EN'AM SURESİ

[006.001](AA) ÇáúÍóãúÏõ áöáøåö ÇáøóÐöí ÎóáóÞó ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖó æóÌóÚóáó ÇáÙøõáõãóÇÊö æóÇáäøõæÑó Ëõãøó ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú ÈöÑóÈøöåöã íóÚúÏöáõæäó
[006.001](AU) Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. (Bunca âyet ve delillerden) sonra kâfir olanlar (hâla putları) Rab'leri ile denk tutuyorlar.
[006.001](DV) Hamd, gokleri ve yeri yaratan, karanliklari ve aydinligi vareden Allah'a mahsustur. Oyle iken, inkar edenler Rablerine baskalarini esit tutuyorlar.
[006.001](EH) Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Yine de hakkı tanımayanlar bunları kendilerini yaratana denk tutuyorlar.
[006.001](EM) Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Böyleyken kâfirler hâlâ Rablerine başkalarını eşit sayıyorlar.
[006.001](SA) Hamdolsun o Allah'a ki, gökleri ve yeri yarattı, karanlıkları ve aydınlığı var etti. Yine de inkârcılar, Rablerine eşler tutuyorlar.

[006.002](AA) åõæó ÇáøóÐöí ÎóáóÞóßõã ãøöä Øöíäò Ëõãøó ÞóÖóì ÃóÌóáÇð æóÃóÌóáñ ãøõÓãøðì ÚöäÏóåõ Ëõãøó ÃóäÊõãú ÊóãúÊóÑõæäó
[006.002](AU) Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O'dur. Bir de O'nun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz hâla şüphe ediyorsunuz.
[006.002](DV) O, sizi camurdan yaratan, sonra size bir ecel tayin edendir. Belirli bir ecel O'nun katindadir; sonra bir de suphe edersiniz.
[006.002](EH) O, öyle bir yaratıcıdır ki, sizi çamurdan yarattı, sonra bir eceli bitirdi. Bir ecel de O'nun katında adlandırılmıştır. Sonra da siz daha şüphe mi ediyorsunuz?
[006.002](EM) Sizi çamurdan yaratan, sonra size bir ecel takdir eden O'dur. Tayin edilen bir ecel de (kıyamet zamanı) O'nun katındadır. Sonra bir de şüphe ediyorsunuz.
[006.002](SA) O, sizi çamurdan yaratıp, sonra (da hayâtınıza) bir süre koymuştur. (Kâfirlerin cezâlandırılması için) Belirli bir süre de kendi katındadır. Böyle iken, siz hâlâ kuşkulanıyorsunuz.

[006.003](AA) æóåõæó Çááøåõ Ýöí ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÝöí ÇáÃóÑúÖö íóÚúáóãõ ÓöÑøóßõãú æóÌóåÑóßõãú æóíóÚúáóãõ ãóÇ ÊóßúÓöÈõæäó
[006.003](AU) O, göklerde ve yerde tek Allah'tır. Gizlinizi, açığınızı bilir. (Hayır ve şerden) ne kazanacağınızı da bilir.
[006.003](DV) O, goklerin ve yerin Allah'i, icinizi disinizi bilir, kazandiklarinizi da bilir.
[006.003](EH) Halbuki göklerde de yerde de Allah O'dur. İçinizi de dışınızı da bilir. Daha ne yapıp kazanacağınızı da bilir.
[006.003](EM) O, göklerde de, yerde de (tek) Allah'tır. Sizin gizlinizi, açığınızı ve ne kazandığınızı bilir.
[006.003](SA) O, göklerde de, yerde de (tek) Allah'tır. Sizin gizlinizi, açığınızı ve ne kazandığınızı bilir.

[006.004](AA) æóãóÇ ÊóÃúÊöíåöã ãøöäú ÂíóÉò ãøöäú ÂíóÇÊö ÑóÈøöåöãú ÅöáÇøó ßóÇäõæÇú ÚóäúåóÇ ãõÚúÑöÖöíäó
[006.004](AU) Rablerinin âyetlerinden onlara (kâfirlere) bir âyet gelmeyedursun, o âyetlerden ille de yüz çevirirler.
[006.004](DV) Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet geldikce ondan yuz cevirirlerdi.
[006.004](EH) Böyle iken onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmez ki, ondan yüz çevirmiş olmasınlar.
[006.004](EM) Onlara Rab'lerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
[006.004](SA) Onlara Rablerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.

[006.005](AA) ÝóÞóÏú ßóÐøóÈõæÇú ÈöÇáúÍóÞøö áóãøóÇ ÌóÇÁåõãú ÝóÓóæúÝó íóÃúÊöíåöãú ÃóäÈóÇÁ ãóÇ ßóÇäõæÇú Èöåö íóÓúÊóåúÒöÆõæäó
[006.005](AU) Gerçekten onlar, kendilerine Hak geldiğinde onu yalanlamışlardı. Fakat yakında onlara alay ettikleri şeyin haberleri gelecektir.
[006.005](DV) Gercek kendilerine gelince onu yalanladilar. Alaya aldiklari seyin haberleri kendilerine gelecektir.
[006.005](EH) Bunun için apaçık hak kendilerine geldiği vakit ona yalan dediler. Fakat alay etmekte oldukları şeyin haberi yakında kendilerine gelecek!
[006.005](EM) Hak, kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeyin haberi yakında kendilerine gelecektir.
[006.005](SA) İşte, kendilerine gelen hakkı da yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecek(uyarıldıkları azâb onları kuşatacak)tır.

[006.006](AA) Ãóáóãú íóÑóæúÇú ßóãú ÃóåúáóßúäóÇ ãöä ÞóÈúáöåöã ãøöä ÞóÑúäò ãøóßøóäøóÇåõãú Ýöí ÇáÃóÑúÖö ãóÇ áóãú äõãóßøöä áøóßõãú æóÃóÑúÓóáúäóÇ ÇáÓøóãóÇÁ Úóáóíúåöã ãøöÏúÑóÇÑðÇ æóÌóÚóáúäóÇ ÇáÃóäúåóÇÑó ÊóÌúÑöí ãöä ÊóÍúÊöåöãú ÝóÃóåúáóßúäóÇåõã ÈöÐõäõæÈöåöãú æóÃóäúÔóÃúäóÇ ãöä ÈóÚúÏöåöãú ÞóÑúäðÇ ÂÎóÑöíäó
[006.006](AU) Görmediler mi ki, onlardan önce yeryüzünde size vermediğimiz bütün imkânları kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmurlar indirip evlerinin altından ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helâk ettik. Biz onları, günahları sebebiyle helâk ettik ve onların ardından başka nesiller yarattık.
[006.006](DV) Onlardan once nice nesilleri yok ettigimizi gormediler mi? Onlari, sizi yerlestirmedigimiz bir sekilde yeryuzune yerlestirmis, gokten bol yagmur yagdirmis, altlarindan irmaklar akitmistik. Fakat onlari gunahlarindan oturu yok ettik ve ardlarindan baska bir nesil yetistirdik.
[006.006](EH) Önlerinde kaç nesil =kendilerinden önce nice milletleri helak ettiğimizi görmediler mi? Bu yerde onlara, size vermediklerimizi vermiş, üzerlerine göğü bol bol bırakmış, ırmakları ayaklarının altından akar bir duruma getirmiştik. Öyle iken onları günahları yüzünden helak ettik ve arkalarından yeni bir nesil yarattık.
[006.006](EM) Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkanları onlara vermiştik. Onlara gökten bol bol yağmur indirmiş, altlarından ırmaklar akıtmıştık. Fakat onları günahlarından dolayı helak ettik. Ve kendilerinden sonra başka bir nesil yarattık.
[006.006](SA) Görmediler mi, onlardan önce nice nesiller yok ettik; hem onlara, yeryüzünde size vermediğimiz imkânları vermiştik ve göğü de üzerlerine bol bol boşaltmıştık ve ırmakları ayaklarının altından akar kılmıştık. Fakat günâhlarından ötürü onları helâk ettik ve onların ardından başka bir nesil yarattık.

[006.007](AA) æóáóæú äóÒøóáúäóÇ Úóáóíúßó ßöÊóÇÈðÇ Ýöí ÞöÑúØóÇÓò ÝóáóãóÓõæåõ ÈöÃóíúÏöíåöãú áóÞóÇáó ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú Åöäú åóÐóÇ ÅöáÇøó ÓöÍúÑñ ãøõÈöíäñ
[006.007](AU) Eğer sana kâğıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı, yine de inkâr ediciler: Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir, derlerdi.
[006.007](DV) Sana Kitap'i kagitta yazili olarak indirmis olsak da, elleriyle ona dokunsalar, inkar edenler yine de, "Bu apacik bir buyudur" derlerdi.
[006.007](EH) Sana kağıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik, onlar da onu elleriyle yoklasaydılar, muhakkak o küfürlerinde inat edenler yine "Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir." diyeceklerdi.
[006.007](EM) Eğer sana kağıtta yazılı bir kitap indirmiş olsak da onu elleriyle tutsalardı, yine de o kâfirler: "Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir" derlerdi.
[006.007](SA) Eğer sana kâğıt üzerine yazılı bir Kitap indirmiş olsaydık da onu elleriyle tutsalardı, yine inkâr edenler, "Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir!" derlerdi.

[006.008](AA) æóÞóÇáõæÇú áóæúáÇ ÃõäÒöáó Úóáóíúåö ãóáóßñ æóáóæú ÃóäÒóáúäóÇ ãóáóßðÇ áøóÞõÖöíó ÇáÃãúÑõ Ëõãøó áÇó íõäÙóÑõæäó
[006.008](AU) Muhammed'e (görebileceğimiz) bir melek indirilseydi ya! dediler. Eğer biz öyle bir melek indirseydik elbette iş bitirilmiş olur, artık kendilerine göz bile açtırılmazdı.
[006.008](DV) Ona bir melek indirilmeli degil miydi? dediler. Bir melek indirmis olsaydik is bitmis olurdu da onlara goz bile actirilmazdi.
[006.008](EH) Bir de "Şuna bir melek indirilse de görsek?" diyorlar. Eğer öyle bir melek indirseydik muhakkak iş bitirilmiş olur, kendilerine bir an bile göz açtırılmazdı!
[006.008](EM) O'na bir melek indirilmeli değil miydi? dediler. Eğer bir melek indirseydik, iş bitirilmiş olurdu, sonra kendilerine hiç göz açtırılmazdı.
[006.008](SA) O'na bir melek indirilmeli değil miydi? dediler. Eğer bir melek indirseydik, iş bitirilmiş olurdu, artık kendilerine hiç göz açtırılmazdı.

[006.009](AA) æóáóæú ÌóÚóáúäóÇåõ ãóáóßðÇ áøóÌóÚóáúäóÇåõ ÑóÌõáÇð æóáóáóÈóÓúäóÇ Úóáóíúåöã ãøóÇ íóáúÈöÓõæäó
[006.009](AU) Eğer peygamberi bir melek kılsaydık muhakkak ki onu insan sûretine sokar onları yine düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük.
[006.009](DV) Biz onu melek kilsaydik, bir insan seklinde yapardik da, dustukleri supheye onlari yine dusurmus olurduk.
[006.009](EH) Kendisini bir melek de yapsaydık, yine onu bir erkek kılacak ve onları yine düştükleri şüpheye düşürecektik.
[006.009](EM) Eğer Peygamberi, biz bir melek yapsaydık, yine de onu bir adam şeklinde yapardık ve onları yine düştükleri kuşkuya düşürürdük.
[006.009](SA) Eğer O(Hak Elçisi)ni melek yapsaydık, yine bir adam (şeklinde) yapardık ve onları yine düştükleri kuşkuya düşürürdük.

[006.010](AA) æóáóÞóÏö ÇÓúÊõåúÒöÆó ÈöÑõÓõáò ãøöä ÞóÈúáößó ÝóÍóÇÞó ÈöÇáøóÐöíäó ÓóÎöÑõæÇú ãöäúåõã ãøóÇ ßóÇäõæÇú Èöåö íóÓúÊóåúÒöÆõæäó
[006.010](AU) Senden önceki peygamberlerle de alay edilmiş, bu yüzden onlarla alay edenleri alay ettikleri şey (azap) kuşatıvermişti.
[006.010](DV) And olsun ki, senden once bircok peygamberler alaya alinmisti, onlarla eglenenleri, alaya aldiklari sey mahvetti.
[006.010](EH) Andolsun ki, senden önce gönderilen peygamberlerle de eğlenildi, ancak o eğlendikleri hak, o maskaralığı yapanları çepeçevre kuşatıverdi.
[006.010](EM) Senden önce de peygamberlerle alay edilmişti. Fakat onlardan alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıverdi.
[006.010](SA) Senden önce de peygamberlerle alay edilmişti. Fakat onlarla alay edenleri, alay ettikleri gerçek kuşatıverdi.

[006.011](AA) Þõáú ÓöíÑõæÇú Ýöí ÇáÃóÑúÖö Ëõãøó ÇäÙõÑõæÇú ßóíúÝó ßóÇäó ÚóÇÞöÈóÉõ ÇáúãõßóÐøöÈöíäó
[006.011](AU) De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra (peygamberleri) yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!
[006.011](DV) De ki: "Yer yuzunde gezip dolasin, sonra da, yalanlayanlarin sonunun nasil olduguna bir bakin."
[006.011](EH) De ki: "Yeryüzünde dolaşın da peygamberlere yalancı diyenlerin sonunun nasıl olduğunu bir görün!
[006.011](EM) De ki: "Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş, görün!".
[006.011](SA) De ki: "Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş, görün!"

[006.012](AA) Þõá áøöãóä ãøóÇ Ýöí ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖö Þõá áöáøåö ßóÊóÈó Úóáóì äóÝúÓöåö ÇáÑøóÍúãóÉó áóíóÌúãóÚóäøóßõãú Åöáóì íóæúãö ÇáúÞöíóÇãóÉö áÇó ÑóíúÈó Ýöíåö ÇáøóÐöíäó ÎóÓöÑõæÇú ÃóäÝõÓóåõãú Ýóåõãú áÇó íõÄúãöäõæäó
[006.012](AU) (Onlara) Göklerde ve yerde olanlar kimindir? diye sor. "Allah'ındır" de. O, merhamet etmeyi kendi zatına farz kıldı. Sizi, varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Kendilerini ziyana sokanlar var ya işte onlar inanmazlar.
[006.012](DV) De ki: "Goklerde ve yerde olanlar kimindir?", "Allah'indir" de. O, rahmet etmeyi kendi uzerine almistir; and olsun ki, sizi vukuu suphe goturmeyen kiyamet gununde toplayacaktir. Kendilerine yazik ettiler; cunku onlar inanmazlar.
[006.012](EH) De ki: "Göklerde ve yerde ne varsa kimindir?" "Allah'ındır!" de. O, merhametli olmayı kendine yazdı. Muhakkak sizi varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacak. Kendilerine yazık edenler iman etmezler.
[006.012](EM) De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" "Allah'ındır" de. O, rahmet etmeyi kendi nefsine yazmıştır. Sizi, varlığında asla şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır. Ama kendilerini zarara sokanlar inanmazlar.
[006.012](SA) De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" "Allâh'ındır" de. O, rahmet etmeyi kendi üstüne yazmış(acımayı kendisine prensip edinmiş)tir. Sizi elbette varlığında şüphe olmayan kıyâmet gününde toplayacaktır. Ama kendilerini ziyana sokanlar, inanmazlar.

[006.013](AA) æóáóåõ ãóÇ Óóßóäó Ýöí Çááøóíúáö æóÇáäøóåóÇÑö æóåõæó ÇáÓøóãöíÚõ ÇáúÚóáöíãõ
[006.013](AU) Gecede ve gündüzde barınan her şey O'nundur. O her şeyi işitendir, bilendir.
[006.013](DV) Gecede ve gunduzde bulunan O'nundur. O isitendir, Bilen'dir.
[006.013](EH) Oysa gecede, gündüzde barınan herşey O'nundur. İşiten ve bilen ancak O'dur.
[006.013](EM) Gecede, gündüzde barınan her şey O'nundur. O, işitendir, bilendir.
[006.013](SA) Gece ve gündüzde barınan her şey O'nundur. O, işitendir, bilendir.

[006.014](AA) Þõáú ÃóÛóíúÑó Çááøåö ÃóÊøóÎöÐõ æóáöíøðÇ ÝóÇØöÑö ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖö æóåõæó íõØúÚöãõ æóáÇó íõØúÚóãõ Þõáú Åöäøöíó ÃõãöÑúÊõ Ãóäú Ãóßõæäó Ãóæøóáó ãóäú ÃóÓúáóãó æóáÇó Êóßõæäóäøó ãöäó ÇáúãõÔúÑößóíäó
[006.014](AU) De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde yedirilmeyen Allah'tan başkasını mı dost edineceğim! De ki: Bana müslüman olanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma! (denildi).
[006.014](DV) Gokleri ve yeri yaratan, beslenmeyip besleyen Allah'tan baska bir dost mu edinirim? de. "Dogrusu ben ilk musluman olmakla emrolundum" de; asla ortak kosanlardan olma!
[006.014](EH) De ki: "Göklerin ve yerin yaratanı olan Allah'tan başkasını mı dost edineceğim? Oysa O, yedirip besler, kendisi ise beslenmekten münezzehtir." De ki: "Ben ehl-i İslamın birincisi olmakla emrolundum ve sakın Allah'a ortak koşanlardan olma!" buyuruldu.
[006.014](EM) De ki: "Gökleri ve yeri yoktan var eden, besleyen, fakat kendisi beslenmeyen Allah'tan başka dost mu tutayım?" "Ben İslâm olanların ilki olmakla emrolundum" de ve sakın Allah'a ortak koşanlardan olma.
[006.014](SA) De ki: "Gökleri ve yeri yoktan var eden, besleyen, fakat kendisi beslenmeyen Allah'tan başka dost mu tutayım?" "Bana, İslâm olanların ilki olmam emrerdildi" de ve sakın ortak koşanlardan olma!

[006.015](AA) Þõáú Åöäøöíó ÃóÎóÇÝõ Åöäú ÚóÕóíúÊõ ÑóÈøöí ÚóÐóÇÈó íóæúãò ÚóÙöíãò
[006.015](AU) De ki: Ben, Rabbim'e isyan edersem gerçekten büyük bir günün (kıyametin) azabından korkarım.
[006.015](DV) Ben Rabbime karsi gelirsem, buyuk gunun azabindan korkarim de.
[006.015](EH) De ki: "Ben Rabbime isyan edecek olursam, büyük bir günün azabından korkarım."
[006.015](EM) De ki: "Eğer Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım".
[006.015](SA) De ki: "Eğer Rabbime isyân edersem, büyük bir günün azâbından korkarım!"

[006.016](AA) ãøóä íõÕúÑóÝú Úóäúåõ íóæúãóÆöÐò ÝóÞóÏú ÑóÍöãóåõ æóÐóáößó ÇáúÝóæúÒõ ÇáúãõÈöíäõ
[006.016](AU) O gün kim azaptan kurtarılırsa, gerçekten Allah onu esirgemiştir. İşte apaçık kurtuluş budur.
[006.016](DV) O gun kim azabdan alikonursa, suphesiz o kimse rahmete erismistir. Bu, apacik bir kurtulustur.
[006.016](EH) O gün kimden azap giderilirse, işte Allah onu bağışlamıştır. Ve işte apaçık kurtuluş budur.
[006.016](EM) O gün kimden azab giderilirse, kuşkusuz Allah ona rahmet etmiştir. İşte apaçık kurtuluş budur.
[006.016](SA) (O öyle bir gündür ki) o gün kimden azâb çevrilip savılırsa gerçekten (Allâh) ona acımıştır. İşte apaçık başarı budur.

[006.017](AA) æóÅöä íóãúÓóÓúßó Çááøåõ ÈöÖõÑøò ÝóáÇó ßóÇÔöÝó áóåõ ÅöáÇøó åõæó æóÅöä íóãúÓóÓúßó ÈöÎóíúÑò Ýóåõæó Úóáóì ßõáøö ÔóíúÁò ÞóÏõíÑñ
[006.017](AU) Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır verirse, (bunu da geri alacak yoktur). Şüphesiz O herşeye kadirdir.
[006.017](DV) Allah sana bir sikinti verirse, O'ndan baskasi gideremez. Sana bir iyilik verirse baskasi onu engelleyemez. O, her seye Kadir'dir.
[006.017](EH) Eğer Allah sana bir keder dokundurursa (verirse), onu O'ndan başka açacak yoktur. Ve eğer sana bir iyilik dokundurursa (verirse), yine O, herşeye gücü yetendir!
[006.017](EM) Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine kendisinden başka açacak yoktur. Ve eğer sana bir hayır dokundursa, kuşkusuz O, herşeyi yapabilendir.
[006.017](SA) Allâh sana bir zarar dokundursa, onu yine kendisinden başka açacak yoktur ve eğer sana bir hayır dokundursa, kuşkusuz O, herşeyi yapabilendir.

[006.018](AA) æóåõæó ÇáúÞóÇåöÑõ ÝóæúÞó ÚöÈóÇÏöåö æóåõæó ÇáúÍóßöíãõ ÇáúÎóÈöíÑõ
[006.018](AU) O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, herşeyden haberdardır.
[006.018](DV) O, kullarinin ustunde yegane tasarruf sahibidir. Hakim'dir, haberdardir.
[006.018](EH) Kullarının üstünde tam hakim O'dur. Herşeyden haberdar O'dur!
[006.018](EM) O, kullarının üstünde tam hâkimdir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, herşeyden haberdardır.
[006.018](SA) O, kullarının üstünde tam hâkimdir (onları istediği gibi yönetir), O herşeyi yerli yerince yapan, (herşeyi) haber alandır.

[006.019](AA) Þõáú Ãóíøõ ÔóíúÁò ÃóßúÈóÑõ ÔóåóÇÏÉð Þõáö Çááøåö ÔóåöíÏñ Èöíúäöí æóÈóíúäóßõãú æóÃõæÍöíó Åöáóíøó åóÐóÇ ÇáúÞõÑúÂäõ áÃõäÐöÑóßõã Èöåö æóãóä ÈóáóÛó ÃóÆöäøóßõãú áóÊóÔúåóÏõæäó Ãóäøó ãóÚó Çááøåö ÂáöåóÉð ÃõÎúÑóì Þõá áÇøó ÃóÔúåóÏõ Þõáú ÅöäøóãóÇ åõæó Åöáóåñ æóÇÍöÏñ æóÅöäøóäöí ÈóÑöíÁñ ãøöãøóÇ ÊõÔúÑößõæäó
[006.019](AU) De ki: Hangi şey şahadetçe en büyüktür? De ki: (Hak peygamber olduğuma dair) benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur'an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu. Yoksa siz, Allah ile beraber başka tanrılar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz? De ki: "Ben buna şahitlik etmem." "O ancak bir tek Allah'tır, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle uzağım" de.
[006.019](DV) sahit olarak hangi sey daha buyuktur de. "Allah benimle sizin aranizda sahiddir. Bu Kuran bana, sizi ve ulastigi kimseleri uyarmam icin vahyolundu; Allah'la beraber baska tanrilar bulunduguna siz mi sahidlik ediyorsunuz?" de. "Ben sehadet etmem" de. "O ancak tek Tanridir, dogrusu ben ortak kosmanizdan uzagim" de.
[006.019](EH) De ki: "Şahitlikçe hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahittir. Ve bu Kur'an bana vahyolundu ki, sizi ve onun ulaştığı herkesi uyarayım. Gerçekten siz, Allah'tan başka tanrılar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz?" De ki: "Ben şahitlik etmem!" De ki: "O birtek ilahtır ve gerçekten ben ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım!"
[006.019](EM) De ki: "Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?". De ki: "Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. Allah'la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şahitlik eder misiniz?" De ki: "Ben buna şahitlik etmem". "O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım"de.
[006.019](SA) De ki: "Şâhidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Benimle sizin aranızda Allâh şâhiddir. Bu Kur'ân bana vahyolundu ki, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım. Siz gerçekten Allâh ile beraber başka tanrılar olduğuna şâhidlik ediyor musunuz?", "Ben şâhidlik etmem!" de: "O, ancak tek bir Tanrıdır, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım" de.

[006.020](AA) ÇáøóÐöíäó ÂÊóíúäóÇåõãõ ÇáúßöÊóÇÈó íóÚúÑöÝõæäóåõ ßóãóÇ íóÚúÑöÝõæäó ÃóÈúäóÇÁåõãõ ÇáøóÐöíäó ÎóÓöÑõæÇú ÃóäÝõÓóåõãú Ýóåõãú áÇó íõÄúãöäõæäó
[006.020](AU) Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Resûlullah'ı) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyan edenler var ya, işte onlar inanmazlar.
[006.020](DV) Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) cocuklarini tanidiklari gibi tanirlar; fakat kendilerine yazik ettiler, cunku onlar inanmazlar.
[006.020](EH) Kendilerine kitap verdiğimiz milletlerin bilginleri, Peygamber'i kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerine yazık edenler ancak iman getirmezler.
[006.020](EM) Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, Peygamber'i, kendi oğullarını bildikleri gibi, bilirler. Kendilerine yazık edenler var ya! İşte onlar iman etmezler.
[006.020](SA) Kendilerine Kitap verdiklerimiz, oğullarını tanıdıkları gibi onu tanırlar (onun Allâh tarafından vahyedildiğini bilirler), ama kendilerini ziyana sokanlar inanmazlar.

[006.021](AA) æóãóäú ÃóÙúáóãõ ãöãøóäö ÇÝúÊóÑóì Úóáóì Çááøåö ßóÐöÈðÇ Ãóæú ßóÐøóÈó ÈöÂíóÇÊöåö Åöäøóåõ áÇó íõÝúáöÍõ ÇáÙøóÇáöãõæäó
[006.021](AU) Yalan sözlerle Allah'a iftira edenden veya O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa ermezler!
[006.021](DV) Allah'a karsi yalan uyduran veya ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Zalimler bunun icin saadete ulasamazlar.
[006.021](EH) Allah'a iftira ederek yalan uyduran veya O'nun ayetlerine yalan diyen kimseden daha zalim kim olabilir? Şüphe yok ki zalimler kurtuluşa ermezler.
[006.021](EM) Allah'a iftira ederek yalan uydurandan veya âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Hiç şüphe yok ki zalimler kurtuluşa eremezler.
[006.021](SA) Allah'a yalan uyduran, ya da O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? zâlimler de kurtuluş yüzü görmezler.

[006.022](AA) æóíóæúãó äóÍúÔõÑõåõãú ÌóãöíÚðÇ Ëõãøó äóÞõæáõ áöáøóÐöíäó ÃóÔúÑóßõæÇú Ãóíúäó ÔõÑóßóÂÄõßõãõ ÇáøóÐöíäó ßõäÊõãú ÊóÒúÚõãõæäó
[006.022](AU) Unutma o günü ki- onları hep birden toplayacağız; sonra da, Allah'a ortak koşanlara: Nerede boş yere davasını güttüğünüz ortaklarınız? diyeceğiz.
[006.022](DV) Bir gun hepsini toplariz, sonra puta tapanlara, "Iddia ettiginiz ortaklariniz nerede?" deriz.
[006.022](EH) Hepsini mahşerde toplayacağımız, sonra da o Allah'a ortak koşanlara: "Hani nerede o Allah'a ortak saydığınız ortaklarınız?" diyeceğimiz gün,
[006.022](EM) O gün hepsini mahşere toplayacağız. Sonra Allah'a ortak koşanlara: " Hani nerede o Allah'a ortak saydığınız ortaklarınız?" diyeceğiz.
[006.022](SA) Hepsini topladığımız, sonra ortak koşanlara; "Hani (Allah'a) ortak sandığınız şeyler nerede?" dediğimiz gün;

[006.023](AA) Ëõãøó áóãú Êóßõä ÝöÊúäóÊõåõãú ÅöáÇøó Ãóä ÞóÇáõæÇú æóÇááøåö ÑóÈøöäóÇ ãóÇ ßõäøóÇ ãõÔúÑößöíäó
[006.023](AU) Sonra onların mazeretleri, "Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak koşanlar olmadık!" demekten başka bir şey olmadı.
[006.023](DV) Sonra, "Rabbimiz Allah'a and olsun ki bizler puta tapanlar degildik" demekten baska care bulamazlar.
[006.023](EH) Sonra başka çare bulamayacaklar ve sadece şöyle diyecekler: "Rabbimiz Allah'a yemin ederiz ki, vAllahi bizler Allah'a şirk koşanlar değildik."
[006.023](EM) Sonra, (Onlar): "Rabbimiz, Allah'a yemin ederiz ki, biz müşriklerden değildik" demekten başka bir özür bulamayacaklar.
[006.023](SA) Sonra onların: "Rabbimiz Allah'a andolsun ki biz ortak koşanlar değildik." demelerinden başka çareleri kalmadığı (gün);

[006.024](AA) ÇäÙõÑú ßóíúÝó ßóÐóÈõæÇú Úóáóì ÃóäÝõÓöåöãú æóÖóáøó Úóäúåõã ãøóÇ ßóÇäõæÇú íóÝúÊóÑõæäó
[006.024](AU) Gör ki, kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediler ve (tanrı diye) uydurdukları şeyler kendilerinden nasıl kaybolup gitti!
[006.024](DV) Kendilerine karsi nasil yalan soylediklerine bak; uydurduklari putlar da onlardan uzaklasti.
[006.024](EH) Bak vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler! O uydurdukları putlar da kendilerinden kaybolup gitti!
[006.024](EM) Bak, vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler! O uydurdukları putlar da kendilerinden kaybolup gitti.
[006.024](SA) Bak ki, nasıl kendilerine karşı yalan söylediler ve uydurdukları şeyler kendilerinden sapıp gitti.

[006.025](AA) æóãöäúåõã ãøóä íóÓúÊóãöÚõ Åöáóíúßó æóÌóÚóáúäóÇ Úóáóì ÞõáõæÈöåöãú ÃóßöäøóÉð Ãóä íóÝúÞóåõæåõ æóÝöí ÂÐóÇäöåöãú æóÞúÑðÇ æóÅöä íóÑóæúÇú ßõáøó ÂíóÉò áÇøó íõÄúãöäõæÇú ÈöåóÇ ÍóÊøóì ÅöÐóÇ ÌóÂÄõæßó íõÌóÇÏöáõæäóßó íóÞõæáõ ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú Åöäú åóÐóÇ ÅöáÇøó ÃóÓóÇØöíÑõ ÇáÃóæøóáöíäó
[006.025](AU) Onlardan seni (okuduğun Kur'an'ı) dinleyenler de vardır. Fakat onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne perdeler, kulaklarına da ağırlık verdik. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile yine de ona inanmazlar. Hatta o kâfirler sana geldiklerinde: "Bu Kur'an eskilerin masallarından başka bir şey değildir" diyerek seninle tartışırlar.
[006.025](DV) Onlardan seni dinleyenler vardir, Kuran'i anlarlar diye kalblerine ortuler kulaklarina da agirlik koyduk. Onlar her turlu mucizeyi gorseler bile, yine de ona inanmazlar, nihayet sana geldiklerinde de seninle cekisirler. Inkar edenler, "Bu, oncekilerin masallarindan baska bir sey degildir" derler.
[006.025](EH) İçlerinden bazıları da seni Kur'an okurken dinlerler, fakat Biz, kalplerine onu zevkiyle anlamalarına engel kabuklar geçirmişizdir. Kulaklarında da bir ağırlık vardır. Bütün mucizeleri görseler de iman etmezler. Hatta sana geldiklerinde, seninle tartışmaya kalkışarak, o hak tanımaz kafirler: "Bu, eskilerin masallarından başka birşey değildir." derler.
[006.025](EM) İçlerinden seni dinleyenler de vardır, fakat biz, onu anlamalarına engel olmak için kalblerinin üstüne örtüler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar, bütün delilleri görseler bile yine ona inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde seninle tartışırlar. Ve o kâfirler: "Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
[006.025](SA) İçlerinden seni dinleyenler vardır; fakat biz onu anlamalarına engel olmak için kalblerinin üstüne kılıflar, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. (Onlar) her mu'cizeyi görseler de yine ona inanmazlar. Hattâ sana geldiklerinde seninle tartışırlar; o kâfirler: "Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.

[006.026](AA) æóåõãú íóäúåóæúäó Úóäúåõ æóíóäúÃóæúäó Úóäúåõ æóÅöä íõåúáößõæäó ÅöáÇøó ÃóäÝõÓóåõãú æóãóÇ íóÔúÚõÑõæäó
[006.026](AU) Onlar, hem insanları Peygamber'e yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Oysa onlar farkında olmadan ancak kendilerini helak ederler.
[006.026](DV) Onlar Kuran'dan alikorlar ve ondan uzaklasirlar. Boylece yalniz kendilerini mahvederler de farkina varamazlar.
[006.026](EH) Diğerleri ise hem ona yaklaşmaktan alıkorlar hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Böylece sadece kendilerini mahvederler, ama farkına varmazlar!
[006.026](EM) Onlar, insanları Kur'ân'a iman etmekten menederler, hem de kendileri ondan uzak dururlar. Böylece yalnız kendilerini mahvediyorlar ama farkında değiller.
[006.026](SA) Onlar hem (insanları) ondan menederler, hem de kendileri ondan uzak dururlar. Böylece yalnız kendilerini mahvediyorlar ama farkında değiller!

[006.027](AA) æóáóæú ÊóÑóìó ÅöÐú æõÞöÝõæÇú Úóáóì ÇáäøóÇÑö ÝóÞóÇáõæÇú íóÇ áóíúÊóäóÇ äõÑóÏøõ æóáÇó äõßóÐøöÈó ÈöÂíóÇÊö ÑóÈøöäóÇ æóäóßõæäó ãöäó ÇáúãõÄúãöäöíäó
[006.027](AU) Onların ateşin karşısında durdurulup "Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak!" dediklerini bir görsen!..
[006.027](DV) Onlarin, atesin kenarina getirilip durdurulduklarinda, "keske dunyaya tekrar dondurulseydik, Rabbimiz'in ayetlerini yalanalamasaydik ve inananlardan olsaydik" dediklerini bir gorsen!
[006.027](EH) Ateşin başında durdurulduklarında: "Ah! Ne olurdu geri döndürülsek de Rabbimizin ayetlerini inkar etmeyip, mü'minlerden olsaydık!" dediklerini bir görsen!
[006.027](EM) Onların, ateşin üzerinde durduruldukları zaman: "Ne olurdu dünyaya döndürülseydik, Rabb'imizin âyetlerini yalanlamasaydık da müminlerden olsaydık" dediklerini bir görsen!
[006.027](SA) Onların, ateşin başında durdurulmuş iken: "Âh ne olurdu keşke biz (dünyâya) geri döndürülseydik de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasaydık, inananlardan olsaydık!" dediklerini bir görsen!

[006.028](AA) Èóáú ÈóÏóÇ áóåõã ãøóÇ ßóÇäõæÇú íõÎúÝõæäó ãöä ÞóÈúáõ æóáóæú ÑõÏøõæÇú áóÚóÇÏõæÇú áöãóÇ äõåõæÇú Úóäúåõ æóÅöäøóåõãú áóßóÇÐöÈõæäó
[006.028](AU) Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler (günahlar) kendilerine göründü. Eğer (dünyaya) geri gönderilseler yine kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar.
[006.028](DV) Hayir; daha once gizledikleri onlara gorundu. Eger geri dondurulseler yine kendilerine yasak edilen seylere donerler. Dogrusu onlar yalancidirlar.
[006.028](EH) Hayır, daha önce gizleyip durdukları karşılarına çıktı da ondan. Geri çevrilselerdi yine o yasaklandıkları fenalığa mutlaka döneceklerdi. Şüphesiz onlar yine yalancıdırlar.
[006.028](EM) Hayır, daha önce gizleyip durdukları karşılarına çıktı da ondan, yoksa geri çevrilselerdi yine menedildikleri şeyi yapmaya dönerlerdi. Çünkü onlar yalancıdırlar.
[006.028](SA) Hayır, daha önce gizlemekte oldukları, onlara göründü. Geri gönderilselerdi yine men'olundukları şeyi yapmağa dönerlerdi, çünkü onlar yalancılardır.

[006.029](AA) æóÞóÇáõæÇú Åöäú åöíó ÅöáÇøó ÍóíóÇÊõäóÇ ÇáÏøõäúíóÇ æóãóÇ äóÍúäõ ÈöãóÈúÚõæËöíäó
[006.029](AU) Onlar, hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir; biz, bir daha da diriltilecek değiliz, demişlerdi.
[006.029](DV) Hayat ancak bu dunyadakinden ibarettir, biz dirilecek degiliz dediler.
[006.029](EH) Yine dönüp: "Hayat sadece dünya hayatımızdan ibaret; biz bir daha dirilecek değiliz." diyeceklerdi.
[006.029](EM) Dediler ki:" Dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur, biz diriltilecek değiliz".
[006.029](SA) Dediler ki: "dünyâ hayâtımızdan başka bir hayât yoktur. Biz diriltilecek değiliz."

[006.030](AA) æóáóæú ÊóÑóì ÅöÐú æõÞöÝõæÇú Úóáóì ÑóÈøöåöãú ÞóÇáó ÃóáóíúÓó åóÐóÇ ÈöÇáúÍóÞøö ÞóÇáõæÇú Èóáóì æóÑóÈøöäóÇ ÞóÇáó ÝóÐõæÞõæÇú ÇáÚóÐóÇÈó ÈöãóÇ ßõäÊõãú ÊóßúÝõÑõæäó
[006.030](AU) Rablerinin huzuruna getirildikleri zaman sen onları bir görsen! Allah: Bu (yeniden dirilme olayı), hak değil miymiş? diyecek. Onlar da "Rabbimize andolsun ki evet!" diyecekler. Allah da, Öyle ise inkâr ettiğinizden dolayı azabı tadın! diyecek.
[006.030](DV) Onlari, Rablerinin huzuruna cikarildiklari zaman bir gorsen! Allah: "Bu gercek degil mi?" der; onlar, "Evet, Rabbimiz hakki icin gercektir" derler. Allah da "Oyleyse inkar etmenizden oturu azabi tadin" der.
[006.030](EH) Hem görsen onları, Rablerinin huzuruna durdukları zaman! O: "Nasıl şu gördüğünüz gerçek değil miymiş?" diyecek, onlar da: "Evet Rabbimiz hakkı için gerçek!" diyecekler. O zaman: "Küfrettiğinizin cezası olarak azabı tadın!" buyuracak.
[006.030](EM) Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman onları bir görsen! Rableri onlara şöyle der: "Bu, bir gerçek değil midir?". Onlar da: "Rabbimize yemin ederiz ki gerçektir" derler. Rableri de onlara: "Öyleyse inkârınız sebebiyle azabı tadın!" der.
[006.030](SA) Onları Rablerinin huzûrunda durdurulmuş iken bir görsen: (Allâh) "Bu gerçek değil miymiş?" dedi. Dediler ki, "Evet Rabbimiz hakkı için gerçektir!" "Öyle ise inkâr ettiğinizden dolayı azâbı tadın!" dedi.

[006.031](AA) ÞóÏú ÎóÓöÑó ÇáøóÐöíäó ßóÐøóÈõæÇú ÈöáöÞóÇÁ Çááøåö ÍóÊøóì ÅöÐóÇ ÌóÇÁÊúåõãõ ÇáÓøóÇÚóÉõ ÈóÛúÊóÉð ÞóÇáõæÇú íóÇ ÍóÓúÑóÊóäóÇ Úóáóì ãóÇ ÝóÑøóØúäóÇ ÝöíåóÇ æóåõãú íóÍúãöáõæäó ÃóæúÒóÇÑóåõãú Úóáóì ÙõåõæÑöåöãú ÃóáÇó ÓóÇÁ ãóÇ íóÒöÑõæäó
[006.031](AU) Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara Kıyamet vakti ansızın gelip çatınca, onlar, günahlarını sırtlarına yüklenerek diyecekler ki: "Dünyada iyi amelleri terketmemizden dolayı vah bize!" Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür!
[006.031](DV) Allah'a kavusmayi yalanlayanlar dogrusu kaybedenlerdir ki kiyamet saati onlara ansizin gelince, agirliklarini arkalarina yuklenerek, "Dunyada isledigimiz buyuk kusurlardan oturu yaziklar olsun bize" derler. Dikkat edin, yuklendikleri seyler ne kotudr!
[006.031](EH) Allah'ın karşısına çıkacaklarını inkar eden kimseler gerçekten hüsrana uğramıştır. Nihayet kıyamet günü gelip ansızın kendilerini bastırıverince: "Hayatta yaptığımız hatalardan dolayı vah bize!" derler; o an ki, günahlarını sırtlanmış götürüyorlardır. Bak ne kötü yükler götürüyorlar!
[006.031](EM) Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. Kıyamet günü ansızın gelince onlar, günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak şöyle derler: "Dünyada yaptığımız kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize!" Bakın yüklendikleri günah ne kötüdür!
[006.031](SA) Allâh'ın huzûruna çıkmayı yalanlayanlar, gerçekten ziyana uğradı(lar). Nihâyet kendilerine ansızın o sâ'at gelip çatınca, günâhlarını sırtlarına yüklenmiş olarak: "Hayâtta (iyi işler yapmaktan) geri kalıp günâh işlememizden ötürü vah bize!" dediler. Bakın, ne kötü şeyler yüklenip taşıyorlar!

[006.032](AA) æóãóÇ ÇáúÍóíóÇÉõ ÇáÏøõäúíóÇ ÅöáÇøó áóÚöÈñ æóáóåúæñ æóáóáÏøóÇÑõ ÇáÂÎöÑóÉõ ÎóíúÑñ áøöáøóÐöíäó íóÊøóÞõæäó ÃóÝóáÇó ÊóÚúÞöáõæäó
[006.032](AU) Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?
[006.032](EH) Dünya hayatı bir oyundan, bir oyalanmadan başka birşey değildir. Ahiret yurdu ise muhakkak Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız?
[006.032](EM) Dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız?
[006.032](SA) Dünyâ hayâtı sadece bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Korunanlar için elbette âhiret yurdu daha iyidir. Düşünmüyor musunuz?

[006.033](AA) ÞóÏú äóÚúáóãõ Åöäøóåõ áóíóÍúÒõäõßó ÇáøóÐöí íóÞõæáõæäó ÝóÅöäøóåõãú áÇó íõßóÐøöÈõæäóßó æóáóßöäøó ÇáÙøóÇáöãöíäó ÈöÂíóÇÊö Çááøåö íóÌúÍóÏõæäó
[006.033](AU) Onların söylediklerinin hakikaten seni üzmekte olduğunu biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler açıkça Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.
[006.033](DV) Onlarin soylediklerinin seni uzecegini elbette biliyoruz; dogrusu onlar seni yalanci saymiyorlar, fakat zalimler Allah'in ayetlerini bile bile inkar ediyorlar .
[006.033](EH) Andolsun ki, söyledikleri lafın seni gerçekten incittiğini biliyoruz. Ancak onların yalancı dedikleri sen değilsin. Fakat zalimler Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar.
[006.033](EM) Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Onlar aslında seni yalanlamıyorlar, fakat, o zalimler Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.
[006.033](SA) Biliyoruz, onların dedikleri seni üzüyor, gerçekte onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zâlimler bile bile Allâh'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.

[006.034](AA) æóáóÞóÏú ßõÐøöÈóÊú ÑõÓõáñ ãøöä ÞóÈúáößó ÝóÕóÈóÑõæÇú Úóáóì ãóÇ ßõÐøöÈõæÇú æóÃõæÐõæÇú ÍóÊøóì ÃóÊóÇåõãú äóÕúÑõäóÇ æóáÇó ãõÈóÏøöáó áößóáöãóÇÊö Çááøåö æóáóÞÏú ÌóÇÁßó ãöä äøóÈóÅö ÇáúãõÑúÓóáöíäó
[006.034](AU) Andolsun ki senden önceki peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti. Allah'ın kelimelerini (kanunlarını) değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur. Muhakkak ki peygamberlerin haberlerinden bazısı sana da geldi.
[006.034](DV) Senden once nice peygamberler yalanlandi ve kendilerine yardimimiz gelene kadar yalanlanmalarina ve sikistirilmaya katlandilar. Allah'in sozlerini degistirebilecek yoktur; and olsun ki peygamberlerin haberi sana da geldi.
[006.034](EH) Andolsun ki, senden önce gönderilen peygamberler de yalanlandılar. Kendilerine yardımımız gelinceye kadar yalanlanmaya ve eziyet edilmeye karşı sabrettiler. Allah'ın sözlerini değiştirebilecek hiçbir kuvvet yoktur! Allah biliyor ya, sana peygamberlerin kıssalarından haber de geldi.
[006.034](EM) Senden önce de peygamberler yalanlanmıştı. Kendilerine yardımımız gelinceye kadar yalanlanmaya ve eziyet olunmaya sabrettiler. Allah'ın sözlerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz ki sana, peygamberlerin haberlerinden bir kısmı gelmiştir.
[006.034](SA) Senden önce de elçiler yalanlanmıştı. Yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine sabrettiler, nihâyet onlara yardımımız yetişti. Allâh'ın kelimelerini değiştirebilecek kimse yoktur. Sana da elçilerin haberinden bir parça gelmiştir.

[006.035](AA) æóÅöä ßóÇäó ßóÈõÑó Úóáóíúßó ÅöÚúÑóÇÖõåõãú ÝóÅöäö ÇÓúÊóØóÚúÊó Ãóä ÊóÈúÊóÛöíó äóÝóÞðÇ Ýöí ÇáÃóÑúÖö Ãóæú ÓõáøóãðÇ Ýöí ÇáÓøóãóÇÁ ÝóÊóÃúÊöíóåõã ÈöÂíóÉò æóáóæú ÔóÇÁ Çááøåõ áóÌóãóÚóåõãú Úóáóì ÇáúåõÏóì ÝóáÇó Êóßõæäóäøó ãöäó ÇáúÌóÇåöáöíäó
[006.035](AU) Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldi ise, yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir tünel ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi, o halde sakın cahillerden olma!
[006.035](DV) Onlarin yuz cevirmesi sana agir gelince, eger gucun yeri delmeye veya goge merdiven dayamaga yetmis olsaydi, onlara bir mucize gostermek isterdin. Allah dileseydi onlari dogru yolda toplardi. Sakin bilmeyenlerden olma.
[006.035](EH) Eğer onların omuz dönmeleri sana ağır geliyorsa, haydi kendi kendine yerin dibine inecek bir baca veya göklere çıkacak bir merdiven arayıp da onlara bambaşka bir mucize getirmeye gücün yettiği takdirde hiç durma, bunu yap! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O halde sakın cahillerden olma!
[006.035](EM) Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa yerin içine (inebileceğin) bir delik, ya da göğe (çıkabileceğin) bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplardı. O halde cahillerden olma!
[006.035](SA) Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, haydi (yapabilirsen) yerin içine (inebileceğin) bir delik, ya da göğe (çıkaileceğin) bir merdiven ara ki onlara bir mu'cize getiresin! Allâh, dileseydi, elbette onları hidâyet üzerinde toplardı, o halde câhillerden olma !

[006.036](AA) ÅöäøóãóÇ íóÓúÊóÌöíÈõ ÇáøóÐöíäó íóÓúãóÚõæäó æóÇáúãóæúÊóì íóÈúÚóËõåõãõ Çááøåõ Ëõãøó Åöáóíúåö íõÑúÌóÚõæäó
[006.036](AU) Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere gelince, Allah onları diriltecek, sonra da O'na döndürülecekler.
[006.036](DV) Ancak kulak verenler daveti kabul ederler. Oluleri Allah diriltir, sonra O'na donerler.
[006.036](EH) Sade işitmesi olanlar davete icabet eder. Ölülere gelince, onları Allah diriltir, sonra hepsi O'nun huzuruna çıkarılırlar.
[006.036](EM) Daveti ancak dinleyenler kabul ederler. Ölülere gelince, Allah onları diriltir, sonra O'na döndürülürler.
[006.036](SA) Ancak işitenler (çağrıya) gelir, ölülere gelince Allâh onları diriltir, sonra O'na döndürülürler.

[006.037](AA) æóÞóÇáõæÇú áóæúáÇó äõÒøöáó Úóáóíúåö ÂíóÉñ ãøöä ÑøóÈøöåö Þõáú Åöäøó Çááøåó ÞóÇÏöÑñ Úóáóì Ãóä íõäóÒøöáò ÂíóÉð æóáóßöäøó ÃóßúËóÑóåõãú áÇó íóÚúáóãõæäó
[006.037](AU) O'na Rabbinden bir mucize indirilseydi ya! dediler. De ki: Şüphesiz Allah mucize indirmeye kadirdir. Fakat onların çoğu bilmezler.
[006.037](DV) Rabbinden ona (Muhammed'e) bir belge indirilseydi ya dediler. De ki: "Dogrusu Allah bir belge indirmege Kadir'dir, fakat cogu bilmezler."
[006.037](EH) Durmuşlar: "Ona bambaşka bir mucize indirilse ya!" diyorlar. De ki: "Şüphesiz Allah'ın öyle bir mucize indirmeye gücü yeter, fakat çokları bilmezler!"
[006.037](EM) Dediler ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" De ki: "Şüphesiz ki Allah, bir mucize indirmeye kâdirdir, fakat çokları bilmezler".
[006.037](SA) Dediler ki: "Ona Rabbinden bir mu'cize indirilmeli değil miydi?" De ki: "Şüphesiz Allâh, bir mu'cize indirmeğe kâdirdir, fakat çokları bilmezler."

[006.038](AA) æóãóÇ ãöä ÏóÂÈøóÉò Ýöí ÇáÃóÑúÖö æóáÇó ØóÇÆöÑò íóØöíÑõ ÈöÌóäóÇÍóíúåö ÅöáÇøó Ãõãóãñ ÃóãúËóÇáõßõã ãøóÇ ÝóÑøóØúäóÇ Ýöí ÇáßöÊóÇÈö ãöä ÔóíúÁò Ëõãøó Åöáóì ÑóÈøöåöãú íõÍúÔóÑõæäó
[006.038](AU) Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.
[006.038](DV) Yerde yuruyen hayvanlar ve kanatlariyla ucan kuslar da ancak sizin gibi birer toplulukturlar. Kitap'da Biz hicbir seyi eksik birakmadik; onlar sonra Rablerine toplanacaklardir.
[006.038](EH) Yerde debelenen hiçbir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar! Biz kitapta hiçbir eksik bırakmamışızdır. Sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar.
[006.038](EM) Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar.
[006.038](SA) Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadiyle uçan hiçbir kuş yoktur ki, (onlar da) sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra (onlar), Rableri(nin huzûru)na toplanacaklardır.

[006.039](AA) æóÇáøóÐöíäó ßóÐøóÈõæÇú ÈöÂíóÇÊöäóÇ Õõãøñ æóÈõßúãñ Ýöí ÇáÙøõáõãóÇÊö ãóä íóÔóÅö Çááøåõ íõÖúáöáúåõ æóãóä íóÔóÃú íóÌúÚóáúåõ Úóáóì ÕöÑóÇØò ãøõÓúÊóÞöíãò
[006.039](AU) Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola iletir.
[006.039](DV) Ayetlerimizi yalanlayanlar karanliklarda kalmis sagir ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu saptirir ve kimi dilerse onu dogru yola koyar.
[006.039](EH) Ayetlerimize yalan diyenler karanlıklar içinde bir sürü sağırlar ve dilsizlerdir. Kim dilerse Allah onu şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru bir yol üzerinde bulundurur.
[006.039](EM) Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kimseyi şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola koyar.
[006.039](SA) Bizim âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allâh dilediği kimseyi şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola koyar.

[006.040](AA) Þõáú ÃóÑóÃóíúÊõßõã Åöäú ÃóÊóÇßõãú ÚóÐóÇÈõ Çááøåö Ãóæú ÃóÊóÊúßõãõ ÇáÓøóÇÚóÉõ ÃóÛóíúÑó Çááøåö ÊóÏúÚõæäó Åöä ßõäÊõãú ÕóÇÏöÞöíäó
[006.040](AU) De ki: Ne dersiniz; size Allah'ın azabı gelse veya o kıyamet gelip çatıverse size, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru sözlü iseniz (söyleyin bakalım)!
[006.040](DV) De ki, "Uzerinize Allah'in azabi gelse veya kiyamet saati size gelse, Allah'tan baskasina mi yalvarirsiniz? Dogru iseniz bana bildirin".
[006.040](EH) De ki: "Kendinizi bir düşünür müsünüz, Allah'ın azabı başınıza gelse veya kıyamet başınıza kopsa Allah'tan başkasına mı dua edersiniz? Eğer doğru söylüyorsanız söyleyin bakalım!"
[006.040](EM) De ki: "Kendinizi hiç düşündünüz mü, Allah'ın azabı size gelse veya kıyamet vakti gelse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Eğer sözünde doğru kimselerseniz cevap verin".
[006.040](SA) De ki: "Düşündünüz mü kendinizi hiç? Size Allâh'ın azâbı gelse, ya da o (Duruşma) sâ'at(i) gelse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru (sözlü) iseniz (söyleyin).

[006.041](AA) Èóáú ÅöíøóÇåõ ÊóÏúÚõæäó ÝóíóßúÔöÝõ ãóÇ ÊóÏúÚõæäó Åöáóíúåö Åöäú ÔóÇÁ æóÊóäÓóæúäó ãóÇ ÊõÔúÑößõæäó
[006.041](AU) Bilâkis yalnız Allah'a yalvarırsınız. O da (kaldırılması için) kendisine yalvardığınız belâyı dilerse kaldırır; ve siz ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz.
[006.041](DV) Hayir; sadece O'na yalvarirsiniz; dilerse yalvardiginiz seyi giderir, siz de O'na kostugunuz ortaklari unutursunuz.
[006.041](EH) Doğrusu yalnız O'na dua edersiniz. O dilerse yalvardığınız belayı üzerinizden kaldırır ve o an O'na koştuğunuz ortakları unutursunuz.
[006.041](EM) Hayır, yalnız o Allah'a yalvarırsınız. O da dilerse kaldırılmasını istediğiniz belayı kaldırır ve o zaman ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz.
[006.041](SA) Hayır, yalnız O'na yalvarırsınız; O da dilerse (kaldırmasını) istediğiniz belâyı kaldırır ve o zaman ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz.

[006.042](AA) æóáóÞóÏú ÃóÑúÓóáäóÇ Åöáóì Ãõãóãò ãøöä ÞóÈúáößó ÝóÃóÎóÐúäóÇåõãú ÈöÇáúÈóÃúÓóÇÁ æóÇáÖøóÑøóÇÁ áóÚóáøóåõãú íóÊóÖóÑøóÚõæäó
[006.042](AU) Andolsun ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik. Ardından boyun eğsinler diye onları darlık ve hastalıklara uğrattık.
[006.042](DV) suphesiz ki, senden once ummetlere peygamberler gondermistik; onlari yalvarsinlar diye darlik ve sikintiya sokmustuk.
[006.042](EH) Andolsun ki, senden önce bir takım ümmetlere de peygamberler gönderdik; dinlemediler. Biz de onları yalvarıp yakarsınlar diye darlık ve sıkıntı ile cezalandırdık.
[006.042](EM) Şüphesiz ki senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Bize yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırdık.
[006.042](SA) Senden önce de ümmetlere elçiler gönderdik. (İnkârlarından dönüp bize) yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezâlandırmıştık.

[006.043](AA) ÝóáóæúáÇ ÅöÐú ÌóÇÁåõãú ÈóÃúÓõäóÇ ÊóÖóÑøóÚõæÇú æóáóßöä ÞóÓóÊú ÞõáõæÈõåõãú æóÒóíøóäó áóåõãõ ÇáÔøóíúØóÇäõ ãóÇ ßóÇäõæÇú íóÚúãóáõæäó
[006.043](AU) Hiç olmazsa, onlara bu şekilde azabımız geldiği zaman boyun eğselerdi! Fakat kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını câzip gösterdi.
[006.043](DV) Hic degilse, onlara siddetimiz geldigi zaman yalvarip yakarmali degil miydiler? Lakin kalbleri katilasti, seytan da yaptiklarini onlara guzel gosterdi.
[006.043](EH) Hiç olmazsa kendilerine baskımız geldiği vakit yalvarsaydılar bari. Fakat kalpleri katılaşmış, şeytan da bütün yaptıklarını kendilerine güzel göstermişti.
[006.043](EM) Hiç olmazsa kendilerine baskınımız geldiği zaman olsun, yalvarmalı değiller miydi? Fakat kalbleri katılaştı ve şeytan yaptıklarını kendilerine güzel gösterdi.
[006.043](SA) Hiç olmazsa kendilerine böyle baskınımız geldiği zaman yalvarsalardı! Fakat kalbleri katılaştı ve şeytân da onlara yaptıklarını süslü gösterdi.

[006.044](AA) ÝóáóãøóÇ äóÓõæÇú ãóÇ ÐõßøöÑõæÇú Èöåö ÝóÊóÍúäóÇ Úóáóíúåöãú ÃóÈúæóÇÈó ßõáøö ÔóíúÁò ÍóÊøóì ÅöÐóÇ ÝóÑöÍõæÇú ÈöãóÇ ÃõæÊõæÇú ÃóÎóÐúäóÇåõã ÈóÛúÊóÉð ÝóÅöÐóÇ åõã ãøõÈúáöÓõæäó
[006.044](AU) Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.
[006.044](DV) Kendilerine hatirlatilani unuttuklarinda, onlara her seyin kapisini actik; kendilerine verilene sevinince ansizin onlari yakaladik da umutsuz kaliverdiler.
[006.044](EH) Vakta ki yapılan uyarıları unuttular, üzerlerine herşeyin kapılarını açıverdik. Nihayet kendilerine verilen bu bolluk ve serbestlik ile tam ferahlandıkları =düzlüğe çıktıkları sırada ansızın kendilerini yakalayıverdik! Hepsi bir anda bütün ümitlerinden mahrum kaldılar.
[006.044](EM) Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilen o nimetlerle sevinip zevke dalınca onları azabımızla ansızın yakalayıverdik. Hemen ümitsizliğe kapılıp şaşkına döndüler.
[006.044](SA) Kendileri yapılan uyarıları unutunca, üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik; kendilerine verilenle sevince daldıkları sırada da ansızın onları yakaladık, birden bire bütün umutlarnı yitirdiler.

[006.045](AA) ÝóÞõØöÚó ÏóÇÈöÑõ ÇáúÞóæúãö ÇáøóÐöíäó ÙóáóãõæÇú æóÇáúÍóãúÏõ áöáøåö ÑóÈøö ÇáúÚóÇáóãöíäó
[006.045](AU) Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. (Allah'ın verdiği nimete şükredecekleri yerde nankörlük ettiler, böylece kendilerine zulmettiler. Yüce Allah da yeryüzünü onların zulüm ve küfürlerinden temizlemek için onları helâk etti.)
[006.045](DV) Alemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun ki, zulmeden milletin koku boylece kesildi.
[006.045](EH) Artık o zulmedip duran kavmin kökü kesilmişti. Hamdolsun o alemlerin Rabbi olan Allah'a.
[006.045](EM) Böylece zulmeden kavmin kökü kesildi. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun.
[006.045](SA) Böylece haksızlık eden milletin ardı kesildi. Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun!

[006.046](AA) Þõáú ÃóÑóÃóíúÊõãú Åöäú ÃóÎóÐó Çááøåõ ÓóãúÚóßõãú æóÃóÈúÕóÇÑóßõãú æóÎóÊóãó Úóáóì ÞõáõæÈößõã ãøóäú Åöáóåñ ÛóíúÑõ Çááøåö íóÃúÊöíßõã Èöåö ÇäÙõÑú ßóíúÝó äõÕóÑøöÝõ ÇáÂíóÇÊö Ëõãøó åõãú íóÕúÏöÝõæäó
[006.046](AU) De ki: Ne dersiniz; eğer Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör eder, kalplerinizi de mühürlerse bunları size Allah'tan başka hangi tanrı geri verebilir! Bak, delilleri nasıl açıklıyoruz. Onlar hâla yüz çeviriyorlar!
[006.046](DV) Gordunuz mu? Allah, isitmenizi, gozlerinizi alsa, kalblerinizi kapasa, Allah'tan baska hangi tanri onu sizlere getirebilir? Ayetleri nasil turlu turlu acikladigimiza bir baksana, sonra da onlar yuz cevirirler.
[006.046](EH) De ki: "Söyleyin bakayım, eğer Allah, kulaklarınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi mühürleyiverirse, Allah'tan başka hangi tanrı onu size iade edecek?" Bak Biz delillerimizi nasıl evirip çevirip türlü türlü açıklıyoruz! Sonra da onlar nasıl (yüz çevirip) geçiveriyorlar!
[006.046](EM) De ki: "Söyleyin bakalım, eğer Allah kulaklarınızı ve gözlerinizi alır da kalblerinize mühür vurursa, Allah'tan başka onları size getirecek tanrı kimdir?". Dikkat et, âyetlerimizi nasıl türlü türlü açıklıyoruz, sonra da onlar yüz çeviriyorlar?
[006.046](SA) De ki: "Söyleyin bana, eğer Allâh işitme(duyu)nuzu ve gözlerinizi alsa, kalblerinizin üstüne de mühür vursa, Allah'tan başka bun(lar)ı size getir(ip ver)ecek tanrı kimdir?" Bak, nasıl âyetleri döndürüp türlü türlü açıklıyoruz, sonra yine onlar yüz çeviriyorlar?

[006.047](AA) Þõáú ÃóÑóÃóíúÊóßõãú Åöäú ÃóÊóÇßõãú ÚóÐóÇÈõ Çááøåö ÈóÛúÊóÉð Ãóæú ÌóåúÑóÉð åóáú íõåúáóßõ ÅöáÇøó ÇáúÞóæúãõ ÇáÙøóÇáöãõæäó
[006.047](AU) De ki: Söyler misiniz; size Allah'ın azabı ansızın veya açıkça gelirse, zalim toplumdan başkası mı helâk olur?
[006.047](DV) De ki: "Allah'in azabi size ansizin veya acikca gelirse, zalimlerden baskasi mi yok olur? Bana bildirin."
[006.047](EH) De ki: "Kendinizi gördün mü? Şayet Allah'ın azabı ansızın yahut açıktan başınıza geliverse, zalimler topluluğundan başkası mı helak olur?"
[006.047](EM) De ki: "Söyler misiniz bana! Size Allah'ın azabı ansızın veya açıkça gelirse, zalim toplumdan başkası mı helak olur?"
[006.047](SA) De ki: "Düşündünüz mü kendinizi hiç? Size Allâh'ın azâbı ansızın, ya da açıkça gelse, zâlim toplumdan başkası mı helâk edilir?"

[006.048](AA) æóãóÇ äõÑúÓöáõ ÇáúãõÑúÓóáöíäó ÅöáÇøó ãõÈóÔøöÑöíäó æóãõäÐöÑöíäó Ýóãóäú Âãóäó æóÃóÕúáóÍó ÝóáÇó ÎóæúÝñ Úóáóíúåöãú æóáÇó åõãú íóÍúÒóäõæäó
[006.048](AU) Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar üzüntü de çekmeyecekler.
[006.048](DV) Peygamberleri ancak mujdeci ve uyarici olarak gonderiyoruz. Kim inanir ve nefsini islah ederse onlara korku yoktur, onlar uzulmeyeceklerdir.
[006.048](EH) Biz o gönderilen peygamberleri rahmetimizin müjdecileri ve azabımızın habercileri olmak üzere göndeririz. Onun için kim iman edip dürüstlük yolunu tutarsa, onlara korku yoktur ve mahzun da olmayacaklardır.
[006.048](EM) Biz peygamberleri, ancak rahmetimizin müjdecileri ve azabımızın habercileri olmak üzere göndeririz. Artık kim iman edip durumunu düzeltirse, onlara hiç korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.
[006.048](SA) Biz elçileri sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim inanır ve uslanırsa onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

[006.049](AA) æóÇáøóÐöíäó ßóÐøóÈõæÇú ÈöÂíóÇÊöäóÇ íóãóÓøõåõãõ ÇáúÚóÐóÇÈõ ÈöãóÇ ßóÇäõæÇú íóÝúÓõÞõæäó
[006.049](AU) Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yoldan çıkmalarından dolayı onlar azap çekeceklerdir.
[006.049](DV) Ayetlerimizi inkar edenlere yoldan cikmalarindan oturu azap dokunacaktir.
[006.049](EH) Ayetlerimize yalan diyenlere, yapmayı adet edindikleri fenalık yüzünden azap dokunacaktır.
[006.049](EM) Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yapmakta oldukları fenalıklar yüzünden onlara azap dokunacaktır.
[006.049](SA) Âyetlerimizi yalanlayanlara da yaptıkları fenalık yüzünden azâb dokunacaktır.

[006.050](AA) Þõá áÇøó ÃóÞõæáõ áóßõãú ÚöäÏöí ÎóÒóÂÆöäõ Çááøåö æóáÇ ÃóÚúáóãõ ÇáúÛóíúÈó æóáÇ ÃóÞõæáõ áóßõãú Åöäøöí ãóáóßñ Åöäú ÃóÊøóÈöÚõ ÅöáÇøó ãóÇ íõæÍóì Åöáóíøó Þõáú åóáú íóÓúÊóæöí ÇáÃóÚúãóì æóÇáúÈóÕöíÑõ ÃóÝóáÇó ÊóÊóÝóßøóÑõæäó
[006.050](AU) De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?
[006.050](DV) De ki: "Size Allah'in hazineleri elimdedir, demiyorum; gaybi da bilmiyorum; size, ben melegim demiyorum, ben ancak bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Gorenle gormeyen bir midir? Dusunmuyor musunuz?"
[006.050](EH) De ki: "Ben size "Allah'ın hazineleri benim yanımdadır." demiyorum; gaybı da bilmem, size "Ben meleğim." de demiyorum; ben ancak bana verilen vahye uyarım." De ki: "Kör ile gören bir olur mu? Artık biraz düşünmez misiniz?
[006.050](EM) De ki: "Size Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?"
[006.050](SA) De ki: "Ben size, Allâh'ın hazineleri yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmem. Size 'Ben meleğim' de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Körle, gören bir olur mu? Düşünmüyor musunuz?"

[006.051](AA) æóÃóäÐöÑú Èöåö ÇáøóÐöíäó íóÎóÇÝõæäó Ãóä íõÍúÔóÑõæÇú Åöáóì ÑóÈøöåöãú áóíúÓó áóåõã ãøöä Ïõæäöåö æóáöíøñ æóáÇó ÔóÝöíÚñ áøóÚóáøóåõãú íóÊøóÞõæäó
[006.051](AU) Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kur'an ile) uyar. Onlar için Rablerinden başka ne bir dost, ne de bir aracı vardır; belki sakınırlar.
[006.051](DV) Rablerine toplanacaklarindan korkanlari Kuran ile uyar. O'ndan baska bir dost ve aracilari yoktur. Umulur ki Allah'tan sakinalar.
[006.051](EH) Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur'an'la uyar. Öyleki, kendileri için O'nun huzurunda ne bir dost ne de bir şefaatçı vardır. Gerekir ki Allah'tan korkarlar.
[006.051](EM) Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur'an'la uyar. Onlar için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi vardır. Gerekir ki Allah'tan korkarlar.
[006.051](SA) Rablerin(in huzûru)na toplanacakların(a inanıp bu durum)dan korkanları onunla uyar ki; kendilerinin, O'ndan başka ne dostları, ne de destekçileri yoktur. (Onları uyar), belki korunurlar.

[006.052](AA) æóáÇó ÊóØúÑõÏö ÇáøóÐöíäó íóÏúÚõæäó ÑóÈøóåõã ÈöÇáúÛóÏóÇÉö æóÇáúÚóÔöíøö íõÑöíÏõæäó æóÌúåóåõ ãóÇ Úóáóíúßó ãöäú ÍöÓóÇÈöåöã ãøöä ÔóíúÁò æóãóÇ ãöäú ÍöÓóÇÈößó Úóáóíúåöã ãøöä ÔóíúÁò ÝóÊóØúÑõÏóåõãú ÝóÊóßõæäó ãöäó ÇáÙøóÇáöãöíäó
[006.052](AU) Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk; senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki onları kovup ta zalimlerden olasın!
[006.052](DV) Sabah aksam, Rabblerinin rizasini isteyerek O'na yalvaranlari kovma. Onlarin hesabindan sana bir sorumluluk yoktur, senin hesabindan da onlara bir sorumluluk yoktur ki onlari kovarak zulmedenlerden olasin.
[006.052](EH) Rablerinin rızasını isteyerek, sabah-akşam O'na dua edenleri yanından kovayım deme! Sen onların hesabından sorumlu değilsin, onlar da senin hesabından sorumlu değildirler ki, biçareleri kovup da zalimlerden olasın.
[006.052](EM) Sırf Allah'ın rızasını dileyerek sabah akşam Rab'lerine dua edenleri huzurundan kovma. Onların hesabından sen sorumlu değilsin, onlar da senin hesabından sorumlu değiller. Onları yanından kovduğun takdirde zalimlerden olursun.
[006.052](SA) Sabah akşam Rablerinin rızâsını isteyerek, O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk, senin hesabından da onlara bir sorumluk yok ki, onları kovup da zâlimlerden olasın!

[006.053](AA) æóßóÐóáößó ÝóÊóäøóÇ ÈóÚúÖóåõã ÈöÈóÚúÖò áøöíóÞõæáæÇú ÃóåóÄõáÇÁ ãóäøó Çááøåõ Úóáóíúåöã ãøöä ÈóíúäöäóÇ ÃóáóíúÓó Çááøåõ ÈöÃóÚúáóãó ÈöÇáÔøóÇßöÑöíäó
[006.053](AU) Aramızdan Allah'ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı! demeleri için onların bir kısmını diğerleri ile işte böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?
[006.053](DV) Boylece, "Aramizdan Allah bunlara mi iyilikte bulundu?" demeleri icin onlari birbiriyle denedik. Allah sukredenleri iyi bilen degil midir?
[006.053](EH) Böylece bazılarını bazısıyla fitneye düşürmüşüzdür ki: "A!.. Şunlar mı o Allah'ın a-ramızdan lütfunu layik gördüğü kimseler?" desinler. Allah şükreden kullarını daha iyi bilen değil midir?
[006.053](EM) Biz onlardan kimini kimi ile, "Allah aramızdan bunlara mı lutfunu layık gördü" desinler diye, işte böyle imtihan ettik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir?
[006.053](SA) Böylece biz onların kimini kimi ile denedik ki: "Allâh, aramızdan şunlara mı lutfu lâyık gördü?" desinler. Allâh, şükredenleri daha iyi bilmez mi?

[006.054](AA) æóÅöÐóÇ ÌóÇÁßó ÇáøóÐöíäó íõÄúãöäõæäó ÈöÂíóÇÊöäóÇ ÝóÞõáú ÓóáÇóãñ Úóáóíúßõãú ßóÊóÈó ÑóÈøõßõãú Úóáóì äóÝúÓöåö ÇáÑøóÍúãóÉó Ãóäøóåõ ãóä Úóãöáó ãöäßõãú ÓõæÁðÇ ÈöÌóåóÇáóÉò Ëõãøó ÊóÇÈó ãöä ÈóÚúÏöåö æóÃóÕúáóÍó ÝóÃóäøóåõ ÛóÝõæÑñ ÑøóÍöíãñ
[006.054](AU) Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selâm size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
[006.054](DV) Ayetlerimize inananlar sana gelince: "Size selam olsun" de. Rabbiniz, sizden kim bilmeyerek fenalik isler de arkasindan tovbe eder ve nefsini duzeltirse, ona rahmet etmeyi kendi uzerine almistir. O, bagislar ve merhamet eder.
[006.054](EH) Ayetlerimize iman edenler, yanına geldikleri zaman de ki: "Selam sizlere! Rabbiniz kendine rahmeti yazdı. Sizden kim bir cahillikle bir kötülük yapmış, sonra arkasından tevbe edip düzelmiş ise, on karşı bağışlayan, esirgeyendir.
[006.054](EM) Âyetlerimize inananlar sana geldikleri zaman onlara şöyle söyle: Selam olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tevbe eder, kendini düzeltirse, muhakkak ki O, bağışlayan, esirgeyendir".
[006.054](SA) Âyetlerimize inananlar, sana geldikleri zaman: "Size selâm olsun, de, Rabbiniz, kendi üzerine rahmeti yazmış(yaratıklarına acımayı prensip edinmiş)tir. Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar da sonra ardından tevbe eder, uslanırsa muhakkak ki O, bağışlayandır, esirgeyendir."

[006.055](AA) æóßóÐóáößó äÝóÕøöáõ ÇáÂíóÇÊö æóáöÊóÓúÊóÈöíäó ÓóÈöíáõ ÇáúãõÌúÑöãöíäó
[006.055](AU) Böylece suçluların yolu belli olsun diye âyetleri iyice açıklıyoruz.
[006.055](DV) Suclularin yolu belli olsun diye, boylece ayetleri uzun uzun aciklariz.
[006.055](EH) Daha böyle ayetlerimizi açıklayacağız hem de suçluların yolu seçilsin diye.
[006.055](EM) Suçluların tuttuğu yol açığa çıksın diye, âyetleri işte böyle genişçe açıklıyoruz.
[006.055](SA) Böylece âyetleri (döne, döne) açıklıyoruz ki, suçluların yolu belli olsun.

[006.056](AA) Þõáú Åöäøöí äõåöíÊõ Ãóäú ÃóÚúÈõÏó ÇáøóÐöíäó ÊóÏúÚõæäó ãöä Ïõæäö Çááøåö Þõá áÇøó ÃóÊøóÈöÚõ ÃóåúæóÇÁßõãú ÞóÏú ÖóáóáúÊõ ÅöÐðÇ æóãóÇ ÃóäóÇú ãöäó ÇáúãõåúÊóÏöíäó
[006.056](AU) De ki: Allah'ın dışında taptığınız şeylere tapmak bana yasak edildi. De ki: Ben sizin arzularınıza uymam, aksi halde sapıtırım da hidayete erenlerden olmam.
[006.056](DV) De ki: "Allah'tan baska, yalvardiklariniza kulluk etmekten menolundum." "Sizin heveslerinize uymayacagim, yoksa sapitmis, dogru yolda gidenlerden olmamis olurum" de.
[006.056](EH) De ki: "Ben sizin Allah'tan başka taptıklarınıza ibadet etmekten men edildim!" De ki: "Ben sizin çarpık arzularınıza uymam. O zaman şaşırmış ve doğru yoldan gidenlerden olmamış olurum."
[006.056](EM) De ki: "Şüphesiz ki bana, Allah'tan başka yalvardıklarınıza ibadet etmem yasaklandı". De ki: "Sizin çarpık isteklerinize uymayacağım, (eğer uyarsam) o zaman sapıtmış olur, doğru yolda gidenlerden olmamış olurum".
[006.056](SA) De ki: "Ben, Allah'tan başka yalvardıklarınıza tapmaktan men'olundum." De ki: "Ben sizin keyiflerinize uymam, çünkü o takdirde sapıtmış ve yola gelenlerden olmamış olurum."

[006.057](AA) Þõáú Åöäøöí Úóáóì ÈóíøöäóÉò ãøöä ÑøóÈøöí æóßóÐøóÈúÊõã Èöåö ãóÇ ÚöäÏöí ãóÇ ÊóÓúÊóÚúÌöáõæäó Èöåö Åöäö ÇáúÍõßúãõ ÅöáÇøó áöáøåö íóÞõÕøõ ÇáúÍóÞøó æóåõæó ÎóíúÑõ ÇáúÝóÇÕöáöíäó
[006.057](AU) De ki: Şüphesiz ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorum. Siz ise onu yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz (azap) benim yanımda değildir. Hüküm ancak Allah'ındır. O hakkı anlatır ve O, doğru hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

[006.057](DV) De ki: "Ben Rabbim'den bir belgeye dayanmaktayim, halbuki siz onu yalanladiniz; acele istediginiz de elimde degildir. Hukum ancak Allah'indir. O, hukmedenlerin en iyisi olarak gercegi anlatir."
[006.057](EH) De ki: "Ben Rabbimden apaçık bir delile dayanmaktayım, siz ise O'na yalan dediniz. Çabuk gelmesini istediğiniz azap benim elimde değil; hüküm ancak Allah'ındır. Gerçeği O anlatır. Hem O, gerçeği batıldan ayırt edenlerin en iyisidir.
[006.057](EM) De ki: "Ben Rabbimden apaçık bir delile dayanmaktayım, siz ise onu yalanladınız. O çabuk gelmesini istediğiniz azab benim elimde değildir, hüküm ancak Allah'a aittir, gerçeği O anlatır ve O, hakkı bâtıldan ayırdedenlerin en hayırlısıdır".
[006.057](SA) De ki: "Ben, Rabbimden (gelen) açık bir delil üzerindeyim. Siz ise onu yalanladınız. Acele istediğiniz (azâb) da benim yanımda değildir. Hüküm vermek, yalnız Allah'a âittir. (O) gerçeği anlatır ve O, (dâvâyı çözüp) ayırdedenlerin en iyisidir."

[006.058](AA) Þõá áøóæú Ãóäøó ÚöäÏöí ãóÇ ÊóÓúÊóÚúÌöáõæäó Èöåö áóÞõÖöíó ÇáÃóãúÑõ Èóíúäöí æóÈóíúäóßõãú æóÇááøåõ ÃóÚúáóãõ ÈöÇáÙøóÇáöãöíäó
[006.058](AU) De ki: Acele istediğiniz şey benim elimde olsaydı, elbette benimle sizin aranızda iş bitirilmişti. Allah zalimleri daha iyi bilir.
[006.058](DV) De ki: "Acele istediginiz sey elimde olsaydi, benimle aranizdaki is bitmis olurdu." Allah zulmedenleri en iyi bilendir.
[006.058](EH) De ki: "O çabuk gelmesini istediğiniz azap benim elimde olsaydı, aramızdaki iş çoktan sonuçlanmış olurdu. Bununla beraber Allah haksızları daha iyi bilir.
[006.058](EM) De ki: "Sizin çabuk gelmesini istediğiniz azab benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızdaki durum herhalde sonuçlanmış olurdu. Allah, zulmedenleri en iyi bilendir".
[006.058](SA) De ki: "Eğer acele istediğiniz şey benim yanımda olsaydı, elbette benimle sizin aranızda iş, şimdi (çoktan) bitirilmişti." Allâh zâlimleri daha iyi bilir.

[006.059](AA) æóÚöäÏóåõ ãóÝóÇÊöÍõ ÇáúÛóíúÈö áÇó íóÚúáóãõåóÇ ÅöáÇøó åõæó æóíóÚúáóãõ ãóÇ Ýöí ÇáúÈóÑøö æóÇáúÈóÍúÑö æóãóÇ ÊóÓúÞõØõ ãöä æóÑóÞóÉò ÅöáÇøó íóÚúáóãõåóÇ æóáÇó ÍóÈøóÉò Ýöí ÙõáõãóÇÊö ÇáÃóÑúÖö æóáÇó ÑóØúÈò æóáÇó íóÇÈöÓò ÅöáÇøó Ýöí ßöÊóÇÈò ãøõÈöíäò
[006.059](AU) Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.
[006.059](DV) Gaybin anahtarlari O'nun katindadir, onlari ancak O bilir. Karada ve denizde olani bilir. Dusen yapragi, yerin karanliklarinda olan taneyi, yasi kuruyu ki apacik Kitap'tadir ancak O bilir.
[006.059](EH) Gaybın anahtarları O'nun yanındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde ne varsa yine O bilir. Bir yaprak düşmez ve yerin karanlıklarına bir tane gitmez ki O bilmesin. Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, o herşeyi açıklayan kitapta bulunmasın.
[006.059](EM) Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o herşeyi açıklayan Kitap'ta bulunmasın.
[006.059](SA) Gayb'ın (görünmez bilginin) anahtarları, O'nun yanındadır, onları O'ndan başkası bilmez. (O) karada ve denizde olan herşeyi bilir. Düşen bir yaprak, ki mutlaka onu bilir, yerin karanlıkları içinde gömülen dâne, yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir Kitapta olmasın.

[006.060](AA) æóåõæó ÇáøóÐöí íóÊóæóÝøóÇßõã ÈöÇááøóíúáö æóíóÚúáóãõ ãóÇ ÌóÑóÍúÊõã ÈöÇáäøóåóÇÑö Ëõãøó íóÈúÚóËõßõãú Ýöíåö áöíõÞúÖóì ÃóÌóáñ ãøõÓóãøðì Ëõãøó Åöáóíúåö ãóÑúÌöÚõßõãú Ëõãøó íõäóÈøöÆõßõã ÈöãóÇ ßõäÊõãú ÊóÚúãóáõæäó
[006.060](AU) Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan), gündüzün de ne işlediğinizi bilen; sonra belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün sizi dirilten (uyandıran) O'dur. Sonra dönüşünüz yine O'nadır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir.
[006.060](DV) Geceleyin sizi olu gibi uyutan, gunduzun yaptiklarinizi bilen, mukadder olan hayat sureniz doluncaya kadar gunduzleri sizi tekrar kaldiran O'dur. Sonra donusunuz O'nadir, islediklerinizi size bilidirecektir.
[006.060](EH) O'dur sizleri geceleyin kendinizden geçiren, bununla beraber gündüz kazandıklarınızı bilen, sonra belirlenmiş olan bir ecel (ölüm süreci) tamamlansın diye gündüzleri sizi uyandırıp kaldıran. Sonra O'nadır yine dönüşünüz. Sonra size neler yaptığınızı haber verecektir.
[006.060](EM) Sizi geceleyin ölü gibi uyutan, gündüzün ne yaptıklarınızı bilen, sonra ölüm ânı gelinceye kadar gündüzleri sizi uyandırıp kaldıran O'dur. Sonunda da dönüşünüz ancak O'nadır. Sonra bütün yaptıklarınızı size O haber verecektir.
[006.060](SA) O'dur ki, geceleyin sizi öldürür (gibi uyutur), gündüzün ne işlediğinizi bilir; sonra belirlenmiş süre geçirilip tamamlansın diye gündüzün sizi diriltir. Sonra dönüşünüz O'nadır; sonra (O, dünyâda) yaptıklarınızı size haber verecektir.

[006.061](AA) æóåõæó ÇáúÞóÇåöÑõ ÝóæúÞó ÚöÈóÇÏöåö æóíõÑúÓöáõ Úóáóíúßõã ÍóÝóÙóÉð ÍóÊøóìó ÅöÐóÇ ÌóÇÁ ÃóÍóÏóßõãõ ÇáúãóæúÊõ ÊóæóÝøóÊúåõ ÑõÓõáõäóÇ æóåõãú áÇó íõÝóÑøöØõæäó
[006.061](AU) O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. Size koruyucular gönderir. Nihayet birinize ölüm geldi mi elçilerimiz (görevli melekler) onun canını alırlar. Onlar vazifede kusur etmezler.
[006.061](EH) O, kulları üzerinde hükümranlığını sürdürür ve üzerinize hareketlerinizi kaydeden koruyucular gönderir. Sonunda birinize ölüm geldiği vakit, gönderdiğimiz ve görevlerinde kusur yapmayan melekler canını alırlar.
[006.061](EM) O, kulları üzerinde hükümranlığı sürdürür ve size koruyucular gönderir, sonunda sizden birinize ölüm geldiği vakit elçilerimiz, hiç eksiklik yapmadan, onun canını alırlar.
[006.061](SA) O, kulların üstünde tek hâkimdir. Size koruyucu(melek)ler gönderir, nihâyet birinize ölüm gelince elçilerimiz onun canını alırlar, onlar (bu hususta) hiç geri kalmazlar.
[006.061-2](DV) O, kullarin ustunde yegane Hakim'dir, size koruyucular gonderir. Artik birinize olum gelince elcilerimiz, bir eksiklik yapmaksizin onun canini alirlar, sonra gercek Mevlalarina dondururler. Haberiniz olsun, hukum O'nundur. O, hesap gorenlerin en sratlisidir.

[006.062](AA) Ëõãøó ÑõÏøõæÇú Åöáóì Çááøåö ãóæúáÇóåõãõ ÇáúÍóÞøö ÃóáÇó áóåõ ÇáúÍõßúãõ æóåõæó ÃóÓúÑóÚõ ÇáúÍóÇÓöÈöíäó
[006.062](AU) Sonra insanlar gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülürler. Bilesiniz ki hüküm yalnız O'nundur ve O hesap görenlerin en çabuğudur.
[006.062](EH) Sonra o vefat edenler Mevlaları Allah'a döndürülürler. İyi bilin ki, hüküm O'nundur ve O, hesap görenlerin en sür'atlisidir.
[006.062](EM) Sonra da gerçek Mevlâlarına döndürülürler. Dikkatli olun, hüküm ancak O'nundur ve O, hesap görenlerin en süratlisidir.
[006.062](SA) Sonra o(ca)nlar, gerçek Tanrıları olan Allah'a döndü(rülüp götü)rülürler. Doğrusu hüküm, yalnız O'nundur; O hesap görenlerin en çabuğudur.

[006.063](AA) Þõáú ãóä íõäóÌøöíßõã ãøöä ÙõáõãóÇÊö ÇáúÈóÑøö æóÇáúÈóÍúÑö ÊóÏúÚõæäóåõ ÊóÖóÑøõÚÇð æóÎõÝúíóÉð áøóÆöäú ÃóäÌóÇäóÇ ãöäú åóÐöåö áóäóßõæäóäøó ãöäó ÇáÔøóÇßöÑöíäó
[006.063](AU) De ki: Karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) sizi kim kurtarır ki? (O zaman) O'na gizli gizli yalvararak "Eğer bizi bundan kurtarırsan andolsun şükredenlerden olacağız" diye dua edersiniz.
[006.063](DV) De ki: "Kara ve denizin karanliklarindan sizi kim kurtarir? Bundan bizi kurtarirsan sukredenlerden olacagiz diye O'na gizli gizli yalvarir yakarirsiniz."
[006.063](EH) De ki: "Karanın, denizin karanlıklarından, gizliden gizliye yalvara yalvara: "Ahdimiz olsun eğer bizi kurtarırsan, hiç şüphesiz şükredenlerden oluruz." dediğinizde kim kurtarır sizi?
[006.063](EM) De ki: "Bizi bu tehlikeden kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız" diye gizli ve aşikâr O'na yalvarıp dururken, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?
[006.063](SA) De ki: "Gizli ve açık olarak: 'Bizi bundan kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız!' diye O'na yalvarıp yakardığınız zaman, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarıyor?"

[006.064](AA) Þõáö Çááøåõ íõäóÌøöíßõã ãøöäúåóÇ æóãöä ßõáøö ßóÑúÈò Ëõãøó ÃóäÊõãú ÊõÔúÑößõæäó
[006.064](AU) De ki: Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarır. Sonra siz yine O'na ortak koşarsınız.
[006.064](DV) De ki: "Allah sizi ondan ve her sikintidan kurtarir, sonra da O'na ortak kosarsiniz.
[006.064](EH) De ki: "Allah kurtarır sizi ondan ve her sıkıntıdan, sonra da siz yine ortak koşarsınız."
[006.064](EM) De ki: "Allah, sizi ondan ve bütün sıkıntılardan kurtarır, sonra da siz yine ortak koşarsınız".
[006.064](SA) De ki: "Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allâh kurtarıyor, sonra siz yine O'na ortak koşuyorsunuz!?"

[006.065](AA) Þõáú åõæó ÇáúÞóÇÏöÑõ Úóáóì Ãóä íóÈúÚóËó Úóáóíúßõãú ÚóÐóÇÈðÇ ãøöä ÝóæúÞößõãú Ãóæú ãöä ÊóÍúÊö ÃóÑúÌõáößõãú Ãóæú íóáúÈöÓóßõãú ÔöíóÚÇð æóíõÐöíÞó ÈóÚúÖóßõã ÈóÃúÓó ÈóÚúÖò ÇäÙõÑú ßóíúÝó äõÕóÑøöÝõ ÇáÂíóÇÊö áóÚóáøóåõãú íóÝúÞóåõæäó
[006.065](AU) De ki: "Allah'ın size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe ya da birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter." Bak, anlasınlar diye âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz!
[006.065](DV) De ki: "Ustunuzden ve altinizdan size azap gondermege, sizi firka firka yapip kiminize kiminizin hincini tattirmaga Kadir olan O'dur." Anlasinlar diye ayetleri nasil yerli yerince acikladigimiza bak.
[006.065](EH) De ki: "O'nun size üstünüzden veya altınızdan bir azap salıvermeye yahut sizi birbirinize katıp kiminizin kiminize hıncını tattırmaya gücü yeter. Bak, ayetlerimizi nasıl inceden inceye açıklıyoruz ki, gereği gibi anlasınlar.
[006.065](EM) De ki: "O'nun üstünüzden ve ayaklarınızın altından azab göndermeye, yahut sizi fırkalara ayırıp kiminizin kiminize hıncını tattırmaya gücü yeter". Bak, âyetlerimizi nasıl inceden inceye açıklıyoruz ki, onlar iyice anlasınlar.
[006.065](SA) De ki: "O, sizin üzerinize üstünüzden, yahut ayaklarınızın altından bir azâb göndermeğe, ya da sizi parti parti birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını taddırmağa kâdirdir." Bak, anlasınlar diye âyetleri nasıl açıklıyoruz?!

[006.066](AA) æóßóÐøóÈó Èöåö Þóæúãõßó æóåõæó ÇáúÍóÞøõ Þõá áøóÓúÊõ Úóáóíúßõã Èöæóßöíáò
[006.066](AU) Kur'an hak olduğu halde kavmin onu yalanladı. De ki: Ben size vekil (kefil) değilim.
[006.066](DV) Gercekten, senin milletin Kuran'i yalanladi. "Cezanizi ben verecek degilim" de.
[006.066](EH) Bu böyle gerçek iken, kavmin bu (Kur'an)'a yalan dediler. De ki: "Ben sizin vekiliniz değilim."
[006.066](EM) Kavmin o (Kur'ân'ı) yalan saydı, halbuki o gerçektir . De ki: " Ben sizin vekiliniz değilim".
[006.066](SA) O, gerçek iken kavmin onu yalanladı. De ki: "Ben size vekil değilim!"

[006.067](AA) áøößõáøö äóÈóÅò ãøõÓúÊóÞóÑøñ æóÓóæúÝó ÊóÚúáóãõæäó
[006.067](AU) Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında siz de gerçeği bileceksiniz.
[006.067](DV) Her haberin gerceklesecegi bir zaman vardir ki siz onu yakinda bileceksiniz.
[006.067](EH) Her haberin kararlaştırılmış bir zamanı vardır. Artık ileride anlarsınız.
[006.067](EM) Her haberin kararlaştırılmış bir zamanı vardır, siz de onu yakında bileceksiniz.
[006.067](SA) Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında bilirsiniz.

[006.068](AA) æóÅöÐóÇ ÑóÃóíúÊó ÇáøóÐöíäó íóÎõæÖõæäó Ýöí ÂíóÇÊöäóÇ ÝóÃóÚúÑöÖú Úóäúåõãú ÍóÊøóì íóÎõæÖõæÇú Ýöí ÍóÏöíËò ÛóíúÑöåö æóÅöãøóÇ íõäÓöíóäøóßó ÇáÔøóíúØóÇäõ ÝóáÇó ÊóÞúÚõÏú ÈóÚúÏó ÇáÐøößúÑóì ãóÚó ÇáúÞóæúãö ÇáÙøóÇáöãöíäó
[006.068](AU) Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile oturma.
[006.068](DV) Ayetlerimizi cekismeye dalanlari gorunce, baska bir bahse gecmelerine kadar onlardan yuz cevir. seytan sana unutturursa hatirladiktan sonra artik zulmedenlerle beraber oturma.
[006.068](EH) Ayetlerimiz hakkında münasebetsizliğe dalanları gördüğün vakit, kendilerinden yüz çevir, ta ki başka bir söze dalsınlar. Eğer şeytan bunu sana bir an unutturursa, hatırına geldiği gibi hemen kalk, o zalimler topluluğu ile beraber olma!
[006.068](EM) Âyetlerimiz hakkında münasebetsizliğe dalanları gördüğün zaman hemen onlardan uzaklaş ki, ondan başka söze dalsınlar. Eğer şeytan bunu sana unutturursa hatırladıktan sonra hemen kalk, o zalimler topluluğuyla oturma.
[006.068](SA) Âyetlerimiz hakkında (münasebetsizliğe) dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir; eğer şeytân sana (bunu) unutturursa hatırladıktan sonra (hemen kalk), o zâlimler topluluğuyla beraber oturma!

[006.069](AA) æóãóÇ Úóáóì ÇáøóÐöíäó íóÊøóÞõæäó ãöäú ÍöÓóÇÈöåöã ãøöä ÔóíúÁò æóáóßöä ÐößúÑóì áóÚóáøóåõãú íóÊøóÞõæäó
[006.069](AU) Takvâ sahiplerine, inanmayanların hesabından herhangi bir sorumluluk yoktur. Fakat belki korunurlar diye hatırlatmak gerekir.
[006.069](DV) Sakinan kimselere, onlarin hesaplarindan bir sorumluluk yoktur. Fakat bir hatirlatmadir; belki sakinirlar.
[006.069](EH) Allah'tan korkanlara onların hesabından bir sorumluluk yoktur, ancak bir uyarı olur da belki sakınırlar.
[006.069](EM) Allah'tan korkanlara o zalimlerin hesabından bir sorumluluk yoktur. Fakat bu bir hatırlatmadır. Gerekir ki sakınırlar.
[006.069](SA) Korunanlara, o(inanmaya)nların hesabından bir sorumluluk yoktur, ama belki (inanıp) korunurlar diye bir hatırlatmak lâzımdır.

[006.070](AA) æóÐóÑö ÇáøóÐöíäó ÇÊøóÎóÐõæÇú Ïöíäóåõãú áóÚöÈðÇ æóáóåúæðÇ æóÛóÑøóÊúåõãõ ÇáúÍóíóÇÉõ ÇáÏøõäúíóÇ æóÐóßøöÑú Èöåö Ãóä ÊõÈúÓóáó äóÝúÓñ ÈöãóÇ ßóÓóÈóÊú áóíúÓó áóåóÇ ãöä Ïõæäö Çááøåö æóáöíøñ æóáÇó ÔóÝöíÚñ æóÅöä ÊóÚúÏöáú ßõáøó ÚóÏúáò áÇøó íõÄúÎóÐú ãöäúåóÇ ÃõæúáóÆößó ÇáøóÐöíäó ÃõÈúÓöáõæÇú ÈöãóÇ ßóÓóÈõæÇú áóåõãú ÔóÑóÇÈñ ãøöäú Íóãöíãò æóÚóÐóÇÈñ Ãóáöíãñ ÈöãóÇ ßóÇäõæÇú íóßúÝõÑõæäó
[006.070](AU) Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri (bir tarafa) bırak! Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felâkete dûçar olmaması için Kur'an ile nasihat et. O nefis için Allah'tan başka ne dost vardır, ne de şefaatçı. O, bütün varını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar kazandıkları (günahlar) yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. İnkâr ettiklerinden dolayı onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve elem verici bir azap vardır.
[006.070](DV) Dinlerini oyun ve eglenceye alanlari, dunya hayatinin aldattigi kimseleri birak. Kuran ile ogut ver ki, bir kimse kazandigiyla helake dusmeye gorsun, o takdirde Allah'dan baska ona ne bir yardimci, ne de bir kurtarici bulunur; her turlu fidyeyi de verse kabul olunmaz. Kazandiklarindan tr yok olanlar iste bunlardir. Inkar etmelerinden dolayi kizgin i ecek ve can yakici azap onlaradir.
[006.070](EH) Dinlerini oyun ve eğlence edinen ve dünya hayatının kendilerini aldattığı kimseleri bırak! Bu vesile ile şunu da ihtar et ki: "Bir kimse yaptıkları yüzünden azabın pençesine düşmeye görsün, o zaman Allah'ın yüce huzurunda O'ndan başka ne bir koruyucu, ne de bir şefaatçi bulunur. Her türlü fidyeyi denkleştirse bile kabul edilmez. Onlar azabın pençesine düşmüş kimselerdir. Nankörlük ettiklerinden dolayı onlara kaynar sudan bir içecek ve gayet acı bir azap vardır.
[006.070](EM) Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah'tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur'ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır.
[006.070](SA) Bırak o dinlerini oyun, eğlence yerine koyan ve dünyâ hayâtının aldattığı kimseleri de, sen o (Kur'ân) ile (şunu) hatırlat ki, bir kişi, yaptığı işin eline teslim edilmeye görsün, (yoksa) Allah'tan başka onun ne bir dostu, ne de bir yardımcısı olmaz. (Amelinin elinden kurtulmak için) her türlü fidyeyi verse de ondan kabul edilmez. İşte onlar, kazandıklarının eline teslim edilmişlerdir. Onlar için kaynar sudan bir içki ve inkârlarından dolayı da acı bir azâb vardır!

[006.071](AA) Þõáú ÃóäóÏúÚõæ ãöä Ïõæäö Çááøåö ãóÇ áÇó íóäÝóÚõäóÇ æóáÇó íóÖõÑøõäóÇ æóäõÑóÏøõ Úóáóì ÃóÚúÞóÇÈöäóÇ ÈóÚúÏó ÅöÐú åóÏóÇäóÇ Çááøåõ ßóÇáøóÐöí ÇÓúÊóåúæóÊúåõ ÇáÔøóíóÇØöíäõ Ýöí ÇáÃóÑúÖö ÍóíúÑóÇäó áóåõ ÃóÕúÍóÇÈñ íóÏúÚõæäóåõ Åöáóì ÇáúåõÏóì ÇÆúÊöäóÇ Þõáú Åöäøó åõÏóì Çááøåö åõæó ÇáúåõÏóìó æóÃõãöÑúäóÇ áöäõÓúáöãó áöÑóÈøö ÇáúÚóÇáóãöíäó
[006.071](AU) De ki: Allah'ı bırakıp da bize fayda veya zarar veremeyecek olan şeylere mi tapalım? Allah bizi doğru yola ilettikten sonra şeytanların saptırıp şaşkın olarak çöle düşürmek istedikleri, arkadaşlarının ise: "Bize gel! " diye doğru yola çağırdıkları şaşkın kimse gibi gerisin geri (inkârcılığa) mı döndürüleceğiz? De ki: Allah'ın hidayeti doğru yolun ta kendisidir. Bize âlemlerin Rabbine teslim olmamız emredilmiştir.
[006.071](EH) De ki: "Biz hiç Allah'ı bırakıp da bize ne fayda, ne de zarar vermeyecek nesnelere yalvarır mıyız? Ve Allah bizi hidayetine kavuşturmuş iken ardımıza (şirke) döner miyiz? Arkadaşları, bize gel, diye doğru yola çağırdıkları halde yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp, şeytanların ayartarak uçuruma çektikleri o avanak kimse gibi. De ki: "Allah'ın hidayet yolu doğru yolun ta kendisidir. Ve biz alemlerin Rabbine teslimiyet göstermekle emrolunduk."
[006.071](EM) De ki: "Biz Allah'ı bırakıp da bize fayda veya zarar vermeyen şeylere mi yalvaralım? Allah bizi doğru yola kavuşturduktan sonra ardımıza mı dönelim? Arkadaşları, bize gel, diye doğru yola çağırdıkları halde yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp, şeytanların ayartarak uçuruma çektikleri ahmak gibi mi olalım?". De ki: "Allah'ın gösterdiği yol, yegane doğru yoldur. Bize, bütün âlemlerin Rabb'ine teslim olmamız emrolundu".
[006.071](SA) De ki: "Allah'tan başka, bize ne yarar, ne zarar vermeyen şeylere mi yalvaralım? Ve Allâh bizi doğru yola ilettikten sonra, ökçelerimiz üzerinde (eski durumumuza) döndürülüp; şeytânların ayartarak şaşkın bir halde çölde bıraktıkları; arkadaşlarının ise "Bize gel!" diye doğru yola çağırdıkları kimse gibi (şaşkın bir duruma) mı düşelim?" De ki: "Yol gösterme, ancak Allâh'ın yol göstermesidir. Bize, âlemlerin Rabbine teslim olmamız emredilmiştir."
[006.071-2](DV) De ki: "Arkadaslari bize gel diye dogru yola cagirirken, seytanlarin yeryuzunde sasirttiklari bir kimse gibi geriye mi donelim. Allah bizi dogru yola eristirdikten sonra, bize faydasi olmayan, zarar da veremeyen Allah'tan baska seylere mi yalvaralim?" De ki, "Dogru yol ancak Allah'in yoludur. Alemlerin Rabbine teslim olarak namaz kilin, Allah'tan sakinin diye emrolunduk." Kendisine toplanacaginiz O'dur.

[006.072](AA) æóÃóäú ÃóÞöíãõæÇú ÇáÕøóáÇÉó æóÇÊøóÞõæåõ æóåõæó ÇáøóÐöíó Åöáóíúåö ÊõÍúÔóÑõæäó
[006.072](AU) Namazı dosdoğru kılın ve Allah'tan korkun (diye de emredildik). O, huzuruna varıp toplanacağınız Allah'tır.
[006.072](EH) Bir de: "Namazı kılın ve O'ndan korkun!" Haşrolunup varacağınız O!
[006.072](EM) Bize: "Namazı dosdoğru kılın, Allah'a karşı gelmekten sakının" (diye emredildi), toplanacağınız yer O'nun huzurudur.
[006.072](SA) Namazı kılın ve O'ndan korkun (diye emredilmiştir)! Varıp huzûruna toplanacağınız O'dur.

[006.073](AA) æóåõæó ÇáøóÐöí ÎóáóÞó ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖó ÈöÇáúÍóÞøö æóíóæúãó íóÞõæáõ ßõä Ýóíóßõæäõ Þóæúáõåõ ÇáúÍóÞøõ æóáóåõ Çáúãõáúßõ íóæúãó íõäÝóÎõ Ýöí ÇáÕøõæóÑö ÚóÇáöãõ ÇáúÛóíúÈö æóÇáÔøóåóÇÏóÉö æóåõæó ÇáúÍóßöíãõ ÇáúÎóÈöíÑõ
[006.073](AU) O, gökleri ve yeri hak (ve hikmet) ile yaratandır. "Ol!" dediği gün herşey oluverir. O'nun sözü gerçektir. Sûr'a üflendiği gün de hükümranlık O'nundur. Gizliyi ve açığı bilendir ve O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.
[006.073](DV) Gokleri ve yeri gercekle yaratan O'dur ki "Ol" dedigi gun hemen olur; sozu gercektir. Sura uflenecegi gun hukumranlik O'nundur. Gorulmeyeni de goruleni de bilir. O Hakim'dir haberdardir.
[006.073](EH) Gökleri ve yeri yerli yerince yaratan O! "Ol!" diyeceği gün, o da oluverir. O'nun sözü haktır. Sura üfleneceği gün de mülk O'nundur. Görülmeyeni de, görüleni de bilen, hikmet sahibi O'dur. Herşeyden haberdar da O'dur.
[006.073](EM) Gökleri ve yeri, yerli yerince yaratan O'dur. Bir şeye "ol" dediği gün hemen oluverir. O'nun sözü haktır. "Sûr"a üfürüldüğü gün de mülk ancak O'nundur. O, gizliyi ve açığı bilendir. O, hikmet sahibi, her şeyden haberdardır.
[006.073](SA) Gökleri ve yeri hak (ve hikmet) ile yaratan O'dur. "Ol!" dediği gün, oluverir. Sözü haktır. Sûr'a üfleneceği gün de, mülk O'nundur. Gizliyi ve açığı bilendir. O, hükümdardır, herşeyi haber alandır.

[006.074](AA) æóÅöÐú ÞóÇáó ÅöÈúÑóÇåöíãõ áÃóÈöíåö ÂÒóÑó ÃóÊóÊøóÎöÐõ ÃóÕúäóÇãðÇ ÂáöåóÉð Åöäøöí ÃóÑóÇßó æóÞóæúãóßó Ýöí ÖóáÇóáò ãøõÈöíäò
[006.074](AU) İbrahim, babası Âzer'e: Birtakım putları tanrılar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum, demişti.
[006.074](DV) Ibrahim, babasi Azer'e, "Putlari tanri olarak mi benimsiyorsun? Dogrusu ben seni ve milletini acik bir sapiklik icinde goruyorum" demisti.
[006.074](EH) Vaktiyle İbrahim babası Azer'e: "Sen putları bir sürü tanrılar ediniyorsun öyle mi? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum." demişti.
[006.074](EM) İbrahim, babası Âzer'e demişti ki: "sen putları tanrı mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum".
[006.074](SA) İbrâhim, babası Âzer'e demişti ki: "Sen putları tanrılar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum."

[006.075](AA) æóßóÐóáößó äõÑöí ÅöÈúÑóÇåöíãó ãóáóßõæÊó ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖö æóáöíóßõæäó ãöäó ÇáúãõæÞöäöíäó
[006.075](AU) Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
[006.075](DV) Yakinen bilenlerden olmasi icin ibrahim'e goklerin ve yerin hukumranligini soylece gosteriyorduk:
[006.075](EH) Böylece İbrahim'e göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.
[006.075](EM) Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.
[006.075](SA) Böylece biz İbrâhim'e göklerin ve yerin melekûtunu (büyük ve hârikulâde muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.

[006.076](AA) ÝóáóãøóÇ Ìóäøó Úóáóíúåö Çááøóíúáõ ÑóÃóì ßóæúßóÈðÇ ÞóÇáó åóÐóÇ ÑóÈøöí ÝóáóãøóÇ ÃóÝóáó ÞóÇáó áÇ ÃõÍöÈøõ ÇáÂÝöáöíäó
[006.076](AU) Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü, Rabbim budur, dedi. Yıldız batınca, batanları sevmem, dedi.
[006.076](DV) Gece basinca bir yildiz gordu, "iste bu benim Rabbim" dedi; yildiz batinca, "batanlari sevmem" dedi.
[006.076](EH) Üzerini gece kaplayınca bir yıldız gördü: "Bu imiş Rabbim!" dedi. Batıverince de: "Ben böyle batanları sevmem." dedi.
[006.076](EM) Üzerine gece bastırınca, bir yıldız gördü:"Rabb'im budur" dedi. Yıldız batınca da:" Ben batanları sevmem" dedi.
[006.076](SA) Üzerine gece basınca (İbrâhim) bir yıldız gördü; "Budur Rabbim" dedi. Yıldız batınca: "Batanları sevmem", dedi.

[006.077](AA) ÝóáóãøóÇ ÑóÃóì ÇáúÞóãóÑó ÈóÇÒöÛðÇ ÞóÇáó åóÐóÇ ÑóÈøöí ÝóáóãøóÇ ÃóÝóáó ÞóÇáó áóÆöä áøóãú íóåúÏöäöí ÑóÈøöí áÃßõæäóäøó ãöäó ÇáúÞóæúãö ÇáÖøóÇáøöíäó
[006.077](AU) Ay'ı doğarken görünce, Rabbim budur, dedi. O da batınca, Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum, dedi.
[006.077](DV) Ayi dogarken gorunce, "iste bu benim Rabbim" dedi, batinca, "Rabbim beni dogruya eristirmeseydi and olsun ki sapiklardan olurdum" dedi.
[006.077](EH) Ay'ı doğarken görünce: "Bu imiş Rabbim!" dedi. Batınca da: "Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermemiş olsaydı, muhakkak ki, şu şaşkın topluluktan biri olacakmışım." dedi.
[006.077](EM) Ay'ı doğarken gördü: "Rabb'im budur" dedi. O da batınca: "Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum" dedi.
[006.077](SA) Ay'ı doğarken görünce: "Budur Rabbim" dedi. O da batınca: "Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapan topluluktan olurdum." dedi.

[006.078](AA) ÝóáóãøóÇ ÑóÃóì ÇáÔøóãúÓó ÈóÇÒöÛóÉð ÞóÇáó åóÐóÇ ÑóÈøöí åóÐóÇ ÃóßúÈóÑõ ÝóáóãøóÇ ÃóÝóáóÊú ÞóÇáó íóÇ Þóæúãö Åöäøöí ÈóÑöíÁñ ãøöãøóÇ ÊõÔúÑößõæäó
[006.078](AU) Güneşi doğarken görünce de, Rabbim budur, zira bu daha büyük, dedi. O da batınca, dedi ki: Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.
[006.078](DV) Gunesi dogarken gorunce "iste bu benim Rabbim, bu daha buyuk" dedi; batinca, "Ey milletim! Dogrusu ben ortak kostuklarinizdan uzagim" dedi.
[006.078](EH) Güneşi doğmak üzere görünce: "Bu imiş Rabbim, bu hepsinden büyük!" dedi. O da batınca: "Ey kavmim, haberiniz olsun, ben sizin şirk koştuğunuz şeylerden uzağım!
[006.078](EM) Güneş'i doğarken görünce: "Rabb'im budur, bu hepsinden büyük" dedi. O da batınca dedi ki: "Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım".
[006.078](SA) Güneşi doğarken görünce: "Budur Rabbim, bu daha büyük!" dedi. (O da) batınca dedi ki: "Ey kavmim, ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım."

[006.079](AA) Åöäøöí æóÌøóåúÊõ æóÌúåöíó áöáøóÐöí ÝóØóÑó ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖó ÍóäöíÝðÇ æóãóÇ ÃóäóÇú ãöäó ÇáúãõÔúÑößöíäó
[006.079](AU) Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah'a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.
[006.079](DV) Dogrusu ben yuzumu, gokleri ve yeri yaratana, dogruya yonelerek cevirdim, ben puta tapanlardan degilim.
[006.079](EH) Ben, her dinden geçip yalnız hakka eğilerek yüzümü o gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben, Allah'a ortak koşanlardan değilim." dedi.
[006.079](EM) Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah'a ortak koşanlardan değilim.
[006.079](SA) Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben O(na) ortak koşanlardan değilim!

[006.080](AA) æóÍóÂÌøóåõ Þóæúãõåõ ÞóÇáó ÃóÊõÍóÇÌøõæäøöí Ýöí Çááøåö æóÞóÏú åóÏóÇäö æóáÇó ÃóÎóÇÝõ ãóÇ ÊõÔúÑößõæäó Èöåö ÅöáÇøó Ãóä íóÔóÇÁ ÑóÈøöí ÔóíúÆðÇ æóÓöÚó ÑóÈøöí ßõáøó ÔóíúÁò ÚöáúãðÇ ÃóÝóáÇó ÊóÊóÐóßøóÑõæäó
[006.080](AU) Kavmi onunla tartışmaya girişti. Onlara dedi ki: Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin O'na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak, Rabbim'in bir şey dilemesi hariç. Rabbimin ilmi herşeyi kuşatmıştır. Hâla ibret almıyor musunuz?
[006.080](DV) Milleti onunla tartismaya giristi. "Beni dogru yola eristirmisken, Allah hakkinda benimle mi tartisiyorsunuz? O'na ortak kostuklarinizdan korkmuyorum, meger ki Rabbim bir seyi dilemis ola. Rabbim ilimce her seyi kusatmistir; hala ogut kabul etmez misiniz?" dedi.
[006.080](EH) Kavmi de onunla tartışmaya kalkıştı. O da dedi ki: "Bana hakikatı doğrudan doğruya gösterdiği halde Allah hakkında benimle mücadeleye mi kalkışıyorsunuz? Sizin O'na ortak koştuğunuz şeylerden ise, ben hiçbir zaman korkmam. Rabbim dilemedikçe onlar bana hiçbir şey yapamaz. Rabbimin ilmi, herşeyi kuşatmıştır. Artık iyice bir düşünmez misiniz?
[006.080](EM) Kavmi onunla tartışmaya başladı. O da onlara dedi ki: "Beni doğru yola eriştirdiği halde Allah hakkında benimle mücadele mi ediyorsunuz? O'na ortak koştuklarınızdan hiç korkmuyorum, ancak Rabbimin dilediği şey hariç. Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Hiç düşünmez misiniz?"
[006.080](SA) Kavmi onunla tartışmaya girişti. (O onlara) dedi ki: "Beni doğru yola iletmiş iken Allâh hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ben, sizin O'na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak Rabbimin dilediği olur! Rabbim, bilgice herşeyi kuşatmıştr. Hâlâ öğüt almıyor musunuz?

[006.081](AA) æóßóíúÝó ÃóÎóÇÝõ ãóÇ ÃóÔúÑóßúÊõãú æóáÇó ÊóÎóÇÝõæäó Ãóäøóßõãú ÃóÔúÑóßúÊõã ÈöÇááøåö ãóÇ áóãú íõäóÒøöáú Èöåö Úóáóíúßõãú ÓõáúØóÇäðÇ ÝóÃóíøõ ÇáúÝóÑöíÞóíúäö ÃóÍóÞøõ ÈöÇáÃóãúäö Åöä ßõäÊõãú ÊóÚúáóãõæäó
[006.081](AU) Siz, Allah'ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım! Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki guruptan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır?"
[006.081](DV) Allah'a kostugunuz ortaklardan nasil korkarim? Oysa siz, Allah'in hakkinda size bir delil indirmedigi bir seyi O'na ortak kosmaktan korkmuyorsunuz. Iki taraftan hangisine guvenmek daha gereklidir, bir bilseniz.
[006.081](EH) Hem nasıl olur da ben Allah'a koştuğunuz ortaklardan korkarım; baksanıza siz, Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaktan korkmazken! Şu halde korkudan emin olmaya iki taraftan hangisi daha layık? Eğer biliyorsanız söyleyin.
[006.081](EM) Hakkında hiçbir delil indirmediği halde, siz Allah'a ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım? Eğer bilirseniz söyleyin, bu iki topluluktan hangisi güven içinde olmaya daha layıktır?
[006.081](SA) Hem siz, Allâh'ın size, (tanrı oldukları) hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri, O'na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da ben nasıl sizin (O'na) ortak kuştuğunuz şeylerden korkarım? Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki topluluktan hangisi (tek Allah'a inananlar mı, yoksa Allah'a ortak koşanlar mı) güvende olmağa daha lâyıktır?

[006.082](AA) ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇú æóáóãú íóáúÈöÓõæÇú ÅöíãóÇäóåõã ÈöÙõáúãò ÃõæúáóÆößó áóåõãõ ÇáÃóãúäõ æóåõã ãøõåúÊóÏõæäó
[006.082](AU) İnanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.
[006.082](DV) Iste guven; onlara, inanip haksizlik karistirmayanlaradir. Onlar dogru yoldadirlar.
[006.082](EH) İman edip de imanlarını bir haksızlıkla karıştırmayan kimseler, işte korkudan emin olmak onların hakkıdır ve hidayete erenler de onlardır.
[006.082](EM) İman edenler ve imanlarını zulüm ile karıştırmayanlar... İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.
[006.082](SA) İnananlar ve imanlarını bir haksızlıkla bulamayanlar... İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.

[006.083](AA) æóÊöáúßó ÍõÌøóÊõäóÇ ÂÊóíúäóÇåóÇ ÅöÈúÑóÇåöíãó Úóáóì Þóæúãöåö äóÑúÝóÚõ ÏóÑóÌóÇÊò ãøóä äøóÔóÇÁ Åöäøó ÑóÈøóßó Íóßöíãñ Úóáöíãñ
[006.083](AU) İşte bu, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. Biz dilediğimiz kimselerin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki senin Rabbin hikmet sahibidir, hakkıyle bilendir.
[006.083](DV) Bu, Ibrahim'e, milletine karsi verdigimiz huccetimizdir. Diledigimizi derecelerle yukseltiriz. Dogrusu Rabbin hakim'dir, bilendir.
[006.083](EH) Bu, kavmine karşı Bizim İbrahim'e vermiş olduğumuz hüccetimizdir. Biz dilediğimizi dercelere yükseltiriz. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, herşeyi bilendir.
[006.083](EM) İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Muhakkak Rabbin hikmet sahibidir, bilendir.
[006.083](SA) İşte bunlar, kavmine karşı İbrâhim'e verdiğimiz hüccet(kanıt)lerimizdir. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz Rabbin hüküm ve hikmet sâhibidir, bilendir.

[006.084](AA) æóæóåóÈúäóÇ áóåõ ÅöÓúÍóÇÞó æóíóÚúÞõæÈó ßõáÇøð åóÏóíúäóÇ æóäõæÍðÇ åóÏóíúäóÇ ãöä ÞóÈúáõ æóãöä ÐõÑøöíøóÊöåö ÏóÇæõæÏó æóÓõáóíúãóÇäó æóÃóíøõæÈó æóíõæÓõÝó æóãõæÓóì æóåóÇÑõæäó æóßóÐóáößó äóÌúÒöí ÇáúãõÍúÓöäöíäó
[006.084](AU) Biz O'na İshak ve (İshak'ın oğlu) Yakub'u da armağan ettik; hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce de Nuh'u ve O'nun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u doğru yola iletmiştik; Biz iyi davrananları işte böyle mükâfatlandırırız.
[006.084](EH) Bundan başka ona İshak ve Ya'kub'u ihsan ettik ve herbirini hidayete erdirdik. Nuh'u da daha önce hidayete erdirmiştik, onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı, Harun'u da... İşte iyi işler yapanları böyle mükafatlandırırız.
[006.084](EM) Biz ona İshak'ı ve Yakub'u da hediye ettik: Hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nuh'a ve onun soyundan Davud'a, Süleyman'a, Eyyub'a, Yusuf'a, Musa'ya ve Harun'a da yol göstermiştik. Biz güzel davrananlara böyle karşılık veririz.
[006.084](SA) Biz ona İshak'ı ve (İshâk'ın oğlu) Ya'kûb'u da hediye ettik; hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nûh'a ve onun soyundan Dâvûd'a, Süleyman'a, Eyyûb'a, Yûsuf'a, Mûsâ'ya ve Hârûn'a da yol göstermiştik. Biz güzel davrananları böyle ödüllendiririz.
[006.084-6](DV) Ona Ishak'i, Yakub'u bagisladik, herbirini dogru yola eristirdik. Daha once Nuh'u ve soyundan Davud'u, Suleyman'i, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yi ve Harun'u (ki islerini iyi yapanlara boylece karsilik veririz), Zekeriya'yi, Yahya'yi, Isa'yi ve Ilyas'i (ki hepsi iyilerdendir), Ismail'i, Elyesa'i, Yunus'u, Lut'u (ki hepsini dnyalara stn kildik) dogru yola eristirdik.

[006.085](AA) æóÒóßóÑöíøóÇ æóíóÍúíóì æóÚöíÓóì æóÅöáúíóÇÓó ßõáøñ ãøöäó ÇáÕøóÇáöÍöíäó
[006.085](AU) Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas'ı da (doğru yola iletmiştik). Hepsi de iyilerden idi.
[006.085](EH) Zekeriyya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da... Hepsi iyilerdendir.
[006.085](EM) Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas'a da (hidayet ettik). Hepsi de salih kullarımızdandı.
[006.085](SA) Zekeriyyâ'ya, Yahyâ'ya, Îsâ ve İlyâs'a da (yol göstermiştik). Hepsi iyilerden idi.

[006.086](AA) æóÅöÓúãóÇÚöíáó æóÇáúíóÓóÚó æóíõæäõÓó æóáõæØðÇ æóßõáÇøð ÝÖøóáúäóÇ Úóáóì ÇáúÚóÇáóãöíäó
[006.086](AU) İsmail, Elyesa', Yunus ve Lût'u da (hidayete erdirdik). Hepsini âlemlere üstün kıldık.
[006.086](EH) İsmail'i, Elyesa'ı, Yunus'u ve Lut'u da... Herbirini alemlerin üstüne geçirdik.
[006.086](EM) İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut'u da (hidayete erdirdik). Hepsini âlemlere üstün kıldık.
[006.086](SA) İsmâ'il'e, el-Yesa'a, Yûnus'a ve Lût'a da (yol gösterdik), hepsini âlemlere üstün kıldık.

[006.087](AA) æóãöäú ÂÈóÇÆöåöãú æóÐõÑøöíøóÇÊöåöãú æóÅöÎúæóÇäöåöãú æóÇÌúÊóÈóíúäóÇåõãú æóåóÏóíúäóÇåõãú Åöáóì ÕöÑóÇØò ãøõÓúÊóÞöíãò
[006.087](AU) Onların babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarına da (üstün meziyetler verdik). Onları seçkin kıldık ve doğru yola ilettik.
[006.087](DV) Babalarindan, soylarindan, kardeslerinden bir kismini sectik ve dogru yola eristirdik.
[006.087](EH) Atalarından, soylarından ve kardeşlerinden bir kısmını da... Bunların hepsini seçtik ve bir doğru yola hidayetçi kıldık.
[006.087](EM) Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarını da (üstün kıldık). Onları seçtik ve doğru yola ilettik.
[006.087](SA) Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarını da... Onları seçtik ve onları doğru yola ilettik.

[006.088](AA) Ðóáößó åõÏóì Çááøåö íóåúÏöí Èöåö ãóä íóÔóÇÁ ãöäú ÚöÈóÇÏöåö æóáóæú ÃóÔúÑóßõæÇú áóÍóÈöØó Úóäúåõã ãøóÇ ßóÇäõæÇú íóÚúãóáõæäó
[006.088](AU) İşte bu, Allah'ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir. Eğer onlar da Allah'a ortak koşsalardı yapmakta oldukları amelleri elbette boşa giderdi.
[006.088](DV) Bu, Alah'in kullarindan diledigini eristirdigi yoludur. Puta taparlarsa amelleri bosa cikar.
[006.088](EH) İşte bu yol Allah yoludur. O, kullarından dilediğine hidayet eyler. Eğer bunlar Allah'a ortak koşmuş olsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmiş olurdu.
[006.088](EM) İşte bu, Allah'ın doğru yoludur. Kullarından dilediğini o doğru yola iletir. Eğer onlar Allah'a ortak koşsalardı, yaptıkları bütün amelleri boşa giderdi.
[006.088](SA) İşte bu, Allâh'ın hidâyetidir, kullarından dilediğini bununla doğru yola iletir. Eğer (onlar Allah'a) ortak koşsalardı, yaptıkları (güzel) şeyler hiç olur, giderdi.

[006.089](AA) ÃõæúáóÆößó ÇáøóÐöíäó ÂÊóíúäóÇåõãõ ÇáúßöÊóÇÈó æóÇáúÍõßúãó æóÇáäøõÈõæøóÉó ÝóÅöä íóßúÝõÑú ÈöåóÇ åóÄõáÇÁ ÝóÞóÏú æóßøóáúäóÇ ÈöåóÇ ÞóæúãðÇ áøóíúÓõæÇú ÈöåóÇ ÈößóÇÝöÑöíäó
[006.089](AU) İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer onlar (kâfirler) bunları inkâr ederse şüphesiz yerlerine bunları inkâr etmeyecek bir toplum getiririz.
[006.089](DV) Kendilerine kitap, hukum ve peygamberlik verdiklerimiz iste bunlardir. Kafirler onlari inkar ederlerse, inkar etmeyecek bir milleti onlara vekil kilariz.
[006.089](EH) İşte bunlar, kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiğimiz kimseler! Şimdi şu karşıdakiler buna inanmıyorlarsa, yerlerine bunları inkar etmeyen bir milleti getirmişizdir!
[006.089](EM) İşte onlar, kendilerine kitap, hüküm (hikmet ve hükümranlık) ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Bunlar, ona inanmayacak olurlarsa, yerlerine, onu tanımamazlık etmiyecek bir toplum getiririz.
[006.089](SA) İşte onlar, kendilerine Kitap, hüküm ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Şimdi şunlar, (yani Kureyş kavmi), bunları inkâr ederse, (bilsinler ki) biz, bunları inkâr etmeyecek (koruyacak) bir toplumu, bunlara vekil bırakmışızdır.

[006.090](AA) ÃõæúáóÆößó ÇáøóÐöíäó åóÏóì Çááøåõ ÝóÈöåõÏóÇåõãõ ÇÞúÊóÏöåú Þõá áÇøó ÃóÓúÃóáõßõãú Úóáóíúåö ÃóÌúÑðÇ Åöäú åõæó ÅöáÇøó ÐößúÑóì áöáúÚóÇáóãöíäó
[006.090](AU) İşte o peygamberler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy. De ki: Ben buna (peygamberlik görevime) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Bu (Kur'an) âlemler için ancak bir öğüttür.
[006.090](DV) Iste bunlar Allah'in dogru yola eristirdikleridir, onlarin yoluna uy, "Sizden buna karsilik bir ucret istemem, bu sadece herkes icin bir hatirlatmadir" de.
[006.090](EH) İşte o peygamberler, Allah'ın kendilerini doğrudan yola eriştirdiği kimselerdir. Sen de onların gittiği yoldan yürü! De ki: "Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O Kur'an sadece alemleri irşad için ilahi bir hatıradır.
[006.090](EM) Bunlar, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların hidayetine uy. De ki:"Ben ona karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O, sadece bütün âlemlere bir öğüttür.
[006.090](SA) İşte onlar, Allâh'ın hidâyet ettiği kimselerdir. Onların yoluna uy ve de ki: "Ben ona karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O, sadece âlemlere bir öğüttür."

[006.091](AA) æóãóÇ ÞóÏóÑõæÇú Çááøåó ÍóÞøó ÞóÏúÑöåö ÅöÐú ÞóÇáõæÇú ãóÇ ÃóäÒóáó Çááøåõ Úóáóì ÈóÔóÑò ãøöä ÔóíúÁò Þõáú ãóäú ÃóäÒóáó ÇáúßöÊóÇÈó ÇáøóÐöí ÌóÇÁ Èöåö ãõæÓóì äõæÑðÇ æóåõÏðì áøöáäøóÇÓö ÊóÌúÚóáõæäóåõ ÞóÑóÇØöíÓó ÊõÈúÏõæäóåóÇ æóÊõÎúÝõæäó ßóËöíÑÇð æóÚõáøöãúÊõã ãøóÇ áóãú ÊóÚúáóãõæÇú ÃóäÊõãú æóáÇó ÂÈóÇÄõßõãú Þõáö Çááøåõ Ëõãøó ÐóÑúåõãú Ýöí ÎóæúÖöåöãú íóáúÚóÈõæäó
[006.091](AU) (Yahudiler) Allah'ı gereği gibi tanımadılar. Çünkü "Allah hiçbir beşere bir şey indirmedi" dediler. De ki: Öyle ise Musa'nın insanlara bir nûr ve hidayet olarak getirdiği Kitab'ı kim indirdi? Siz onu kâğıtlara yazıp (istediğinizi) açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz. Sizin de atalarınızın da bilemediği şeyler (Kur'an'da) size öğretilmiştir. (Resûlüm) sen "Allah" de, sonra onlan bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar!
[006.091](DV) Allah hicbir insana bir sey indirmemistir demekle Allah'i geregi gibi degerlendiremediler. De ki: "Musa'nin insanlara nur ve yol gosterici olarak getirdigi Kitap'i kim indirdi? ki siz onu kagitlara yazip bir kismini gosterip cogunu gizlersiniz, atalarinizin ve sizin bilmediginiz size onunla ogretilmistir." "Allah" de, sonra da onlari daldiklari sapiklikta birak, oynasinlar.
[006.091](EH) Allah insana hiçbir şey indirmemiştir. demekle, Allah'ı gereği gibi tanıyamadılar. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olmak üzere getirdiği Kitab'ı kim indirdi? -Ki siz onu parça parça kağıtlar haline getiriyor ve bunları ortaya atıyorsunuz ama bir çoğunu gizliyorsunuz.- Bununla beraber şimdi size -ne sizin, ne atalarınızın- bilmediği hakikatler öğretilmekte. (Onlara cevaben): "Allah." de, sonra bırak onları daldıkları batakta oynayıp dursunlar.
[006.091](EM) Onlar: "Allah insanlara hiçbir şey göndermemiştir" demekle, Allah'ı gereği gibi tanıyamadılar. De ki: Musa'nın insanlara aydınlık ve hidayet olmak üzere getirdiği, sizin parça parça kâğıtlara çevirdiğiniz, bir kısmını belli ettiğiniz, birçoğunu gizlediğiniz; sizinle babalarınızın, sayesinde bilmediğiniz birçok şeyleri öğrendiğiniz Kitab'ı kim gönderdi? (Onlara karşı sen) "Allah" de. Sonra onları bırak, boş laflara dalarak oyalansınlar.
[006.091](SA) Allâh'ı şânına yaraşır biçimde tanıyamadılar, zira "Allâh, insana bir şey indirmedi" dediler. De ki: "Öyleyse Mûsâ'nın, insanlara nur ve yol gösterici olarak getirdiği, ki siz onu parça parça kâğıtlar haline getirip gösteriyorsunuz, çoğunu da gizliyorsunuz- ve ne sizin, ne de babalarınızın bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitabı kim indirdi?" "Alah" de, sonra bırak onları, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar.

[006.092](AA) æóåóÐóÇ ßöÊóÇÈñ ÃóäÒóáúäóÇåõ ãõÈóÇÑóßñ ãøõÕóÏøöÞõ ÇáøóÐöí Èóíúäó íóÏóíúåö æóáöÊõäÐöÑó Ãõãøó ÇáúÞõÑóì æóãóäú ÍóæúáóåóÇ æóÇáøóÐöíäó íõÄúãöäõæäó ÈöÇáÂÎöÑóÉö íõÄúãöäõæäó Èöåö æóåõãú Úóáóì ÕóáÇóÊöåöãú íõÍóÇÝöÙõæäó
[006.092](AU) Bu (Kur'an), Ümmü'l-kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Âhirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler.
[006.092](DV) Bu indirdigimiz, kendinden oncekileri dogrulayan Mekkelileri ve etrafindakileri uyaran mubarek Kitap'dir. Ahirete inananlar buna inanirlar, namazlarina da devam ederler.
[006.092](EH) İşte bu da bizim indirdiğimiz bir kitap! Feyiz bereketi dünyayı tutacak; bu tasdik etmedikçe önceki kitaplar muteber olmayacak. Bir de Mekke ve çevresindekileri uyarsın diye indirmişizdir. Ahirete inananlar, buna da iman ederler. Ve onlar namazlarını devamlı kılarlar.
[006.092](EM) Bu Kitap (Kur'ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab'a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar.
[006.092](SA) Bu da Anakent(Mekke'y)i ve çevresindeki(kasaba)ları uyarman için sana indirdiğimiz feyz kaynağı ve kendinden önceki (Tanrı Kitabı)nı doğrulayıcı bir Kitaptır. Âhirete inananlar, buna inanırlar ve onlar, namazlarına devam ederler.

[006.093](AA) æóãóäú ÃóÙúáóãõ ãöãøóäö ÇÝúÊóÑóì Úóáóì Çááøåö ßóÐöÈðÇ Ãóæú ÞóÇáó ÃõæúÍöíó Åöáóíøó æóáóãú íõæÍó Åöáóíúåö ÔóíúÁñ æóãóä ÞóÇáó ÓóÃõäÒöáõ ãöËúáó ãóÇ ÃóäóÒáó Çááøåõ æóáóæú ÊóÑóì ÅöÐö ÇáÙøóÇáöãõæäó Ýöí ÛóãóÑóÇÊö ÇáúãóæúÊö æóÇáúãóáÂÆößóÉõ ÈóÇÓöØõæÇú ÃóíúÏöíåöãú ÃóÎúÑöÌõæÇú ÃóäÝõÓóßõãõ Çáúíóæúãó ÊõÌúÒóæúäó ÚóÐóÇÈó Çáúåõæäö ÈöãóÇ ßõäÊõãú ÊóÞõæáõæäó Úóáóì Çááøåö ÛóíúÑó ÇáúÍóÞøö æóßõäÊõãú Úóäú ÂíóÇÊöåö ÊóÓúÊóßúÈöÑõæäó
[006.093](AU) Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken "Bana da vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allah'ın indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim" diyenden daha zalim kim vardır! O zalimler, ölümün (boğucu) dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara: "Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun âyetlerine karşı kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık azabı ile cezalandırılacaksınız!" derken onların halini bir görsen!
[006.093](DV) Allah'a karsi yalan uydurandan veya kendisine bir sey vahyedilmemisken "Bana vahyolundu, Allah'in indirdigi gibi ben de indirecegim" diyenden daha zalim kim olabilir? Bu zalimleri can cekisirlerken melekler ellerini uzatmis, "Canlarinizi verin, bugun Allah'a karsi haksiz yere sylediklerinizden, O'nun ayetlerine byklk taslamanizdan tr al altici azabla cezalandirilacaksiniz" derken bir grsen!
[006.093](EH) Allah'a karşı yalan uyduran veya kendisine birşey vahyedilmişken: "Bana vahiy geliyor!" diyen kimseden, bir de: "Allah'ın indirdiği ayetler gibi ben de indireceğim!" diyenden daha zalim kim olabilir? O zalimlerin halini ölümün şiddetli dalgaları içinde boğulurken bir görsen! Melekler, ellerini kendilerine uzatıp: "Haydi bakalım çıkarın canınızı! Bugün zillet azabı ile cezalandırılacaksınız; Allah'a karşı doğru olmayanı söylediğinizden ve Allah'ın ayetlerine karşı kibirli davranmanızdan dolayı!" derler.
[006.093](EM) Allah'a karşı yalan uyduran, yahut kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde: "bana vahyedildi" diyen ve: "Allah'ın indirdiği gibi bir kitap da ben indireceğim" diye iddiada bulunandan daha zalim kim olabilir? O zalimlerin halini ölüm şiddeti içindeyken bir görsen! Melekler onlara ellerini uzatırlar ve:" Ruhunuzu teslim edin. Bugün, Allah'a karşı haksız şeyler söylediğinizden ve O'nun âyetlerine karşı böbürlenmenizden dolayı alçaltıcı bir azapla cezalandıralacaksınız" derler.
[006.093](SA) Allah'a karşı yalan uydurandan, ya da kendisine bir şey vahyedilmemiş iken "Bana vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allâh'ın indirdiği gibi indireceğim!" diyenden daha zâlim kim olabilir? O zâlimler ölüm dalgaları içinde, melekler ellerini uzatmış: "Haydi canlarınızı çıkarın, Allah'a gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun âyetlerine karşı büyüklük taslamanızdan ötürü, bugün alçaklık azâbıyla cezâlandırılacaksınız!" (derken) onların halini bir görsen!

[006.094](AA) æóáóÞóÏú ÌöÆúÊõãõæäóÇ ÝõÑóÇÏóì ßóãóÇ ÎóáóÞúäóÇßõãú Ãóæøóáó ãóÑøóÉò æóÊóÑóßúÊõã ãøóÇ ÎóæøóáúäóÇßõãú æóÑóÇÁ ÙõåõæÑößõãú æóãóÇ äóÑóì ãóÚóßõãú ÔõÝóÚóÇÁßõãõ ÇáøóÐöíäó ÒóÚóãúÊõãú Ãóäøóåõãú Ýöíßõãú ÔõÑóßóÇÁ áóÞóÏ ÊøóÞóØøóÚó Èóíúäóßõãú æóÖóáøó Úóäßõã ãøóÇ ßõäÊõãú ÊóÒúÚõãõæäó
[006.094](AU) Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geleceksiniz ve (dünyada) size verdiğimiz şeyleri arkanızda bırakacaksınız. Yaratılışınızda ortaklarımız sandığınız şefaatçılarınızı da yanınızda göremeyeceğiz. Andolsun, aranız açılmış ve (tanrı) sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir.
[006.094](DV) Onlara: "And olsun ki, sizi ilk defa yarattigimiz gibi size verdiklerimizi ardinizda birakarak bize birer birer geldiniz; icinizde Allah'in ortaklari oldugunu sandiginiz sefaatcilarinizi beraber gormuyoruz. And olsun ki aranizdaki baglar kopmus, ortak sandiklariniz sizden ayrilmislardir" denecek.
[006.094](EH) Andolsun ki Bize, ilk defa yarattığımız gibi, işte teker teker geldiniz. Ve size verip hayaline daldırdığımız servetleri arkalarınızın gerisine bıraktınız. Hani o sizin var oluşunuzda Allah'ın ortakları olduğunu yanlış yere sandığınız şefaatçıları yanınızda görmüyoruz? Gördünüz ya aranızdaki bağlar büsbütün koptu ve güvendiklerinizin hepsi kaybolup gitmiştir.
[006.094](EM) Bugün, sizi ilk defa yarattığımız zamanki gibi yapayalnız huzurumuza geldiniz, size verdiğimiz herşeyi arkanızda bıraktınız. Allah'ın size göre ortağı olduklarını iddia ederek yardımlarına, şefaatlarına güvendiğiniz ortakları yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki bütün bağlar artık kesilmiş, güvendiklerinizin hepsi kaybolup gitmiştir.
[006.094](SA) Andolsun, sizi ilk kez yarattığımız gibi, yine tek olarak bize geldiniz ve (dünyâda) sizi hayâline daldırdığımız şeyleri arkanızda bıraktınız. Hani, siz(in yaratılışınızda ve ibâdetleriniz)de (bize) ortak olduklarını sandığınız şefâatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki bağlar kesilmiş ve (şefâ'atçi) sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir!

[006.095](AA) Åöäøó Çááøåó ÝóÇáöÞõ ÇáúÍóÈøö æóÇáäøóæóì íõÎúÑöÌõ ÇáúÍóíøó ãöäó ÇáúãóíøöÊö æóãõÎúÑöÌõ ÇáúãóíøöÊö ãöäó ÇáúÍóíøö Ðóáößõãõ Çááøåõ ÝóÃóäøóì ÊõÄúÝóßõæäó
[006.095](AU) Şüphesiz Allah, tohumu ve çekirdeği çatlatandır, ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkarandır. İşte Allah budur. O halde (haktan) nasıl dönersiniz!
[006.095](DV) Taneyi ve cekirdegi yaran suphesiz Allah'tir; oluyu cikarir. Iste Allah budur, nasil yuz cevirirsiniz?
[006.095](EH) Tane ve çekirdekleri Allah pörtletir. Ölüden diri, diriden ölü çıkarır. İşte size söylüyorum Allah O'dur. Şimdi söyleyin nereden çevriliyorsunuz?
[006.095](EM) Şüphesiz ki taneleri ve çekirdekleri yaran Allah'tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkaran O'dur. İşte Allah budur. O halde nasıl yüz çevirirsiniz?
[006.095](SA) Dâneyi ve çekirdeği yaran, şüphesiz Allah'tır. (O), ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarır. İşte Allâh budur. O halde nasıl (yalnız O'na tapmaktan) çevriliyorsunuz?

[006.096](AA) ÝóÇáöÞõ ÇáÅöÕúÈóÇÍö æóÌóÚóáó Çááøóíúáó ÓóßóäðÇ æóÇáÔøóãúÓó æóÇáúÞóãóÑó ÍõÓúÈóÇäðÇ Ðóáößó ÊóÞúÏöíÑõ ÇáúÚóÒöíÒö ÇáúÚóáöíãö
[006.096](AU) O, sabahı aydınlatandır. O, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı (vakitlerin tayini için) birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, azîz olan (ve her şeyi) pek iyi bilen Allah'ın takdiridir.
[006.096](DV) Tanyerini agartan, geceyi dinlenme zamani, gunes ve ayi vakit olcusu kilandir. Bu, Guclu olan'in, Bilen'in nizamidir.
[006.096](EH) Tan attırıp sabahı çıkaran O'dur. Geceyi dinlenme zamanı, güneş ile ayı da vakit ölçüsü yapmıştır. İşte bu, o güçlü ve herşeyi bilenin takdiridir.
[006.096](EM) Karanlığı yarıp tanyerini ağartan O'dur. Geceyi, dinlenmek için; Güneş'i, Ay'ı (vakitlerinizi) hesaplamak için yaratmıştır. İşte bu, her şeye galip gelen ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
[006.096](SA) Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran O'dur. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı (vakitlerin bilinmesi için) birer hesap (ölçüsü) yapmıştır. Bu, o üstün ve bilen(Allâh)ın takdiridir.

[006.097](AA) æóåõæó ÇáøóÐöí ÌóÚóáó áóßõãõ ÇáäøõÌõæãó áöÊóåúÊóÏõæÇú ÈöåóÇ Ýöí ÙõáõãóÇÊö ÇáúÈóÑøö æóÇáúÈóÍúÑö ÞóÏú ÝóÕøóáúäóÇ ÇáÂíóÇÊö áöÞóæúãò íóÚúáóãõæäó
[006.097](AU) O, kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Gerçekten biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş geniş açıkladık.
[006.097](DV) O, yildizlari kara ve denizin karanliklarinda yol bulasiniz diye sizin icin var edendir. Bilen millet icin ayetleri uzun uzadiya acikladik.
[006.097](EH) Kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu doğrultmanız için size yıldızları sebep kılan O'dur. Gerçekten Biz ayetlerimizi, anlayan bir topluluk için açıkladık.
[006.097](EM) Kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye yıldızları sizin için yaratan O'dur. Şüphesiz biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş bir şekilde açıkladık.
[006.097](SA) O'dur ki size, karanın ve denizin karanlıklarında, yıldızlardan yararlanıp yol bulma imkânı verdi. Gerçekten biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş geniş açıkladık.

[006.098](AA) æóåõæó ÇáøóÐöíó ÃóäÔóÃóßõã ãøöä äøóÝúÓò æóÇÍöÏóÉò ÝóãõÓúÊóÞóÑøñ æóãõÓúÊóæúÏóÚñ ÞóÏú ÝóÕøóáúäóÇ ÇáÂíóÇÊö áöÞóæúãò íóÝúÞóåõæäó
[006.098](AU) O, sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yaratandır. (Sizin için) bir kalma yeri, bir de emanet olarak konulacağınız yer vardır. Anlayan bir toplum için âyetleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık.
[006.098](DV) O, sizi bir tek nefisten, babalarin sulbunde kararlasmis ve analarin rahminde kararlasmakta olarak yaratandir. Anlayan millet icin ayetleri uzun uzadiya acikladik.
[006.098](EH) Sizi bir tek candan yaratan O'dur. Demek ki, bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Gerçekten, ayetlerimizi ince anlayışlı olanlar için açıkladık.
[006.098](EM) Sizi bir tek candan yaratan O'dur. Sonra sizin için bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Biz âyetlerimizi, anlayan bir toplum için apaçık beyan ettik.
[006.098](SA) Odur ki sizi bir tek nefisten inşâ etti. Sizin için bir kalış ve bir emânet olarak konuluş yeri ve süresi vardır. Gerçekten biz, anlayan bir toplum için âyetleri geniş geniş açıkladık.

[006.099](AA) æóåõæó ÇáøóÐöíó ÃóäÒóáó ãöäó ÇáÓøóãóÇÁ ãóÇÁ ÝóÃóÎúÑóÌúäóÇ Èöåö äóÈóÇÊó ßõáøö ÔóíúÁò ÝóÃóÎúÑóÌúäóÇ ãöäúåõ ÎóÖöÑðÇ äøõÎúÑöÌõ ãöäúåõ ÍóÈøðÇ ãøõÊóÑóÇßöÈðÇ æóãöäó ÇáäøóÎúáö ãöä ØóáúÚöåóÇ ÞöäúæóÇäñ ÏóÇäöíóÉñ æóÌóäøóÇÊò ãøöäú ÃóÚúäóÇÈò æóÇáÒøóíúÊõæäó æóÇáÑøõãøóÇäó ãõÔúÊóÈöåðÇ æóÛóíúÑó ãõÊóÔóÇÈöåò ÇäÙõÑõæÇú Åöáöì ËóãóÑöåö ÅöÐóÇ ÃóËúãóÑó æóíóäúÚöåö Åöäøó Ýöí Ðóáößõãú áÂíóÇÊò áøöÞóæúãò íõÄúãöäõæäó
[006.099](AU) O, gökten su indirendir. İşte biz her çeşit bitkiyi onunla bitirdik. O bitkiden de kendisinde üstüste binmiş taneler bitireceğimiz bir yeşillik; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar; üzüm bağları; bir kısmı birbirine benzeyen, bir kısmı da benzemeyen zeytin ve nar bahçeleri meydana getirdik. Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın! Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır.
[006.099](DV) O, gokten su indirendir. Her bitkiyi onunla bitirdik, ondan bitirdigimiz yesilden, birbirine benzeyen ve benzemeyen yigin yigin taneler, hurmalarin tomurcuklarindan sarkan salkimlar, uzum baglari, zeytin ve nar cikardik. Urun verdiklerinde urunlerine, olgunlasmalarina bir bakin. Bunlarda, inananlar i in, sphesiz, deliller vardir.
[006.099](EH) Gökten su indiren de O'dur. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş taneler çıkarırız, hurma ağacının tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve narı da çıkardık. Bunların kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Bakın herbirinin meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaşmasına. Şüphesiz şu size gönderilende inananlar için bir çok ibretler vardır.
[006.099](EM) Gökten suyu indiren O'dur. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, o bitkiden bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş taneler; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar (bahçeleri) çıkarıyoruz. (Bunların) kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Bunlar meyvelendikleri zaman meyvelerinin olgunlaşmasına bakın! Bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır.
[006.099](SA) O'dur ki, size gökten su indirdi. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, o bitkiden bir filiz çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş dâneler; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar; üzüm bağları; zeytin ve nar (bahçeleri) çıkarıyoruz. (Bunların) kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Her birinin meyvesine bakın: Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman. Şüphesiz bu size gösterilenlerde, inananlar toplumu için elbette çok ibret vardır.

[006.100](AA) æóÌóÚóáõæÇú áöáøåö ÔõÑóßóÇÁ ÇáúÌöäøó æóÎóáóÞóåõãú æóÎóÑóÞõæÇú áóåõ Èóäöíäó æóÈóäóÇÊò ÈöÛóíúÑö Úöáúãò ÓõÈúÍóÇäóåõ æóÊóÚóÇáóì ÚóãøóÇ íóÕöÝõæäó
[006.100](AU) Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa ki onları da Allah yaratmıştı. Bilgisizce O'na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Hâşâ! O, onların ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir.
[006.100](DV) Cinleri O yaratmisken kafirler Allah'a ortak kostular. Koru korune O'na ogullar ve kizlar uydurdular. Hasa, O onlarin vasiflandirmalarindan yucedir.
[006.100](EH) Bir de tutup cinleri (gizli yaratıkları) -onları yarattığı halde- Allah'a ortak koştular. Bundan başka bir de O'na oğullar ve kızlar saçmaladılar, ne dediklerini bildikleri yok. O'nun yüce zatı, onların vasıflamalarından münezzeh ve yücedir.
[006.100](EM) Onlar, Allah'a cinlerden de ortak koştular. Halbuki onları yaratan O'dur. Bilgileri olmadan O'na oğullar, kızlar uydurdular. O'nun şânı onların uydurdukları sıfatlardan münezzeh ve yücedir.
[006.100](SA) (Tuttular) cinleri Allah'a ortak yaptılar. Halbuki onları O yaratmıştır. Bilmeden O'na oğullar ve kızlar icâdettiler. Hâşâ O, onların ileri sürdüğü niteliklerden münezzehtir!

[006.101](AA) ÈóÏöíÚõ ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖö Ãóäøóì íóßõæäõ áóåõ æóáóÏñ æóáóãú Êóßõä áøóåõ ÕóÇÍöÈóÉñ æóÎóáóÞó ßõáøó ÔóíúÁò æåõæó Èößõáøö ÔóíúÁò Úóáöíãñ
[006.101](AU) O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. O'nun eşi olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir! Her şeyi O yaratmıştır ve her şeyi hakkıyla bilen O'dur.
[006.101](DV) O, gokleri ve yeri yoktan yaratandir. Zevcesi olmadan nasil cocugu olabilir? Oysa her seyi O yaratmistir, her seyi bilir.
[006.101](EH) Göklerin ve yerin örneksiz yaratıcısı O'dur. Eşi olması mümkün değilken O'nun çocuğu nasıl düşünülebilir. O, herşeyi yaratmıştır ve herşeyi bilendir.
[006.101](EM) Gökleri ve yeri yoktan var eden O'dur. Eşi de olmadığı halde, nasıl olur da çocuğu olur? Her şeyi yaratan O'dur. Ve O, herşeyi bilendir.
[006.101](SA) (O) gökleri ve yeri yoktan var edendir. O'nun nasıl çocuğu olabilir ki? Kendisinin bir eşi yoktur, herşeyi O yaratmıştır ve O, herşeyi bilendir.

[006.102](AA) Ðóáößõãõ Çááøåõ ÑóÈøõßõãú áÇ Åöáóåó ÅöáÇøó åõæó ÎóÇáöÞõ ßõáøö ÔóíúÁò ÝóÇÚúÈõÏõæåõ æóåõæó Úóáóì ßõáøö ÔóíúÁò æóßöíáñ
[006.102](AU) İşte Rabbiniz Allah O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O'na kulluk edin, O her şeye vekildir (güvenilip dayanılacak tek varlık O'dur).
[006.102](DV) Iste Rabbiniz, Allah budur. O'ndan baska tanri yoktur, her seyin yaratanidir. Oyleyse O'na kulluk edin; O her seye de vekildir.
[006.102](EH) İşte bu vasıflara sahip olan Allah'tır Rabbiniz. O'ndan başka tanrı yoktur. Herşeyin yaratıcısı O'dur. O halde O'na kulluk edin, herşeye karşı dayanılacak vekil de O'dur.
[006.102](EM) İşte Rabbiniz Allah bu! O'ndan başka ilâh yoktur; O, her şeyin yaratanıdır. O'na kulluk edin, O her şeye vekildir.
[006.102](SA) Rabbiniz Allâh, işte budur. O'ndan başka tanrı yoktur. (O), herşeyin yaratıcısıdır. O'na kulluk edin, O herşeye vekildir.

[006.103](AA) áÇøó ÊõÏúÑößõåõ ÇáÃóÈúÕóÇÑõ æóåõæó íõÏúÑößõ ÇáÃóÈúÕóÇÑó æóåõæó ÇááøóØöíÝõ ÇáúÎóÈöíÑõ
[006.103](AU) Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.
[006.103](DV) Gozler O'nu gormez,O butun gozleri gorur. O Latif'tir, haberdardir.
[006.103](EH) O'nu gözler algılamaz, O ise bütün gözleri idrak eder. O öyle latif ve öyle herşeyden haberdardır.
[006.103](EM) Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür; O, lütuf sahibidir, her şeyden haberlidir.
[006.103](SA) Gözler O'nu görmez, O gözleri görür; O latif (gözle görülmez veya lutuf sâhibi), herşeyi haber alandır.

[006.104](AA) ÞóÏú ÌóÇÁßõã ÈóÕóÂÆöÑõ ãöä ÑøóÈøößõãú Ýóãóäú ÃóÈúÕóÑó ÝóáöäóÝúÓöåö æóãóäú Úóãöíó ÝóÚóáóíúåóÇ æóãóÇ ÃóäóÇú Úóáóíúßõã ÈöÍóÝöíÙò
[006.104](AU) (Doğrusu) size Rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti) verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.
[006.104](DV) Dogrusu size Rabbiniz'den acik belgeler gelmistir; kim gorurse kendi lehine ve kim korluk ederse kendi aleyhinedir. Ben sizin bekciniz degilim.
[006.104](EH) Gerçekten Rabbinizden size birçok deliller geldi, artık kim gözünü açara, onları görürse kendi lehine, kim de körlük ederse, kendi aleyhinedir. Ve o durumda ben sizin bekçiniz değilim.
[006.104](EM) Muhakkak size Rabbinizden basiretler (kalb gözleri) geldi. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de körlük ederse zararı kendisinedir. Ben sizin bekçiniz değilim!
[006.104](SA) Doğrusu size Rabbinizden basiretler geldi. Artık kim (gerçeği) görürse yararı kendisine, kim de (gerçeğe karşı) kör olursa zararı kendisinedir. Ben sizin üzerinize bekçi değilim.

[006.105](AA) æóßóÐóáößó äõÕóÑøöÝõ ÇáÂíóÇÊö æóáöíóÞõæáõæÇú ÏóÑóÓúÊó æóáöäõÈóíøöäóåõ áöÞóæúãò íóÚúáóãõæäó
[006.105](AU) Böylece biz âyetleri geniş geniş açıklıyoruz ki, "Sen ders almışsın" desinler de biz de anlayan toplum için Kur'an'ı iyice açıklayalım.
[006.105](DV) Sana, "Sen okumussun" derler; oysa Biz, ogrenecek kimselere ayetleri boylece turlu turlu aciklamaktayiz.
[006.105](EH) İşte ayetleri böyle çeşitli şekillerde sunuyoruz ki, o körlük edenler sana: "Bunları bir yerlerden okuyup öğrenmişsin." desinler, hem de onu bilen bir toplum için iyice açıklayalım.
[006.105](EM) İşte böylece âyetleri türlü türlü çevirip açıklıyoruz ki, onlar sana: "Sen bunları bir yerlerden okuyup öğrenmişsin" desinler ve bilen bir toplum için de onu iyice beyan edelim.
[006.105](SA) İşte böylece âyetleri döne döne açıklıyoruz ki (onlar sana): "Sen ders almışsın (bunları bir yerden okumuş, öğrenmişsin)" desinler ve bilen bir toplum için de onu iyice açıklayalım.

[006.106](AA) ÇÊøóÈöÚú ãóÇ ÃõæÍöíó Åöáóíúßó ãöä ÑøóÈøößó áÇ Åöáóåó ÅöáÇøó åõæó æóÃóÚúÑöÖú Úóäö ÇáúãõÔúÑößöíäó
[006.106](AU) Rabbinden sana vahyolunana uy. O'ndan başka tanrı yoktur. Müşriklerden yüz çevir.
[006.106](DV) Rabbin'den sana vahyolunana uy, O'ndan baska tanri yoktur, puta tapanlardan yuz cevir.
[006.106](EH) Rabbinden sana ne vahyolunuyorsa ona uy! O'ndan başka tanrı yoktur. Sen müşriklere bakma!
[006.106](EM) Rabbinden sana vahyedilene uy. O'ndan başka ilâh yoktur. Ortak koşanlardan da yüz çevir.
[006.106](SA) Rabbinden sana vahyolunana uy; O'ndan başka tanrı yoktur. (O'na) ortak koşanlara da aldırma!

[006.107](AA) æóáóæú ÔóÇÁ Çááøåõ ãóÇ ÃóÔúÑóßõæÇú æóãóÇ ÌóÚóáúäóÇßó Úóáóíúåöãú ÍóÝöíÙðÇ æóãóÇ ÃóäÊó Úóáóíúåöã Èöæóßöíáò
[006.107](AU) Allah dileseydi, onlar ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bir bekçi kılmadık. Sen onların vekili de değilsin.
[006.107](DV) Allah dileseydi puta tapmazlardi. Seni onlara koruyucu yapmadik, onlarin vekili de degilsin.
[006.107](EH) Allah dileseydi onlar Allah'a ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine gözcü göndermedik, sen onlara vekil de değilsin!
[006.107](EM) Allah dileseydi, ortak koşmazlardı. Biz, seni onlar üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin!
[006.107](SA) Allâh isteseydi, ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin!

[006.108](AA) æóáÇó ÊóÓõÈøõæÇú ÇáøóÐöíäó íóÏúÚõæäó ãöä Ïõæäö Çááøåö ÝóíóÓõÈøõæÇú Çááøåó ÚóÏúæðÇ ÈöÛóíúÑö Úöáúãò ßóÐóáößó ÒóíøóäøóÇ áößõáøö ÃõãøóÉò Úóãóáóåõãú Ëõãøó Åöáóì ÑóÈøöåöã ãøóÑúÌöÚõåõãú ÝóíõäóÈøöÆõåõã ÈöãóÇ ßóÇäõæÇú íóÚúãóáõæäó
[006.108](AU) Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek Allah'a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini câzip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık O ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir.
[006.108](DV) Allah'tan baska yalvardiklarina sovmesinler. Boylece her ummete isini guzel gosterdik, sonra donusleri Rab'lerinedir. O, islediklerini haber verir.
[006.108](EH) Buna rağmen onların Allah'tan başka taptıklarına sövmeyin ki, onlar da cahillikle Allah'a sövmesinler. Her millete yaptıklarını böyle güzel göstermişizdir. Sonra hep dönüp Allah'a varacaklar. O zaman O, kendilerine ne yaptıklarını tamamen haber verecek.
[006.108](EM) Onların Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek sınırı aşıp Allah'a sövmesinler. Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. O, onlara ne yaptıklarını haber verir.
[006.108](SA) (Onların) Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek taşkınlıkla Allah'a sövmesinler! Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik; sonunda dönüşleri Rablerinedir. O, onlara ne yaptıklarını haber verecektir.

[006.109](AA) æóÃóÞúÓóãõæÇú ÈöÇááøåö ÌóåúÏó ÃóíúãóÇäöåöãú áóÆöä ÌóÇÁÊúåõãú ÂíóÉñ áøóíõÄúãöäõäøó ÈöåóÇ Þõáú ÅöäøóãóÇ ÇáÂíóÇÊõ ÚöäÏó Çááøåö æóãóÇ íõÔúÚöÑõßõãú ÃóäøóåóÇ ÅöÐóÇ ÌóÇÁÊú áÇó íõÄúãöäõæäó
[006.109](AU) Kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına dair kuvvetli bir şekilde Allah'a andiçtiler. De ki: Mucizeler ancak Allah katındandır. Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında mısınız?
[006.109](DV) Kendilerine bir mucize gosterilirse, mutlaka ona inananacaklarina dair butun gucleriyle Allah'a yemin ederler. De ki: "Mucizeler, ancak Allah katindadir"; onlarin, mucize geldigi zaman da inanmayacaklarini anlamiyor musunuz?
[006.109](EH) Bir de onlar en ağır yeminleriyle Allah'a yemin ediyorlar ki kendilerine bambaşka bir mucize gelseymiş, muhakkak ona inanacaklarmış. De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır!" Onlara mucizeler geldiğinde de iman etmeyeceklerini siz nereden bileceksiniz.
[006.109](EM) Müşrikler, kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka iman edeceklerine dair en ağır yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır". Onlara mucizeler geldiğinde de iman etmeyeceklerini siz nerden bileceksiniz?

[006.109](SA) Eğer kendilerine bir mu'cize gelirse ona mutlaka inanacaklarına olanca güçleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mu'cizeler ancak Allâh'ın yanındadır." Hem bilir misiniz o (mu'cize) gelmiş olsa da onlar yine inanmazlar?

[006.110](AA) æóäõÞóáøöÈõ ÃóÝúÆöÏóÊóåõãú æóÃóÈúÕóÇÑóåõãú ßóãóÇ áóãú íõÄúãöäõæÇú Èöåö Ãóæøóáó ãóÑøóÉò æóäóÐóÑõåõãú Ýöí ØõÛúíóÇäöåöãú íóÚúãóåõæäó
[006.110](AU) Yine O'na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz. Ve onları şaşkın olarak azgınlıkları içerisinde bırakırız.
[006.110](DV) Onlarin kalblerini, gozlerini, ona ilk defa inanmadiklari gibi ceviririz; onlari taskinliklari icinde saskin saskin birakiriz.
[006.110](EH) Biz onların kalplerini ve gözlerini ters çeviririz. Önceden buna iman etmedikleri gibi bırakıveririz kendilerini azgınlıkları içinde körü körüne bocalar giderler.
[006.110](EM) Biz onların kalblerini ve gözlerini çeviririz de, onlar, ilkin iman etmedikleri gibi, gene de iman etmezler. Biz de onları taşkınlıkları içerisinde kör ve şaşkın bırakırız.
[006.110](SA) Gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilkin ona inanmadıkları gibi (mu'cizeyi gördükten sonra da inanmazlar) ve bırakırız onları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.

[006.111](AA) æóáóæú ÃóäøóäóÇ äóÒøóáúäóÇ Åöáóíúåöãõ ÇáúãóáÂÆößóÉó æóßóáøóãóåõãõ ÇáúãóæúÊóì æóÍóÔóÑúäóÇ Úóáóíúåöãú ßõáøó ÔóíúÁò ÞõÈõáÇð ãøóÇ ßóÇäõæÇú áöíõÄúãöäõæÇú ÅöáÇøó Ãóä íóÔóÇÁ Çááøåõ æóáóßöäøó ÃóßúËóÑóåõãú íóÌúåóáõæäó
[006.111](AU) Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah dilemedikçe yine de inanacak değillerdi; fakat çokları bunu bilmezler.
[006.111](DV) Eger biz onlara melekleri indirsek, oluler onlarla konussa ve her seyi karsilarina toplasaydik, Allah dilemedikce, yine de inanmazlardi; fakat onlarin cogu bunu bilmiyorlar.
[006.111](EH) Biz onlara, dedikleri gibi melekler indirmiş olsak da ölüler kendileriyle konuşsa da bütün varlıkları karşılarında kümleler halinde toplasak da, Allah dilemedikçe iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bu gerçeği bilmezler.
[006.111](EM) Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah'ın diledikleri hariç, yine de inanacak değillerdi, fakat çokları bunu bilmezler.
[006.111](SA) Biz onlara melekleri indirseydik, ölüler kendilerine konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allâh dilemedikten sonra yine inanmazlardı; fakat çokları câhillik eder(kaprislerine uyar)lar.

[006.112](AA) æóßóÐóáößó ÌóÚóáúäóÇ áößõáøö äöÈöíøò ÚóÏõæøðÇ ÔóíóÇØöíäó ÇáÅöäÓö æóÇáúÌöäøö íõæÍöí ÈóÚúÖõåõãú Åöáóì ÈóÚúÖò ÒõÎúÑõÝó ÇáúÞóæúáö ÛõÑõæÑðÇ æóáóæú ÔóÇÁ ÑóÈøõßó ãóÇ ÝóÚóáõæåõ ÝóÐóÑúåõãú æóãóÇ íóÝúÊóÑõæäó
[006.112](AU) Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle başbaşa bırak.
[006.112](EH) Böylece Biz, her peygambere insanların ve cinlerin şeytanlarını düşman etmişizdir; bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Eğer Rabbin dileseydi bunları yapmazlardı. O halde onları iftiraları ile başbaşa bırak!
[006.112](EM) Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar birbirini aldatmak için süslü sözlerle vesvese verirler. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları iftiraları ile başbaşa bırak.
[006.112](SA) Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytânlarını düşman yaptık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları, uydurdukları şeylerle baş başa bırak.
[006.112-3](DV) Aldatmak icin birbirlerine cazip sozler fisildayan cin ve insan seytanlarini her peygambere dusman yaptik. Bu seytanlar ahirete inanmayanlarin kalblerinin o sozlere yonelmesi, ondan hosnut olmasi ve kendilerinin isledikleri suclari islemeleri icin byle yaparlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardi, sen onlari iftiralari ile basbasa birak.

[006.113](AA) æóáöÊóÕúÛóì Åöáóíúåö ÃóÝúÆöÏóÉõ ÇáøóÐöíäó áÇó íõÄúãöäõæäó ÈöÇáÂÎöÑóÉö æóáöíóÑúÖóæúåõ æóáöíóÞúÊóÑöÝõæÇú ãóÇ åõã ãøõÞúÊóÑöÝõæäó
[006.113](AU) Ahirete inanmayanların kalpleri ona (yaldızlı söze) kansın, ondan hoşlansınlar ve işledikleri suçu işlemeye devam etsinler diye (böyle yaparlar).
[006.113](EH) Bir de ahirete inanmayanların gönülleri o yaldızlı söze meyletsin, ondan hoşlansınlar ve onların işlediği günahları işlesinler diye yaldızlı söz fısıldarlar.
[006.113](EM) Bir de ahirete iman etmeyenlerin kalbleri, o yaldızlı söze kansın, ondan hoşlansın ve işledikleri suçları işlemeye devam etsinler diye böyle yaparlar.
[006.113](SA) Ki âhirete inanmayanların kalbleri o(nların yaldızlı sözleri)ne kansın, ondan hoşlansınlar ve onlar, işledikleri suçları işlemeğe devam etsinler.

[006.114](AA) ÃóÝóÛóíúÑó Çááøåö ÃóÈúÊóÛöí ÍóßóãðÇ æóåõæó ÇáøóÐöí ÃóäóÒóáó Åöáóíúßõãõ ÇáúßöÊóÇÈó ãõÝóÕøóáÇð æóÇáøóÐöíäó ÂÊóíúäóÇåõãõ ÇáúßöÊóÇÈó íóÚúáóãõæäó Ãóäøóåõ ãõäóÒøóáñ ãøöä ÑøóÈøößó ÈöÇáúÍóÞøö ÝóáÇó Êóßõæäóäøó ãöäó ÇáúãõãúÊóÑöíäó
[006.114](AU) (De ki): Allah'dan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki size Kitab'ı açık olarak indiren O'dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur'an'ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma!
[006.114](DV) Allah size Kitap'i acik acik indirmisken O'ndan baska bir hakem mi isteyeyim? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun gercekten Rableri katindan indirilmis oldugunu bilirler. Oyleyse, sen supheye dusenlerden olma!
[006.114](EH) Şimdi de Allah size kitabı, içinde herşey inceden inceye açıklanmış olarak göndermişken Allah'tan başkasını mı hakem isteyeceğim? Kendilerine kitap verdiklerimiz de bilirler ki, o tamamıyla gerçek olarak Rabbin tarafından indirilmiştir. Sakın şüphelenenlerden olma!
[006.114](EM) Allah, size Kitab'ı (Kur'ân'ı) açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur'ân'ın, gerçekten Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde sakın şüphe edenlerden olma.
[006.114](SA) Allâh, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiş iken O'ndan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, O(Kur'a)nın, gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler, hiç kuşkulananlardan olma.

[006.115](AA) æóÊóãøóÊú ßóáöãóÊõ ÑóÈøößó ÕöÏúÞðÇ æóÚóÏúáÇð áÇøó ãõÈóÏøöáö áößóáöãóÇÊöåö æóåõæó ÇáÓøóãöíÚõ ÇáúÚóáöíãõ
[006.115](AU) Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.
[006.115](DV) Rabbinin sozu, dogruluk ve adaletle tamamlandi. O'nun sozlerini degistirebilecek yoktur. O, isitir ve bilir.
[006.115](EH) Rabbinin sözü, doğrulukça da adaletçe de tam kemalindedir. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir.
[006.115](EM) Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir.
[006.115](SA) Rabbinin sözü hem doğruluk, hem de adâlet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir.

[006.116](AA) æóÅöä ÊõØöÚú ÃóßúËóÑó ãóä Ýöí ÇáÃóÑúÖö íõÖöáøõæßó Úóä ÓóÈöíáö Çááøåö Åöä íóÊøóÈöÚõæäó ÅöáÇøó ÇáÙøóäøó æóÅöäú åõãú ÅöáÇøó íóÎúÑõÕõæäó
[006.116](AU) Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler.
[006.116](DV) Yeryuzundekilerin cogunluguna itaat edersen seni Allah yolundan saptirirlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar.
[006.116](EH) Yer(yüzün)dekilerin çoğunluğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar yalnızca zannın ardından gider ve sade atarlar.
[006.116](EM) Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece "zann"a uyarlar ve saçmalarlar.
[006.116](SA) Yeryüzünde bulunan(insan)ların çoğuna uysan, seni Allâh'ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zannediyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.

[006.117](AA) Åöäøó ÑóÈøóßó åõæó ÃóÚúáóãõ ãóä íóÖöáøõ Úóä ÓóÈöíáöåö æóåõæó ÃóÚúáóãõ ÈöÇáúãõåúÊóÏöíäó
[006.117](AU) Muhakkak ki senin Rabbin, evet O, kendi yolundan sapanı en iyi bilendir. O, doğru yolda gidenleri de iyi bilendir.
[006.117](DV) Dogrusu Rabbin, yolundan kimin saptigini daha iyi bilir. Dogru yolda olanlari da en iyi O bilir.
[006.117](EH) Şüphesiz Rabbin kimin yolundan saptığını en iyi bilendir, doğru yoldan gidenleri en iyi bilen de O'dur.
[006.117](EM) Şüphesiz ki Rabbin, yolundan kimlerin saptığını çok iyi bilir. O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.
[006.117](SA) Rabbin, (evet) O, yolundan sapan(lar)ı çok iyi bilir ve O, yolda olan(lar)ı çok iyi bilir.

[006.118](AA) ÝóßõáõæÇú ãöãøóÇ ÐõßöÑó ÇÓúãõ Çááøåö Úóáóíúåö Åöä ßõäÊõãú ÈöÂíóÇÊöåö ãõÄúãöäöíäó
[006.118](AU) Allah'ın âyetlerine inanıyorsanız, üzerine O'nun adı anılarak kesilenlerden yeyin.
[006.118](DV) Allah'in ayetlerine inaniyorsaniz, uzerine Allah'in adi anilmis olan seyden yiyin.
[006.118](EH) O halde eğer O'nun ayetlerine inanıyorsanız, üzerine Allah'ın adı anılmış olanlardan yiyin.
[006.118](EM) Eğer Allah'ın âyetlerine iman ediyorsanız, Allah'ın adı anılarak kesilen hayvanlardan yiyin.
[006.118](SA) O halde Allâh'ın âyetlerine inanıyorsanız, üzerine O'nun adı anılan(hayvan)lardan yeyiniz.

[006.119](AA) æóãóÇ áóßõãú ÃóáÇøó ÊóÃúßõáõæÇú ãöãøóÇ ÐõßöÑó ÇÓúãõ Çááøåö Úóáóíúåö æóÞóÏú ÝóÕøóáó áóßõã ãøóÇ ÍóÑøóãó Úóáóíúßõãú ÅöáÇøó ãóÇ ÇÖúØõÑöÑúÊõãú Åöáóíúåö æóÅöäøó ßóËöíÑÇð áøóíõÖöáøõæäó ÈöÃóåúæóÇÆöåöã ÈöÛóíúÑö Úöáúãò Åöäøó ÑóÈøóßó åõæó ÃóÚúáóãõ ÈöÇáúãõÚúÊóÏöíäó
[006.119](AU) Üzerine Allah'ın adı anılıp kesilenden yememenize sebep ne? Oysa Allah, çaresiz yemek zorunda kaldığınız dışında, haram kıldığı şeyleri size açıklamıştır. Doğrusu bir çokları bilgisizce kendi kötü arzularına uyarak saptırıyorlar. Muhakkak ki Rabbin haddi aşanları çok iyi bilir.
[006.119](DV) Size ne oluyor ki, Allah size darda kalmanizin disinda, haram olanlari genisce anlatmisken adinin uzerine anildigi seyden yemiyorsunuz? Dogrusu cogunluk, heva ve heveslerine uyarak, bilmeden sapitiyorlar. Asiri gidenleri en iyi bilen Rabbindir.
[006.119](EH) O, size, çaresiz kaldığınız haller dışında, yasakladığı şeylerin tümünü ayrıntılı olarak bildirmişken, üzerine Allah'ın adı anılmış olanlardan niye yemeyeceksiniz? Evet, birçokları bildiklerinden değil, yalnızca çarpık arzularıyla insanları sapıklığa düşürüyorlar. Şüphesiz o ölçüyü aşanları en iyi bilen Rabbindir.
[006.119](EM) Size ne oluyor da Allah'ın adı anılarak kesilenlerden yemiyorsunuz? Halbuki O size, mecbur kalmanızın dışında haram olan şeyleri genişce açıklamıştır. Doğrusu birçokları bilmeden keyiflerine uyarak insanları doğru yoldan saptırıyorlar. Muhakkak ki, Rabbin, sınırı aşanları çok iyi bilir.
[006.119](SA) Üzerine Allâh'ın adı anılmış olanlardan niçin yemeyesiniz? Çaresiz yemek zorunda kaldıklarınız dışında, size harâm kıldığı şeyleri (Allâh) size açıklamıştır. Doğrusu birçokları, bilmeden keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar. Muhakkak ki Rabbin, (evet) O, sınırı aşanları çok iyi bilir.

[006.120](AA) æóÐóÑõæÇú ÙóÇåöÑó ÇáÅöËúãö æóÈóÇØöäóåõ Åöäøó ÇáøóÐöíäó íóßúÓöÈõæäó ÇáÅöËúãó ÓóíõÌúÒóæúäó ÈöãóÇ ßóÇäõæÇú íóÞúÊóÑöÝõæäó
[006.120](AU) Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir.
[006.120](DV) Gunahin acigini da gizlisini de birakin. Gunah kazananlar, kazandiklarina karsilik suphesiz ceza goreceklerdir.
[006.120](EH) Günahın açığını da gizlisini de bırakın, çünkü günah kazananlar, yarın kazandıkları günahın cezasını kesinlikle çekeceklerdir.
[006.120](EM) Günahın açığını da, gizlisini de bırakın! Günah kazananlar, yaptıklarının cezasını çekecekler.
[006.120](SA) Günâhın açığını da, gizlisini de bırakın! Günâh kazananlar, yaptıklarının cezâsını çekeceklerdir.

[006.121](AA) æóáÇó ÊóÃúßõáõæÇú ãöãøóÇ áóãú íõÐúßóÑö ÇÓúãõ Çááøåö Úóáóíúåö æóÅöäøóåõ áóÝöÓúÞñ æóÅöäøó ÇáÔøóíóÇØöíäó áóíõæÍõæäó Åöáóì ÃóæúáöíóÂÆöåöãú áöíõÌóÇÏöáõæßõãú æóÅöäú ÃóØóÚúÊõãõæåõãú Åöäøóßõãú áóãõÔúÑößõæäó
[006.121](AU) Üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Kuşkusuz bu büyük günahtır. Gerçekten şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de Allah'a ortak koşanlar olursunuz.
[006.121](DV) Uzerine Allah'in adinin anilmadigi kesilmis hayvanlari yemeyin, bunu yapmak Allah'in yolundan cikmaktir. Dogrusu seytanlar sizinle tartismalari icin dostlarina fisildarlar, eger onlara itaat ederseniz suphesiz siz musrik olursunuz.
[006.121](EH) Üzerlerine Allah'ın adı anılmamış olanlardan yemeyin; çünkü o, kesinlikle Allah'ın emrinden çıkmaktır. Bununla birlikte şeytanlar kendi dostlarına sizinle tartışmaları için mutlaka telkinde bulunacaklardır. Eğer onlara uyarsanız, şüphesiz siz de Allah'a ortak koşanlardan olursunuz.
[006.121](EM) Üzerlerine Allah'ın ismi anılmamış olanlardan yemeyin, çünkü onu yemek yoldan çıkmaktır. Şeytanlar, dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız, muhakkak ki, Allah'a ortak koşanlardan olursunuz.
[006.121](SA) (Kesilirken) üzerine Allâh'ın adı anılmayan(hayvan)lardan yemeyiniz! Çünkü o(nu yemek), yoldan çıkmadır. Şeytânlar, dostlarına, sizinle mücâdele etmelerini fısıldarlar. Eğer onlara uyarsanız, şüphesiz siz de ortak koşanlar(gibi olur)sunuz.

[006.122](AA) Ãóæó ãóä ßóÇäó ãóíúÊðÇ ÝóÃóÍúíóíúäóÇåõ æóÌóÚóáúäóÇ áóåõ äõæÑðÇ íóãúÔöí Èöåö Ýöí ÇáäøóÇÓö ßóãóä ãøóËóáõåõ Ýöí ÇáÙøõáõãóÇÊö áóíúÓó ÈöÎóÇÑöÌò ãøöäúåóÇ ßóÐóáößó Òõíøöäó áöáúßóÇÝöÑöíäó ãóÇ ßóÇäõæÇú íóÚúãóáõæäó
[006.122](AU) Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu! İşte kâfirlere yaptıkları böyle süslü gösterilmiştir.
[006.122](DV) Olu iken kalbini diriltip, insanlar arasinda yururken onunu aydinlatacak bir nur verdigimiz kimsenin durumu, karanliklarda kalip cikamayan kimsenin durumu gibi midir? Kafirlere de, isledikleri guzel gosterilmistir.
[006.122](EH) Ölü iken dirilttiğimiz, insanlar arasında yürümesini sağlayan bir aydınlık verdiğimiz kişi, içinden çıkamayacağı karanlıklarda kalan kişi gibi olur mu hiç? Fakat kafirlere yaptıkları işler öyle yaldızlı gösterilmektedir.
[006.122](EM) Ölü iken hidayetle dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nûr verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp, ondan çıkamayan kimse gibi olur mu? Fakat kâfirlere, yaptıkları, böyle süslü gösterilir.
[006.122](SA) Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayan kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere, yaptıkları (işler), öyle süslü gösterilmiştir.

[006.123](AA) æóßóÐóáößó ÌóÚóáúäóÇ Ýöí ßõáøö ÞóÑúíóÉò ÃóßóÇÈöÑó ãõÌóÑöãöíåóÇ áöíóãúßõÑõæÇú ÝöíåóÇ æóãóÇ íóãúßõÑõæäó ÅöáÇøó ÈöÃóäÝõÓöåöãú æóãóÇ íóÔúÚõÑõæäó
[006.123](AU) Böylece biz, her kasabada, oralarda bozgunculuk yapmaları için, günahkârlarını liderler yaptık. Onlar yalnız kendilerini aldatırlar, ama farkında olmazlar.
[006.123](DV) Bunun gibi, her kasabanin bir takim ileri gelenlerini orada hile yapan suclular kildik. Oysa yalniz kendilerine hile yaparlar da farkina varmazlar.
[006.123](EH) Böylece her şehirde o şehrin günahkarlarının büyüklerini, orada hilekarlık yapsınlar diye, işbaşında bulundurmaktayız. Oysa onlar, hilekarlığı başkalarına değil, kendilerine yapıyorlar da farkına varamıyorlar.
[006.123](EM) Böylece, her kentte ileri gelenleri, oranın suçluları yaptık ki, orada hileler çevirsinler. Halbuki bunlar, kötülüğü başkasına değil kendilerine yapıyorlar da farkına varmıyorlar.
[006.123](SA) Böylece her kentin büyüklerini, oranın suçluları yaptık ki, orada tuzak kursunlar (her kentin ileri gelenlerine, tuzak kurmaları için fırsat verdik). Onlar kendilerinden başkasına tuzak kurmuyorlar, ama farkında değiller.

[006.124](AA) æóÅöÐóÇ ÌóÇÁÊúåõãú ÂíóÉñ ÞóÇáõæÇú áóä äøõÄúãöäó ÍóÊøóì äõÄúÊóì ãöËúáó ãóÇ ÃõæÊöíó ÑõÓõáõ Çááøåö Çááøåõ ÃóÚúáóãõ ÍóíúËõ íóÌúÚóáõ ÑöÓóÇáóÊóåõ ÓóíõÕöíÈõ ÇáøóÐöíäó ÃóÌúÑóãõæÇú ÕóÛóÇÑñ ÚöäÏó Çááøåö æóÚóÐóÇÈñ ÔóÏöíÏñ ÈöãóÇ ßóÇäõæÇú íóãúßõÑõæäó
[006.124](AU) Onlara bir âyet geldiğinde, Allah'ın elçilerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe kesinlikle inanmayız, dediler. Allah, peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.
[006.124](DV) Onlara bir ayet geldigi zaman, "Allah'in peygamberlerine verilen size de verilmedikce inanmayiz" derler. Allah, peygamberligini verecegi kimseyi daha iyi bilir. Suc isleyenlere Allah katindan bir asagilik ve hilelerinden oturu de siddetli bir azap erisecektir.
[006.124](EH) Onlara bir ayet geldiği zaman, "Allah'ın peygamberlerine verilen peygamberlik aynen bizlere verilmedikçe sana asla inanmayacağız." diyorlar. Allah, peygamberliğini kime vereceğini en iyi bilendir. Hilekarlıklarından dolayı, öyle günahkarlara, yarın Allah yanında hem bir küçüklük hem de çok çetin bir azap isabet edecek.
[006.124](EM) Onlara bir âyet geldiği zaman: "Allah'ın peygamberlerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe iman etmeyiz" derler. Allah peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suçlu olanlara, yaptıkları hilelerinden dolayı Allah katından bir zillet ve şiddetli bir azap erişecektir.
[006.124](SA) Onlara bir âyet gelince: "Allâh'ın elçilerine verilenin aynı bize de verilmedikçe kat'iyyen inanmayız!" dediler. Allâh, mesajını koyacağı yeri (elçilik görevini kime vereceğini) bilir. Suç işleyenlere Allâh katında bir aşağılık ve yaptıkları hileye karşı çetin bir azâb erişecektir.

[006.125](AA) Ýóãóä íõÑöÏö Çááøåõ Ãóä íóåúÏöíóåõ íóÔúÑóÍú ÕóÏúÑóåõ áöáÅöÓúáÇóãö æóãóä íõÑöÏú Ãóä íõÖöáøóåõ íóÌúÚóáú ÕóÏúÑóåõ ÖóíøöÞðÇ ÍóÑóÌðÇ ßóÃóäøóãóÇ íóÕøóÚøóÏõ Ýöí ÇáÓøóãóÇÁ ßóÐóáößó íóÌúÚóáõ Çááøåõ ÇáÑøöÌúÓó Úóáóì ÇáøóÐöíäó áÇó íõÄúãöäõæäó
[006.125](AU) Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm'a açar; kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. Allah inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir.
[006.125](DV) Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini Islamiyet'e acar, kimi de saptirmak isterse, goge yukseliyormus gibi, kalbini dar ve sikintili kilar. Allah Boylece, inanmayanlari kufur batakliginda birakir.
[006.125](EH) Allah, her kimi doğru yola erdirmek isterse, onun gönlünü islama açar. Her kimi de sapıklığa bırakmak isterse onun kalbini daraltır, öyle sıkıştırır ki, sanırsın öfkesinden göğe çıkacak. Allah imana gelmeyenleri o murdarlık içinde hep böyle bırakır.
[006.125](EM) Allah kimi hidayete erdirmek isterse, onun gönlünü İslâm'a açar. Kimi de saptırmak isterse, sanki göğe yükseliyormuş gibi, göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Allah, inanmayanları işte böyle pislik içinde bırakır.
[006.125](SA) Allâh kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslâm'a açar, kimi de saptırmak isterse onun göğsünü, (o kimse) göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. Allâh. inanmayanların üstüne işte böyle pislik (sıkıntı) çökertir.

[006.126](AA) æóåóÐóÇ ÕöÑóÇØõ ÑóÈøößó ãõÓúÊóÞöíãðÇ ÞóÏú ÝóÕøóáúäóÇ ÇáÂíóÇÊö áöÞóæúãò íóÐøóßøóÑõæäó
[006.126](AU) Bu (din), Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz, öğüt alacak bir kavim için âyetleri ayrıntılı olarak açıkladık.
[006.126](DV) Rabbinin, dosdogru yolu iste budur. Ibret alan kimselere ayetleri uzun uzadiya acikladik.
[006.126](EH) Bu islamiyet, doğrudan doğruya Rabbinin yoludur. Gerçekten aklını başına alacak bir kavme ayetleri ayrıntılarıyla açıkladık.
[006.126](EM) İşte Rabbinin doğru yolu budur. Şüphesiz biz, hatırlayıp ibret alan bir kavim için âyetleri geniş bir şekilde açıkladık.
[006.126](SA) İşte Rabbinin doğru yolu budur. Biz, öğüt alanlar için âyetleri geniş geniş açıkladık.

[006.127](AA) áóåõãú ÏóÇÑõ ÇáÓøóáÇóãö ÚöäÏó ÑóÈøöåöãú æóåõæó æóáöíøõåõãú ÈöãóÇ ßóÇäõæÇú íóÚúãóáõæäó
[006.127](AU) Rableri katında onlara esenlik yurdu (cennet) vardır.Ve yapmakta oldukları (güzel) işler sebebiyle Allah onların dostudur.
[006.127](DV) Rablerinin katinda selamet yurdu onlarindir. O, islediklerinden oturu onlarin dostudur.
[006.127](EH) Rablerinin katında "Selam yurdu" onlarındır. Bütün yapacakları işlerde kendilerinin velisi de O'dur.
[006.127](EM) Onlar için Rableri katında selâmet yurdu vardır. Yaptıkları iyi amellerden dolayı, Allah onların dostudur.
[006.127](SA) Rableri katında esenlik yurdu onlarındır. Yaptıkları (güzel) işlerden dolayı O, onların dostudur.

[006.128](AA) æóíóæúãó íöÍúÔõÑõåõãú ÌóãöíÚðÇ íóÇ ãóÚúÔóÑó ÇáúÌöäøö ÞóÏö ÇÓúÊóßúËóÑúÊõã ãøöäó ÇáÅöäÓö æóÞóÇáó ÃóæúáöíóÂÄõåõã ãøöäó ÇáÅöäÓö ÑóÈøóäóÇ ÇÓúÊóãúÊóÚó ÈóÚúÖõäóÇ ÈöÈóÚúÖò æóÈóáóÛúäóÇ ÃóÌóáóäóÇ ÇáøóÐöíó ÃóÌøóáúÊó áóäóÇ ÞóÇáó ÇáäøóÇÑõ ãóËúæóÇßõãú ÎóÇáöÏöíäó ÝöíåóÇ ÅöáÇøó ãóÇ ÔóÇÁ Çááøåõ Åöäøó ÑóÈøóßó Íóßöíãñ Úóáíãñ
[006.128](AU) Allah, onların hepsini bir araya topladığı gün, "Ey cinler (şeytanlar) topluluğu! Siz insanlarla çok uğraştınız" der. Onların, insanlardan olan dostları ise: "Ey Rabbimiz! (Biz) birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık" derler. Allah da buyurur ki: Allah'ın dilediği hariç, içinde ebedî kalacağınız yer ateştir. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, bilendir.
[006.128](DV) Allah hepsini toplayacagi gun, "Ey cin toplulugu! Insanlarin cogunu yoldan cikardiniz" der, insanlardan onlara uymus olanlar, "Rabbimiz! Bir kismimiz bir kismimizdan faydalandik ve bize tayin ettigin surenin sonuna ulastik" derler. "Cehennem, Allah'in dilemesine bagli olarak, temelli kalacaginiz duraginizdir" der. Dogrusu Rabbin hakimdir, bilendir.
[006.128](EH) Onların hepsini toplayıp bir araya getireceği gün: "Ey cin topluluğu, gerçekten şu insanlara çok çektirdiniz!" diyecek, insanlardan onların yardakçıları da: "Ey Rabbimiz, biz birbirimizden yararlandık ve bizim için kararlaştırdığın ecele ulaştık." diyecekler. Allah: "Sizin ikametgahınız, Allah'ın dilediği zamanlardan başka, ebedi kalmak üzere ateştir. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, herşeyi bilendir."
[006.128](EM) (Allah), onların hepsini topladığı gün, cinlere: "Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız" der. İnsanlardan cinlerin dostu olanlar da şöyle derler: "Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Nihayet bize tayin ettiğin vademize ulaştık". Allah da:"Sizin durağınız cehennemdir. Orada, Allah'ın dilemesi müstesna, ebedi olarak kalacaksınız" der. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.
[006.128](SA) Hepsini bir araya toplayacağı gün: "Ey cin(şeytân)lar topluluğu, (der), siz insanlarla çok uğraştınız." Onların, insan dostları derler ki: "Rabbimiz, birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık." (Allâh da) buyurur ki "Durağınız ateştir. Allâh'ın, dile(yip affet)mesi hariç, orada ebedi kalacaksınız." Şüphesiz Rabbin hüküm ve hikmet sâhibidir, bilendir.

[006.129](AA) æóßóÐóáößó äõæóáøöí ÈóÚúÖó ÇáÙøóÇáöãöíäó ÈóÚúÖðÇ ÈöãóÇ ßóÇäõæÇú íóßúÓöÈõæäó
[006.129](AU) İşte böylece işledikleri günahlardan ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız.
[006.129](DV) Zalimlerin bir kismini, kazandiklarindan oturu diger bir kismina boylece musallat ederiz.
[006.129](EH) İşte Biz, işleyip kazandıkları günahlardan dolayı zalimlerden kimini kimine dost ederiz.
[006.129](EM) İşte biz böylece, kazandıkları günahlardan dolayı zalimlerin bir kısmını, diğer bir kısmına dost yaparız.
[006.129](SA) İşte kazandıkları(günâhları)ndan ötürü zâlimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine böyle takarız.

[006.130](AA) íóÇ ãóÚúÔóÑó ÇáúÌöäøö æóÇáÅöäÓö Ãóáóãú íóÃúÊößõãú ÑõÓõáñ ãøöäßõãú íóÞõÕøõæäó Úóáóíúßõãú ÂíóÇÊöí æóíõäÐöÑõæäóßõãú áöÞóÇÁ íóæúãößõãú åóÐóÇ ÞóÇáõæÇú ÔóåöÏúäóÇ Úóáóì ÃóäÝõÓöäóÇ æóÛóÑøóÊúåõãõ ÇáúÍóíóÇÉõ ÇáÏøõäúíóÇ æóÔóåöÏõæÇú Úóáóì ÃóäÝõÓöåöãú Ãóäøóåõãú ßóÇäõæÇú ßóÇÝöÑöíäó
[006.130](AU) Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi! Derler ki: "Kendi aleyhimize şahitlik ederiz." Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.
[006.130](DV) Ey cin ve insan toplulugu! Size ayetlerimi anlatan, bugunle karsilasmanizdan sizi uyaran peygamberler gelmedi mi? "Kendi hakkimizda sahidiz" derler. Dunya hayati onlari aldatti da inkarci olduklarina, kendi aleyhlerinde sahidlik ettiler.
[006.130](EH) Ey cin ve insan topluluğu, size ayetlerimizi anlatan ve bu gününüzün geleceğini haber veren peygamberler gelmedi mi? Onlar: "Ey Rabbimiz, biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz." diyecekler. Dünya hayatı onları aldattı da kendi aleyhlerine kafir olduklarına şahitlik ettiler.
[006.130](EM) (Allah) "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" deyince onlar: "Kendi aleyhimize şahidiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduklarına şahitlik ettiler.
[006.130](SA) Ey cin ve insan topluluğu, içinizden, size âyetlerimi anlatan ve bugününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran elçiler gelmedi mi? "Kendi aleyhimize şâhidiz." dediler. Dünyâ hayâtı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduklarına şâhidlik ettiler.

[006.131](AA) Ðóáößó Ãóä áøóãú íóßõä ÑøóÈøõßó ãõåúáößó ÇáúÞõÑóì ÈöÙõáúãò æóÃóåúáõåóÇ ÛóÇÝöáõæäó
[006.131](AU) Gerçek şu ki: Halkı habersizken, Rabbin haksızlık ile ülkeleri helâk edici değildir.
[006.131](DV) Bu, haberleri yokken kasabalar halkini Allah'in haksiz yere yok etmeyeceginden dolayidir.
[006.131](EH) Bu, Rabbinin ülkeleri onların halkı habersiz iken, yani onları uyarmadan haksız yere helak edici olmamasından ileri gelmektedir.
[006.131](EM) Bu (şundan dolayıdır ki) Rabbin, halkı habersiz iken ülkeleri zulüm ile helak edici değildir.
[006.131](SA) Bu böyledir, çünkü Rabbin, halkı habersiz iken ülkeleri zulüm ile helâk edici değildir.

[006.132](AA) æóáößõáøò ÏóÑóÌóÇÊñ ãøöãøóÇ ÚóãöáõæÇú æóãóÇ ÑóÈøõßó ÈöÛóÇÝöáò ÚóãøóÇ íóÚúãóáõæäó
[006.132](AU) Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.
[006.132](DV) Islediklerine karsilik her birinin dereceleri vardir. Rabbin onlarin islediklerinden habersiz degildir.
[006.132](EH) Herkesin yaptıklarından dolayı dereceler vardır. Rabbin ne yaptıklarından habersiz de değildir.
[006.132](EM) Her birinin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.
[006.132](SA) Her birinin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabbin, onların yaptıklarından habersiz değildir.

[006.133](AA) æóÑóÈøõßó ÇáúÛóäöíøõ Ðõæ ÇáÑøóÍúãóÉö Åöä íóÔóÃú íõÐúåöÈúßõãú æóíóÓúÊóÎúáöÝú ãöä ÈóÚúÏößõã ãøóÇ íóÔóÇÁ ßóãóÇ ÃóäÔóÃóßõã ãøöä ÐõÑøöíøóÉö Þóæúãò ÂÎóÑöíäó
[006.133](AU) Rabbin zengindir, rahmet sahibidir. Dilerse sizi yok eder ve sizi başka bir kavmin zürriyetinden yarattığı gibi sizden sonra yerinize dilediği bir kavmi yaratır.
[006.133](DV) Rabbin Mustagni ve rahmet sahibidir. Dilerse, sizi baska bir milletin soyundan getirdigi gibi, sizi yok eder, diledigini yerinize getirir.
[006.133](EH) Rabbin zengindir, merhametlidir. Yoksa, dilerse, sizi ortadan kaldırır ve nasıl ki, sizi başka bir kavmin soyundan getirdi ise, arkanıdan yerinize dilediğini getirir.
[006.133](EM) Rabb'ın, hiçbir şeye muhtaç değildir, merhamet sahibidir. Sizi, başka bir kavmin soyundan getirdiği gibi, dilerse, sizi de yok edip, sizden sonra yerinize dilediğini getirir.
[006.133](SA) Rabbin zengin, rahmet sâhibidir. Dilerse sizi götürür, sizi nasıl başka bir topluluğun soyundan yarattı ise, sizden sonra da dilediğini (yaratıp) sizin yerinize getirir.

[006.134](AA) Åöäøó ãóÇ ÊõæÚóÏõæäó áÂÊò æóãóÇ ÃóäÊõã ÈöãõÚúÌöÒöíäó
[006.134](AU) Size vadedilen mutlaka gelecektir; siz bunu önleyemezsiniz.
[006.134](DV) Size vadedilen, mutlaka yerine gelecektir; siz O'nu aciz kilamazsiniz.
[006.134](EH) Size yapılan tehdit, kesinlikle başınıza gelecektir; siz onun önüne geçemezsiniz.
[006.134](EM) Size vaad edilenler muhakkak gelecektir, siz, onun önüne geçemezsiniz.
[006.134](SA) Size söylenen uyarı, muhakkak gelecektir, siz onu engelleyemezsiniz.

[006.135](AA) Þõáú íóÇ Þóæúãö ÇÚúãóáõæÇú Úóáóì ãóßóÇäóÊößõãú Åöäøöí ÚóÇãöáñ ÝóÓóæúÝó ÊóÚúáóãõæäó ãóä Êóßõæäõ áóåõ ÚóÇÞöÈóÉõ ÇáÏøöÇÑö Åöäøóåõ áÇó íõÝúáöÍõ ÇáÙøóÇáöãõæäó
[006.135](AU) De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Yurdun (dünyanın) sonunun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar.
[006.135](DV) De ki, "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdigini yapin, dogrusu ben de yapacagim. Sonucun kimin icin hayirli olacagini bileceksiniz. Zulmedenler suphesiz kurtulamazlar."
[006.135](EH) De ki: "Ey kavmim, yapacağınızı bütün kuvvetinizle yapın, ben görevimi yapıyorum. Artık yakında dünya evinin sonunun kimin olacağını bileceksiniz. Şu kesindir ki, zalimler arzularına eremeyeceklerdir."
[006.135](EM) De ki: "Ey kavmim! Gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın, ben de yapıyorum. Yakında (dünya) yurdunun sonunun kimin olduğunu bileceksiniz. Muhakkak zalimler kurtuluşa eremezler".
[006.135](SA) De ki: "Ey kavmim, gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın, ben de yapacağımı yapıyorum. Yakında (dünyâ) yurdu(nu)n sonunun kime âidolacağını bileceksiniz. Zâlimler, asla onmazlar!

[006.136](AA) æóÌóÚóáõæÇú áöáøåö ãöãøöÇ ÐóÑóÃó ãöäó ÇáúÍóÑúËö æóÇáÃóäúÚóÇãö äóÕöíÈðÇ ÝóÞóÇáõæÇú åóÐóÇ áöáøåö ÈöÒóÚúãöåöãú æóåóÐóÇ áöÔõÑóßóÂÆöäóÇ ÝóãóÇ ßóÇäó áöÔõÑóßóÂÆöåöãú ÝóáÇó íóÕöáõ Åöáóì Çááøåö æóãóÇ ßóÇäó áöáøåö Ýóåõæó íóÕöáõ Åöáóì ÔõÑóßóÂÆöåöãú ÓóÇÁ ãóÇ íóÍúßõãõæäó
[006.136](AU) Allah'ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah'a pay ayırıp zanlarınca, bu Allah'a, bu da ortaklarımıza (putlarımıza) dediler. Ortakları için ayrılan Allah'a ulaşmıyor, fakat Allah için ayrılan ortaklarına ulaşıyor! Ne kötü hüküm veriyorlar?
[006.136](DV) Kendi zanlarina gore, "Bu Allah'indir, bu da putlarimizindir" diyerek, Allah'in yarattigi hayvanlar ve ekinlerden pay ayirdilar. Putlari icin ayirdiklari Allah icin verilmez, ama Allah icin ayirdiklari putlarina verilirdi; ne kotu hukum veriyorlardi!
[006.136](EH) Tutup Allah'ın yarattığı ekin ve davardan ona bir pay ayırdılarve kendi yanlış kanaatlerince: "Bu Allah için, bu da ortaklarımız için." dediler. Fakat ortakları için olanlar Allah tarafına geçmez, Allah için yarılmış olan ise, ortaklarının tarafına geçer. Ne kötü hüküm yürütüyorlar!
[006.136](EM) Allah'ın yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah'a bir hisse ayırmakta ve kendilerince: "Bu, Allah'a ait; şu da ortaklarımıza ait" demektedirler. Ortakları için olan hisse Allah'a ulaşmamakta, fakat Allah'a ayrılan hisse ortaklarına ulaşmaktadır. Verdikleri hüküm ne kötüdür.
[006.136](SA) Allâh'ın yarattığı, ekin(ler)den ve hayvanlardan Allah'a pay ayırdılar. Zanlarınca: "Bu Allah'a, bu da ortaklarımıza" dediler. Ortakları için ayrılan Allah'a ulaşmıyor, fakat Allâh için ayrılan, ortaklarına ulaşıyor. Ne kötü hüküm veriyorlar !

[006.137](AA) æóßóÐóáößó Òóíøóäó áößóËöíÑò ãøöäó ÇáúãõÔúÑößöíäó ÞóÊúáó ÃóæúáÇóÏöåöãú ÔõÑóßóÂÄõåõãú áöíõÑúÏõæåõãú æóáöíóáúÈöÓõæÇú Úóáóíúåöãú Ïöíäóåõãú æóáóæú ÔóÇÁ Çááøåõ ãóÇ ÝóÚóáõæåõ ÝóÐóÑúåõãú æóãóÇ íóÝúÊóÑõæäó
[006.137](AU) Bunun gibi ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını (kızlarını) öldürmeyi hoş gösterdi ki, hem kendilerini mahvetsinler hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar! Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Öyle ise onları uydurdukları ile başbaşa bırak!
[006.137](DV) Boylece, putlara hizmet edenler, puta tapanlarin cogunu helake suruklemek, dinlerini karma karisik etmek icin cocuklarini oldurmelerini onlara iyi gostermislerdir. Allah dileseydi bunu yapamazlardi. Sen onlari ve iftiralarini bir tarafa birak.
[006.137](EH) Yine bunun gibi, Allah'a ortak koşanlardan çoğuna çocuklarını öldürmeyi de o taptıkları ortaklar, hem onları helak etmek hem de dinlerini karma karışık etmek için iyi birşeymiş gibi gösterdiler. Allah dileseydi, bunu yapmazlardı. O halde onları uydurdukları kanunlarla başbaşa bırak ne halleri varsa görsünler.
[006.137](EM) Yine ortakları, müşriklerden çoğuna evlatlarını öldürmeyi güzel gösterdi ki, hem kendilerini mahvetsinler, hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları, uydurduklarıyla baş başa bırak!
[006.137](SA) Yine ortakları, müşriklerden çoğuna evlâdlarını öldürmeyi süslü gösterdiler ki (böylece) hem onları mahvetsinler, hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar. Allâh dileseydi bunu yapamazlardı. Öyleyse onları, uydurduklarıyle baş başa bırak!

[006.138](AA) æóÞóÇáõæÇú åóÐöåö ÃóäúÚóÇãñ æóÍóÑúËñ ÍöÌúÑñ áÇøó íóØúÚóãõåóÇ ÅöáÇøó ãóä äøÔóÇÁ ÈöÒóÚúãöåöãú æóÃóäúÚóÇãñ ÍõÑøöãóÊú ÙõåõæÑõåóÇ æóÃóäúÚóÇãñ áÇøó íóÐúßõÑõæäó ÇÓúãó Çááøåö ÚóáóíúåóÇ ÇÝúÊöÑóÇÁ Úóáóíúåö ÓóíóÌúÒöíåöã ÈöãóÇ ßóÇäõæÇú íóÝúÊóÑõæäó
[006.138](AU) Onlar saçma düşüncelerine göre dediler ki: "Bu (tanrılar için ayrılan) hayvanlarla ekinler haramdır. Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da binilmesi yasaklanmış hayvanlardır." Birtakım hayvanlar da vardır ki, (Allah böyle emrediyor diye) O'na iftira ederek üzerlerine Allah'ın adını anmazlar. Yapmakta oldukları iftiraları yüzünden Allah onları cezalandıracaktır.
[006.138](DV) Bu hayvanlar ve ekinleri diledigimizden baskasinin yemesi yasaktir; bir kisim hayvanlarin sirtlarina yuk vurmak da haramdir iddiasinda bulunarak ve bir kisim hayvanlari keserken de Allah'in adini anmamak suretiyle O'na iftira ederler. Allah, yaptiklari iftiralara karsi onlari cezalandiracaktir.
[006.138](EH) Onlar bozuk kanaatleriyle: "Şunlar ilişilmez hayvanlar ve ekinlerdir. Onları, ancak dilediğimiz kişilere yedireceğiz. Şunlar da sırtlarına binilmesi ve yük taşınması haram edilmiş hayvanlardır." dediler. Diğer bir takım hayvanları da Allah'ın adını anmadan keserler. Bütün bunları Allah'a iftira ederek yaparlar. İftira etmeleri yüzünden Allah yakında cezalarını verecek.
[006.138](EM) Zanlarınca dediler ki:"Bunlar dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir. Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da sırtına binilmesi yasaklanmış hayvanlar." Bir kısım hayvanları da üzerlerine Allah'ın adını anmadan boğazlarlar. Bütün bunları Allah'a iftira ederek yaparlar. Allah onları iftiralarıyla cezalandıracaktır.
[006.138](SA) Zanlarınca dediler ki: "Bunlar dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir. Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da sırtı(na binilmesi) yasaklanmış hayvanlar." Bir kısım hayvanları da üzerlerine Allâh'ın adını anmaz(dan boğazlar)lar. (Bütün bunları) Allah'a iftirâ ederek (ortaya çıkardılar. Allâh) Onları iftirâlarıyle cezâlandıracaktır.

[006.139](AA) æóÞóÇáõæÇú ãóÇ Ýöí ÈõØõæäö åóÐöåö ÇáÃóäúÚóÇãö ÎóÇáöÕóÉñ áøöÐõßõæÑöäóÇ æóãõÍóÑøóãñ Úóáóì ÃóÒúæóÇÌöäóÇ æóÅöä íóßõä ãøóíúÊóÉð Ýóåõãú Ýöíåö ÔõÑóßóÇÁ ÓóíóÌúÒöíåöãú æóÕúÝóåõãú Åöäøóåõ Íößöíãñ Úóáöíãñ
[006.139](AU) Dediler ki: "Şu hayvanların karınlarında olanlar yalnız erkeklerimize aittir, kadınlarımıza ise haram kılınmıştır. Şayet (yavru) ölü doğarsa, o zaman (kadın erkek) hepsi onda ortaktır." Allah bu değerlendirmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz ki O hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
[006.139](DV) Bu hayvanlarin karinlarinda olan yavrular yalniz erkeklerimize muhsus olup, eslerimize yasaktir. Olu dogacak olursa hepsi ona ortak olurlar dediler. Allah bu turlu sozlerin cezasini verecektir, cunku O hakimdir, bilendir.
[006.139](EH) Birde: "Şu hayvanların karnındaki yavrular, sadece erkeklerimize ait olup kadınlarımıza haramdır. Eğer ölü doğarsa hepsi ona ortaktırlar." dediler. Allah, onlara bu isnatlarının cezasını yakında verecektir. Muhakkak O, hikmet sahibidir, herşeyi bilendir.
[006.139](EM) Dediler ki: "Bu hayvanların karınlarındakiler sadece erkeklerimize ait olup kadınlarımıza haramdır". Eğer ölü doğarsa o zaman hepsi onda ortaktır. Bu nitelemelerinden dolayı Allah onların cezasını verecektir. Çünkü O hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.
[006.139](SA) Dediler ki: "Bu hayvanların karınlarında olanlar, yalnız erkeklerimize âittir, kadınlarımıza harâmdır". Eğer (hayvanın karnındaki yavru) ölü doğarsa, o zaman hepsi onda ortaktır. Bu nitelendirmelerinden dolayı Allâh onların cezâsını verecektir. Çünkü O, hüküm ve hikmet sâhibidir, bilendir.

[006.140](AA) ÞóÏú ÎóÓöÑó ÇáøóÐöíäó ÞóÊóáõæÇú ÃóæúáÇóÏóåõãú ÓóÝóåðÇ ÈöÛóíúÑö Úöáúãò æóÍóÑøóãõæÇú ãóÇ ÑóÒóÞóåõãõ Çááøåõ ÇÝúÊöÑóÇÁ Úóáóì Çááøåö ÞóÏú ÖóáøõæÇú æóãóÇ ßóÇäõæÇú ãõåúÊóÏöíäó
[006.140](AU) Bilgisizlikleri yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek (kadınlara) haram kılanlar, muhakkak ki ziyana uğramışlardır. Onlar gerçekten sapmışlardır ve doğru yolu bulacak da değillerdir.
[006.140](DV) Beyinsizlikleri yuzunden, koru korune cocuklarini oldurenler ve Allah'in kendilerine verdigi nimetleri Allah'a iftira ederek haram sayanlar mahvolmuslardir; onlar sapitmislardir, zaten dogru yolda da degillerdi.
[006.140](EH) Bilgisizlik ve düşüncesizlikle çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği nimetleri, Allah'a iftira ederek yasaklayanlar, kesinlikle zarar ettiler. Şüphesiz onlar, yanlış gittiler ve hiçbir zaman muvaffak olamadılar.
[006.140](EM) Bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek haram kılanlar muhakkak ki, ziyana uğradılar. Bunlar, doğru yoldan sapmışlardır; hidayete erecek de değillerdir.
[006.140](SA) Bilgisizlik yüzünden beyinsizce, çocuklarını öldürenler ve Allâh'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftirâ ederek harâm kılanlar muhakkak ki ziyana uğradılar, saptılar, yola gelici de değiller!

[006.141](AA) æóåõæó ÇáøóÐöí ÃóäÔóÃó ÌóäøóÇÊò ãøóÚúÑõæÔóÇÊò æóÛóíúÑó ãóÚúÑõæÔóÇÊò æóÇáäøóÎúáó æóÇáÒøóÑúÚó ãõÎúÊóáöÝðÇ Ãõßõáõåõ æóÇáÒøóíúÊõæäó æóÇáÑøõãøóÇäó ãõÊóÔóÇÈöåðÇ æóÛóíúÑó ãõÊóÔóÇÈöåò ßõáõæÇú ãöä ËóãóÑöåö ÅöÐóÇ ÃóËúãóÑó æóÂÊõæÇú ÍóÞøóåõ íóæúãó ÍóÕóÇÏöåö æóáÇó ÊõÓúÑöÝõæÇú Åöäøóåõ áÇó íõÍöÈøõ ÇáúãõÓúÑöÝöíäó
[006.141](AU) Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur. Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.
[006.141](DV) Cardakli ve cardaksiz baglari inse eden Allah'tir. Tadlari cesitli ekin ve hurmalari, zeytin ve nari birbirine benzer ve benzemez sekilde yaratan O'dur. Urun verdigi zaman urununden yiyin, devsirildigi ve bicildigi gun hakkini verin; israf etmeyin, nk Allah msrifleri sevmez.
[006.141](EH) O çardaklı ve çardaksız cennet misali bağları, tatları ve yemişleri birbirinden farklı ekinleri, hurmaları, zeytinleri, narları, birbirine hem benzer hem benzemez bir şekilde yaratan hep O'dur. Her biri ürün verdiğinde meyvelerinden yiyin. Hasat ve toplama zamanında hakkını da verin, israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez.
[006.141](EM) Asmalı ve asmasız (üzüm) bahçeleri, hurmaları, ürünleri çeşit çeşit ekinleri, zeytinleri ve narları, birbirine benzer ve benzemez biçimde yaratan O'dur. Her biri meyve verince meyvesinden yiyin, hasat günü de hakkını (zekat ve sadakasını) verin; ama israf etmeyin, çünkü O, israf edenleri sevmez.
[006.141](SA) Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurma(ları), ekin(ler)i, zeytinleri, narları -birbirine benzer, benzemez biçimde- yaratan hep O'dur. Her biri meyva verdiği zaman meyvasından yeyin, hasat günü hakkını (sadakasını) verin; fakat israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez!

[006.142](AA) æóãöäó ÇáÃóäúÚóÇãö ÍóãõæáóÉð æóÝóÑúÔðÇ ßõáõæÇú ãöãøóÇ ÑóÒóÞóßõãõ Çááøåõ æóáÇó ÊóÊøóÈöÚõæÇú ÎõØõæóÇÊö ÇáÔøóíúØóÇäö Åöäøóåõ áóßõãú ÚóÏõæøñ ãøõÈöíäñ
[006.142](AU) Hayvanlardan yük taşıyanı ve tüyünden döşek yapılanları yaratan O'dur. Allah'ın size verdiği rızıktan yeyin, şeytanın ardına düşmeyin; şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır.
[006.142](DV) Hayvanlari da yuk ve kesim icin yaratan Allah'tir. Allah'in size verdigi riziktan yiyin, seytana ayak uydurmayin, o size apacik bir dusmandir.
[006.142](EH) Hayvanlardan gerek yük taşıyıcıları, gerekse sergi yapmakta yararlanılacakları yaratan da O'dur. Allah'ın size verdiği rızıklardan yiyin, fakat şeytanın adımlarına uymayın; çünkü o, sizin için açık bir düşmandır.
[006.142](EM) Hayvanlardan da (çeşit çeşit yarattı). Kimi yük taşır, kiminin yününden döşek yapılır. Allah'ın size verdiği rızıktan yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın (peşinden gitmeyin); çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
[006.142](SA) Hayvanlardan da (çeşit çeşit yarattı,) Kimi yük taşır, kiminin tüyünden sergi yapılır. Allâh'ın size verdiği rızıktan yeyin, şeytânın adımlarını izlemeyin (onun peşinden gitmeyin). Zira o, sizin için apaçık bir düşmandır.

[006.143](AA) ËóãóÇäöíóÉó ÃóÒúæóÇÌò ãøöäó ÇáÖøóÃúäö ÇËúäóíúäö æóãöäó ÇáúãóÚúÒö ÇËúäóíúäö Þõáú ÂáÐøóßóÑóíúäö ÍóÑøóãó Ãóãö ÇáÃõäËóíóíúäö ÃóãøóÇ ÇÔúÊóãóáóÊú Úóáóíúåö ÃóÑúÍóÇãõ ÇáÃõäËóíóíúäö äóÈøöÄõæäöí ÈöÚöáúãò Åöä ßõäÊõãú ÕóÇÏöÞöíäó
[006.143](AU) (Dişi ve erkek olarak) sekiz eş yarattı: Koyundan iki, keçiden iki... De ki: O, bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram etti? Eğer doğru iseniz bana ilimle söyleyin.
[006.143](DV) Allah sekiz cift hayvan yaratmistir: Koyundan iki ve keciden iki; de ki: "Iki erkegi mi, yoksa iki disiyi mi veya o iki disinin rahimlerinde bulunan yavrulari mi haram kilmistir? Dogru sozlu iseniz bana bilgiye dayanarak cevap verin."
[006.143](EH) Sekiz çift yarattı: Bir çift koyun, bir çift keçi. De ki: "İki erkeği mi, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerindekini mi haram etti? Eğer doğru söylüyorsanız, bana ilme dayalı bir biçimde haber verin!"
[006.143](EM) Sekiz çift: Koyundan iki, keçiden iki. De ki: "(Allah), iki erkeği mi haram kıldı yoksa iki dişiyi mi, ya da iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı? Eğer doğru iseniz bana ilimle haber verin."
[006.143](SA) Sekiz çift (hayvan): Koyundan iki, keçiden iki. De ki: "(Allâh), iki erkeği mi harâm etti, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin Rahimlerinde bulunan(yavru)ları mı? Eğer doğru iseniz bana bilgi ile haber verin."

[006.144](AA) æóãöäó ÇáÅöÈúáö ÇËúäóíúäö æóãöäó ÇáúÈóÞóÑö ÇËúäóíúäö Þõáú ÂáÐøóßóÑóíúäö ÍóÑøóãó Ãóãö ÇáÃõäËóíóíúäö ÃóãøóÇ ÇÔúÊóãóáóÊú Úóáóíúåö ÃóÑúÍóÇãõ ÇáÃõäËóíóíúäö Ãóãú ßõäÊõãú ÔõåóÏóÇÁ ÅöÐú æóÕøóÇßõãõ Çááøåõ ÈöåóÐóÇ Ýóãóäú ÃóÙúáóãõ ãöãøóäö ÇÝúÊóÑóì Úóáóì Çááøåö ßóÐöÈðÇ áöíõÖöáøó ÇáäøóÇÓó ÈöÛóíúÑö Úöáúãò Åöäøó Çááøåó áÇó íóåúÏöí ÇáúÞóæúãó ÇáÙøóÇáöãöíäó
[006.144](AU) Deveden de iki, sığırdan da iki (yarattı.) De ki: O bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı? Yoksa Allah'ın size böyle vasiyet ettiğine şahit mi oldunuz? Bilgisizce insanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurandan kim daha zalimdir! Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
[006.144](DV) Deveden iki, sigirdan iki yaratmistir; de ki: "Iki erkegi mi, yoksa iki disiyi mi veya o iki disinin rahimlerinde bulunan yavrulari mi haram kilmistir? Yoksa Allah size bunlari buyururken orada mi idiniz?" Insanlari, bilmediklerinden sapitmak icin Allah'a karsi yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim milleti dogru yola eristirmez.
[006.144](EH) Deveden bir çift sığırdan da. De ki: "İki erkeği mi, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerindekini mi haram etti? Yoksa, Allah size bu yasaklamayı emrederken, siz orada mıydınız?" Öyle gerçeği bilmeden insanları yoldan çıkarmak için uydurduğu yalanı Allah'ın üstüne atandan daha zalim kim olabilir? Kesinlikle Allah, zalimleri doğru yola çıkarmaz.
[006.144](EM) Ve deveden iki, sığırdan iki. De ki: (Allah), "İki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi, ya da iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı? Yoksa, Allah'ın size böyle vasiyet ettiğine şahitler mi oldunuz? (O'nun yanında mıydınız?). Böyle hiçbir bilgiye dayanmadan, insanları saptırmak için, Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz Allah, o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez"
[006.144](SA) Ve deveden iki, sığırdan iki. De ki: "İki erkeği mi harâm etti, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin Rahimlerinde bulunan(yavru)ları mı? Yoksa Allâh'ın size böyle vasiyyet ettiğine şâhidler mi oldunuz?" (Allâh, böyle tavsiye ederken siz O'nun yanında mıydınız?) Öyle bilmeden insanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurandan daha zâlim kim olabilir? Allâh o zâlim topluluğu doğru yola iletmez.

[006.145](AA) Þõá áÇøó ÃóÌöÏõ Ýöí ãóÇ ÃõæúÍöíó Åöáóíøó ãõÍóÑøóãðÇ Úóáóì ØóÇÚöãò íóØúÚóãõåõ ÅöáÇøó Ãóä íóßõæäó ãóíúÊóÉð Ãóæú ÏóãðÇ ãøóÓúÝõæÍðÇ Ãóæú áóÍúãó ÎöäÒöíÑò ÝóÅöäøóåõ ÑöÌúÓñ Ãóæú ÝöÓúÞðÇ Ãõåöáøó áöÛóíúÑö Çááøåö Èöåö Ýóãóäö ÇÖúØõÑøó ÛóíúÑó ÈóÇÛò æóáÇó ÚóÇÏò ÝóÅöäøó ÑóÈøóßó ÛóÝõæÑñ ÑøóÍöíãñ
[006.145](AU) De ki: Bana vahyolunanda, leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış birşey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.
[006.145](DV) De ki: "Bana vahyolunanda, les, akitilmis kan, domuz eti ki pistir ve gunah islenerek Allah'tan baskasi adina kesilen hayvandan baskasini yemenin haram olduguna dair bir emir bulamiyorum; fakat darda kalan, baskasinin payina el uzatmamak ve zaruret miktarini asmamak zere bunlardan da yiyebilir." Dogrusu Rabbin bagislar ve merhamet eder.
[006.145](EH) De ki: "Bana vahyolunanlar arasında, ölü, dökülen kan, pisliğin ta kendisi olan domuz eti veya Allah'tan başkasının adı anılarak açık bir günahla kesilmiş hayvandan başkasını, yiyecek bir adama haram kılınmış birşey bulmuyorum. Her kim çaresiz kalırsa, başka bir çaresizin hakkına tecavüz etmek ve zorunlu miktarı aşmamak şartıyla, bunlardan yiyebilir; çünkü Rabbin gerçekten bağışlayan ve merhamet edendir.
[006.145](EM) De ki: "Bana vahyolunanda, (bu haram dediklerinizi) yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, veya akıtılmış kan, yahut domuz eti- ki bu gerçekten pistir yahut Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvan olursa, bunlar haramdır. Ama kim çaresiz kalırsa, (başkasının hakkına) tecavüz etmemek ve zaruret sınırını aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir)" Çünkü Rabbin çok bağışlayandır, merhamet edendir.
[006.145](SA) De ki: Bana vahyolunanda, (bu harâm dediklerinizi) yiyen kimse için harâm edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, yahut akıtılmış kan, yahut domuz eti -ki pistir- ya da Alah'tan başkası adına boğazlanmış bir fısk (murdar olmuş hayvan) olursa başka (bunlar harâmdır). Ama kim çaresiz kalırsa, (başkasının hakkına) saldırmamak ve (zorunluluk) sınırı(nı) aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir). Çünkü Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir.

[006.146](AA) æóÚóáóì ÇáøóÐöíäó åóÇÏõæÇú ÍóÑøóãúäóÇ ßõáøó Ðöí ÙõÝõÑò æóãöäó ÇáúÈóÞóÑö æóÇáúÛóäóãö ÍóÑøóãúäóÇ Úóáóíúåöãú ÔõÍõæãóåõãóÇ ÅöáÇøó ãóÇ ÍóãóáóÊú ÙõåõæÑõåõãóÇ Ãóæö ÇáúÍóæóÇíóÇ Ãóæú ãóÇ ÇÎúÊóáóØó ÈöÚóÙúãò Ðóáößó ÌóÒóíúäóÇåõã ÈöÈóÛúíöåöãú æöÅöäøóÇ áóÕóÇÏöÞõæäó
[006.146](AU) Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu, zulümleri yüzünden onlara verdiğimiz cezâdır. Biz elbette doğru söyleyeniz.
[006.146](DV) Yahudilere tirnakli her hayvani haram kildik. Onlara sigir ve davarin sirt, bagirsak ve kemik yaglari haric, ic yaglarini da haram kildik. Asiri gitmelerinden oturu onlari bu sekilde cezalandirdik. Biz suphesiz dogru sozluyuzdur.
[006.146](EH) Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram ettik. Bir de bunlara sığır ve koyunun, sırtlarında, barsakları üzerinde veya kemiklere yapışık kuyruk kısmının dışındaki yağlarını da haram ettik. Bunu onlara azgınlıkları yüzünden bir ceza yaptık. Şüphesiz Biz, her hususta doğru söyleriz.
[006.146](EM) Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında, yahut bağırsaklarında bulunan, ya da kemiğe karışan yağlar dışında, sığır ve koyunun da, yağlarını onlara haram ettik. Saldırganlıkları yüzünden onları böyle cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz.
[006.146](SA) yahûdilere bütün tırnaklı(hayvan)ları harâm ettik. Sığır ve koyunun da, yağlarını onlara harâm kıldık, yalnız (hayvanların) sırtlarının, yahut bağırsaklarının taşıdığı, ya da kemiğe karışan yağlarını harâm etmedik. Aşırılıkları yüzünden onları böyle cezâlandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz.

[006.147](AA) ÝóÅöä ßóÐøóÈõæßó ÝóÞõá ÑøóÈøõßõãú Ðõæ ÑóÍúãóÉò æóÇÓöÚóÉò æóáÇó íõÑóÏøõ ÈóÃúÓõåõ Úóäö ÇáúÞóæúãö ÇáúãõÌúÑöãöíäó
[006.147](AU) Eğer seni yalanlarlarsa de ki: Rabbiniz geniş bir rahmet sahibidir. Bununla beraber O'nun azabı, suçlular topluluğundan uzaklaştırılamaz.
[006.147](DV) Seni yalanlarlarsa, "Rabbinizin rahmeti genistir; O'nun azabi suclu milletten geri cevrilemez" de.
[006.147](EH) Eğer seni yalanlamaya yeltenirlerse, de ki: "Rabbiniz bitmez tükenmez bir rahmet sahibidir, fakat O'nun kahrı günahkarlar topluluğundan geri çevrilemez.
[006.147](EM) Eğer seni yalanladılarsa, de ki: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. Bununla beraber O'nun azabı da suçlu toplumdan geri çevrilmez."
[006.147](SA) Eğer seni yalanladılarsa, de ki: "Rabbiniz bol rahmet sâhibidir. Fakat O'nun azâbı da suçlu toplumdan geri çevrilmez (gazabı suçluların üzerine bir indi mi, onu kimse geri çeviremez)."

[006.148](AA) ÓóíóÞõæáõ ÇáøóÐöíäó ÃóÔúÑóßõæÇú áóæú ÔóÇÁ Çááøåõ ãóÇ ÃóÔúÑóßúäóÇ æóáÇó ÂÈóÇÄõäóÇ æóáÇó ÍóÑøóãúäóÇ ãöä ÔóíúÁò ßóÐóáößó ßóÐøóÈó ÇáøóÐöíäó ãöä ÞóÈúáöåöã ÍóÊøóì ÐóÇÞõæÇú ÈóÃúÓóäóÇ Þõáú åóáú ÚöäÏóßõã ãøöäú Úöáúãò ÝóÊõÎúÑöÌõæåõ áóäóÇ Åöä ÊóÊøóÈöÚõæäó ÅöáÇøó ÇáÙøóäøó æóÅöäú ÃóäÊõãú ÅóáÇøó ÊóÎúÑõÕõæäó
[006.148](AU) Putperestler diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de aynı şekilde (peygamberleri) yalanladılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi var mı? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.
[006.148](DV) Puta tapanlar, "Allah dileseydi babalarimiz ve biz puta tapmaz ve hicbir seyi haram kilmazdik" diyecekler; onlardan oncekiler de, Bizim siddetli azabimizi tadana kadar boyle demislerdi. Onlara "Bize karsi cikarabileceginiz bir bilginiz var mi? Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz" de.
[006.148](EH) Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz, ne de babalarımız O'na ortak koşardık; hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Bunlardan öncekiler de Bizim azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanlamışlardı. Onlara de ki: "İlim denilecek birşeyiniz var mı ki, bize çıkara-sınız? Siz sadece bir zannın ardından gidiyorsunuz ve siz yalnızca atıp tutuyorsunuz."
[006.148](EM) Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan önce yalanlayanlar da böyle söylemişlerdi de sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: "Yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir bilgi mi var? Siz, sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz."
[006.148](SA) (Allah'a) Ortak koşanlar diyecekler ki: "Allâh isteseydi ne biz ne de babalarımız ortak koşmazdık, hiçbir şeyi de harâm yapmazdık." Onlardan önce yalanlayanlar da öyle demişlerdi de nihâyet azâbımızı tadmışlardı. De ki: "Yanınızda bize çıka(rıp gösterece)ğiniz bir bilgi (yazılı belge) var mı? Siz sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz."

[006.149](AA) Þõáú Ýóáöáøåö ÇáúÍõÌøóÉõ ÇáúÈóÇáöÛóÉõ Ýóáóæú ÔóÇÁ áóåóÏóÇßõãú ÃóÌúãóÚöíäó
[006.149](AU) De ki: Kesin delil, ancak Allah'ındır. Allah dileseydi elbette hepinizi doğru yola iletirdi.
[006.149](DV) Ustun delil Allah'in delilidir. O dileseydi hepinizi dogru yola eristirirdi de.
[006.149](EH) De ki: "Kesin ve açık delil ancak Allah'ındır. O, dileseydi, sizi hep birden doğru yola iletirdi."
[006.149](EM) De ki: "En kesin ve üstün delil, Allah'ındır. Allah isteseydi, elbette hepinizi doğru yola iletirdi."
[006.149](SA) De ki: "Üstün delil, Allâh'ındır. Allâh dileseydi, elbette hepinizi doğru yola iletirdi."

[006.150](AA) Þõáú åóáõãøó ÔõåóÏóÇÁßõãõ ÇáøóÐöíäó íóÔúåóÏõæäó Ãóäøó Çááøåó ÍóÑøóãó åóÐóÇ ÝóÅöä ÔóåöÏõæÇú ÝóáÇó ÊóÔúåóÏú ãóÚóåõãú æóáÇó ÊóÊøóÈöÚú ÃóåúæóÇÁ ÇáøóÐöíäó ßóÐøóÈõæÇú ÈöÂíóÇÊöäóÇ æóÇáøóÐöíäó áÇó íõÄúãöäõæäó ÈöÇáÂÎöÑóÉö æóåõã ÈöÑóÈøöåöãú íóÚúÏöáõæäó
[006.150](AU) De ki: Allah şunu yasak etti, diye şehadet edecek şahitlerinizi getirin! Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik etme; âyetlerimizi yalanlayanların ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma. Onlar, Rablerine eş tutuyorlar.
[006.150](DV) De ki: "Allah'in bunu haram kildigina sahidlik edecek sahidlerinizi getirin". sahidlik ederlerse, onlarla beraber olup sozlerini kabullenme; ayetlerimizi yalanlayanlarin ve ahirete inanmayanlarin heveslerine uyma; onlar Rablerine baskalarini esit tutuyorlar.
[006.150](EH) De ki: "Haydi, Allah'ın bunu haram kıldığına şahitlik edecek şahitlerinizi getirin!" Eğer gelir, şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik etme, ayetlerimizi yalanlayanların, o ahirete inanmayanların çarpık arzularına uyma! Nasıl uyarsın ki, onlar Rablerine baş-kasını denk tutuyorlar.
[006.150](EM) De ki: "Haydi, Allah bunu yasak etti diye tanıklık edecek şahitlerinizi getirin.". Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların keyiflerine uyma. Çünkü onlar Rablerine başkasını denk tutuyorlar.
[006.150](SA) De ki: "Haydi Allâh'ın bunu yasakladığına şâhidlik edecek tanrılarınızı getirin." Eğer (onlar) şâhidlik ederlerse sen onlarla beraber şâhidlik etme; âyetlerimizi yalanlayanların ve âhirete inanmayanların keyiflerine uyma. (Nasıl uyarsın ki) onlar, Rablerine eş tutmaktadırlar.

[006.151](AA) Þõáú ÊóÚóÇáóæúÇú ÃóÊúáõ ãóÇ ÍóÑøóãó ÑóÈøõßõãú Úóáóíúßõãú ÃóáÇøó ÊõÔúÑößõæÇú Èöåö ÔóíúÆðÇ æóÈöÇáúæóÇáöÏóíúäö ÅöÍúÓóÇäðÇ æóáÇó ÊóÞúÊõáõæÇú ÃóæúáÇóÏóßõã ãøöäú ÅãúáÇóÞò äøóÍúäõ äóÑúÒõÞõßõãú æóÅöíøóÇåõãú æóáÇó ÊóÞúÑóÈõæÇú ÇáúÝóæóÇÍöÔó ãóÇ ÙóåóÑó ãöäúåóÇ æóãóÇ ÈóØóäó æóáÇó ÊóÞúÊõáõæÇú ÇáäøóÝúÓó ÇáøóÊöí ÍóÑøóãó Çááøåõ ÅöáÇøó ÈöÇáúÍóÞøö Ðóáößõãú æóÕøóÇßõãú Èöåö áóÚóáøóßõãú ÊóÚúÞöáõæäó
[006.151](AU) De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah'ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah'ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.
[006.151](DV) De ki: "Gelin size Rabbinizin haram kildigi seyleri soyleyeyim: O'na hicbir seyi ortak kosmayin, anaya babaya iyilik yapin, yoksulluk korkusuyla cocuklarinizi oldurmeyin sizin ve onlarin rizkini veren Biziz, "Gizli ve acik kotuluklere yaklasmayin, Allah'in haram kildigi cana haksiz yere kiymayin. Allah bunlari size dsnesiniz diye buyurmaktadir."
[006.151](EH) De ki: "Gelin, size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım! O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, babanıza annenize iyilikten ayrılmayın, yoksulluk yüzünden çocuklarınızı öldürmeyin; zira sizin de onların da rızkını Biz veririz, kötülüklerin açığına da gizlisine de yanaşmayın, Allah'ın muhterem kıldığı cana haksız yere kıymayın. İşte duydunuz ya, O, size düşünesiniz diye bunları emretti!"
[006.151](EM) De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.
[006.151](SA) De ki: "Gelin, Rabbinizin size harâm kıldığı şeyleri okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizi de onları da biz besliyoruz. Fuhuşların açığına da, kapalısına da yaklaşmayın ve haksız yere Allâh'ın yasakladığı cana kıymayın! Düşünesiniz diye Allâh size bunları tavsiye etti.

[006.152](AA) æóáÇó ÊóÞúÑóÈõæÇú ãóÇáó ÇáúíóÊöíãö ÅöáÇøó ÈöÇáøóÊöí åöíó ÃóÍúÓóäõ ÍóÊøóì íóÈúáõÛó ÃóÔõÏøóåõ æóÃóæúÝõæÇú Çáúßóíúáó æóÇáúãöíÒóÇäó ÈöÇáúÞöÓúØö áÇó äõßóáøöÝõ äóÝúÓðÇ ÅöáÇøó æõÓúÚóåóÇ æóÅöÐóÇ ÞõáúÊõãú ÝóÇÚúÏöáõæÇú æóáóæú ßóÇäó ÐóÇ ÞõÑúÈóì æóÈöÚóåúÏö Çááøåö ÃóæúÝõæÇú Ðóáößõãú æóÕøóÇßõã Èöåö áóÚóáøóßõãú ÊóÐóßøóÑõæäó
[006.152](AU) Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.
[006.152](DV) Yetim malina, erginlik cagina erisene kadar en iyi seklin disinda yaklasmayin; olcuyu ve tartiyi dogru yapin. Biz kisiye ancak gucunun yetecegi kadar yukleriz. Konustugunuzda, akraba bile olsa sozunuzde adil olun. Allah'in ahdini yerine getirin. Allah size bunlari ogut almaniz icin buyurmaktadir.
[006.152](EH) Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar en güzel şekilden başka türlü yaklaşmayın; ölçeği ve tartıyı tam ve denk tutun. Biz, hiçbir kimseye gücünün yettiğinden başkasını teklif etmeyiz. Söz sahibi olduğunuz zaman yakınlarınıza ait de olsa adaleti gözetin. Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin. Duydunuz ya, O, düşünüp tutasınız diye bunları size emretti.
[006.152](EM) Yetimin malına yaklaşmayın; yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir ve uygun şekilde harcayabilirsiniz). Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz kimseye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da, yakınınız da olsa âdil olun ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Öğüt alıp düşünesiniz diye Allah bunları size emretmiştir.
[006.152](SA) Yetimin malına yaklaşmayın: yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (onun malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir, onu uygun tarzda sarfedebilirsiniz); ölçü ve tartıyı tam adâletle (dengeli) yapın. Biz, kişiye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da akrabânız da olsa adâlet yapın ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Hatırlayıp öğüt alasınız diye (Allâh) size bunları tavsiye etti.

[006.153](AA) æóÃóäøó åóÐóÇ ÕöÑóÇØöí ãõÓúÊóÞöíãðÇ ÝóÇÊøóÈöÚõæåõ æóáÇó ÊóÊøóÈöÚõæÇú ÇáÓøõÈõáó ÝóÊóÝóÑøóÞó Èößõãú Úóä ÓóÈöíáöåö Ðóáößõãú æóÕøóÇßõã Èöåö áóÚóáøóßõãú ÊóÊøóÞõæäó
[006.153](AU) Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.
[006.153](DV) Bu, dosdogru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayri dusurecek yollara uymayin. Allah size bunlari sakinasiniz diye buyurmaktadir.
[006.153](EH) Bir de bu Benim dosdoğru yolumdur; hep onu takip edin, sizi onun yolundan saptırıp parçalayacak başka yolları takip etmeyin! Duydunuz ya, O, korunup takva sahibi olasınız diye bunları size emretti.
[006.153](EM) İşte benim doğru yolum budur; ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın. (Azabından) korunmanız için Allah size böyle tavsiye etmiştir.
[006.153](SA) İşte benim doğru yolum budur, ona uyun, (başka) yollara uymayın ki, sizi O'nun yolundan ayırmasın! Korunmanız için (Allâh) size böyle tavsiye etti.

[006.154](AA) Ëõãøó ÂÊóíúäóÇ ãõæÓóì ÇáúßöÊóÇÈó ÊóãóÇãðÇ Úóáóì ÇáøóÐöíó ÃóÍúÓóäó æóÊóÝúÕöíáÇð áøößõáøö ÔóíúÁò æóåõÏðì æóÑóÍúãóÉð áøóÚóáøóåõã ÈöáöÞóÇÁ ÑóÈøöåöãú íõÄúãöäõæäó
[006.154](AU) Sonra iyilik edenlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa'ya da Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. Umulur ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler.
[006.154](DV) Sonra, iyilik isleyenlere nimeti tamamlamak, her seyi uzun uzadiya aciklamak, dogruyu gostermek ve rahmet olmak uzere Musa'ya Kitap'i verdik. Rablerine kavusacaklarina belki artik inanirlar.
[006.154](EH) Sonra Siz, Musa'ya, güzelce tatbik edene nimetlerimizi tamamlamak, herşeyi detaylı açıklamak, doğru yolu göstermek ve rahmet olmak üzere o kitabı verdik ki, Rablerine kavuşacaklarına inansınlar...
[006.154](EM) Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi açıklamak ve doğru yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa'ya Kitab'ı verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına inansınlar.
[006.154](SA) Sonra iyilik edenlere (ni'metimizi) tamamlamak, her şeyi açıklamak ve yola iletici ve rahmet olmak üzere Mûsâ'ya Kitabı verdik ki, Rablerinin huzûruna varacaklarına inansınlar.

[006.155](AA) æóåóÐóÇ ßöÊóÇÈñ ÃóäÒóáúäóÇåõ ãõÈóÇÑóßñ ÝóÇÊøóÈöÚõæåõ æóÇÊøóÞõæÇú áóÚóáøóßõãú ÊõÑúÍóãõæäó
[006.155](AU) İşte bu (Kur'an), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin.
[006.155](EH) Bu ise indirdiğimiz tam, çok mübarek bir kitaptır. Bundan böyle buna uyun ve korunun ki, rahmetimize eresiniz.
[006.155](EM) İşte bu (Kur'ân) da mübarek bir Kitap'tır. Onu biz indirdik. Ona uyun ve Allah'tan korkun ki, size rahmet edilsin.
[006.155](SA) İşte bu (Kur'ân) da indirdiğimiz mübârek Kitaptır. O'na uyun ve korunun ki size rahmet edilsin!
[006.155-7](DV) Bu, indirdigimiz kutsal Kitap'dir, ona uyun. "Bizden once iki topluluga kitap indirildi, bizim onlarin okuduklarindan haberimiz yok" demekten veya "Bize kitab indirilseydi onlardan daha dogru yolda olurduk" demekten sakinin ki merhamet olunasiniz. Suphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gsteren ve rahmet olarak gelmistir. Allah'in ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yuz cevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yuz cevirenleri, yuz cevirmelerinden oturu, kotu bir azabla cezalandiracagiz.

[006.156](AA) Ãóä ÊóÞõæáõæÇú ÅöäøóãóÇ ÃõäÒöáó ÇáúßöÊóÇÈõ Úóáóì ØóÂÆöÝóÊóíúäö ãöä ÞóÈúáöäóÇ æóÅöä ßõäøóÇ Úóä ÏöÑóÇÓóÊöåöãú áóÛóÇÝöáöíäó
[006.156](AU) Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik demeyesiniz diye;
[006.156](EH) Ve: "Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi. Doğrusu biz, onlar gibi okuyup anlamaktan habersiziz." demeyesiniz.
[006.156](EM) (Onu size indirdik ki:) "Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa (yahudi ve hıristiyanlara) indirildi; biz ise, onların okumasından habersizdik (o kitapları okuyamıyor ve dillerini anlayamıyorduk)" demeyesiniz.
[006.156](SA) (Onu size indirdik ki) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahûdilere, hıristiyanlara) indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitâpları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)" demeyesiniz.

[006.157](AA) Ãóæú ÊóÞõæáõæÇú áóæú ÃóäøóÇ ÃõäÒöáó ÚóáóíúäóÇ ÇáúßöÊóÇÈõ áóßõäøóÇ ÃóåúÏóì ãöäúåõãú ÝóÞóÏú ÌóÇÁßõã ÈóíøöäóÉñ ãøöä ÑøóÈøößõãú æóåõÏðì æóÑóÍúãóÉñ Ýóãóäú ÃóÙúáóãõ ãöãøóä ßóÐøóÈó ÈöÂíóÇÊö Çááøåö æóÕóÏóÝó ÚóäúåóÇ ÓóäóÌúÒöí ÇáøóÐöíäó íóÕúÏöÝõæäó Úóäú ÂíóÇÊöäóÇ ÓõæÁó ÇáúÚóÐóÇÈö ÈöãóÇ ßóÇäõæÇú íóÕúÏöÝõæäó
[006.157](AU) Yahut "Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz diye (Kur'an'ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Kim, Allah'ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.
[006.157](EH) Yahut: "Eğer bize kitap indirilmiş olsaydı, herhalde onlardan daha çok muvaffak olurduk." demeyesiniz diye. İşte size Rabbinizden apaçık bir delil, bir hidayet ve rahmet geldi. Artık Allah'ın ayetlerini inkar edenden ve onlardan alıkoymaya kalkışandan daha zalim kim olabilir? Elbette Biz, o ayetlerimizi engellemeye yeltenenleri, bu suçları sebebiyle, en müthiş bir azapla cezalandıracağız.
[006.157](EM) Yahut: "Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk", demeyesiniz. İşte size de Rabbinizden açık delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah'ın âyetlerini yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmeleri sebebiyle azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.
[006.157](SA) Yahut: "Eğer bize Kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk." demeyesiniz. İşte size de Rabbinizden açık delil, hidâyet ve rahmet geldi. Allâh'ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zâlim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, azâbın en kötüsüyle cezâlandıracağız.

[006.158](AA) åóáú íóäÙõÑõæäó ÅöáÇøó Ãóä ÊóÃúÊöíåõãõ ÇáúãóáÂÆößóÉõ Ãóæú íóÃúÊöíó ÑóÈøõßó Ãóæú íóÃúÊöíó ÈóÚúÖõ ÂíóÇÊö ÑóÈøößó íóæúãó íóÃúÊöí ÈóÚúÖõ ÂíóÇÊö ÑóÈøößó áÇó íóäÝóÚõ äóÝúÓðÇ ÅöíãóÇäõåóÇ áóãú Êóßõäú ÂãóäóÊú ãöä ÞóÈúáõ Ãóæú ßóÓóÈóÊú Ýöí ÅöíãóÇäöåóÇ ÎóíúÑðÇ Þõáö ÇäÊóÙöÑõæÇú ÅöäøóÇ ãõäÊóÙöÑõæäó
[006.158](AU) Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!
[006.158](DV) Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takim mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takim mucizeleri geldigi gun, bir kimse daha once inanmamissa veya imaniyle bir iyilik kazanmamissa, imani ona fayda vermez. Onlara: "Bekleyin, dogrusu biz de bekliyoruz" de.
[006.158](EH) Onlar, ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rablerinin bir takım alametlerinin gelmesini gözetliyorlar. Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış bir kimseye o günkü imanı hiçbir yarar sağlamaz. De ki: "Gözetin! Çünkü biz de şüphesiz gözetiyoruz.
[006.158](EM) (İnanmak için) ille meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabbinin (azab) işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: "Bekleyin; biz de beklemekteyiz."
[006.158](SA) (İnanmak için) ille meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün, daha önce inanmamış, ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye, artık inanması, fayda sağlamaz. De ki: "Bekleyin,biz de beklemekteyiz."

[006.159](AA) Åöäøó ÇáøóÐöíäó ÝóÑøóÞõæÇú Ïöíäóåõãú æóßóÇäõæÇú ÔöíóÚðÇ áøóÓúÊó ãöäúåõãú Ýöí ÔóíúÁò ÅöäøóãóÇ ÃóãúÑõåõãú Åöáóì Çááøåö Ëõãøó íõäóÈøöÆõåõã ÈöãóÇ ßóÇäõæÇú íóÝúÚóáõæäó
[006.159](AU) Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.
[006.159](DV) Firka firka olup dinlerini parcalayanlarla senin hicbir ilisigin olamaz. Onlarin isi Allah'a kalmistir, yaptiklarini onlara sonra bildirecektir.
[006.159](EH) Dinlerini parça parça edip ayrı ayrı gruplara ayrılanlarla senin hiçbir alakan yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Sonra O, kendilerine ne yaptıklarını haber verir.
[006.159](EM) Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır, sonra (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir.
[006.159](SA) Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır, sonra (Allâh) onlara yaptıklarını haber verecektir.

[006.160](AA) ãóä ÌóÇÁ ÈöÇáúÍóÓóäóÉö Ýóáóåõ ÚóÔúÑõ ÃóãúËóÇáöåóÇ æóãóä ÌóÇÁ ÈöÇáÓøóíøöÆóÉö ÝóáÇó íõÌúÒóì ÅöáÇøó ãöËúáóåóÇ æóåõãú áÇó íõÙúáóãõæäó
[006.160](AU) Kim (Allah huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.
[006.160](DV) Kim ortaya bir iyilik koyarsa ona on kati verilir; ortaya bir kotuluk koyan ise ancak misliyle cezalandirilir; onlara haksizlik yapilmaz.
[006.160](EH) Kim bir iyilik ile gelirse, ona on katı verilir. Kim de bir kötülük ile gelirse, yalnızca onun karşılığı ile cezalandırılır ve hiçbirine haksızlık edilmez.
[006.160](EM) Kim iyilik getirirse, ona o (getirdiği)nin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, sadece onun dengiyle cezalandırılır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.
[006.160](SA) Kim iyilik getirirse, ona o(getirdiği)nin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, sadece onun dengiyle cezâlandırılır, onlar haksızlığa uğratılmazlar.

[006.161](AA) Þõáú Åöäøóäöí åóÏóÇäöí ÑóÈøöí Åöáóì ÕöÑóÇØò ãøõÓúÊóÞöíãò ÏöíäðÇ ÞöíóãðÇ ãøöáøóÉó ÅöÈúÑóÇåöíãó ÍóäöíÝðÇ æóãóÇ ßóÇäó ãöäó ÇáúãõÔúÑößöíäó
[006.161](AU) De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi.
[006.161](DV) Suphesiz Rabbim beni dogru yola, gercek dine, dogruya yonelen ve puta tapanlardan olmayan Ibrahim'in dinine iletmistir de.
[006.161](EH) De ki: "Beni Rabbim, şüphesiz dosdoğru bir yola, gerçek ve daima ayakta olan bir dine, başka dinlerden sıyrılıp yalnız hakka yönelen İbrahim'in tertemiz dinine iletti. O, hiçbir zaman Allah'a ortak koşanlardan olmadı.
[006.161](EM) De ki: Rabbim, beni doğru yola iletti. Dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine. O, ortak koşanlardan değildi.
[006.161](SA) De ki: "Rabbim beni doğru yola iletti. Dosdoğru dine, Allâh'ı birleyen İbrâhim'in dinine. O, ortak koşanlardan değildi."

[006.162](AA) Þõáú Åöäøó ÕóáÇóÊöí æóäõÓõßöí æóãóÍúíóÇíó æóãóãóÇÊöí áöáøåö ÑóÈøö ÇáúÚóÇáóãöíäó
[006.162](AU) De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.
[006.162](DV) De ki: "Namazim, ibadetlerim, hayatim ve olumum, alemlerin Rabbi Allah icindir.
[006.162](EH) De ki: "Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm kesinlikle hep o alemlerin Rabbı olan Allah içindir.
[006.162](EM) De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.
[006.162](SA) De ki: "Benim namazım, ibâdetim, hayâtım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allâh içindir."

[006.163](AA) áÇó ÔóÑöíßó áóåõ æóÈöÐóáößó ÃõãöÑúÊõ æóÃóäóÇú Ãóæøóáõ ÇáúãõÓúáöãöíäó
[006.163](AU) O'nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.
[006.163](DV) O'nun hicbir ortagi yoktur; boyle emrolundum ve ben muslumanlarin ilkiyim.
[006.163](EH) O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben, bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim."
[006.163](EM) Onun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.
[006.163](SA) O'nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.

[006.164](AA) Þõáú ÃóÛóíúÑó Çááøåö ÃóÈúÛöí ÑóÈøðÇ æóåõæó ÑóÈøõ ßõáøö ÔóíúÁò æóáÇó ÊóßúÓöÈõ ßõáøõ äóÝúÓò ÅöáÇøó ÚóáóíúåóÇ æóáÇó ÊóÒöÑõ æóÇÒöÑóÉñ æöÒúÑó ÃõÎúÑóì Ëõãøó Åöáóì ÑóÈøößõã ãøóÑúÌöÚõßõãú ÝóíõäóÈøöÆõßõã ÈöãóÇ ßõäÊõãú Ýöíåö ÊóÎúÊóáöÝõæäó
[006.164](AU) De ki: Allah her şeyin Rabbi iken ben ondan başka Rab mı arayacağım? Herkesin kazanacağı yalnız kendisine aittir. Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. Ve O, uyuşmazlığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir.
[006.164](DV) De ki: "Allah her seyin Rabbi iken O'ndan baska bir rab mi arayayim? Herkesin kazandigi kendisinedir, kimse baskasinin yukunu tasimaz; sonunda donusunuz Rabbinizedir, ayriliga dustugunuz seyleri size bildirecektir."
[006.164](EH) De ki: "Allah, herşeyin Rabbı iken ben hiç O'ndan başka Rab mi isterim? Herkesin kazandığı ancak kendi boynuna geçer (sorumluluğunu gerektirir). Hiçbir günahkar başkasının günahını taşımaz. Sonra hep dönüp Rabbinize varacaksınız. O vakit O, size ayrılığa düştüğünüz gerçeği habe verecektir.
[006.164](EM) De ki: Allah herşeyin Rabbi iken, ben O'ndan başka Rab mi arayayım? Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Kendi (günah) yükünü taşıyan hiç kimse, bir başkasının (günah) yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O, ayrılığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir.
[006.164](SA) De ki: "Allâh, herşeyin Rabbi iken ben O'ndan başka Rab mı arayayım? Herkesin kazandığı yalnız kendisine âittir. Kendi (günâh) yükünü taşıyan hiç kimse, bir başkasının (günâh) yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir; (O) ayrılığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir."

[006.165](AA) æóåõæó ÇáøóÐöí ÌóÚóáóßõãú ÎóáÇóÆöÝó ÇáÃóÑúÖö æóÑóÝóÚó ÈóÚúÖóßõãú ÝóæúÞó ÈóÚúÖò ÏóÑóÌóÇÊò áøöíóÈúáõæóßõãú Ýöí ãóÇ ÂÊóÇßõãú Åöäøó ÑóÈøóßó ÓóÑöíÚõ ÇáúÚöÞóÇÈö æóÅöäøóåõ áóÛóÝõæÑñ ÑøóÍöíãñ
[006.165](AU) Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayan merhamet edendir.
[006.165](DV) Verdikleriyle denemek icin sizi yeryuzunun halifeleri kilan ve kiminizi kiminize derecelerle ustun yapan O'dur. Dogrusu Rabbinin cezalandirmasi suratlidir. suphesiz O bagislar, merhamet eder.
[006.165](EH) O, sizi yeryüzünün halifeleri yapan ve sizleri verdiği şeylerle denemek için kiminizi kiminize üstün kılandır. Şüphe yok ki, Rabbin çabuk cezalandıran ve yine şüphe yok ki, O tek bağışlayan, tek merhamet edendir.
[006.165](EM) Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve O, bağışlayan, esirgeyendir.
[006.165](SA) Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Doğrusu Rabbin, cezâsı çabuk olandır ve O, bağışlayandır, esirgeyendir.

The CHM file was converted to HTM by Trial version of ChmDecompiler.
Download ChmDecompiler at: http://www.zipghost.com