåõ ÍõßúãðÇ æóÚöáúãðÇ æóßóÐóáößó äóÌúÒöí ÇáúãõÍúÓöäöíäó
[012.022](AU) (Yusuf) erginlik çağına erişince, ona (isabetle) hükmetme (yeteneği) ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız.
[012.022](DV) Erginlik cagina erince ona hikmet ve bilgi verdik. Iyi davrananlari boyle mukafatlandiririz.
[012.022](EH) Kıvamına geldiği zaman, Biz ona bir nüfuz ve peygamberlik bilgisi verdik. işte Biz, iyi hareket edenlere böyle karşılık veririz.
[012.022](EM) O, tam erginlik çağına gelince, kendisine ilim ve hüküm verdik. İşte biz, güzel iş yapanları böyle mükafatlandırırız.
[012.022](SA) (Yûsuf), kuvvetli çağına erişince ona hüküm ve ilim verdik. İşte biz, güzel hareket edenleri böyle mükâfâtlandırırız.
[012.023](AA) æóÑóÇæóÏóÊúåõ ÇáøóÊöí åõæó Ýöí ÈóíúÊöåóÇ Úóä äøóÝúÓöåö æóÛóáøóÞóÊö ÇáÃóÈúæóÇÈó æóÞóÇáóÊú åóíúÊó áóßó ÞóÇáó ãóÚóÇÐó Çááøåö Åöäøóåõ ÑóÈøöí ÃóÍúÓóäó ãóËúæóÇíó Åöäøóåõ áÇó íõÝúáöÍõ ÇáÙøóÇáöãõæäó
[012.023](AU) Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve "Haydi gel!" dedi. O da" (Hâşâ), Allah'a sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmaz!" dedi.
[012.023](DV) Evinde bulundugu kadin onu kendine cagirdi, kapilari siki siki kapadi ve "gelsene" dedi. Yusuf: "Gunah islemekten Allah'a siginirim, dogrusu senin kocan benim efendimdir; bana iyi bakti. Haksizlik yapanlar suphesiz basariya ulasamazlar." dedi.
[012.023](EH) Derken evinde bulunduğu hanım, bunun nefsinden kam almak istedi (onu birlikte olmaya çağırdı) ve kapıları kilitledi;"Haydi gel, seninim!"dedi. O:"Allah'a sığınırım, doğrusu O, benim efendim, bana iyi baktı ve gerçek şu ki, zalimler iflah olmaz." dedi.
[012.023](EM) Derken, evinde bulunduğu hanım, onun nefsinden murad alıp yararlanmak istedi. Kapıları kilitledi ve "Haydi beri gel!" dedi. Yusuf: "Allah'a sığınırım! Muhakkak ki, o (kocan), benim efendim, bana çok güzel baktı. Doğrusu zalimler hiç iflah olmazlar" dedi.
[012.023](SA) Yûsuf'un, evinde kaldığı kadın, onun nefsinden murâd almak istedi ve kapıları kilitleyip: "Haydi gelsene!" dedi (Yûsuf): "Allah'a sığınırım dedi, efendim bana güzel baktı. zâlimler iflâh olmazlar!"
[012.024](AA) æóáóÞóÏú åóãøóÊú Èöåö æóåóãøó ÈöåóÇ áóæúáÇ Ãóä ÑøóÃóì ÈõÑúåóÇäó ÑóÈøöåö ßóÐóáößó áöäóÕúÑöÝó Úóäúåõ ÇáÓøõæÁó æóÇáúÝóÍúÔóÇÁ Åöäøóåõ ãöäú ÚöÈóÇÏöäóÇ ÇáúãõÎúáóÕöíäó
[012.024](AU) Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik). Şüphesiz o ihlâslı kullarımızdandı.
[012.024](DV) And olsun ki kadin Yusuf'a karsi istekli idi; Rabbin'den bir isaret gormeseydi Yusuf da onu isteyecekti. Iste ondan kotulugu ve fenaligi boylece engelledik. Dogrusu o bizim cok samimi kullarimizdandir.
[012.024](EH) Hanım gerçekten ona niyetini kurmuştu, eğer Rabbinin açık delilini görmeseydi o da ona kurmuş gitmişti. Biz ondan kötülüğü ve fuhuşu uzaklaştıralım diye, böyle oldu. Gerçekten o, Bizim ihlasa mazhar edilmiş has kullarımızdandır.
[012.024](EM) O hanım, ona gerçekten niyeti bozmuştu. Eğer Rabbinin burhanını görmese idi. Yusuf da ona özenip gitmişti. Aslında ondan fuhşu ve fenalığı uzak tutalım diye böyle olmuştu. Çünkü o bizim ihlasa erdirilmiş kullarımızdan biriydi.
[012.024](SA) Andolsun, kadın onu arzu etmişti, eğer Rabbinin doğruyu gösteren delilini görmeseydi o da onu arzu etmişti. Böylece biz kötülüğü ve fuhşu ondan çevirmek istedik; çünkü o, ihlâsa erdirilmiş (temiz) kullarımızdandır.
[012.025](AA) æóÇÓõÊóÈóÞóÇ ÇáúÈóÇÈó æóÞóÏøóÊú ÞóãöíÕóåõ ãöä ÏõÈõÑò æóÃóáúÝóíóÇ ÓóíøöÏóåóÇ áóÏóì ÇáúÈóÇÈö ÞóÇáóÊú ãóÇ ÌóÒóÇÁ ãóäú ÃóÑóÇÏó ÈöÃóåúáößó ÓõæóÁðÇ ÅöáÇøó Ãóä íõÓúÌóäó Ãóæú ÚóÐóÇÈñ Ãóáöíãñ
[012.025](AU) İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında onun kocasına rastladılar. Kadın dedi ki: Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya elem verici bir işkenceden başka ne olabilir!
[012.025](DV) Ikisi de kapiya kostu, kadin arkadan Yusuf'un gomlegini yirtti; kapinin onunde kocasina rastladilar. Kadin kocasina "Ailene fenalik etmek isteyen bir kimsenin cezasi ya hapis ya da can yakici bir azap olmalidir" dedi.
[012.025](EH) İkisi de kapıya koşuştular, hanım onun gömleğini arkasından yırttı ve kapının yanında hanımın beyine rastladılar. Hanım: "Senin karina fenalık yapmak isteyenin cezası, zindana konulmaktan veya acı bir azaptan başka ne olabilir?" dedi.
[012.025](EM) İkisi de kapıya koştular. Hanım, onun gömleğini arkadan yırttı. Ve kapının yanında hanımın efendisiyle karşı karşıya geldiler. Hanım hemen dedi ki: "Senin eşine fenalık yapmak isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya acı bir azaba uğratılmaktan başka ne olabilir?"
[012.025](SA) Kapıya doğru koşuştular. Kadın, Yûsuf'un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının bey'ine rastladılar. Kadın: "Senin âilene kötülük yapmak isteyenin cezâsı nedir? Zindana kapatılmak veya acı bir biçimde işkence edilmek değil midir?" dedi.
[012.026](AA) ÞóÇáó åöíó ÑóÇæóÏóÊúäöí Úóä äøóÝúÓöí æóÔóåöÏó ÔóÇåöÏñ ãøöäú ÃóåúáöåóÇ Åöä ßóÇäó ÞóãöíÕõåõ ÞõÏøó ãöä ÞõÈõáò ÝóÕóÏóÞóÊú æóåõæó ãöäó ÇáßóÇÐöÈöíäó
[012.026](AU) Yusuf: "Asıl kendisi benim nefsimden murat almak istedi" dedi. Kadının akrabasından biri şöyle şahitlik etti: "Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, bu ise yalancılardandır."
[012.026](EH) Yusuf : "O, kendisi beni birlikte olmaya çağırdı!" dedi. Hanımın akrabasından bir şahit şöyle şahitlik etti:"Eğer gömleği önden yırtılmış ise, hanım doğru söylemiştir, bu yalancılardandır.
[012.026](EM) Yusuf: "kendisi benden yararlanmak istedi" dedi. Hanımın akrabasından biri de şöyle şahitlik etti: "Eğer gömleği önden yırtılmış ise hanım doğru söylemiştir, o zaman bu, yalancılardandır."
[012.026](SA) (Yûsuf): "O benden murâd almak istedi!" dedi. Kadının âilesinden bir şâhid de şöyle şâhidlik etti: "Eğer Yûsuf'un gömleği önden yırtılmışsa kadın doğrudur, o yalancılardandır."
[012.026-7](DV) Yusuf: "Beni kendine o cagirdi" dedi. Kadin tarafindan bir sahit, "Eger gomlegi onden yirtilmissa kadin dogru soylemis, erkek yalancilardandir; sayet gomlegi arkadan yirtilmissa kadin yalan soylemistir, erkek dogrulardandir" diye sahidlik etti.
[012.027](AA) æóÅöäú ßóÇäó ÞóãöíÕõåõ ÞõÏøó ãöä ÏõÈõÑò ÝóßóÐóÈóÊú æóåõæó ãöä ÇáÕøóÇÏöÞöíäó
[012.027](AU) Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. Bu ise doğru söyleyenlerdendir.
[012.027](EH) Yok eğer gömleği arkadan yırtılmışsa hanım yalan söylemiştir, bu doğrulardandır."
[012.027](EM) Yok eğer gömleği arkadan yırtılmış ise hanım yalan söylemiştir, o zaman bu doğru söyleyenlerdendir.
[012.027](SA) Ve eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalancıdır, o doğrulardandır!
[012.028](AA) ÝóáóãøóÇ ÑóÃóì ÞóãöíÕóåõ ÞõÏøó ãöä ÏõÈõÑò ÞóÇáó Åöäøóåõ ãöä ßóíúÏößõäøó Åöäøó ßóíúÏóßõäøó ÚóÙöíãñ
[012.028](AU) (Kocası, Yusuf'un gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (kadına): "Şüphesiz, dedi; bu, sizin tuzağınızdır. Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür."
[012.028](EH) Gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce: "Anlaşıldı, o, siz kadınların tuzaklarından biridir; gerçekten sizin tuzağınız çok büyüktür!
[012.028](EM) Ne zaman ki, gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu gördü, o zaman dedi ki: "Bu iş, siz kadınların tuzağındandır. Gerçekten de sizin tuzağınız çok büyüktür".
[012.028](SA) (Kadının kocası, Yûsuf'un) gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce (kadına): "Bu, sizin düzeninizdendir, dedi, gerçekten sizin düzeniniz büyüktür!"
[012.028-9](DV) Kocasi gomlegin arkadan yirtilmis oldugunu gorunce, karisina hitaben "Dogrusu bu sizin hilenizdir, siz kadinlarin fendi buyuktur" dedi. Yusuf'a donerek: "Yusuf! Sen bundan kimseye bahsetme"; kadina donerek: "Sen de gunahinin bagislanmasini dile, cunku suclulardansin" dedi.
[012.029](AA) íõæÓõÝõ ÃóÚúÑöÖú Úóäú åóÐóÇ æóÇÓúÊóÛúÝöÑöí áöÐóäÈößö Åöäøóßö ßõäÊö ãöäó ÇáúÎóÇØöÆöíäó
[012.029](AU) Ey Yusuf! Sen bundan (olanları söylemekten) vazgeç! (Ey kadın!) Sen de günahının affını dile! Çünkü sen günahkârlardan oldun
[012.029](EH) Yusuf, sakın bundan söz etme; sen de kadın, günahının bağışlanmasını dile; sen gerçekten büyük günahkarlardan oldun!" dedi.
[012.029](EM) Yusuf! Sakın sen bundan bahsetme! Kadın! Sen de günahından dolayı istiğfar et. Sen gerçekten günahkarlardan oldun.
[012.029](SA) Yûsuf,sen bundan vazgeç (bunu kimseye söyleme), (ey kadın), sen de günâhının bağışlanmasını dile! Çünkü sen, günâhkârlardan oldun!
[012.030](AA) æóÞóÇáó äöÓúæóÉñ Ýöí ÇáúãóÏöíäóÉö ÇãúÑóÃóÉõ ÇáúÚóÒöíÒö ÊõÑóÇæöÏõ ÝóÊóÇåóÇ Úóä äøóÝúÓöåö ÞóÏú ÔóÛóÝóåóÇ ÍõÈøðÇ ÅöäøóÇ áóäóÑóÇåóÇ Ýöí ÖóáÇóáò ãøõÈöíäò
[012.030](AU) Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: Azizin karısı, delikanlısının nefsinden murat almak istiyormuş; Yusufun sevdası onun kalbine işlemiş! Biz onu gerçekten açık bir sapıklık içinde görüyoruz.
[012.030](DV) Sehirde bir takim kadinlar: "Vezirin karisi kolesinin olmak istiyormus; sevgisi bagrini yakmis; dogrusu onun besbelli sapitmis oldugunu goruyoruz." dediler.
[012.030](EH) Şehirdeki bir takım kadınlar da: "Azizin karısı delikanlısının nefsinden murat istiyormuş (onunla birlikte olmak istiyormuş), onun aşkından yüreğinin zarı çatlamış; kan besbelli çıldırmış!" dediler.
[012.030](EM) Şehirde bazı kadınlar da "Azizin karısı, delikanlısından murad almaya kalkmış, sevgi yüreğini yakıp kavuruyormuş, görüyoruz ki, kadın çıldırmış besbelli..." dediler.
[012.030](SA) Şehirde birtakım kadınlar: Vezir'in karısı, uşağının nefsinden murâd almak istemiş! Sevda, onun bağrını yakmış! Biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz!" dediler.
[012.031](AA) ÝóáóãøóÇ ÓóãöÚóÊú ÈöãóßúÑöåöäøó ÃóÑúÓóáóÊú Åöáóíúåöäøó æóÃóÚúÊóÏóÊú áóåõäøó ãõÊøóßóÃð æóÂÊóÊú ßõáøó æóÇÍöÏóÉò ãøöäúåõäøó ÓößøöíäðÇ æóÞóÇáóÊö ÇÎúÑõÌú Úóáóíúåöäøó ÝóáóãøóÇ ÑóÃóíúäóåõ ÃóßúÈóÑúäóåõ æóÞóØøóÚúäó ÃóíúÏöíóåõäøó æóÞõáúäó ÍóÇÔó áöáøåö ãóÇ åóÐóÇ ÈóÔóÑðÇ Åöäú åóÐóÇ ÅöáÇøó ãóáóßñ ßóÑöíãñ
[012.031](AU) Kadın, onların dedikodusunu duyunca, onlara dâvetçi gönderdi; onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Herbirine bir bıçak verdi. (Kadınlar meyveleri soyarken Yusufa): "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil... Bu ancak üstün bir melektir!
[012.031](DV) Kadinlarin kendisini yermesini isitince onlari davet etti; koltuklar hazirladi; geldiklerinde herbirine birer bicak verdi. Yusuf'a: "Yanlarina cik" dedi. Kadinlar Yusuf'u gorunce sasip ellerini kestiler ve "Allah'i tenzih ederiz ama, bu insan degil ancak cok guzel bir melektir" dediler.
[012.031](EH) Onların gizliden gizliye dedikodularını duyunca, onlara bir davetçi gönderdi, onlar için dayalı döşeli bir sofra hazırladı, her birine bir bıçak verdi ve: "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar onu görür görmez çok büyüttüler, kendi ellerini doğradılar ve: "Haşa, Allah için bu bir insan değil, ancak değerli bir melektir!" dediler.
[012.031](EM) Azizin karısı, onların gizliden gizliye dedikodu yaydıklarını işitince, onlara davetçi gönderdi ve onlara mükellef bir sofra hazırladı. Her birine bir bıçak verdi, beri taraftan da Yusuf'a "çık karşılarına" dedi. Görür görmez hepsi onu gözlerinde çok büyüttüler ve (şaşkınlıkla) ellerini kestiler. Dediler ki: "Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, olsa olsa yüce bir melektir."
[012.031](SA) (Kadın), onların (dedi-kodu yaparak kendisini dile düşürme) düzenlerini işitince, onlara (adam) gönderdi (yemeğe davet etti). Onlar için dayanacak yastıklar hazırladı ve her birine de birer bıçak verdi. (Yûsuf'a): "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar, (önlerine konan meyveleri soyup yemekle meşgul iken) Yûsuf'u görünce onu (gözlerinde) büyüttüler, (ona hayranlıklarından ötürü) ellerini kestiler ve: "Allâh için, hâşâ bu, insan değildir; bu ancak güzel bir melektir!" dediler.
[012.032](AA) ÞóÇáóÊú ÝóÐóáößõäøó ÇáøóÐöí áõãúÊõäøóäöí Ýöíåö æóáóÞóÏú ÑóÇæóÏÊøõåõ Úóä äøóÝúÓöåö ÝóÇÓóÊóÚúÕóãó æóáóÆöä áøóãú íóÝúÚóáú ãóÇ ÂãõÑõåõ áóíõÓúÌóäóäøó æóáóíóßõæäðÇ ãøöäó ÇáÕøóÇÛöÑöíäó
[012.032](AU) Kadın dedi ki: İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, (bundan) şiddetle sakındı. Andolsun, eğer o kendisine emredeceğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!
[012.032](DV) Vezirin karisi: "Iste sozunu edip beni yerdiginiz budur. And olsun ki onun olmak istedim, fakat o iffetinden dolayi cekindi. Emrimi yine yapmazsa, and olsun ki hapse tikilacak ve kahre ugrayanlardan olacak."
[012.032](EH) Dedi ki: "İşte beni, hakkında kınadığınız, bu delikanlı! Yemin ederim ki, ben onunla birlikte olmak istedim de o, iffetini koruyup bana yanaşmadı. Yine yemin ederim ki, eğer emrimi yerine getirmezse mutlaka zindana atılacak ve mutlaka zillete uğrayanlardan olacaktır!"
[012.032](EM) İşte dedi, "bu gördüğünüz, beni hakkında kınadığınız (gençtir). Yemin ederim ki, ben bunun nefsinden yararlanmak istedim de o, namuslu davrandı. Yine yemin ederim ki, emrimi yerine getirmezse, muhakkak zindana atılacak ve kesinlikle zelillerden olacaktır".
[012.032](SA) (Kadın) Dedi ki: "İşte siz, beni bunun için kınamıştınız! Andolsun ben kendisinden murâd almak istedim de o, iffetinden ötürü reddetti. Ama kendisine emrettiğimi yapmazsa, elbette zindana atılacak ve alçalanlardan olacaktır!"
[012.033](AA) ÞóÇáó ÑóÈøö ÇáÓøöÌúäõ ÃóÍóÈøõ Åöáóíøó ãöãøóÇ íóÏúÚõæäóäöí Åöáóíúåö æóÅöáÇøó ÊóÕúÑöÝú Úóäøöí ßóíúÏóåõäøó ÃóÕúÈõ Åöáóíúåöäøó æóÃóßõä ãøöäó ÇáúÌóÇåöáöíäó
[012.033](AU) (Yusuf:) Rabbim! Bana zindan, bunların benden istediklerinden daha iyidir! Eğer onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder ve cahillerden olurum! dedi.
[012.033](DV) Yusuf: "Rabbim! Hapis benim icin, bunlarin istediklerini yapmaktan daha iyidir. Eger tuzaklarini benden uzaklastirmazsan onlara meyleder ve bilmeyenlerden olurum." dedi.
[012.033](EH) Yusuf: "Ey Rabbim, zindan bana bunların davet ettikleri işten daha sevimlidir. Eğer sen, bu kadınların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan, ben onlerin sevdasına düşer, cahillerden olurum." dedi.
[012.033](EM) Yusuf dedi ki: "Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettikleri şeyden daha sevimlidir. Eğer sen, bu kadınların tuzaklarını benden uzak tutmazsan, ben onların tuzağına düşerim ve cahillik edenlerden olurum".
[012.033](SA) (Yûsuf): "Rabbim dedi, bana göre zindan, bunların beni çağırdığı şeyden iyidir. Eğer onların düzenini benden savmazsan onlara kayarım ve câhillerden olurum!"
[012.034](AA) ÝóÇÓúÊóÌóÇÈó áóåõ ÑóÈøõåõ ÝóÕóÑóÝó Úóäúåõ ßóíúÏóåõäøó Åöäøóåõ åõæó ÇáÓøóãöíÚõ ÇáúÚóáöíãõ
[012.034](AU) Rabbi onun duasını kabul etti ve onların hilesini uzaklaştırdı. Çünkü O çok iyi işiten, pek iyi bilendir.
[012.034](DV) Rabbi onun duasini kabul etti ve kadinlarin tuzagina engel oldu...Zira O, isitir ve bilir.
[012.034](EH) Bunun üzerine Rabbi duasını kabul buyurup onların tuzaklarım ondan uzaklaştırdı. Muhakkak O, herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
[012.034](EM) Bunun üzerine Rabbi, onun duasını kabul buyurdu da ondan onların tuzaklarını bertaraf etti. Muhakkak ki O, evet O, hakkiyle işiten, hakkiyle bilendir.
[012.034](SA) Rabbi onun du'âsını kabul buyurdu da onların düzenini ondan savdı. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
[012.035](AA) Ëõãøó ÈóÏóÇ áóåõã ãøöä ÈóÚúÏö ãóÇ ÑóÃóæõÇú ÇáÂíóÇÊö áóíóÓúÌõäõäøóåõ ÍóÊøóì Íöíäò
[012.035](AU) Sonunda (aziz ve arkadaşları) kesin delilleri görmelerine rağmen (halkın dedikodusunu kesmek için yine de) onu bir zamana kadar mutlaka zindana atmaları kendilerine uygun göründü.
[012.035](DV) Sonra, kadinin ailesi delilleri Yusuf'un lehinde gordugu halde, onu bir sure icin hapsetmeyi uygun buldu.
[012.035](EH) Sonra bu kadar delili gördekleri hakte onlar, onu mutlaka bir sure için zindana atma görüşüne vardılar.
[012.035](EM) Bu kadar delili gördükleri halde, sonra yine de Yusuf'u bir süre için zindana atma düşüncesi ağır bastı.
[012.035](SA) Sonra (aziz Kıtfir ve adamları, Yûsuf'un masumluğu hakkındaki) bu delilleri gördükleri halde yine onu bir süre zindana atmaları kendilerine uygun geldi.
[012.036](AA) æóÏóÎóáó ãóÚóåõ ÇáÓøöÌúäó ÝóÊóíóÇäó ÞóÇáó ÃóÍóÏõåõãóÇ Åöäøöí ÃóÑóÇäöí ÃóÚúÕöÑõ ÎóãúÑðÇ æóÞóÇáó ÇáÂÎóÑõ Åöäøöí ÃóÑóÇäöí ÃóÍúãöáõ ÝóæúÞó ÑóÃúÓöí ÎõÈúÒðÇ ÊóÃúßõáõ ÇáØøóíúÑõ ãöäúåõ äóÈøöÆúäóÇ ÈöÊóÃúæöíáöåö ÅöäøóÇ äóÑóÇßó ãöäó ÇáúãõÍúÓöäöíäó
[012.036](AU) Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Onlardan biri dedi ki: Ben (rüyada) şarap sıktığımı gördüm. Diğeri de: Ben de başımın üstünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bunun yorumunu bize haber ver. Çünkü biz seni güzel davrananlardan görüyoruz, dedi.
[012.036](DV) Hapse, onunla beraber, iki genc daha girdi. Biri, "Ruyamda saraplik uzum siktigimi gordum" dedi; digeri "Basimin uzerinde, kuslarin yedigi bir ekmek tasidigimi gordum" dedi. "Bize bunu yorumla; senin iyi bir kimse oldugunu goruyoruz"
[012.036](EH) Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Birisi: "Rüyada kendimi şarap sıkarken görüyorum." dedi. Diğeri: "Ben, rüyada kendimi basımın üstünde bir ekmek götürürken görüyorum, ondan kuşlar yiyor. Bize bunun tabirim haber ver; çünkü biz seni iyilik sevenlerden görüyoruz." dedi.
[012.036](EM) Zindana onunla birlikte iki delikanlı daha girdi. Birisi dedi ki: "Rüyada kendimi şarap sıkarken gördüm". Öteki de dedi ki: "Ben de başımın üstünde ekmek taşıdığımı, kuşların da ondan yediğini gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver. Çünkü biz seni iyilik edenlerden görüyoruz."
[012.036](SA) Onunla beraber iki genç daha zindana girdi. Onlardan biri dedi ki: "Ben düşümde şarap sıktığımı görüyorum." Öteki de: "Ben de, görüyorum ki başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuşlar ondan yiyor. Bunun yorumunu bize haber ver, zira biz seni güzel davranan(iyi rü'yâ yoran)lardan görüyoruz." dedi.
[012.037](AA) ÞóÇáó áÇó íóÃúÊöíßõãóÇ ØóÚóÇãñ ÊõÑúÒóÞóÇäöåö ÅöáÇøó äóÈøóÃúÊõßõãóÇ ÈöÊóÃúæöíáöåö ÞóÈúáó Ãóä íóÃúÊöíßõãóÇ ÐóáößõãóÇ ãöãøóÇ Úóáøóãóäöí ÑóÈøöí Åöäøöí ÊóÑóßúÊõ ãöáøóÉó Þóæúãò áÇøó íõÄúãöäõæäó ÈöÇááøåö æóåõã ÈöÇáÂÎöÑóÉö åõãú ßóÇÝöÑõæäó
[012.037](AU) (Yusuf) dedi ki: Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ben Allah'a inanmayan bir kavmin dininden uzaklaştım. Onlar ahireti inkâr edenlerin kendileridir.
[012.037](DV) Yusuf: "Rabbimin bana ogrettigi bilgi ile, daha yiyeceginiz yemek gelmeden size onu yorumlarim. Dogrusu ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkar eden, bir milletin dinini birakmisimdir.
[012.037](EH) Yusuf şöyle dedi: "Size yiyeceğiniz bir yemek gelecek ya, işte, o gelmeden önce kesinlikle ben size bunun tabirin! bildirmiş olurum. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Çünkü ben, Allaha inanmayan ve hepsi ahireti inkar eden bir toplululuğun dinini bıraktım."
[012.037](EM) Yusuf dedi ki: "Size yiyecek olarak verilecek bir yemek gelmeden önce onun tabirini size bildiririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Çünkü ben Allah'a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir kavmin dinini terkettim."
[012.037](SA) (Yûsuf) şöyle dedi: "Size rızık olarak verilen yemek henüz size gelmezden önce bunun yorumunu size haber vermiş olurum. Bu (yorum) Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir (bu bilgileri Rabbim bana lutfetti). Ben, Allah'a inanmayan, âhireti de inkâr eden bir kavmin dinini terk ettim:
[012.038](AA) æóÇÊøóÈóÚúÊõ ãöáøóÉó ÂÈóÂÆöí ÅöÈúÑóÇåöíãó æóÅöÓúÍóÇÞó æóíóÚúÞõæÈó ãóÇ ßóÇäó áóäóÇ Ãóä äøõÔúÑößó ÈöÇááøåö ãöä ÔóíúÁò Ðóáößó ãöä ÝóÖúáö Çááøåö ÚóáóíúäóÇ æóÚóáóì ÇáäøóÇÓö æóáóßöäøó ÃóßúËóÑó ÇáäøóÇÓö áÇó íóÔúßõÑõæäó
[012.038](AU) Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
[012.038](DV) Atalarim Ibrahim, Ishak ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir ortak kosmak bize yarasmaz; bu, Allah'in bize ve insanlara olan lutfudur; fakat insanlarin cogu sukretmez" dedi.
[012.038](EH) Ve atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Bizim Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamız olamaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler.
[012.038](EM) Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Bizim, Allah'a hiçbir şeyi ortak tutmamız olmaz. Bu, bize ve insanlara Allah'ın bir lutfudur. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
[012.038](SA) Atalarım İbrâhim, İshak ve Ya'kûb'un dinine uydum. Bizim, herhangi bir şeyi Allah'a ortak koşmağa hakkımız yoktur. Bu (tevhid), bize ve bütün insanlara Allâh'ın bir lutfudur, ama insanların çoğu şükretmezler.
[012.039](AA) íóÇ ÕóÇÍöÈóíö ÇáÓøöÌúäö ÃóÃóÑúÈóÇÈñ ãøõÊóÝóÑøöÞõæäó ÎóíúÑñ Ãóãö Çááøåõ ÇáúæóÇÍöÏõ ÇáúÞóåøóÇÑõ
[012.039](AU) Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?
[012.039](DV) Ey mahpus arkadaslarim! Ayri ayri bir suru uydurma rabler mi daha iyidir, yoksa her seyden ustun tek Allah mi?
[012.039](EH) Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı birçok tanrılar mı, yoksa hepsinden üstün kahredici bir Allah mı daha hayırlıdır?
[012.039](EM) Ey benim zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı birçok tanrılar mı daha hayırlı, yoksa herşeye hakim ve galip olan bir tek Allah mı?
[012.039](SA) Ey benim zindan arkadaşlarım, çeşitli tanrılar mı iyi, yoksa herşeyi (hükmü altında tutan) kahredici tek Allâh mı?
[012.040](AA) ãóÇ ÊóÚúÈõÏõæäó ãöä Ïõæäöåö ÅöáÇøó ÃóÓúãóÇÁ ÓóãøóíúÊõãõæåóÇ ÃóäÊõãú æóÂÈóÂÄõßõã ãøóÇ ÃóäÒóáó Çááøåõ ÈöåóÇ ãöä ÓõáúØóÇäò Åöäö ÇáúÍõßúãõ ÅöáÇøó áöáøåö ÃóãóÑó ÃóáÇøó ÊóÚúÈõÏõæÇú ÅöáÇøó ÅöíøóÇåõ Ðóáößó ÇáÏøöíäõ ÇáúÞóíøöãõ æóáóßöäøó ÃóßúËóÑó ÇáäøóÇÓö áÇó íóÚúáóãõæäó
[012.040](AU) Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
[012.040](DV) Allah'i birakip taptiginiz, sizin ve babalarinizin adlandirdigi putlardan baska bir sey degildir. Allah onlarin dogru olduguna dair bir delil indirmemistir. Hukum vermek ancak Allah'a aittir; kendisinden baskasina degil,O'na tapmanizi emretmistir. Bu, dosdogru dindir, fakat insanlarin cogu bilmezler.
[012.040](EH) O'ndan başka taptıklarınız, sizin ve atalarınızın takmış olduğu bir takım kuru isimlerden ibarettir; yoksa Allah, onlara öyle bir saltanat indirmemiştir. Hüküm ancak Allah'ındır. O, size kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. Doğru ve sabit din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.
[012.040](EM) Sizin Allah'ı bırakıp da o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Bunlara tapmanız için Allah hiçbir delil indirmiş değildir. Hüküm ancak Allah'a aittir: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
[012.040](SA) Siz, o'nu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım (boş) isimlere tapıyorsunuz. Allâh onlar(ın gerçekliği) hakkında hiçbir delil indirmemiş(onlara hiçbir güç vermemiş)tir. Hüküm, yalnız Allâh'ındır. O, yalnız kendisine tapmanızı buyurmuştur. İşte doğru din budur. Ama insanların çoğu bilmezler."
[012.041](AA) íóÇ ÕóÇÍöÈóíö ÇáÓøöÌúäö ÃóãøóÇ ÃóÍóÏõßõãóÇ ÝóíóÓúÞöí ÑóÈøóåõ ÎóãúÑðÇ æóÃóãøóÇ ÇáÂÎóÑõ ÝóíõÕúáóÈõ ÝóÊóÃúßõáõ ÇáØøóíúÑõ ãöä ÑøóÃúÓöåö ÞõÖöíó ÇáÃóãúÑõ ÇáøóÐöí Ýöíåö ÊóÓúÊóÝúÊöíóÇäö
[012.041](AU) Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyalarınıza gelince), biriniz (daha önce olduğu gibi) efendisine şarap içirecek; diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından (beynini) yiyecekler. Yorumunu sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir.
[012.041](DV) Ey mahpus arkadaslarim! Biriniz efendinize sarap sunacak, digeri asilacak ve kuslar basindan yiyecektir. Sordugunuz is iste boylece kesinlesmistir.
[012.041](EH) Ey zindan arkadaşlarım, gelelim rüyanıza: "Biriniz, efendisine yine şarap sunacak, diğeri asılacak ve kuşlar basından yiyecek; işte fetvasını istediğiniz mesele halledildi!" dedi.
[012.041](EM) Ey benim zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine yine şarap sunacak. Diğeri de asılacak, kuşlar başından yiyecekler. İşte öğrenmek istediğiniz iş böylece halloldu.
[012.041](SA) Ey zindan arkadaşlarım, (rü'yânıza gelince) biriniz (eskisi gibi) yine efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak, kuşlar onun başından yiyecek. Sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir.
[012.042](AA) æóÞóÇáó áöáøóÐöí Ùóäøó Ãóäøóåõ äóÇÌò ãøöäúåõãóÇ ÇÐúßõÑúäöí ÚöäÏó ÑóÈøößó ÝóÃóäÓóÇåõ ÇáÔøóíúØóÇäõ ÐößúÑó ÑóÈøöåö ÝóáóÈöËó Ýöí ÇáÓøöÌúäö ÈöÖúÚó Óöäöíäó
[012.042](AU) Onlardan, kurtulacağını bildiği kimseye dedi ki: Beni efendinin yanında an, (umulur ki beni çıkarır). Fakat şeytan ona, efendisine anmayı unutturdu. Dolayısıyla (Yusuf), birkaç sene daha zindanda kaldı.
[012.042](DV) Ikisinden, kurtulacagini sandigi kimseye Yusuf: "Efendinin yaninda beni an" dedi. Ama seytan efendisine onu hatirlatmayi unutturdu ve Yusuf bu yuzden daha birkac yil hapiste kaldi.
[012.042](EH) Birde bu ikisinden kurtulacağım sandığı kişiye: "Efendinin yanında beni an!" dedi. Ona da şeytan, efendisinin yanında anmayı unutturdu da yıllarca zindanda kaldı.
[012.042](EM) Yusuf, hapisten kurtulacağına inandığı o ikiden birine dedi ki: "Beni efendinin yanında an". (Benden söz et ki, beni kurtarsın). Fakat Şeytan, ona, efendisinin yanında anmayı unutturdu. Bu yüzden Yusuf, daha yıllarca zindanda kaldı.
[012.042](SA) O iki kişiden kurtulacağını sandığı kimseye: "Beni efendin(kralın)ın yanında an (benim suçsuz olduğumu krala hatırlat)" dedi. Fakat şeytân o adama, (Yûsuf'un durumunu) efendisine söylemeyi unutturdu, (bundan ötürü Yûsuf), birkaç yıl zindanda kaldı.
[012.043](AA) æóÞóÇáó Çáúãóáößõ Åöäøöí ÃóÑóì ÓóÈúÚó ÈóÞóÑóÇÊò ÓöãóÇäò íóÃúßõáõåõäøó ÓóÈúÚñ ÚöÌóÇÝñ æóÓóÈúÚó ÓõäÈõáÇóÊò ÎõÖúÑò æóÃõÎóÑó íóÇÈöÓóÇÊò íóÇ ÃóíøõåóÇ ÇáúãóáÃõ ÃóÝúÊõæäöí Ýöí ÑõÄúíóÇíó Åöä ßõäÊõãú áöáÑøõÄúíóÇ ÊóÚúÈõÑõæäó
[012.043](AU) Kral dedi ki: Ben (rüyada) yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek gördüm. Ayrıca, yedi yeşil başak ve diğerlerini de kuru gördüm. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, benim rüyamı da bana yorumlayınız.
[012.043](DV) Hukumdar: "Ben, yedi semiz inegi yedi zayif inegin yedigini; yedi yesil basak ve bir o kadar da kurumus basak goruyorum. Ey ileri gelenler! Eger ruya yormasini biliyorsaniz ruyami soyleyiniz." dedi.
[012.043](EH) Bir gün hükümdar: "Rüyamda yedi arık ineğin yemekte olduğu yedi semiz inek ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak görüyorum. Ey efendiler, eğer rüya tabir ediyorsanız, bana rüyamı halledin!" dedi.
[012.043](EM) Bir gün melik (hükümdar) dedi ki: "Ben rüyamda yedi cılız ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Siz rüya tabir edebiliyorsanız benim bu rüyamın tabirini bana bildirin."
[012.043](SA) (Bir gün) Kral dedi ki: "Ben, düşümde yedi semiz inek görüyorum, bunları yedi zayıf inek yiyor. Ve yedi yeşil, yedi de kuru başak (görüyorum). Ey efendiler, eğer siz rü'yâ ta'bir ediyorsanız bu rü'yâmın ta'birini bana anlatın."
[012.044](AA) ÞóÇáõæÇú ÃóÖúÛóÇËõ ÃóÍúáÇóãò æóãóÇ äóÍúäõ ÈöÊóÃúæöíáö ÇáÃóÍúáÇóãö ÈöÚóÇáöãöíäó
[012.044](AU) (Yorumcular) dediler ki: Bunlar karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenlerden değiliz.
[012.044](DV) Etrafindakiler: "Bir takim karisik ruyalar; biz boyle ruyalarin yorumunu bilmeyiz" dediler.
[012.044](EH) Dediler ki: "Rüya dediğin, demet demet hayallerdir, biz ise hayallerin tabirini bilmiyoruz."
[012.044](EM) Dediler ki: "Rüya dediğin şey karmakarışık hayallerdir. Biz ise böyle karışık hayallerin yorumunu bilemeyiz."
[012.044](SA) (Yorumcular) dediler ki: "Bu, karışık düşlerden ibârettir. Biz, karışık düşlerin yorumunu bilmeyiz."
[012.045](AA) æóÞóÇáó ÇáøóÐöí äóÌóÇ ãöäúåõãóÇ æóÇÏøóßóÑó ÈóÚúÏó ÃõãøóÉò ÃóäóÇú ÃõäóÈøöÆõßõã ÈöÊóÃúæöíáöåö ÝóÃóÑúÓöáõæäö
[012.045](AU) (Zindandaki) iki kişiden kurtulmuş olan, uzun bir zaman sonra (Yusufu) hatırlayarak dedi ki: Ben size onun yorumunu haber veririm, beni hemen (zindana) gönderin.
[012.045](DV) Hapisteki iki kisiden kurtulmus olani, nice zaman sonra Yusuf'u hatirladi ve: "Ben size bunu yorumlayacagim, hele beni gonderin" dedi.
[012.045](EH) İki zindan arkadaşından kurtulmuş olan, uzun süre sonra hatırladı ve: "Ben size onun tabirini haber veririm, hemen beni gönderin!" dedi.
[012.045](EM) O ikiden kurtulmuş olanı nice zamandan sonra hatırladı da dedi ki: "Ben size o rüyanın tabirini haber veririm, hemen beni gönderin."
[012.045](SA) (Zindandaki) İki kişiden kurtulan (adam), uzun bir süre sonra (bu olay üzerine Yûsuf'u) hatırladı da dedi ki: "Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin."
[012.046](AA) íõæÓõÝõ ÃóíøõåóÇ ÇáÕøöÏøöíÞõ ÃóÝúÊöäóÇ Ýöí ÓóÈúÚö ÈóÞóÑóÇÊò ÓöãóÇäò íóÃúßõáõåõäøó ÓóÈúÚñ ÚöÌóÇÝñ æóÓóÈúÚö ÓõäÈõáÇóÊò ÎõÖúÑò æóÃõÎóÑó íóÇÈöÓóÇÊò áøóÚóáøöí ÃóÑúÌöÚõ Åöáóì ÇáäøóÇÓö áóÚóáøóåõãú íóÚúáóãõæäó
[012.046](AU) (Yusufun yanına gelerek dedi ki:) Ey Yusuf, ey doğru sözlü kişi! (Rüyada görülen) yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek ile yedi yeşil başak ve diğerleri de kuru olan (başaklar) hakkında bize yorum yap. Ümit ederim ki, insanlara (isabetli yorumunla) dönerim de belki onlar da doğruyu öğrenirler.
[012.046](DV) Hapishaneye varip: "Ey dogru sozlu Yusuf! Ruyada gorulen yedi semiz inegi yedi zayif inegin yemesi; yedi yesil basak ve bir o kadar kuru basak nedir? Bize yorumla, ben de insanlara ulastirayim da bilsinler" dedi.
[012.046](EH) Gelip: "Yusuf, ey dosdoğru kişi, "yedi semiz inek. bunları yedi arık inek yiyor ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak" rüyasını bize tabir et, ümit ederim ki, o insanların yanına cevapla dönerim, ola ki, değerini bilirler dedi.
[012.046](EM) Ey Yusuf, ey doğru sözlü! Bize şunu hallet: Yedi semiz ineği, yedi cılız inek yiyor. Ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak. Umarım ki, o insanlara doğru cevap ile dönerim, onlar da (senin kadrini) bilirler.
[012.046](SA) (Zindana, Yûsuf'un yanına geldi, dedi ki): "Yûsuf, ey çok doğru söyleyen, bize şu rü'yâyı çöz: Yedi semiz ineği, yedi zayıf (inek) yiyor ve yedi yeşil, yedi de kuru başak (neyi gösterir)? Umarım ki senin yorumunla insanlara dönerim, onlar da bilirler."
[012.047](AA) ÞóÇáó ÊóÒúÑóÚõæäó ÓóÈúÚó Óöäöíäó ÏóÃóÈðÇ ÝóãóÇ ÍóÕóÏÊøõãú ÝóÐóÑõæåõ Ýöí ÓõäÈõáöåö ÅöáÇøó ÞóáöíáÇð ãøöãøóÇ ÊóÃúßõáõæäó
[012.047](AU) Yusuf dedi ki: Yedi sene âdetiniz üzere ekin ekersiniz. Sonra da yiyeceklerinizden az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında (stok edip) bırakınız.
[012.047](DV) Yusuf: "Devamli yedi sene ekin ekip, bictiginiz ekinin yediginizden artanini basaginda birakin."
[012.047](EH) Dedi ki: "Yedi yıl adetiniz üzere ekeceksiniz, biçtiklerinizi biraz yiyeceğiniz hariç olmak üzere, başağında bırakın!
[012.047](EM) Dedi ki: "Yedi sene eskisi gibi ekeceksiniz, biçtiklerinizi başağında bırakınız, biraz yiyeceğinizden başka. "
[012.047](SA) (Yûsuf) Dedi ki: "Siz, âdetiniz üzere yedi yıl (ürün) ekersiniz. Biçtiğinizi başağında bırakırsınız, ancak yiyeceğiniz az bir mikdar(ı alırsınız, gerisini depolarsınız)."
[012.048](AA) Ëõãøó íóÃúÊöí ãöä ÈóÚúÏö Ðóáößó ÓóÈúÚñ ÔöÏóÇÏñ íóÃúßõáúäó ãóÇ ÞóÏøóãúÊõãú áóåõäøó ÅöáÇøó ÞóáöíáÇð ãøöãøóÇ ÊõÍúÕöäõæäó
[012.048](AU) Sonra bunun ardından, saklayacaklarınızdan az bir miktar (tohumluk) hariç, o yıllar için biriktirdiklerinizi yeyip bitirecek yedi kıtlık yılı gelecektir.
[012.048](DV) Sonra bunun ardindan yedi kurak yil gelir, butun biriktirdiginizi yer, yalniz az bir miktar saklarsiniz.
[012.048](EH) Sonra onun arkasından yedi kurak yıl gelecek, saklayacağınız az bir miktar hariç, önce biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek.
[012.048](EM) Sonra onun arkasından yedi kurak sene gelecek, önceki biriktirdiklerinizin biraz saklayacağınızdan başkasını yiyip bitirecek.
[012.048](SA) Sonra onun ardından yedi kurak (yıl) gelir ki (tohumluk olarak) sakladığınız az miktar dışında, o yıllar için önceden biriktirdiklerinizi yeyip bitirir.
[012.049](AA) Ëõãøó íóÃúÊöí ãöä ÈóÚúÏö Ðóáößó ÚóÇãñ Ýöíåö íõÛóÇËõ ÇáäøóÇÓõ æóÝöíåö íóÚúÕöÑõæäó
[012.049](AU) Sonra bunun ardından da bir yıl gelecek ki, o yılda insanlara (Allah tarafından) yardım olunacak ve o yılda (meyvesuyu ve yağ) sıkacaklar.
[012.049](DV) Sonra, halkin yagmur gorecegi bir yil gelir, o zaman sikip sagarlar dedi.
[012.049](EH) Sonra onun arkasından hakin sıkıntıdan kurtulacağı, sıkıp sağacağı bir yıl gelecek."
[012.049](EM) Sonra da onun arkasından yağışlı bir sene gelecek ki, halk onda sıkıntıdan kurtulacak, (üzüm, zeytin gibi mahsülleri) sıkıp faydalanacak.
[012.049](SA) Sonra onun ardından bir yıl gelir ki, o yılda insanlara bol yağmur verilir ve insanlar o yıl (bol bol meyva) sıkarlar (hayvan sağarlar).
[012.050](AA) æóÞóÇáó Çáúãóáößõ ÇÆúÊõæäöí Èöåö ÝóáóãøóÇ ÌóÇÁåõ ÇáÑøóÓõæáõ ÞóÇáó ÇÑúÌöÚú Åöáóì ÑóÈøößó ÝóÇÓúÃóáúåõ ãóÇ ÈóÇáõ ÇáäøöÓúæóÉö ÇááÇøóÊöí ÞóØøóÚúäó ÃóíúÏöíóåõäøó Åöäøó ÑóÈøöí ÈößóíúÏöåöäøó Úóáöíãñ
[012.050](AU) (Adam bu yorumu getirince) kral dedi ki: "Onu bana getirin!" Elçi, Yusufa geldiği zaman, (Yusuf) dedi ki: "Efendine dön de ona: Ellerini kesen o kadınların zoru neydi? diye sor. Şüphesiz benim Rabbim onların hilesini çok iyi bilir."
[012.050](DV) Hukumdar: "Onu bana getirin" dedi. Yusuf'a elci gelince, "Efendine don, kadinlar nicin ellerini kesmislerdi bir sor; dogrusu Rabbim onlarin hilesini bilir" dedi.
[012.050](EH) Bunu duyan hükümdar: "Getirin bana onur dedi. Bunun üzerine ona gönderilen adam gelince Yusuf:"Haydi efendine dönde sor ona, ellerini doğrayan kadınların maksatları neymiş? Şüphesiz ki, Rabbin onların hilelerini çok iyi bilir." dedi.
[012.050](EM) O hükümdar "Onu bana getirin" dedi. Emir üzerine Yusuf'a gönderilen adam yanına gelince, Yusuf ona dedi ki: "Haydi efendine geri dön de, ona sor bakalım, o ellerini kesen kadınların maksatları ne imiş? Hiç şüphe yok ki, Rabbim, onların oyunlarını çok iyi bilir."
[012.050](SA) (Elçi bu yorumu getirince) Kral: "Onu bana getirin." dedi. Elçi, Yûsuf'un yanına gelince (Yûsuf): "Efendine dön de ona sor, ellerini kesen o kadınların maksadı neydi? (Bunu ortaya çıkarsın). Şüphesiz Rabbim, onların tuzaklarını biliyor", dedi.
[012.051](AA) ÞóÇáó ãóÇ ÎóØúÈõßõäøó ÅöÐú ÑóÇæóÏÊøõäøó íõæÓõÝó Úóä äøóÝúÓöåö Þõáúäó ÍóÇÔó áöáøåö ãóÇ ÚóáöãúäóÇ Úóáóíúåö ãöä ÓõæÁò ÞóÇáóÊö ÇãúÑóÃóÉõ ÇáúÚóÒöíÒö ÇáÂäó ÍóÕúÍóÕó ÇáúÍóÞøõ ÃóäóÇú ÑóÇæóÏÊøõåõ Úóä äøóÝúÓöåö æóÅöäøóåõ áóãöäó ÇáÕøóÇÏöÞöíäó
[012.051](AU) (Kral kadınlara) dedi ki: Yusufun nefsinden murat almak istediğiniz zaman durumunuz neydi? Kadınlar, Hâşâ! Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik, dediler. Azizin karısı da dedi ki: "Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murat almak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir."
[012.051](DV) Hukumdar kadinlara: "Yusuf'un olmak istediginiz zaman durumunuz neydi?" dedi. Kadinlar. "Hasa! Onun bir fenaligini gormedik" dediler. Vezirin karisi: "Simdi gercek ortaya cikti; onun olmak isteyen bendim; dogrusu Yusuf dogrulardandir" dedi.
[012.051](EH) Hükümdar o kadınlara: "Derdiniz neydi ki, o zaman Yusuf'un nefsinden murad almağa, onunla birlikte olmaya kalkıştınız?" dedi. Onlar: "Haşa, Allah için biz onun aleyhine bir kötülük bilmiyoruz!" dediler. Azizin karısı: "Şimdi gerçek ortaya çıktı; onun nefsinden ben kam almak istedim. O ise kesinlikle doğru söyleyenlerdendir." dedi.
[012.051](EM) Hükümdar, o kadınlara "Derdiniz neydi ki, o vakit Yusuf'un nefsinden murad almaya kalktınız?" dedi. Onlar "Hâşâ, Allah için, biz onun aleyhinde hiçbir fenalık bilmiyoruz" dediler. Aziz'in, karısı da: "Şimdi hak ve hakikat olduğu gibi ortaya çıktı. Aslında onun nefsinden ben murad almak istedim. O ise şeksiz şüphesiz doğrulardandır" dedi.
[012.051](SA) (Kral, kadınlara): "Yûsuf'un nefsinden murad almak istediğiniz zaman durumunuz neydi?" dedi. Dediler ki: "Hâşâ, Allâh için (doğru söylemek lâzım), biz onda hiçbir kötülük görmedik!" Aziz'in karısı da: "İşte şimdi hak yerini buldu, ben onun nefsinden murâd almak istemiştim. O tamamen doğrulardandır!" dedi.
[012.052](AA) Ðóáößó áöíóÚúáóãó Ãóäøöí áóãú ÃóÎõäúåõ ÈöÇáúÛóíúÈö æóÃóäøó Çááøåó áÇó íóåúÏöí ßóíúÏó ÇáúÎóÇÆöäöíäó
[012.052](AU) (Yusuf dedi ki): Bu, azizin yokluğunda ona hainlik etmediğimi ve Allah'ın hainlerin hilesini başarıya ulaştırmayacağını (herkesin) bilmesi içindir.
[012.052](DV) Yusuf, "Maksadim, vezire, giyabinda ihanet etmedigimi, hainlerin tuzaklarini Allah'in basariya erdirmedigini bilmesini saglamakti" dedi.
[012.052](EH) Bundan maksadım, benim ona gerçekten gıyabında hıyanet etmediğimi ve Allah'ın kesinlikle hainlerin hilesini başarıya ulaştırmayacağını bilmesini sağlamaktı.
[012.052](EM) (Yusuf dedi ki): İşte bu şunun içindir: Bilsin ki, ben ona arkasından hainlik etmedim. Gerçekten Allah hainlerin hilesini başarıya ulaştırmaz.
[012.052](SA) (Gerçeği söyledim ki Yûsuf) Benim, arkadan kendisine hâinlik etmediğimi ve Allâh'ın, hâinlerin tuzağını başarıya ulaştırmayacağını bilsin."
[012.053](AA) æóãóÇ ÃõÈóÑøöÆõ äóÝúÓöí Åöäøó ÇáäøóÝúÓó áÃóãøóÇÑóÉñ ÈöÇáÓøõæÁö ÅöáÇøó ãóÇ ÑóÍöãó ÑóÈøöíó Åöäøó ÑóÈøöí ÛóÝõæÑñ ÑøóÍöíãñ
[012.053](AU) (Bununla beraber) nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.
[012.053](DV) Ben nefsimi temize cikarmam; cunku nefs, Rabbimin merhameti olmadikca, kotulugu emreder.Dogrusu Rabbim bagislayandir, merhamet edendir.
[012.053](EH) Nefsimi temize de çıkarmıyorum, çünkü nefis kötülüğü emreder; meğer Rabbim rahmetiyle bağışlaya, çünkü Rabbim çok bağışlayan, çok merhamet edendir."
[012.053](EM) Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin rahmetiyle yarlığadığı müstesna. Muhakkak ki, Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir.
[012.053](SA) Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis, dâimâ kötülüğü emredicidir. Meğer Rabbimin esirgediği bir nefis ola. Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir.
[012.054](AA) æóÞóÇáó Çáúãóáößõ ÇÆúÊõæäöí Èöåö ÃóÓúÊóÎúáöÕúåõ áöäóÝúÓöí ÝóáóãøóÇ ßóáøóãóåõ ÞóÇáó Åöäøóßó Çáúíóæúãó áóÏóíúäóÇ ãößöíäñ Ãóãöíäñ
[012.054](AU) Kral dedi ki: Onu bana getirin, onu kendime özel danışman edineyim. Onunla konuşunca: Bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir birisin, dedi.
[012.054](DV) Hukumdar: "Onu bana getirin, yanima alayim" dedi. Onunla konusunca: "Bugun senin yanimizda onemli bir yerin ve guvenilir bir durumun vardir." dedi.
[012.054](EH) Hükümdar da dedi ki: "Onu bana getirin, kendime müşavir yapayım." Bunun üzerine onunla konusunca da: "Sen bugün yanımızda gerçekten bir mevki sahibi ve güvenilir bir kişisin." dedi.
[012.054](EM) Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, kendime tahsis edeyim." Sonra onunla konuşunca da: "Sen bugün yanımızda gerçekten büyük bir mevki sahibisin, güvenilir birisin" dedi.
[012.054](SA) Kral: "Onu bana getirin, dedi, onu kendime özel (dost) yapayım!" Kendisiyle konuş(up ondaki olgunluğu gör)ünce (Yûsuf'a): "Sen, dedi, artık bugün yanımızda mevki sâhibi, güvenilir(bir kimse)sin.
[012.055](AA) ÞóÇáó ÇÌúÚóáúäöí Úóáóì ÎóÒóÂÆöäö ÇáÃóÑúÖö Åöäøöí ÍóÝöíÙñ Úóáöíãñ
[012.055](AU) Beni ülkenin hazinelerine tayin et! Çünkü ben (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim dedi.
[012.055](DV) Yusuf: Beni memleketin hazinelerine memur et, cunku ben korumasini ve yonetmesini bilirim" dedi.
[012.055](EH) Dedi ki: "Beni ülke hazineleri üzerine memur et, çünkü ben iyi korur, iyi bilirim!"
[012.055](EM) O da, ona dedi ki: "Beni bu ülkenin hazineleri üzerine getir. Çünkü iyi korurum, iyi bilirim."
[012.055](SA) (Yûsuf, krala): "Beni ülkenin hazineleri üstüne bakan yap. Çünkü ben (onları) iyi korur, (yönetmesini) iyi bilirim." dedi.
[012.056](AA) æóßóÐóáößó ãóßøóäøöÇ áöíõæÓõÝó Ýöí ÇáÃóÑúÖö íóÊóÈóæøóÃõ ãöäúåóÇ ÍóíúËõ íóÔóÇÁ äõÕöíÈõ ÈöÑóÍúãóÊöäóÇ ãóä äøóÔóÇÁ æóáÇó äõÖöíÚõ ÃóÌúÑó ÇáúãõÍúÓöäöíäó
[012.056](AU) Ve böylece Yusuf'a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Ve güzel davrananların mükâfatını zayi etmeyiz.
[012.056](DV) Yusuf'u boylece o memlekete yerlestirdik; istedigi yerlerde oturabilirdi. Rahmetimizi tipki bu misalde oldugu gibi istedigimize veririz; iyi davrananlarin ecrini zayi etmeyiz.
[012.056](EH) Ve işte böylece Yusuf'u o ülkede yerleştirdik; neresinde isterse makam tutuyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz. Ve iyi davrananların mükafatım zayi etmeyiz.
[012.056](EM) Ve işte biz böylece Yusuf'u o yerde temkin ettik (yerleştirdik). Neresinde isterse orada makam tutuyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz. Ve iyilik edenlerin mükafatını zayi etmeyiz.
[012.056](SA) Böylece biz Yûsuf'a o ülke'de iktidar verdik. Orada dilediği yerde konaklardı. Biz, dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız, güzel davrananların ecrini zayi etmeyiz.
[012.057](AA) æóáóÃóÌúÑõ ÇáÂÎöÑóÉö ÎóíúÑñ áøöáøóÐöíäó ÂãóäõæÇú æóßóÇäõæÇú íóÊøóÞõæäó
[012.057](AU) İman edip de (kötülüklerden) sakınanlar için ahiret mükâfatı daha hayırlıdır.
[012.057](DV) Ama ahiret ecri, inananlar ve Allah'a karsi gelmekten sakinanlar icin daha iyidir.
[012.057](EH) Ahiret mükafatı, iman edip takva yolunu tutanlar için elbette daha hayırlıdır.
[012.057](EM) İman edip takva yolunu tutanlar için elbette ahiret mükafatı daha hayırlıdır.
[012.057](SA) İnananlar ve (kötülüklerden) korunanlar için elbette âhiret ödülü, daha hayırlıdır.
[012.058](AA) æóÌóÇÁ ÅöÎúæóÉõ íõæÓõÝó ÝóÏóÎóáõæÇú Úóáóíúåö ÝóÚóÑóÝóåõãú æóåõãú áóåõ ãõäßöÑõæäó
[012.058](AU) Yusufun kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler, (Yusuf) onları tanıdı, onlar onu tanımıyorlardı.
[012.058](DV) Yusuf'un kardesleri gelip yanina girdiler. Kendisini tanimadiklari halde o onlari tanidi.
[012.058](EH) Birden Yusuf'un kardeşleri çıkageldiler; gelip yanıma girdiler; hemen onları tanıdı, onlar ise onu tanımıyorlardı.
[012.058](EM) (Bir gün) Yusuf'un kardeşleri çıkageldiler ve onun yanına girdiler. O, onları görür görmez tanıdı, oysa onlar onu tanıyamamışlardı.
[012.058](SA) Yûsuf'un kardeşleri geldiler, onun yanına girdiler, o onları tanıdı; fakat onlar onu tanımıyorlardı.
[012.059](AA) æóáóãøóÇ ÌóåøóÒóåõã ÈöÌóåóÇÒöåöãú ÞóÇáó ÇÆúÊõæäöí ÈöÃóÎò áøóßõã ãøöäú ÃóÈöíßõãú ÃóáÇó ÊóÑóæúäó Ãóäøöí ÃõæÝöí Çáúßóíúáó æóÃóäóÇú ÎóíúÑõ ÇáúãõäÒöáöíäó
[012.059](AU) (Yusuf) onların yüklerini hazırlayınca dedi ki: "Sizin bababir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafirperverlerin en iyisiyim.
[012.059](DV) Onlarin yuklerini hazirlatinca soyle dedi: "Baba bir kardesinizi bana getirin. Sizlere olcuyu bol tuttugumu ve benim misafir konuklayanlarin en iyisi oldugumu gormuyor musunuz?"
[012.059](EH) Onların bütün hazırlıklarım tamamladığında dedi ki: "Bana sizin baba bir kardeşinizi getirin! Görüyorsunuz ya, ben ölçeği tam ölçüyorum ve ben konukseverlerin en yaranışıyım!
[012.059](EM) Ne zaman ki onların bütün hazırlıklarını tamamladı, o zaman dedi ki: "Babanızdan olan öbür kardeşinizi de bana getirin. Görüyorsunuz ya, ben ölçeği tam ölçüyorum ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım."
[012.059](SA) (Yûsuf) Onların (zahire) yüklerini hazırlatınca dedi ki: "Sizin baba bir kardeşinizi de bana getirin, görüyorsunuz ya ben, ölçüyü tam yapıyorum ve ben konukseverlerin en iyisiyim!"
[012.060](AA) ÝóÅöä áøóãú ÊóÃúÊõæäöí Èöåö ÝóáÇó ßóíúáó áóßõãú ÚöäÏöí æóáÇó ÊóÞúÑóÈõæäö
[012.060](AU) Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek bir ölçek (erzak) yoktur, bana hiç yaklaşmayın!"
[012.060](DV) Eger onu bana getirmezseniz bundan boyle benden bir olcek bile alamazsiniz ve bana artik yaklasmayin da.
[012.060](EH) Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size zahire yok ve bana da yaklaşmayım"
[012.060](EM) Siz eğer onu bana getirmezseniz, bir daha size hiç kile yok, (bir ölçek bile zahire alamazsınız) yanıma da yaklaşmayın.
[012.060](SA) Eğer onu bana getirmezseniz artık benim yanımda size ölçü(lüp verilecek bir şey) yok. (Bir daha) bana yaklaşmayın!
[012.061](AA) ÞóÇáõæÇú ÓóäõÑóÇæöÏõ Úóäúåõ ÃóÈóÇåõ æóÅöäøóÇ áóÝóÇÚöáõæäó
[012.061](AU) Dediler ki: Onu babasından istemeye çalışacağız, kuşkusuz bunu yapacağız.
[012.061](DV) Kardesleri: "Babasini ikna etmeye calisacagiz ve her halde bunu yapariz" dediler.
[012.061](EH) Dediler ki: "Herhalde onun için babasından izin almaya çalışırız ve muhakkak bunu yaparız."
[012.061](EM) Dediler ki: "Onun için babasından izin almaya çalışacağız. Her hâlü kârda bunu yapacağz."
[012.061](SA) Dediler ki: "Onu babasından isteyip getirmeğe çalışacağız, (bunu) mutlaka yapacağız"
[012.062](AA) æóÞóÇáó áöÝöÊúíóÇäöåö ÇÌúÚóáõæÇú ÈöÖóÇÚóÊóåõãú Ýöí ÑöÍóÇáöåöãú áóÚóáøóåõãú íóÚúÑöÝõæäóåóÇ ÅöÐóÇ ÇäÞóáóÈõæÇú Åöáóì Ãóåúáöåöãú áóÚóáøóåõãú íóÑúÌöÚõæäó
[012.062](AU) (Yusuf) emrindeki gençlere dedi ki: Sermayelerini yüklerinin içine koyun. Olur ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki geri gelirler.
[012.062](DV) Yusuf adamlarina: "Karsilik olarak getirdiklerini de yuklerine koyun. Belki ailelerine varinca, onu anlarlar da bir daha donerler" dedi.
[012.062](EH) Yusuf uşaklarına: "Sermayelerini yüklerinin içine koyuverin, belki ailelerine döndüklerinde anlarlar, belki yine gelirler." dedi.
[012.062](EM) Yusuf bir taraftan da adamlarına tenbih etti: "Sermayelerini yüklerinin içine koyuverin, belki ailelerinin yanına dönünce farkına varırlar ve belki yine gelirler" dedi.
[012.062](SA) (Yûsuf) Uşaklarına: "Onların sermayelerini yüklerinin içine koyun, belki âilelerine döndükleri zaman bunun farkına varırlar da yine gelirler" dedi.
[012.063](AA) ÝóáóãøóÇ ÑóÌöÚõæÇ Åöáóì ÃóÈöíåöãú ÞóÇáõæÇú íóÇ ÃóÈóÇäóÇ ãõäöÚó ãöäøóÇ Çáúßóíúáõ ÝóÃóÑúÓöáú ãóÚóäóÇ ÃóÎóÇäóÇ äóßúÊóáú æóÅöäøóÇ áóåõ áóÍóÇÝöÙõæäó
[012.063](AU) Babalarına döndüklerinde dediler ki: Ey babamız! Erzak bize yasaklandı. Kardeşimizi (Bünyamin'i) bizimle beraber gönder de (onun sayesinde) ölçüp alalım. Biz onu mutlaka koruyacağız.
[012.063](DV) Babalarina donduklerinde, "Ey babamiz! Bize yiyecek yasak edildi, kardesimizi bizimle beraber gonder de yiyecek alalim. Onu elbette koruruz" dediler.
[012.063](EH) Böylece babalarına döndükleri vakit: "Ey babamız, bizden zahire yasaklandı. Bu kere kardeşimizi bizimle beraber gönder ki ölçüp alalım ve muhakkak biz onu koruruz." dediler.
[012.063](EM) Böylece dönüp babalarına geldikleri vakit, dediler ki: "Ey babamız! Bizden ölçek menedildi (bize zahire verilmeyecek). Bu kere kardeşimizi de bizimle gönder ki, ölçek alabilelim. Biz onu kesinlikle koruyacağız."
[012.063](SA) Babalarına döndüklerinde dediler ki: "Ey babamız, bizden ölçü men'edildi, kardeşimizi bizimle beraber gönder de (ihtiyacımız olanı) ölç(üp al)alım. Biz onu mutlaka koruruz."
[012.064](AA) ÞóÇáó åóáú Âãóäõßõãú Úóáóíúåö ÅöáÇøó ßóãóÇ ÃóãöäÊõßõãú Úóáóì ÃóÎöíåö ãöä ÞóÈúáõ ÝóÇááøåõ ÎóíúÑñ ÍóÇÝöÙðÇ æóåõæó ÃóÑúÍóãõ ÇáÑøóÇÍöãöíäó
[012.064](AU) Ya'kub dedi ki: Daha önce kardeşi (Yusuf) hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim! (Ben onu sadece Allah'a emanet ediyorum); Allah en hayırlı koruyucudur. O, acıyanların en merhametlisidir.
[012.064](DV) Daha once kardesini size emanet ettigim gibi, simdi onu emanet eder miyim? Ama Allah en iyi koruyandir, O merhametlilerin merhametlisidir dedi.
[012.064](EH) Babaları dedi ki: "Hiç ben onu size inanır mıyım? Ya bundan önce size kardeşini İnandığım gibi olursa! En hayırlı koruyucu da Allah'tır. Ve O, merhamet edenlerin en merhametlisidir."
[012.064](EM) Babaları dedi ki: "Ben onu size nasıl emanet ederim? Ya bundan önce kardeşini emanet ettiğimde olan gibi olursa! En hayırlı koruyucu Allah'dır ve O, merhamet edenlerin en merhametlisidir."
[012.064](SA) (Yakup) dedi ki: "Daha önce kardeşi için size güvendiğim gibi onun için de size güveneyim, öyle mi? En iyi koruyan Allah'tır ve O, merhametlilerin merhametlisidir!"
[012.065](AA) æóáóãøóÇ ÝóÊóÍõæÇú ãóÊóÇÚóåõãú æóÌóÏõæÇú ÈöÖóÇÚóÊóåõãú ÑõÏøóÊú Åöáóíúåöãú ÞóÇáõæÇú íóÇ ÃóÈóÇäóÇ ãóÇ äóÈúÛöí åóÐöåö ÈöÖóÇÚóÊõäóÇ ÑõÏøóÊú ÅöáóíúäóÇ æóäóãöíÑõ ÃóåúáóäóÇ æóäóÍúÝóÙõ ÃóÎóÇäóÇ æóäóÒúÏóÇÏõ ßóíúáó ÈóÚöíÑò Ðóáößó ßóíúáñ íóÓöíÑñ
[012.065](AU) Eşyalarını açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. Dediler ki: Ey babamız! Daha ne istiyoruz. İşte sermâyemiz de bize geri verilmiş. (Onunla yine) ailemize yiyecek getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de fazla alırız. Çünkü bu (seferki aldığımız) az bir miktardır.
[012.065](DV) Yuklerini acinca karsilik olarak goturdukleri mallarinin kendilerine iade edilmis oldugunu gorduler. "Ey babamiz! Daha ne isteriz; iste mallarimiz da bize iade edilmis; ailemize onunla yine yiyecek getirir, kardesimizi de korur ve bir deve yuku de artirmis oluruz; esasen bu az bir seydir" dediler.
[012.065](EH) Derken yüklerini açtıklarında sermayelerim kendilerine iade edilmiş buldular. Dediler ki: "Ey babamız, daha ne isteriz, işte sermayemiz de bize iade edilmiş! Yine ailemize erzak getiririz, kardeşimizi de koruruz, belki bir deve yükü fazla alırız ki bu (aldığımız zaten) az bir şey!
[012.065](EM) Derken yüklerini açtılar ve sermayelerini kendilerine geri verilmiş olarak buldular. Dediler ki: "Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte sermayelerimiz de bize iade edilmiş. Bununla yine ailemize zahire alır getiririz, kardeşimizi de koruruz, üstelik bir yük daha fazla zahire alırız. Zaten bu aldığımız pek az bir zahiredir."
[012.065](SA) Zahire yüklerini açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüler. Dediler ki: "Ey babamız, daha ne istiyoruz? İşte sermayemiz de bize geri verilmiş! Yine âilemize yiyecek getiririz. Kardeşimizi koruruz, bir deve yükü de fazla (azık) alırız. (Çünkü) Bu, az bir ölçüdür (bize yetmez)."
[012.066](AA) ÞóÇáó áóäú ÃõÑúÓöáóåõ ãóÚóßõãú ÍóÊøóì ÊõÄúÊõæäö ãóæúËöÞðÇ ãøöäó Çááøåö áóÊóÃúÊõäøóäöí Èöåö ÅöáÇøó Ãóä íõÍóÇØó Èößõãú ÝóáóãøóÇ ÂÊóæúåõ ãóæúËöÞóåõãú ÞóÇáó Çááøåõ Úóáóì ãóÇ äóÞõæáõ æóßöíáñ
[012.066](AU) (Ya'kub) dedi ki: Kuşatılmanız (ve çaresiz kalma durumunuz) hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah adına bana sağlam bir söz vermediğiniz takdirde onu sizinle beraber göndermem!" Ona (istediği şekilde) teminatlarını verdiklerinde dedi ki: Söylediklerimize Allah şahittir.
[012.066](DV) Babalari: "Hepiniz helak olmadikca onu bana geri getireceginize dair Allah'a karsi saglam bir soz vermezseniz, sizinle gondermeyecegim" dedi. Soz verdiklerinde: "Sozumuze Allah vekildir" dedi.
[012.066](EH) Dedi ki: " Kesinlikle onu sizinle beraber göndermem, ta ki hepiniz her taraftan kuşatılmadıkça, onu mutlaka bana getireceğinize dair Allah'a yemin edesiniz! Söz verdikleri vakit dedi ki:"Allah söylediklerimize karşı vekildir!"
[012.066](EM) Babaları dedi ki: "Hepiniz çaresiz kalmadıkça onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah'dan bir yemin vermedikçe, onu, kesinlikle sizinle göndermem". Onlar da Allah'a and içerek babalarına söz verince, babaları dedi ki: "Bu söylediklerinize Allah vekildir".
[012.066](SA) (Ya'kûb): "Hepiniz kuşatılıp engellenmedikçe siz, onu bana getireceğinize dair Allâh adına bana sağlam söz vermeden onu asla sizinle göndermem!" dedi. Ne zaman ki, sözlerini verdiler, (Ya'kûb): "Söylediğimize Allâh, vekildir!" dedi.
[012.067](AA) æóÞóÇáó íóÇ Èóäöíøó áÇó ÊóÏúÎõáõæÇú ãöä ÈóÇÈò æóÇÍöÏò æóÇÏúÎõáõæÇú ãöäú ÃóÈúæóÇÈò ãøõÊóÝóÑøöÞóÉò æóãóÇ ÃõÛúäöí Úóäßõã ãøöäó Çááøåö ãöä ÔóíúÁò Åöäö ÇáúÍõßúãõ ÅöáÇøó áöáøåö Úóáóíúåö ÊóæóßøóáúÊõ æóÚóáóíúåö ÝóáúíóÊóæóßøóáö ÇáúãõÊóæóßøöáõæäó
[012.067](AU) Sonra şöyle dedi: Oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm Allah'tan başkasının değildir. (Onun için) ben yalnız O'na dayandım. Tevekkül edenler yalnız O'na dayansınlar.
[012.067](DV) Babalari: "Ogullarim! Tek bir kapidan degil, ayri ayri kapilardan girin. Ama Allah katinda size bir faydam olmaz, hukum ancak Allah'indir, O'na guvendim, guvenenler de O'na guvensinler" dedi.
[012.067](EH) Dedi ki: "Yavrularım! Bir kapıdan girmeyin de ayrı ayrı kapılardan girin! Gerçi ne yapsam, hiçbir şeyde Allah' in takdirini sizden sayamam! Hüküm ancak Allah'ındır! Ben O'na tevekkül kıldım. Onun için bütün tevekkül edenler O'na tevekkül etmelidirler!"
[012.067](EM) Ve dedi ki: "Ey yavrularım! (şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin de ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben ne yapsam, Allah'ın takdirini sizden engelleyemem. Hüküm yalnızca Allah'ındır. Onun için bütün tevekkül edenler O'na tevekkül etmelidirler."
[012.067](SA) Ve dedi ki: "Oğullarım, (Mısır'a) bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm, yalnız Allâh'ındır. (O size ne takdir etmişse muhakkak olacaktır.) Ben O'na tevekkül ettim, tevekkül edenler de O'na tevekkül etsinler!"
[012.068](AA) æóáóãøóÇ ÏóÎóáõæÇú ãöäú ÍóíúËõ ÃóãóÑóåõãú ÃóÈõæåõã ãøóÇ ßóÇäó íõÛúäöí Úóäúåõã ãøöäó Çááøåö ãöä ÔóíúÁò ÅöáÇøó ÍóÇÌóÉð Ýöí äóÝúÓö íóÚúÞõæÈó ÞóÖóÇåóÇ æóÅöäøóåõ áóÐõæ Úöáúãò áøöãóÇ ÚóáøóãúäóÇåõ æóáóßöäøó ÃóßúËóÑó ÇáäøóÇÓö áÇó íóÚúáóãõæäó
[012.068](AU) Babalarının kendilerine emrettiği yerden (çeşitli kapılardan) girdiklerinde (onun emrini yerine getirdiler. Fakat bu tedbir) Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı; ancak Ya'kub içindeki bir dileği açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
[012.068](DV) Babalarinin emrettigi gibi girdiler. Esasen bu, Allah katinda onlara bir fayda saglamazdi, ancak Yakub icindeki arzuyu ortaya koymus oldu. O, suphesiz kendisine ogrettigimizi bilir fakat insanlarin cogu bilmezler.
[012.068](EH) Babalarının emrettiği yerden girdiklerinde o, onlardan Allah'ın takdirinden hiçbir şeyi savuşturmuyordu; bu sadece Yak'ub'un içindeki bir isteği yerine getirmişti. Şüphesiz o bir bilgiye sahipli, çünkü Biz kendisine öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
[012.068](EM) Ne zaman ki, şehre vardılar, o zaman babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiler. (Gerçi bu şekilde girmeleri) onlar hakında Allah'ın takdir ettiği hiçbir şeyi önleyemezdi, bu sadece Yakub'un içinden geçirdiği bir isteğin yerine getirilmesi oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
[012.068](SA) Babalarının emrettiği yerden (Mısır'a) girdiler; (gerçi) bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı. Ama sadece Ya'kûb, içindeki bir dileği söylemişti. O, kendisine öğrettiğimizden ötürü bilgi sâhibi idi (bundan dolayı 'Allâh'ın takdirinden hiçbir şeyi sizden savamam' demişti). Fakat insanların çoğu bilmezler.
[012.069](AA) æóáóãøóÇ ÏóÎóáõæÇú Úóáóì íõæÓõÝó Âæóì Åöáóíúåö ÃóÎóÇåõ ÞóÇáó Åöäøöí ÃóäóÇú ÃóÎõæßó ÝóáÇó ÊóÈúÊóÆöÓú ÈöãóÇ ßóÇäõæÇú íóÚúãóáõæäó
[012.069](AU) Yusuf'un yanına girdiklerinde öz kardeşini yanına aldı ve "Bilesin ki ben senin kardeşinim, onların yaptıklarına üzülme" dedi.
[012.069](DV) Yusuf'un yanina girdiklerinde, kardesini bagrina basti ve: "Ben senin kardesinim, onlarin yaptiklarina artik uzulme" dedi.
[012.069](EH) Yusuf'un yanma girdikleri vakit, kardeşini yanına aldı ve: "Haberin olsun ben senin kardeşinim, sakın yapacaklarına göcürgenme (üzülme)!" dedi.
[012.069](EM) Yusuf'un yanına girdikleri vakit, o, kardeşini (Bünyamin'i) yanında alıkoydu. Dedi ki: "Bilesin, ben, senin kardeşinim! İşte bundan dolayı onların yapacaklarına sakın üzülme!"
[012.069](SA) (Kardeşleri), Yûsuf'un yanına girince, (Yûsuf, öz) kardeşi(Bünyami)n'i yanına aldı ve: "Ben senin kardeşinim, onların (bizim hakkımızda) yaptıklarına üzülme!" dedi.
[012.070](AA) ÝóáóãøóÇ ÌóåøóÒóåõã ÈöÌóåóÇÒöåöãú ÌóÚóáó ÇáÓøöÞóÇíóÉó Ýöí ÑóÍúáö ÃóÎöíåö Ëõãøó ÃóÐøóäó ãõÄóÐøöäñ ÃóíøóÊõåóÇ ÇáúÚöíÑõ Åöäøóßõãú áóÓóÇÑöÞõæäó
[012.070](AU) (Yusuf) onların yükünü hazırladığı zaman maşrabayı kardeşinin yükü içine koydu! (Kafile hareket ettikten) sonra bir tellal: Ey kafile! Siz hırsızsınız! diye seslendi.
[012.070](DV) Yusuf onlarin yuklerini yukletirken, bir su kabini kardesinin yukune koydurdu. Sonra bir munadi soyle bagirdi: "Ey kervancilar, siz hirsizsiniz!"
[012.070](EH) Sonra onların bütün hazırlıklarım yaptığı vakit, su kabım kardeşinin yükü içine koydu, sonra da bir çağırıcı: "Ey kafile, siz kesinlikle hırsızlık yapmışsınız!" diye seslendi.
[012.070](EM) Sonra onların bütün hazırlıklarını görünce, su kabını kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra bir tellal şöyle bağırdı: "Hey kervan! Siz hırsızsınız, hırsız!"
[012.070](SA) Onların yüklerini hazırlatırken su tasını (öz) kardeşinin yükünün içine koydu. (Kervan hareket ettikten) sonra bir ünleyici şöyle seslendi: "Ey kervan, siz hırsızlarsınız!"
[012.071](AA) ÞóÇáõæÇú æóÃóÞúÈóáõæÇú Úóáóíúåöã ãøóÇÐóÇ ÊóÝúÞöÏõæäó
[012.071](AU) (Yusuf'un kardeşleri) onlara dönerek: Ne arıyorsunuz? dediler.
[012.071](DV) Geri donerek, "Ne kaybettiniz?" dediler.
[012.071](EH) Bunlara döndüler ve: "Ne arıyorsunuz?" dediler.
[012.071](EM) Bunlara döndüler de dediler ki: "Ne arıyorsunuz?
[012.071](SA) Bunlara döndüler: "Ne kaybettiniz, (ne arıyorsunuz)? dediler.
[012.072](AA) ÞóÇáõæÇú äóÝúÞöÏõ ÕõæóÇÚó Çáúãóáößö æóáöãóä ÌóÇÁ Èöåö Íöãúáõ ÈóÚöíÑò æóÃóäóÇú Èöåö ÒóÚöíãñ
[012.072](AU) Kralın su kabını arıyoruz; onu getirene bir deve yükü (bahşiş) var dediler. (İçlerinden biri:) Ben buna kefilim, dedi.
[012.072](DV) Hukumdarin su kabini kaybettik, onu getirene bir deve yuku mukafat verilecek, buna ben kefil oluyorum dediler.
[012.072](EH) Dediler ki "Hükümdarın su kabını arıyoruz. Onu getirene bir deve yükü bahşiş var ve ben ona kefilim."
[012.072](EM) Onlar da dediler ki: "Hükümdarın su kabını arıyoruz. Onu bulup getirene bir yük zahire var. Üstelik o tas bana zimmetlidir".
[012.072](SA) Dediler ki: "Kralın su tasını kaybettik (onu arıyoruz). Onu getirene bir deve yükü (mükâfât) var. Ben buna kefilim"
[012.073](AA) ÞóÇáõæÇú ÊóÇááøåö áóÞóÏú ÚóáöãúÊõã ãøóÇ ÌöÆúäóÇ áöäõÝúÓöÏó Ýöí ÇáÃóÑúÖö æóãóÇ ßõäøóÇ ÓóÇÑöÞöíäó
[012.073](AU) Allah'a andolsun ki, bizim yeryüzünde fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de biliyorsunuz. Biz hırsız da değiliz, dediler.
[012.073](DV) Allah'a yemin ederiz ki memleketi ifsat etmege gelmedigimizi ve hirsiz da olmadigimizi biliyorsunuz" dediler.
[012.073](EH) Allah'a yemin ederiz, kesin olarak bilirsiniz ki, biz bu ülkede fesat çıkarmak için gelmedik; hırsız da değiliz! dediler.
[012.073](EM) Allah'a yemin ederiz ki, dediler, "Muhakkak siz de anlamışsınızdır ya, biz buraya fesat çıkarmak için gelmedik. Biz hırsız da değiliz."
[012.073](SA) (Yûsuf'un kardeşleri): "Allâh, Allâh! dediler, herhalde siz de bilmişsinizdir ki biz bu yere bozgunculuk yapmak için gelmedik. Ve biz hırsız değiliz!"
[012.074](AA) ÞóÇáõæÇú ÝóãóÇ ÌóÒóÂÄõåõ Åöä ßõäÊõãú ßóÇÐöÈöíäó
[012.074](AU) (Yusuf'un adamları) dediler ki: Peki, siz yalancıysanız bunun cezası nedir?
[012.074](DV) Yalanci iseniz, hirsizligin cezasi nedir? dediler.
[012.074](EH) Şimdi yalancı çıkarsanız cezası ne? dediler.
[012.074](EM) Peki yalancı çıkarsanız onun (hırsızlık edenin) cezası nedir? dediler.
[012.074](SA) (Yûsuf'un adamları): "Peki, dediler, ya yalancı çıkarsanız o(hırsızlık ede)nin cezâsı nedir?"
[012.075](AA) ÞóÇáõæÇú ÌóÒóÂÄõåõ ãóä æõÌöÏó Ýöí ÑóÍúáöåö Ýóåõæó ÌóÒóÇÄõåõ ßóÐóáößó äóÌúÒöí ÇáÙøóÇáöãöíäó
[012.075](AU) Onun cezası, kayıp eşya, kimin yükünde bulunursa işte o (şahsa el koymak) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız dediler.
[012.075](DV) Cezasi, kimin yukunde bulunursa, ceza olarak ona el konulur; biz zalimleri boyle cezalandiririz; dediler.
[012.075](EH) Dediler ki "Cezası kimin yükünde çıkarsa, işte o onun cezası! Biz zalimlere böyle ceza veririz!"
[012.075](EM) Kimin yükünde çıkarsa, o kendisi onun cezasıdır. Biz zalimlere işte böyle ceza veririz.
[012.075](SA) Cezâsı, (tas) kimin yükünde bulunursa işte o, onun karşılığıdır. (Hırsızlığına karşılık kendisine el konur). Biz haksızları böyle cezâlandırırız! dediler.
[012.076](AA) ÝóÈóÏóÃó ÈöÃóæúÚöíóÊöåöãú ÞóÈúáó æöÚóÇÁ ÃóÎöíåö Ëõãøó ÇÓúÊóÎúÑóÌóåóÇ ãöä æöÚóÇÁ ÃóÎöíåö ßóÐóáößó ßöÏúäóÇ áöíõæÓõÝó ãóÇ ßóÇäó áöíóÃúÎõÐó ÃóÎóÇåõ Ýöí Ïöíäö Çáúãóáößö ÅöáÇøó Ãóä íóÔóÇÁ Çááøåõ äóÑúÝóÚõ ÏóÑóÌóÇÊò ãøöä äøóÔóÇÁ æóÝóæúÞó ßõáøö Ðöí Úöáúãò Úóáöíãñ
[012.076](AU) Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini (aramaya) başladı. Sonra da onu, kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte biz Yusufa böyle bir tedbir öğrettik, yoksa kralın kanununa göre kardeşini tutamayacaktı. Ancak Allah'ın dilemesi hariç. Biz kimi dilersek onu derecelerle yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.
[012.076](DV) Yusuf kardesinin yukunden once onlarinkini aramaya basladi; sonra kardesinin yukunden su kabini cikardi. Iste biz Yusuf'a boyle bir plan kullanmasini vahyettik. Cunku hukumdarin kanunlarina gore kardesini alikoyamazdi, meger ki Allah dileye. Diledigimizi derecelerle yukseltiriz. Her ilim sahibinden ustun bir bilen bulunur."
[012.076](EH) Bunun üzerine (Yusuf) kardeşinin kabından önce, onların kaplarını aramaya başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı, işte Yusuf için böyle bir tedbir yaptık! Melik'in kanununa göre kardeşini alıkoymasına çare yoktu. Ancak Allah'ın dilemesi başka! Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz ve her ilim sahibinin üstünde bir bilen vardır.
[012.076](EM) Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin eşyalarından önce onların eşyalarını aramaya başladı. Sonra su kabını kardeşinin yükünün içinden çıkardı. İşte Yusuf'a biz böyle bir oyun öğrettik. Melikin kanunlarına göre, kardeşini alıkoymasına imkan yoktu. Ancak Allah dilerse o başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde bir başka bilen vardır.
[012.076](SA) Bunun üzerine (Yûsuf), kardeşinin yükünden önce ötekilerin yüklerini aramağa başladı; sonra tası kardeşinin yükünden çıkardı. İşte Yûsuf'a böyle bir çare öğrettik. Yoksa kralın dini(kanunu)na göre (Yûsuf) kardeşini alamazdı. Meğer Allâh dilemiş olsun. (Biz) dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her bilgi sâhibinin üstünde daha bir bilen vardır.
[012.077](AA) ÞóÇáõæÇú Åöä íóÓúÑöÞú ÝóÞóÏú ÓóÑóÞó ÃóÎñ áøóåõ ãöä ÞóÈúáõ ÝóÃóÓóÑøóåóÇ íõæÓõÝõ Ýöí äóÝúÓöåö æóáóãú íõÈúÏöåóÇ áóåõãú ÞóÇáó ÃóäÊõãú ÔóÑøñ ãøóßóÇäðÇ æóÇááøåõ ÃóÚúáóãú ÈöãóÇ ÊóÕöÝõæäó
[012.077](AU) (Kardeşleri) dediler ki: "Eğer o çaldıysa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı." Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. (Kendi kendine) dedi ki: Siz daha kötü durumdasınız! Allah, sizin anlattığınızı çok iyi bilir.
[012.077](DV) Calmissa, daha once kardesi de calmisti dediler. Yusuf bunu icinde sakladi, onlara acmadi. Icinden, "Durumunuz pek kotudur; anlattiginizi Allah daha iyi bilir" dedi.
[012.077](EH) Dediler ki: "Eğer o çalmışsa, bundan önce bir kardeşi de çalmıştı." O vakit Yusuf bunu içine attı ve onlara belli etmeden:"Siz çok kötü bir durumdasınız, ne isnat ettiğiniz! Allah çok iyi biliyor." dedi.
[012.077](EM) Dediler ki: "Eğer o çalmışsa, daha önce bunun kardeşi de çalmıştı". O vakit Yusuf bunu içine attı, onlara hiç belli etmeden: "Siz çok fena bir mevkidesiniz, ne sıfat verdiğinizi Allah çok iyi biliyor" dedi.
[012.077](SA) (Yûsuf'un kardeşleri) Dediler ki: "(Bu) çaldıysa bundan önce kardeşi de çalmıştı." Yûsuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. (İçinden): "Siz fenâ bir durumdasınız, Allâh, sizin anlattığınızın içyüzünü çok iyi biliyor!" dedi.
[012.078](AA) ÞóÇáõæÇú íóÇ ÃóíøõåóÇ ÇáúÚóÒöíÒõ Åöäøó áóåõ ÃóÈðÇ ÔóíúÎðÇ ßóÈöíÑðÇ ÝóÎõÐú ÃóÍóÏóäóÇ ãóßóÇäóåõ ÅöäøóÇ äóÑóÇßó ãöäó ÇáúãõÍúÓöäöíäó
[012.078](AU) Dediler ki: Ey aziz! Gerçekten onun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizim birimizi alıkoy. Zira biz seni, iyilik edenlerden görüyoruz.
[012.078](DV) Kardesleri: "Ey Vezir! Onun yaslanmis, kocamis bir babasi vardir. Bizden birini onun yerine al. Dogrusu biz senin iyi davrananlardan oldugunu goruyoruz" dediler.
[012.078](EH) Dediler ki: "Ey şanlı Aziz, emin ol ki, bunun çok yaşlı bir babası var; onun için yerine birimizi al: çünkü biz seni iyilik edenlerden görüyoruz!"
[012.078](EM) Dediler ki: "Ey vezir! Emin ol ki, bunun çok yaşlı bir babası var. Onun için yerine birimizi al. Gerçekten de biz seni iyilik edenlerden görüyoruz."
[012.078](SA) Dediler ki: "Ey vezir, onun büyük bir ihtiyar babası var! (Onun alıkonduğuna çok üzülür.) Onun yerine (bizden) birimizi al; doğrusu, biz seni iyilik edenlerden görüyoruz."
[012.079](AA) ÞóÇáó ãóÚóÇÐó Çááøåö Ãóä äøóÃúÎõÐó ÅöáÇøó ãóä æóÌóÏúäóÇ ãóÊóÇÚóäóÇ ÚöäÏóåõ ÅöäøóÇ ÅöÐðÇ áøóÙóÇáöãõæäó
[012.079](AU) Dedi ki: Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını yakalamaktan Allah'a sığınırız, o takdirde biz gerçekten zalimler oluruz!
[012.079](DV) Ma'azallah! Biz, malimizi kimde bulmussak ancak onu alikoruz, yoksa haksizlik etmis oluruz dedi.
[012.079](EH) Dedi ki: "Allah saklasın, eşyamızı yanında bulduğumuz kişiden başkasını tutmamızdan Allah korusun! Çünkü biz o takdirde zulmetmiş oluruz."
[012.079](EM) O dedi ki: "Eşyamızı yanında bulduğumuzdan başkasını tutuklamaktan Allah korusun. Çünkü öyle yaparsak zalimlerden oluruz."
[012.079](SA) Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını almaktan Allah'a sığınırız, yoksa biz zulmedenler oluruz! dedi.
[012.080](AA) ÝóáóãøóÇ ÇÓúÊóíúÃóÓõæÇú ãöäúåõ ÎóáóÕõæÇú äóÌöíøðÇ ÞóÇáó ßóÈöíÑõåõãú Ãóáóãú ÊóÚúáóãõæÇú Ãóäøó ÃóÈóÇßõãú ÞóÏú ÃóÎóÐó Úóáóíúßõã ãøóæúËöÞðÇ ãøöäó Çááøåö æóãöä ÞóÈúáõ ãóÇ ÝóÑøóØÊõãú Ýöí íõæÓõÝó Ýóáóäú ÃóÈúÑóÍó ÇáÃóÑúÖó ÍóÊøóìó íóÃúÐóäó áöí ÃóÈöí Ãóæú íóÍúßõãó Çááøåõ áöí æóåõæó ÎóíúÑõ ÇáúÍóÇßöãöíäó
[012.080](AU) Ondan ümitlerini kesince, (meseleyi) gizli görüşmek üzere ayrılıp (bir kenara) çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya benim için Allah hükmedinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım. O hükmedenlerin en hayırlısıdır.
[012.080](EH) Ne zaman ki ondan ümit kestiler, fısıldaşarak çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın, aleyhinizde Allah'tan söz almış olduğunu, bundan öncede Yusuf hakkında yaptığınız kusuru bilmiyor musunuz? Ben artık babam izin verinceye veya Allah hakkımda bir hüküm verinceye kadar buradan ayrılmam; O, hükümverenlerin en hayırlısıdır."
[012.080](EM) Ne zaman ki, onlar, onu kurtarmaktan ümit kestiler, o zaman fısıldaşarak oradan uzaklaştılar. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına ahit aldığını ve daha önce Yusuf konusunda ettiğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda bir hüküm verinceye kadar ben artık burdan ayrılmam. Allah, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
[012.080](SA) Ondan umudu kesince aralarında konuşmak üzere (bir kenara) çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allâh adına kesin söz aldığını; daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye, yahut Allâh benim için hükmedinceye kadar bu yerden ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en iyisidir."
[012.080-2](DV) Umidsizlige dusunce, konusmak uzere bir kenara cekildiler. Buyukleri soyle dedi: "Babanizin Allah'a karsi sizden bir soz aldigini, daha once Yusuf meselesinde de ileri gittiginizi bilmiyor musunuz? Artik babam bana izin verene veya Allah hakkimda hukum verene kadar ki O, hukmedenlerin en iyisidir bu yerden ayrilmayacagim. Siz donun, babaniza gidin ve deyin ki: "Ey Babamiz! Senin oglun hirsizlik yapti, bu bildigimizden baska bir sey gormedik; gorulmeyeni de bilmeyiz; bulundugumuz kasabanin halkina ve beraberinde oldugumuz kervana da sorabilirsin; biz suphesiz dogru soyluyoruz."
[012.081](AA) ÇÑúÌöÚõæÇú Åöáóì ÃóÈöíßõãú ÝóÞõæáõæÇú íóÇ ÃóÈóÇäóÇ Åöäøó ÇÈúäóßó ÓóÑóÞó æóãóÇ ÔóåöÏúäóÇ ÅöáÇøó ÈöãóÇ ÚóáöãúäóÇ æóãóÇ ßõäøóÇ áöáúÛóíúÈö ÍóÇÝöÙöíäó
[012.081](AU) Babanıza dönün ve deyin ki: "Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın bekçileri değiliz.
[012.081](EH) Siz donun de babanıza deyin ki: "Ey babamız, inan ki oğlun hırsızlık yaptı. Biz ancak bildiğimize şahitlik ediyoruz, yoksa gaybın bekçileri değiliz.
[012.081](EM) Siz dönün de babanıza deyin ki: Ey babamız! İnan ki, oğlun hırsızlık yaptı. Biz ancak bildiğimize şahitlik ediyoruz. Yoksa gaybın bekçileri değiliz.
[012.081](SA) Babanıza dönün, deyin ki: Ey babamız, oğlun hırsızlık etti! Biz ancak bildiğimize şâhidlik ettik (tasın, onun yükünden çıktığını gördük, ötesini bilmiyoruz), Biz gizliyi bilenler değiliz.
[012.082](AA) æóÇÓúÃóáö ÇáúÞóÑúíóÉó ÇáøóÊöí ßõäøóÇ ÝöíåóÇ æóÇáúÚöíúÑó ÇáøóÊöí ÃóÞúÈóáúäóÇ ÝöíåóÇ æóÅöäøóÇ áóÕóÇÏöÞõæäó
[012.082](AU) (İstersen) içinde bulunduğumuz şehire (Mısır halkına) ve aralarında geldiğimiz kafileye de sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz."
[012.082](EH) Hem bulunduğumuz şehir halkına, hem de içinde geldiğimiz kafileye sor. Ve emin ol ki biz, kesinlikle doğru söylüyoruz."
[012.082](EM) Hem orada bulunduğumuz şehir halkına, hem içinde bulunduğumuz kervana sor. Ve emin ol ki, biz kesinlikle doğru söylüyoruz.
[012.082](SA) (İnanmazsan) İçinde bulunduğumuz kente ve beraber geldiğimiz kervana sor. Biz doğru söylüyoruz!"
[012.083](AA) ÞóÇáó Èóáú ÓóæøóáóÊú áóßõãú ÃóäÝõÓõßõãú ÃóãúÑðÇ ÝóÕóÈúÑñ Ìóãöíáñ ÚóÓóì Çááøåõ Ãóä íóÃúÊöíóäöí Èöåöãú ÌóãöíÚðÇ Åöäøóåõ åõæó ÇáúÚóáöíãõ ÇáúÍóßöíãõ
[012.083](AU) (Babaları) dedi ki: "Hayır, nefisleriniz sizi (böyle) bir işe sürükledi. (Bana düşen) artık, güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir."
[012.083](DV) Yakup: "Sizi nefsiniz bir is yapmaga surukledi, artik bana guzelce sabir gerekir; belki Allah hepsini birden bana getirecektir, cunku O bilendir, hakimdir" dedi.
[012.083](EH) Babaları dedi ki: "Yok sizi nefsiniz aldatmış; artık (bana düşen) güzel bir sabır! Umulur ki Allah bana hepsin! birden getirir. Gerçek şu ki, herşeyi bilen O'dur, her yaptığım bir hikmete göre yapan O'dur."
[012.083](EM) Babaları dedi ki: "Hayır, sizi nefisleriniz altadıp bir işe sürüklemiş. Artık bana güzel güzel sabretmek düşüyor. Belki Allah hepsini birden bana geri getirir. Çünkü O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir."
[012.083](SA) (Dönüp babalarına geldiler ve kardeşlerinin sözünü söylediler. Ya'kub): "Herhalde, dedi, nefisleriniz size bir işi süs(leyerek sizi ona sürük)ledi. Artık (bana) güzelce sabretmek gerek. Belki de Allâh, onların hepsini bana getirir. Çünkü O, bilendir, herşeyi hikmetle (yerli yerince) yapandır.
[012.084](AA) æóÊóæóáøóì Úóäúåõãú æóÞóÇáó íóÇ ÃóÓóÝóì Úóáóì íõæÓõÝó æóÇÈúíóÖøóÊú ÚóíúäóÇåõ ãöäó ÇáúÍõÒúäö Ýóåõæó ßóÙöíãñ
[012.084](AU) Onlardan yüz çevirdi, "Ah Yusuf'um ah!" diye sızlandı ve kederini içine gömmesi yüzünden gözlerine boz geldi.
[012.084](DV) Onlara sirt cevirdi, "Vah, Yusuf'a yazik oldu!" dedi ve uzuntuden gozlerine ak dustu. Artik acisini icinde sakliyordu.
[012.084](EH) Ve onlardan yüzünü çevirdi de: "Ey Yusuf'un üstünde titreyen tasam!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü; artık yutkunuyor, yutkunuyordu.
[012.084](EM) Ve onlardan yüz çevirdi de: "Ey Yusuf'un ateşi, yetti artık, yetti!" dedi. Ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık yutkunuyor da yutkunuyordu.
[012.084](SA) Ve yüzünü onlardan öteye çevirdi de: "Ey Yûsuf üzerindeki tasam (gel, gel, tam senin gelme zamanındır)!" dedi ve tasadan gözleri ağardı. (Acısını) yutkunuyor(açığa vurmamağa çalışıyor)du.
[012.085](AA) ÞóÇáõæÇú ÊóÇááå ÊóÝúÊóÃõ ÊóÐúßõÑõ íõæÓõÝó ÍóÊøóì Êóßõæäó ÍóÑóÖðÇ Ãóæú Êóßõæäó ãöäó ÇáúåóÇáößöíäó
[012.085](AU) (Oğulları:) "Allah'a andolsun ki sen hâla Yusuf'u anıyorsun. Sonunda ya hasta olacaksın ya da büsbütün helâk olacaksın!" dediler.
[012.085](DV) Allah'a yemin ederiz ki, Yusuf'u anip durman seni bitkin dusurecek veya helak olacaksin dediler.
[012.085](EH) Dediler ki: "Hala Yusuf'u anıp duruyorsun, vallahi sonunda kederden eriyeceksin veya helak olanlara karışacaksın!"
[012.085](EM) Dediler ki: "Hâlâ Yusuf'u sayıklayıp duruyorsun. Allah'a yemin ederiz ki, sonunda eriyip gideceksin, tükenip helak olacaksın. Hayret doğrusu!"
[012.085](SA) Dediler ki: "Vallahi sen, Yûsuf'u ana ana hasta olacaksın, yahut öleceksin!"
[012.086](AA) ÞóÇáó ÅöäøóãóÇ ÃóÔúßõæ ÈóËøöí æóÍõÒúäöí Åöáóì Çááøåö æóÃóÚúáóãõ ãöäó Çááøåö ãóÇ áÇó ÊóÚúáóãõæäó
[012.086](AU) (Ya'kub:) Ben sadece gam ve kederimi Allah'a arzediyorum. Ve ben sizin bilemiyeceğiniz şeyleri Allah tarafından (vahiy ile) biliyorum, dedi.
[012.086](DV) Yakup: "Ben uzuntu ve tasami yalniz Allah'a acarim. Allah katindan, sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.
[012.086](EH) Dedi ki: "Ben dolgunluğumu ve üzüntümü ancak Allah'a şikayet ederim ve Allah tarafından sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim!
[012.086](EM) Dedi ki: "Ben hüznümü, kederimi ancak Allah'a şikayet ederim ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri de bilirim."
[012.086](SA) Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a arz ederim ve Allâh tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim. dedi.
[012.087](AA) íóÇ Èóäöíøó ÇÐúåóÈõæÇú ÝóÊóÍóÓøóÓõæÇú ãöä íõæÓõÝó æóÃóÎöíåö æóáÇó ÊóíúÃóÓõæÇú ãöä ÑøóæúÍö Çááøåö Åöäøóåõ áÇó íóíúÃóÓõ ãöä ÑøóæúÍö Çááøåö ÅöáÇøó ÇáúÞóæúãõ ÇáúßóÇÝöÑõæäó
[012.087](AU) Ey oğullarım! Gidin de Yusuf'u ve kardeşini iyice araştırın, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.
[012.087](DV) Ey Ogullarim! Gidin, Yusuf'u ve kardesini arayin. Allah'in rahmetinden umidinizi kesmeyin; dogrusu kafirlerden baskasi Allah'in rahmetinden umidini kesmez.
[012.087](EH) Ey oğullarım, haydi gidiniz de Yusuf ile kardeşini bulmak için araştırınız; Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyiniz; çünkü Allah'ın rahmetinden ümidin! kesen ancak kafirler güruhudur."
[012.087](EM) Ey oğullarım, gidin, Yusuf'u ve kardeşini araştırın. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.
[012.087](SA) Ey oğullarım, gidin, Yûsuf'u ve kardeşini araştırın, Allâh'ın rahmetinden umut kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allâh'ın rahmetinden umut kesmez!
[012.088](AA) ÝóáóãøóÇ ÏóÎóáõæÇú Úóáóíúåö ÞóÇáõæÇú íóÇ ÃóíøõåóÇ ÇáúÚóÒöíÒõ ãóÓøóäóÇ æóÃóåúáóäóÇ ÇáÖøõÑøõ æóÌöÆúäóÇ ÈöÈöÖóÇÚóÉò ãøõÒúÌóÇÉò ÝóÃóæúÝö áóäóÇ Çáúßóíúáó æóÊóÕóÏøóÞú ÚóáóíúäóÇ Åöäøó Çááøåó íóÌúÒöí ÇáúãõÊóÕóÏøöÞöíäó
[012.088](AU) Yusuf'un yanına girdiklerinde dediler ki: Ey aziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz değersiz bir sermaye ile geldik. Hakkımızı tam ölçerek ver. Ayrıca bize bağışta da bulun. Şüphesiz Allah sadaka verenleri mükâfatlandırır.
[012.088](DV) Kardesleri vezirin yanina vardiklarinda: "Ey Vezir! Biz ve coluk cocugumuz darliga ugradik; pek degersiz bir malla geldik; olcegi bize tam yap ve sadaka ver; Allah sadaka verenleri suphesiz mukafatlandirir" dediler.
[012.088](EH) Bunun üzerine Yusuf'un huzuruna girdikleri vakit dediler ki: "Ey şanlı Aziz. bize ve ailemize darlık ve sıkıntı bastırıverdi, önemsiz bir sermaye ile de geldik. Yine bize erzakımızı tam ölçü ver ve bize biraz da sadaka ver; çünkü Allah sadaka verenlere mükafatım verir!"
[012.088](EM) Sonra (Mısır'a gidip) onun huzuruna girince, dediler ki: "Ey şanlı vezir! Biz ve çoluk çocuğumuz sıkıntı içindeyiz. Pek az bir sermaye ile geldik. Sen bize yine ölçek (zahire) ver, ayrıca sadaka da ihsan eyle. Çünkü Allah sadaka verenleri muhakkak mükafatlandırır."
[012.088](SA) (Ya'kub'un oğulları, tekrar Mısır'a) Yûsuf'un yanına döndüklerinde dediler ki: "Ey vezir, bize ve çocuklarımıza darlık dokundu, değersiz de bir sermaye ile geldik, ama sen bizim için tam ölçü ver, bize tasadduk eyle; çünkü Allâh, tasadduk edenleri mükâfâtlandırır."
[012.089](AA) ÞóÇáó åóáú ÚóáöãúÊõã ãøóÇ ÝóÚóáúÊõã ÈöíõæÓõÝó æóÃóÎöíåö ÅöÐú ÃóäÊõãú ÌóÇåöáõæäó
[012.089](AU) Yusuf dedi ki: Siz, cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine yaptıklarınızı biliyor musunuz?
[012.089](DV) Siz, Yusuf ve kardesine bilmeden neler yaptiginizin farkinda misiniz? dedi.
[012.089](EH) Dedi ki: "Cahilliğinizde siz Yusuf ile kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?"
[012.089](EM) O dedi ki: "Siz cahilliğinizde Yusuf'a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?"
[012.089](SA) (Yûsuf) Dedi: "Sizler câhil iken Yûsuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı bildiniz mi?"
[012.090](AA) ÞóÇáõæÇú ÃóÅöäøóßó áóÃóäÊó íõæÓõÝõ ÞóÇáó ÃóäóÇú íõæÓõÝõ æóåóÐóÇ ÃóÎöí ÞóÏú ãóäøó Çááøåõ ÚóáóíúäóÇ Åöäøóåõ ãóä íóÊøóÞö æóíöÕúÈöÑú ÝóÅöäøó Çááøåó áÇó íõÖöíÚõ ÃóÌúÑó ÇáúãõÍúÓöäöíäó
[012.090](AU) Yoksa sen, gerçekten Yusuf musun? dediler. O da: (Evet) ben Yusufum, bu da kardeşim. (Birbirimize kavuşmayı) Allah bize lütfetti. Çünkü kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah güzel davrananların mükâfatını zayi etmez, dedi.
[012.090](DV) Yoksa sen Yusuf musun? dediler. "Ben Yusuf'um, bu da kardesim. Allah bize iyilikte bulundu; dogrusu kim kotulukten sakinir ve sabrederse bilsin ki Allah iyi davrananlarin ecrini katiyen zayi etmez" dedi. .
[012.090](EH) A a.! Sen Yusuf musun? dediler. Ben Yusuf'um, bu da kardeşim! Allah bize lütfuyla iyilikte bulundu;bir gerçektir ki, kim Allah' tan korkar ve sabrederse, muhakkak Allah iyilerin mükafatım zayi etmez." dedi.
[012.090](EM) Onlar "Yoksa sen, sahiden Yusuf musun?" dediler. O da "Ben Yusuf'um, bu da kardeşim" dedi, "Doğrusu Allah, bizi, lutfuyla nimetlendirdi. Gerçekten de kim Allah'dan korkar ve sabrederse, Allah, muhakkak ki, güzel işler yapanların mükafatını zayi etmez."
[012.090](SA) A, yoksa sen, Yûsuf musun? dediler. "Ben Yûsuf'um, bu da kardeşimdir, dedi. Allâh bize lutfetti (bizi korudu, yüceltti), doğrusu kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse, Allâh iyilik edenlerin ecrini zayi etmez."
[012.091](AA) ÞóÇáõæÇú ÊóÇááøåö áóÞóÏú ÂËóÑóßó Çááøåõ ÚóáóíúäóÇ æóÅöä ßõäøóÇ áóÎóÇØöÆöíäó
[012.091](AU) (Kardeşleri) dediler ki: Allah'a andolsun, hakikaten Allah seni bize üstün kılmış. Gerçekten biz hataya düşmüşüz.
[012.091](DV) Allah'a yemin ederiz ki, Allah seni bizden ustun tutmustur; dogrusu biz suc islemistik dediler.
[012.091](EH) Dediler ki: "Vallahii seni Allah bize üstün kıldı. biz doğrusu büyük suç işlemiştik!"
[012.091](EM) Dediler ki: "Allah'a yemin olsun, Allah seni bize üstün kıldı. Biz gerçekten de büyük hata işlemiştik".
[012.091](SA) Vallahi dediler, Allâh seni bizden üstün kıldı. Doğrusu biz suç işlemiştik!
[012.092](AA) ÞóÇáó áÇó ÊóËúÑóíÈó Úóáóíúßõãõ Çáúíóæúãó íóÛúÝöÑõ Çááøåõ áóßõãú æóåõæó ÃóÑúÍóãõ ÇáÑøóÇÍöãöíäó
[012.092](AU) (Yusuf) dedi ki: "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir."
[012.092](EH) Yusuf dedi ki : "Bugün size karşı kınama yok; Allah sizi mağfiretiyle bağışlar! O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.
[012.092](EM) Yusuf dedi: "Bugün size bir ayıplama ve azarlama yoktur. Allah, sizi, mağfiretiyle bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir."
[012.092](SA) Bugün sizi kınama yok, Allâh sizi bağışlar; O merhametlilerin merhametlisidir! dedi.
[012.092-3](DV) Yusuf: "Bugun azarlanacak degilsiniz, Allah sizi bagislar. O, merhametlilerin merhametlisidir. Bu gomlegimi goturun, babamin yuzune surun, gormege baslar; butun coluk cocugunuzla bana gelin" dedi.
[012.093](AA) ÇÐúåóÈõæÇú ÈöÞóãöíÕöí åóÐóÇ ÝóÃóáúÞõæåõ Úóáóì æóÌúåö ÃóÈöí íóÃúÊö ÈóÕöíÑðÇ æóÃúÊõæäöí ÈöÃóåúáößõãú ÃóÌúãóÚöíäó
[012.093](AU) Şu benim gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne koyun, (gözleri) görecek duruma gelir. Ve bütün ailenizi bana getirin.
[012.093](EH) Şimdi siz benim şu gömleğim! götürün de babamın yüzüne bırakın, gözü açılır. Ve bütün ailenizle toplanıp bana gelin!"
[012.093](EM) Alın şu gömleğimi götürün de babamın yüzüne sürün, gözü açılır. Ve bütün ailenizle toplanıp bana gelin."
[012.093](SA) Şimdi benim şu gömleğimi götürün, babamın yüzüne koyun da gözü açılsın. Ve bütün âilenizle birlikte bana gelin.
[012.094](AA) æóáóãøóÇ ÝóÕóáóÊö ÇáúÚöíÑõ ÞóÇáó ÃóÈõæåõãú Åöäøöí áóÃóÌöÏõ ÑöíÍó íõæÓõÝó áóæúáÇó Ãóä ÊõÝóäøöÏõæäö
[012.094](AU) Kafile (Mısır'dan) ayrılınca, babaları (yanındakilere): Eğer bana bunamış demezseniz inanın ben Yusuf'un kokusunu alıyorum! dedi.
[012.094](DV) Kervan, memleketlerine donmek uzere ayrildiginda, babalari: "Dogrusu ben Yusuf'un kokusunu duyuyorum; ne olur bana bunak demeyin" dedi.
[012.094](EH) Ne zaman ki, bu taraftan kervan ayrıldı, öteden babaları dedi ki: "Doğrusu ben bana bunaklık yakıştırmasına kalkamazsanız gerçekten Yusuf'un kokusunu duyuyorum, eğer bunak demezseniz!"
[012.094](EM) Ne zaman ki, kafile (Mısır'dan) ayrıldı, öteden babaları dedi ki: "Eğer bana bunak demezseniz, doğrusu ben Yusuf'un kokusunu alıyorum."
[012.094](SA) Kervan (Mısır'dan) ayrıl(ıp yola koyul)unca, babaları, (yanında bulunanlara): "Eğer bana bunak demezseniz, ben Yûsuf'un kokusunu alıyorum." dedi.
[012.095](AA) ÞóÇáõæÇú ÊóÇááøåö Åöäøóßó áóÝöí ÖóáÇóáößó ÇáúÞóÏöíãö
[012.095](AU) (Onlar da:) Vallahi sen hâla eski şaşkınlığındasın, dediler.
[012.095](DV) Cevresindekiler: "Allah'a yemin ederiz ki sen, hala eski saskinligindasin" dediler.
[012.095](EH) Dediler ki: "Vallahi sen gerçekten eski şaşkınlığında devam ediyorsun!"
[012.095](EM) Dediler ki: "Vallahi sen hâlâ o eski şaşkınlığındasın."
[012.095](SA) Vallahi sen hâlâ eski şaşkınlığın içindesin! dediler.
[012.096](AA) ÝóáóãøóÇ Ãóä ÌóÇÁ ÇáúÈóÔöíÑõ ÃóáúÞóÇåõ Úóáóì æóÌúåöåö ÝóÇÑúÊóÏøó ÈóÕöíÑðÇ ÞóÇáó Ãóáóãú ÃóÞõá áøóßõãú Åöäøöí ÃóÚúáóãõ ãöäó Çááøåö ãóÇ áÇó ÊóÚúáóãõæäó
[012.096](AU) Müjdeci gelince, gömleği onun yüzüne koyar koymaz (Ya'kub) görür oldu. Ben size: "Allah tarafından (vahiy ile) sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim" demedim mi! dedi.
[012.096](DV) Mujdeci gelip, gomlegi Yakub'un yuzune birakinca, hemen gozleri acildi. Bunun uzerine Yakub "Ben size, Allah katindan sizin bilmediginizi biliyorum dememis miydim?" dedi.
[012.096](EH) Fakat ne zaman ki gerçekten müjdeci geldi, gömleği yüzüne bıraktı, gözü açılıverdi. "Ben size demedim mi, ben Allah tarafından sizin bilmeyeceklerinizi bilirim ?" dedi.
[012.096](EM) Fakat ne zaman ki, gerçekten müjdeci geldi, gömleği Yakub'un yüzüne koydu, hemen gözü açıldı. "Ben size demedim mi, ben Allah'dan sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi.
[012.096](SA) Müjdeci gelip de (Yûsuf'un gömleği)ni (Ya'kub'un) yüzüne koyunca, derhal (gözü açıldı), görür oldu: "Size demedim mi ben, Allah'tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim?" dedi.
[012.097](AA) ÞóÇáõæÇú íóÇ ÃóÈóÇäóÇ ÇÓúÊóÛúÝöÑú áóäóÇ ÐõäõæÈóäóÇ ÅöäøóÇ ßõäøóÇ ÎóÇØöÆöíäó
[012.097](AU) (Oğulları) dediler ki: Ey babamız! (Allah'tan) bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günahkârlar idik.
[012.097](DV) Ogullari: "Ey Babamiz! Suclarimizin bagislanmasini dile, bizler hic suphesiz sucluyuz" dediler.
[012.097](EH) Dediler ki:"Ey bizim şefkatli babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasın) dile, bizler gerçekten büyük günah işlemiştik!"
[012.097](EM) Dediler ki: "Ey babamız, bizim için Allah'a istiğfar eyle. Biz gerçekten büyük günah işlemiştik."
[012.097](SA) (Oğulları): "Ey babamız, bizim günâhlarımızın bağışlanmasını dile. Gerçekten biz günâh işledik." dediler.
[012.098](AA) ÞóÇáó ÓóæúÝó ÃóÓúÊóÛúÝöÑõ áóßõãú ÑóÈøöíó Åöäøóåõ åõæó ÇáúÛóÝõæÑõ ÇáÑøóÍöíãõ
[012.098](AU) (Ya'kub:) Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O çok bağışlayan, pek esirgeyendir, dedi.
[012.098](DV) Yakub: "Rabbim'den bagislanmanizi dileyecegim; O suphesiz bagislar ve merhamet eder" dedi.
[012.098](EH) Dedi ki: "Sonra sizin için Rabbime istiğfar edeceğim. Gerçek şu ki, çok bağışlayan O'dur, merhameteden O'dur.
[012.098](EM) Dedi ki: "Sizin için Rabbimden ilerde bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz o çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
[012.098](SA) Sizin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim, dedi, şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir.
[012.099](AA) ÝóáóãøóÇ ÏóÎóáõæÇú Úóáóì íõæÓõÝó Âæóì Åöáóíúåö ÃóÈóæóíúåö æóÞóÇáó ÇÏúÎõáõæÇú ãöÕúÑó Åöä ÔóÇÁ Çááøåõ Âãöäöíäó
[012.099](AU) (Hep beraber Mısır'a gidip) Yusufun yanına girdikleri zaman, ana-babasını kucakladı, "Güven içinde Allah'ın iradesiyle Mısır'a girin!" dedi.
[012.099](DV) Yusuf'un yanina geldiklerinde, o, anasini babasini bagrina basti, "Allah'in dilegince, guven icinde Misir'da yerlesin" dedi.
[012.099](EH) Yusuf'un yanma vardıklarında, ana ve babasını kucakladı, yanma aldı ve: "Buyurun Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenle girin!" dedi.
[012.099](EM) Ne zaman ki, onlar Yusuf'un yanına vardılar, işte o zaman Yusuf anasını ve babasını kucakladı, yanına aldı ve "Buyurun Allah'ın dilemesiyle güven içinde Mısır'a girin" dedi.
[012.099](SA) (Hep beraber Mısır'a hareket ettiler). Nihâyet Yûsuf'un yanına vardıklarında (Yûsuf) ana-babasını kendine çekip kucakladı ve: "Allâh'ın dileğiyle güven içinde Mısır'a girin!" dedi.
[012.100](AA) æóÑóÝóÚó ÃóÈóæóíúåö Úóáóì ÇáúÚóÑúÔö æóÎóÑøõæÇú áóåõ ÓõÌøóÏðÇ æóÞóÇáó íóÇ ÃóÈóÊö åóÐóÇ ÊóÃúæöíáõ ÑõÄúíóÇíó ãöä ÞóÈúáõ ÞóÏú ÌóÚóáóåóÇ ÑóÈøöí ÍóÞøðÇ æóÞóÏú ÃóÍúÓóäó Èóí ÅöÐú ÃóÎúÑóÌóäöí ãöäó ÇáÓøöÌúäö æóÌóÇÁ Èößõã ãøöäó ÇáúÈóÏúæö ãöä ÈóÚúÏö Ãóä äøóÒÛó ÇáÔøóíúØóÇäõ Èóíúäöí æóÈóíúäó ÅöÎúæóÊöí Åöäøó ÑóÈøöí áóØöíÝñ áøöãóÇ íóÔóÇÁ Åöäøóåõ åõæó ÇáúÚóáöíãõ ÇáúÍóßöíãõ
[012.100](AU) Ana ve babasını tahtının üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun için (ona kavuştukları için) secdeye kapandılar. (Yusuf) dedi ki: "Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm) rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bana (çok şey) lütfetti. Çünkü beni zindandan çıkardı ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirdi. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. Kuşkusuz O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir."
[012.100](DV) Ana babasini tahtin uzerine oturttu, hepsi onun onunde (Allah'a secde edip) egildiler. O zaman Yusuf: "Babacigim! Iste bu, vaktiyle gordugum ruyanin cikisidir; Rabbim onu gerceklestirdi. Seytan, benimle kardeslerimin arasini bozduktan sonra, beni hapisten cikaran, sizi colden getiren Rabbim bana pek cok iyilikte bulundu. Dogrusu Rabbim diledigine lutufkardir, O suphesiz bilendir, Hakim'dir" dedi.
[012.100](EH) Ana ve babasını taht üzerine çıkardı, hepsi Yusuf için secdeye kapandılar. Yusuf da:"Ey babacığım, işte bundan önceki rüyamın yorumu bu; gerçekten Rabbim onu gerçekleştirdi, cidden bana iyilikte bulundu;çünkü beni zindandan çıkardı; şeytan benimle kardeşlerimin arasını dürtüştürdükten (bozduktan) sonra sizi çölden buraya getirdi. Gerçekten Rabbim, dilediği şey için aldığı tedbirde çok hoş davranır. Gerçek şu ki, O, herşeyi çok iyi bilen, her yaptığın bir hikmete göre yapandır!
[012.100](EM) Anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine oturttu ve hepsi birden Yusuf için secdeye kapandılar. Bunun üzerine Yusuf dedi ki: "İşte bu durum, o rüyamın çıkmasıdır. Gerçekten Rabbim onu hak rüya kıldı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Doğrusu Rabbim dilediğine lutfunu ihsan eder. Şüphesiz O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir."
[012.100](SA) Ana-babasını tahtın üstüne çıkardı ve hepsi onun için secdeye kapandılar (önünde saygı ile eğildiler. Yûsuf): "Babacığım, dedi, işte bu, önceden (gördüğüm) rü'yânın yorumudur. Rabbim onu gerçek yaptı, bana iyilik etti; zira şeytân, benimle kardeşlerim arasına fitne soktuktan sonra O, beni zindandan çıkardı, sizi de çölden getirdi. Gerçekten Rabbim dilediği şeyi çok ince düzenler. O, (her tedbiri) bilen, her şeyi yerli yerince yapandır."
[012.101](AA) ÑóÈøö ÞóÏú ÂÊóíúÊóäöí ãöäó Çáúãõáúßö æóÚóáøóãúÊóäöí ãöä ÊóÃúæöíáö ÇáÃóÍóÇÏöíËö ÝóÇØöÑó ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖö ÃóäÊó æóáöíøöí Ýöí ÇáÏøõäõíóÇ æóÇáÂÎöÑóÉö ÊóæóÝøóäöí ãõÓúáöãðÇ æóÃóáúÍöÞúäöí ÈöÇáÕøóÇáöÍöíäó
[012.101](AU) Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!
[012.101](DV) Rabbim! Bana hukumranlik verdin, ruyalarin yorumunu ogrettin. Ey goklerin ve yerin yaradani! Dunya ve ahirette islerimi yoluna koyan sensin; benim canimi musluman olarak al ve beni iyilere kat.
[012.101](EH) Ey Rabbim, Sen bana mülkten bir nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Gökleri ve yeri yaratan Rabbim, dünya ve ahirette benim velim Sensin! Benim ruhumu müslüman olarak al ve beni iyiler arasına kat!" dedi.
[012.101](EM) Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!
[012.101](SA) Rabbim, bana bir parça mülk verdin ve bana düşlerin yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! dünyâda da, âhirette de benim yârim sensin! Beni müslüman olarak öldür ve beni iyilere kat!
[012.102](AA) Ðóáößó ãöäú ÃóäÈóÇÁ ÇáúÛóíúÈö äõæÍöíåö Åöáóíúßó æóãóÇ ßõäÊó áóÏóíúåöãú ÅöÐú ÃóÌúãóÚõæÇú ÃóãúÑóåõãú æóåõãú íóãúßõÑõæäó
[012.102](AU) İşte bu (Yusuf kıssası) gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin).
[012.102](EH) İşte bu gayb haberlerindendir ki sana onu vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar yapacaklarına karar verip hile yaparlarken sen yanlarında değildin.
[012.102](EM) İşte bu, sana vahiyle bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar yapacaklarına karar verip mekir (oyun) yaparlarken sen yanlarında değildin.
[012.102](SA) (Ey Muhammed) bu (anlatılanlar), sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar kararlarnı verip tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin.
[012.102-3](DV) Sana boylece vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar elbirligi edip duzen kurduklari zaman yanlarinda degildin; sen ne kadar yurekten istersen iste, insanlarin cogu inanmazlar.
[012.103](AA) æóãóÇ ÃóßúËóÑõ ÇáäøóÇÓö æóáóæú ÍóÑóÕúÊó ÈöãõÄúãöäöíäó
[012.103](AU) Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.
[012.103](EH) Ve insanların çoğu sen ne kadar çok arzu etsen de mümin değillerdir!
[012.103](EM) Sen ne kadar şiddetle arzulasan da, insanların çoğu iman edecek değildir.
[012.103](SA) Ama sen, ne kadar istesen de, yine insanların çoğu inanacak değillerdir.
[012.104](AA) æóãóÇ ÊóÓúÃóáõåõãú Úóáóíúåö ãöäú ÃóÌúÑò Åöäú åõæó ÅöáÇøó ÐößúÑñ áøöáúÚóÇáóãöíäó
[012.104](AU) Halbuki sen bunun için (peygamberlik görevini îfa için) onlardan bir ücret istemiyorsun. Kur'an, âlemler için ancak bir öğüttür.
[012.104](DV) Oysa sen buna karsilik onlardan bir ucret de istemiyorsun. Kuran, alemler icin sadece bir oguttur.
[012.104](EH) Buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun; O Kur'an bütün alemlere ancak ilahi bir uyarıdır.
[012.104](EM) Buna karşılık onlardan herhangi bir ücret de istemiyorsun. O Kur'ân, âlemlere ancak bir öğüttür.
[012.104](SA) Sen bu(okudukları)na karşılık onlardan bir ücret istemiyorsun. O, sadece bütün âlemler için bir öğüttür.
[012.105](AA) æóßóÃóíøöä ãøöä ÂíóÉò Ýöí ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖö íóãõÑøõæäó ÚóáóíúåóÇ æóåõãú ÚóäúåóÇ ãõÚúÑöÖõæäó
[012.105](AU) Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.
[012.105](DV) Goklerde ve yerde nice belgeler vardir ki, yanlarindan yuzlerini cevirerek gecerler.
[012.105](EH) Bununla beraber göklerde, yerde nice deliller vardır ki, yüz yüze gelirler de onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.
[012.105](EM) Bununla beraber göklerde ve yerde ne kadar âyet var ki, onunla yüz yüze gelirler de yine de yüz çevirip geçerler.
[012.105](SA) Göklerde ve yerde nice âyet(ler) var ki onların yanından yüzlerini çevirerek geçerler.
[012.106](AA) æóãóÇ íõÄúãöäõ ÃóßúËóÑõåõãú ÈöÇááøåö ÅöáÇøó æóåõã ãøõÔúÑößõæäó
[012.106](AU) Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler.
[012.106](DV) Onlarin cogu, ortak kosmadan Allah'a inanmazlar.
[012.106](EH) Onların pek çoğu Allah'a ortak koşmaksızın iman etmezler.
[012.106](EM) Onların çoğu şirk koşmadan Allah'a iman etmezler (imanlarına az çok bir şirk karıştırırlar).
[012.106](SA) Onların çoğu, Allah'a ortak koşmadan inanmazlar.
[012.107](AA) ÃóÝóÃóãöäõæÇú Ãóä ÊóÃúÊöíóåõãú ÛóÇÔöíóÉñ ãøöäú ÚóÐóÇÈö Çááøåö Ãóæú ÊóÃúÊöíóåõãõ ÇáÓøóÇÚóÉõ ÈóÛúÊóÉð æóåõãú áÇó íóÔúÚõÑõæäó
[012.107](AU) Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emîn mi gördüler?
[012.107](DV) Allah tarafindan, onlari kusatacak bir azaba ugramalarindan veya farkina varmadan, kiyamet saatinin ansizin gelmesinden guvende midirler?
[012.107](EH) Yoksa bunlar, Allah'ın azabından; hepsini saracak bir belanın gelivermesinden veya farkında değillerken kendilerine ansızın kıyametin gelivermesinden güven içinde midirler?
[012.107](EM) Yoksa bunlar Allah'ın azabından hepsini saracak bir felaket gelmesinden veya farkında değillerken ansızın başlarına kıyametin kopuvermesinden güven içinde midirler?
[012.107](SA) Onlar, Alah'ın azâbından, sargın bir belânın, kendilerine gelmeyeceğinden veya hiç farkında değillerken ansızın O (Duruşma) sâ'atin(in) kendilerine gelmeyeceğinden emin midirler?
[012.108](AA) Þõáú åóÐöåö ÓóÈöíáöí ÃóÏúÚõæ Åöáóì Çááøåö Úóáóì ÈóÕöíÑóÉò ÃóäóÇú æóãóäö ÇÊøóÈóÚóäöí æóÓõÈúÍóÇäó Çááøåö æóãóÇ ÃóäóÇú ãöäó ÇáúãõÔúÑößöíäó
[012.108](AU) (Resûlüm!) De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim."
[012.108](DV) De ki: "Benim yolum budur; ben ve bana uyanlar bilerek insanlari Allah'a cagiririz. Allah'i noksan sifatlardan tenzih ederim. Ben asla Allah'a es kosanlardan degilim."
[012.108](EH) De ki: "İşte benim yolum budur; basiret üzere Allah'a davet ederim, ben ve bana uyanlar; Allah'ı tenzih ederim ve ben ortak koşanlardan değilim."
[012.108](EM) De ki: İşte benim yolum budur; basiret üzere Allah'a davet ediyorum. Ben ve bana uyanlar (işte böyleyiz). Ben Allah'ı tesbih ederim ve ben müşriklerden değilim.
[012.108](SA) De ki: "İşte benim yolum budur: Allah'a basiretle da'vet ederim. Ben ve bana uyanlar... Allâh'ın şanı yücedir, ben ortak koşanlardan değilim."
[012.109](AA) æóãóÇ ÃóÑúÓóáúäóÇ ãöä ÞóÈúáößó ÅöáÇøó ÑöÌóÇáÇð äøõæÍöí Åöáóíúåöã ãøöäú Ãóåúáö ÇáúÞõÑóì ÃóÝóáóãú íóÓöíÑõæÇú Ýöí ÇáÃóÑúÖö ÝóíóäÙõÑõæÇú ßóíúÝó ßóÇäó ÚóÇÞöÈóÉõ ÇáøóÐöíäó ãöä ÞóÈúáöåöãú æóáóÏóÇÑõ ÇáÂÎöÑóÉö ÎóíúÑñ áøöáøóÐöíäó ÇÊøóÞóæÇú ÃóÝóáÇó ÊóÚúÞöáõæäó
[012.109](AU) Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. (Kâfirler) yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler! Sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha iyidir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?
[012.109](DV) Senden once kasabalar halkindan suphesiz, kendilerine vahyettigimiz bir takim insanlar gonderdik. Yeryuzunde dolasmiyorlar mi ki, kendilerinden once gecenlerin sonlarinin ne oldugunu gorsunler?Ahiret yurdu Allah'a karsi gelmekten sakinanlar icin hayirlidir. Akletmez misiniz?
[012.109](EH) Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de ancak şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkeklerdi. Şimdi o yerde dolaşmıyorlar mı? Kendilerinden önce gelip geçenlerin akibetlerinin nasıl olduğuna bir baksalar ya! Elbette ahiret evi korunanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
[012.109](EM) Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de o memleketlerin halkındandı, onlar da kendilerine vahiy verdiğimiz birtakım erkeklerden başkası değillerdi. Şimdi o yerlerde şöyle bir gezip görmediler mi? Kendilerinden önce gelip geçenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bir baksalar ya!... Elbette ahiret yurdu müttakiler için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?
[012.109](SA) Senden önce de kentler halkından, yalnız kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka, (elçi) göndermedik. Yeryüzünde hiç gezmediler mi ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Korunanlar için âhiret yurdu daha iyidir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?
[012.110](AA) ÍóÊøóì ÅöÐóÇ ÇÓúÊóíúÃóÓó ÇáÑøõÓõáõ æóÙóäøõæÇú Ãóäøóåõãú ÞóÏú ßõÐöÈõæÇú ÌóÇÁåõãú äóÕúÑõäóÇ ÝóäõÌøöíó ãóä äøóÔóÇÁ æóáÇó íõÑóÏøõ ÈóÃúÓõäóÇ Úóäö ÇáúÞóæúãö ÇáúãõÌúÑöãöíäó
[012.110](AU) Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat) suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.
[012.110](DV) Oyle ki, peygamberler umitsizlige dusup, yalanlandiklarini sandiklari bir sirada onlara yardimimiz gelmistir. Boylece, istedigimizi kurtaririz. Azabimiz suclu milletten geri cevrilemiyecektir.
[012.110](EH) Nihayet peygamberler ümitlerim kesecek hale geldikleri ve kendilerinin yalancı çıkarılmış oldukları zannına kapıldıkları zaman, onlara yardımımız geldi ve dilediklerimiz kurtuluşa erdirildi. Suçlular topluluğundan ise azabımız geri çevrilmez!
[012.110](EM) Nihayet peygamberleri (onların iman etmelerinden) ümit kesecek hale gelince ve kendilerinin yalancı durumuna düştüklerini sanınca, onlara yardımımız geldi, yetişti; dilediklerimiz kurtarıldı. Suçlular topluluğundan bizim azabımız geri çevrilemez.
[012.110](SA) (Bir süre serbest bırakılmalarına aldanmasınlar. Kendilerinden önce gelenlere de öyle fırsat verilmişti. Fakat) Ne zaman ki, elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını (kâfirlere karşı kendilerine yapılacağı va'dedilen yardımın yapılmayacağını) sandılar, işte o zaman onlara yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Azâbımız suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez.
[012.111](AA) áóÞóÏú ßóÇäó Ýöí ÞóÕóÕöåöãú ÚöÈúÑóÉñ áøöÃõæúáöí ÇáÃóáúÈóÇÈö ãóÇ ßóÇäó ÍóÏöíËðÇ íõÝúÊóÑóì æóáóßöä ÊóÕúÏöíÞó ÇáøóÐöí Èóíúäó íóÏóíúåö æóÊóÝúÕöíáó ßõáøó ÔóíúÁò æóåõÏðì æóÑóÍúãóÉð áøöÞóæúãò íõÄúãöäõæäó
[012.111](AU) Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.
[012.111](DV) And olsun ki, peygamberlerin kissalarinda, akli olanlar icin ibretler vardir. Kuran uydurulabilen bir soz degildir. Fakat kendinden onceki Kitablari tasdik eden, inanan millete her seyi aciklayan, dogru yolu gosteren bir rehber ve rahmettir.
[012.111](EH) Gerçekten onların kıssalarında akıllılar için bir ibret vardır! Bu Ku'ran uydurulur bir söz değil, ancak kendi önündekinin tasdiki, herşeyin açıklayıcısı ve iman edecek topluluk için bir hidayet, bir rahmettir!
[012.111](EM) Gerçekten de onların kıssalarında üstün akıllılar için bir ibret vardır. Bu Kur'ân uydurulmuş herhangi bir söz değildir. Lâkin kendisinden önce gelen kitapların tasdiki her şeyin ayrıntılarıyla açıklayıcısı ve iman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir.
[012.111](SA) Elbette onların hikâyelerinde akıl sâhipleri için ibret vardır. Bu (Kur'ân), uydurulacak bir söz değildir; ancak kendinden önceki(Hak Kitabı)nın doğrulanması, her şeyin açıklaması; inananlar için bir kılavuz ve rahmettir.