AL-İ İMRAN SURESİ
[003.001](AA) Çáã
[003.001](AU) Elif. Lâm. Mîm.
[003.001](DV) Elif, Lam, Mim.
[003.001](EH) Elif, Lam, Mim.
[003.001](EM) Elif, Lâm, Mîm,
[003.001](SA) Elif lam mim.
[003.002](AA) Çááøåõ áÇ Åöáóåó ÅöáÇøó åõæó ÇáúÍóíøõ ÇáúÞóíøõæãõ
[003.002](AU) Hayy ve kayyûm olan Allah'tan başka ilâh yoktur.
[003.002](DV) Allah, Ondan baska tanri olmayan, diri, her an yaratiklarini gozetip durandir.
[003.002](EH) Allah'tan başka tanrı yoktur. Sonsuz hayat sahibi, bütün varlıkları ayakta tutan ve gözeten odur.
[003.002](EM) Allah, kendisinden başka tanrı olmayan, hayy ve kayyûmdur.
[003.002](SA) Allâh ki, O'ndan başka tanrı yoktur, dâimâ diri ve (yaratıklarını) koruyup yöneticidir.
[003.003](AA) äóÒøóáó Úóáóíúßó ÇáúßöÊóÇÈó ÈöÇáúÍóÞøö ãõÕóÏøöÞÇð áøöãóÇ Èóíúäó íóÏóíúåö æóÃóäÒóáó ÇáÊøóæúÑóÇÉó æóÇáÅöäÌöíáó
[003.003](AU) Resûlüm!) O, sana Kitab'ı hak ve önceki kitapları tasdik edici olarak indirdi, Tevrat ile İncil'i ve Furkan'ı indirmişti.
[003.003](EH) O, sana kitabı, önündekileri doğrulayıcı olarak hak ile indirmektedir. Önceden insanları doğru yola iletmek için Tevrat'ı ve İncil'i indirmişti. Bir de ayırt eden Furkan indirdi.
[003.003](SA) Sana Kitabı gerçek ile ve kendinden öncekini doğrulayıcı olarak indirdi, Tevrât ve İncil'i de indirmişti.
[003.003-4](DV) Kendisinden onceki Kitablari tasdik eden Hak Kitab'i sana indirdi. Onceden insanlara yol gosterici olarak Tevrat ve Incil'i de indirmisti. O, dogruyu yanlistan ayiran Kitab'i indirdi. Dogrusu Allah'in ayetlerini inkar edenler icin siddetli azab vardir. Allah gucludur, mazlumlarin ocunu alir.
[003.003-4](EM) O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti.. Evet bu Furkan'ı da O indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alır.
[003.004](AA) ãöä ÞóÈúáõ åõÏðì áøöáäøóÇÓö æóÃóäÒóáó ÇáúÝõÑúÞóÇäó Åöäøó ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú ÈöÂíóÇÊö Çááøåö áóåõãú ÚóÐóÇÈñ ÔóÏöíÏñ æóÇááøåõ ÚóÒöíÒñ Ðõæ ÇäÊöÞóÇãò
[003.004](AU) Daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek üzere Furkan'ı indirmiştir. Bilinmeli ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.
[003.004](EH) Allah'ın ayetlerini tanımayanlara şüphesiz şiddetli bir azap vardır. Öyle ya, Allah'ın izzeti var, intikamı var.
[003.004](SA) Daha önce, insanlara yol gösterici olarak, Furkan(doğruyu ve eğriyi birbirinden ayırdeden Kitap)ı da indirdi, Muhakkak ki Allâh'ın âyetlerini tanımayanlar için çetin bir azâb vardır. Allâh dâimâ üstündür ve öc alandır.
[003.005](AA) Åöäøó Çááøåó áÇó íóÎúÝóìó Úóáóíúåö ÔóíúÁñ Ýöí ÇáÃóÑúÖö æóáÇó Ýöí ÇáÓøóãóÇÁ
[003.005](AU) Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.
[003.005](DV) suphesiz gokte ve yerde hicbir sey Allah'tan gizli kalmaz.
[003.005](EH) Şüphesiz yerde ve gökte ne varsa hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.
[003.005](EM) Şu da kesindir ki, ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.
[003.005](SA) Ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.
[003.006](AA) åõæó ÇáøóÐöí íõÕóæøöÑõßõãú Ýöí ÇáÃóÑúÍóÇãö ßóíúÝó íóÔóÇÁ áÇó Åöáóåó ÅöáÇøó åõæó ÇáúÚóÒöíÒõ ÇáúÍóßöíãõ
[003.006](AU) Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.
[003.006](DV) Ana rahminde sizi diledigi gibi sekillendiren O'dur. O'ndan baska tanri yoktur, gucludur, Hakim'dir.
[003.006](EH) Rahimlerde sizlere dilediği şekli veren O'dur. Başka tanrı yok, ancak O vardır. Güçlü O'dur, hikmet sahibi O'dur.
[003.006](EM) Sizi, rahimlerde dilediği gibi şekillendiren O'dur. Kendisinden başka tanrı olmayan, şan, şeref ve hikmet sahibi olan O'dur.
[003.006](SA) Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur. O azizdir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
[003.007](AA) åõæó ÇáøóÐöíó ÃóäÒóáó Úóáóíúßó ÇáúßöÊóÇÈó ãöäúåõ ÂíóÇÊñ ãøõÍúßóãóÇÊñ åõäøó Ãõãøõ ÇáúßöÊóÇÈö æóÃõÎóÑõ ãõÊóÔóÇÈöåóÇÊñ ÝóÃóãøóÇ ÇáøóÐöíäó Ýí ÞõáõæÈöåöãú ÒóíúÛñ ÝóíóÊøóÈöÚõæäó ãóÇ ÊóÔóÇÈóåó ãöäúåõ ÇÈúÊöÛóÇÁ ÇáúÝöÊúäóÉö æóÇÈúÊöÛóÇÁ ÊóÃúæöíáöåö æóãóÇ íóÚúáóãõ ÊóÃúæöíáóåõ ÅöáÇøó Çááøåõ æóÇáÑøóÇÓöÎõæäó Ýöí ÇáúÚöáúãö íóÞõæáõæäó ÂãóäøóÇ Èöåö ßõáøñ ãøöäú ÚöäÏö ÑóÈøöäóÇ æóãóÇ íóÐøóßøóÑõ ÅöáÇøó ÃõæúáõæÇú ÇáÃáúÈóÇÈö
[003.007](AU) Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.
[003.007](DV) Sana Kitab'i indiren O'dur. Onda Kitab'in temeli olan kesin anlamli ayetler vardir, digerleri de cesitli anlamlidirlar. Kalblerinde egrilik olan kimseler, fitne cikarmak, kendilerine gore yorumlamak icin onlarin cesitli anlamli olanlarina uyarlar. Oysa onlarin yorumunu ancak Allah bilir. Ilimde derinlesmis olanlar: "Ona inandik, hepsi Rabbimiz'in katindandir" derler. Bunu ancak akil sahipleri dusunebilirler.
[003.007](EH) Sana bu muazzam kitabı indiren O'dur. O'nun bir kısmı anlamları kesin olup kitabın temelini oluşturan ayetlerdir. Diğer bir takımları da anlamları benzeşik olanlardır. Ama kalplerinde bir yamukluk bulunanlar fitne aramak ve keyiflerince yorumlamak için sadece anlamı benzeşiklerin ardına düşerler. Halbuki, onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar da: "İnandık, hepsi Rabbimizdendir." derler. Bunları özü temiz olanlardan başkası düşünemez.
[003.007](EM) Sana bu kitabı indiren O'dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te'vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Halbuki onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, "Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır." derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.
[003.007](SA) Kitabı sana O indirdi. Onun bazı âyetleri muhkemdir (ki) onlar Kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşâbih(birbirine benzeyen, sonucu tam bilinmeyen)dir. Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardığı sonuca uğra(yıp belâlarını bul)mak için onun müteşâbih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun te'vili(uyardığı sonucun ne zaman gerçekleşeceği)ni Allah'tan başka kimse bilmez. İlimde ileri gidenler: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. Sağduyu sâhiplerinden başkası düşünüp öğüt almaz.
[003.008](AA) ÑóÈøóäóÇ áÇó ÊõÒöÛú ÞõáõæÈóäóÇ ÈóÚúÏó ÅöÐú åóÏóíúÊóäóÇ æóåóÈú áóäóÇ ãöä áøóÏõäßó ÑóÍúãóÉð Åöäøóßó ÃóäÊó ÇáúæóåøóÇÈõ
[003.008](AU) (Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.
[003.008](DV) Rabbimiz! Bizi dogru yola erdirdikten sonra kalblerimizi egriltme, katindan bize rahmet bagisla; suphesiz Sen sonsuz bagista bulunansin.
[003.008](EH) Ey Rabbimiz, bizleri doğru yoluna erdirdikten sonra kalplerimizi yamultma ve bize katından bir rahmet ihsan et. Şüphesiz, çok bağış yapan yalnız sensin.
[003.008](EM) Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidayetten sonra kalblerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sahibisin.
[003.008](SA) (Onlar derler ki): "Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi eğriltme, bize katından bir rahmet ver, kuşkusuz sen çok bağış yapansın."
[003.009](AA) ÑóÈøóäóÇ Åöäøóßó ÌóÇãöÚõ ÇáäøóÇÓö áöíóæúãò áÇøó ÑóíúÈó Ýöíåö Åöäøó Çááøåó áÇó íõÎúáöÝõ ÇáúãöíÚóÇÏó
[003.009](AU) Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez.
[003.009](DV) Rabbimiz! Dogrusu gelecegi suphe goturmeyen gunde, insanlari toplayacak olan Sensin. suphesiz ki Allah verdigi sozden caymaz.
[003.009](EH) Ey Rabbimiz, şüphesiz sen, insanları, geleceğinde hiç şüphe olmayan bir güne toplayacaksın. Şüphesiz Allah, belirlediği süreyi şaşırmaz.
[003.009](EM) Ey Rabbimiz! Muhakkak ki, Sen, geleceğinde hiç şüphe olmayan bir günde bütün insanları bir araya toplayacaksın. Muhakkak ki Allah, hiç sözünden caymaz.
[003.009](SA) Rabbimiz, sen mutlaka insanları, asla şüphe olmayan bir günde toplayacaksın. Allâh sözünden dönmez.
[003.010](AA) Åöäøó ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú áóä ÊõÛúäöíó Úóäúåõãú ÃóãúæóÇáõåõãú æóáÇó ÃóæúáÇóÏõåõã ãøöäó Çááøåö ÔóíúÆðÇ æóÃõæáóÆößó åõãú æóÞõæÏõ ÇáäøóÇÑö
[003.010](AU) Bilinmelidir ki inkâr edenlerin ne malları ne de evlâtları Allah huzurunda kendilerine bir fayda sağlayacaktır. İşte onlar cehennnemin yakıtıdır.
[003.010](DV) Inkar edenlerin mallari ve cocuklari, Allah'a karsi onlara bir sey saglamaz. Iste onlar atesin yakitlaridir.
[003.010](EH) O inkar edenlere muhakkak ki ne malları, ne çocukları Allah'a karşı zerre kadar fayda vermeyecektir. Onlar, o ateşin çırasıdırlar.
[003.010](EM) Gerçek şu ki, kâfirlere, Allah'tan gelecek bir zararı, ne malları, ne de evlatları engelleyemez. İşte onlar, o ateşin yakıtı olacaklar.
[003.010](SA) İnkâr edenler var ya, ne malları, ne de çocukları onlara, Allah'a karşı hiçbir yarar sağlamaz. Onlar ateşin yakıtıdırlar;
[003.011](AA) ßóÏóÃúÈö Âáö ÝöÑúÚóæúäó æóÇáøóÐöíäó ãöä ÞóÈúáöåöãú ßóÐøóÈõæÇú ÈöÂíóÇÊöäóÇ ÝóÃóÎóÐóåõãõ Çááøåõ ÈöÐõäõæÈöåöãú æóÇááøåõ ÔóÏöíÏõ ÇáúÚöÞóÇÈö
[003.011](AU) Onların yolu) Firavun hanedanının ve onlardan öncekilerin tuttuğu yola benzer. Onlar bizim âyetlerimizi yalanladılar, Allah da kendilerini günahları yüzünden yakalayıverdi. Allah'ın cezası çok şiddetlidir.
[003.011](DV) Bunlarin tutumu, Firavun ailesinin ve onlardan oncekilerin tutumu gibi ki, ayetlerimizi yalanladilar da Allah onlari gunahlarindan dolayi yok etti. Allah'in cezalandirmasi siddetlidir.
[003.011](EH) Tıpkı Firavun hanedanının ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, ayetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahları yüzünden tutup yakaladı. Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
[003.011](EM) Gidişatları, Firavun soyunun ve daha öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar, âyetlerimizi yalan saymışlardı. Bunun üzerine Allah da onları işledikleri günahlar yüzünden yakalayıp alaşağı etti. Allah, cezası çetin olandır.
[003.011](SA) Fir'avn âilesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Onlar da âyetlerimizi yalanladılar. Allâh da onları günâhlarıyla yakaladı. Allâh'ın cezâsı çetindir.
[003.012](AA) Þõá áøöáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú ÓóÊõÛúáóÈõæäó æóÊõÍúÔóÑõæäó Åöáóì Ìóåóäøóãó æóÈöÆúÓó ÇáúãöåóÇÏõ
[003.012](AU) (Resûlüm!) İnkâr edenlere de ki: Yakında mağlup olacaksınız ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası kalınacak ne kötü bir yerdir!
[003.012](DV) Inkar edenlere: "Yenileceksiniz, toplanip cehenneme suruleceksiniz orasi ne kotu dosektir" de.
[003.012](EH) O, inkar edenlere de ki: "Siz mutlaka yenileceksiniz ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz. O ise ne kötü döşektir!
[003.012](EM) O inkârcı kâfirlere de ki, siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena bir döşektir.
[003.012](SA) İnkâr edenlere söyle: "Yenileceksiniz ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü bir döşektir!"
[003.013](AA) ÞóÏú ßóÇäó áóßõãú ÂíóÉñ Ýöí ÝöÆóÊóíúäö ÇáúÊóÞóÊóÇ ÝöÆóÉñ ÊõÞóÇÊöáõ Ýöí ÓóÈöíáö Çááøåö æóÃõÎúÑóì ßóÇÝöÑóÉñ íóÑóæúäóåõã ãøöËúáóíúåöãú ÑóÃúíó ÇáúÚóíúäö æóÇááøåõ íõÄóíøöÏõ ÈöäóÕúÑöåö ãóä íóÔóÇÁ Åöäøó Ýöí Ðóáößó áóÚöÈúÑóÉð áøóÃõæúáöí ÇáÃóÈúÕóÇÑö
[003.013](AU) (Bedir'de) karşı karşıya gelen şu iki gurubun halinde sizin için büyük bir ibret vardır. Biri Allah yolunda çarpışan bir gurup, diğeri ise bunları apaçık kendilerinin iki misli gören kâfir bir gurup. Allah dilediğini yardımı ile destekler. Elbette bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardır.
[003.013](DV) Karsi karsiya gelen iki toplulugun durumlarinda sizin icin ibret vardir; biri Allah yolunda savasanlardir, digeri, inkarcilardir ki, bunlar karsi tarafi gozleriyle kendilerinin iki misli goruyorlardi. Allah diledigini yardimiyla destekler. Bunda gorebilenler icin ibret vardir.
[003.013](EH) Şüphesiz çarpışan iki topluluğun durumunda size bir ibret vardı. Bir topluluk Allah yolunda vuruşuyordu, diğeri de kafirdi ve onları göz göre göre kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da yardımıyla dilediğini kuvvetlendiriyordu. Elbette gören göze sahip olanlara bunda şüphesiz bir ders vardır.
[003.013](EM) Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret vardır.
[003.013](SA) Karşılaşan şu iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allâh yolunda çarpışıyordu, öteki de nankördü, onları, gözleriyle kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allâh dilediğini yardımıyle destekler. Elbette (bunda) gözleri olanlar için bir ibret vardı.
[003.014](AA) Òõíøöäó áöáäøóÇÓö ÍõÈøõ ÇáÔøóåóæóÇÊö ãöäó ÇáäøöÓóÇÁ æóÇáúÈóäöíäó æóÇáúÞóäóÇØöíÑö ÇáúãõÞóäØóÑóÉö ãöäó ÇáÐøóåóÈö æóÇáúÝöÖøóÉö æóÇáúÎóíúáö ÇáúãõÓóæøóãóÉö æóÇáÃóäúÚóÇãö æóÇáúÍóÑúËö Ðóáößó ãóÊóÇÚõ ÇáúÍóíóÇÉö ÇáÏøõäúíóÇ æóÇááøåõ ÚöäÏóåõ ÍõÓúäõ ÇáúãóÂÈö
[003.014](AU) Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah'ın katındadır.
[003.014](DV) Kadinlara, ogullara, kantar kantar altin ve gumuse, nisanli atlar ve develere, ekinlere karsi asiri sevgi beslemek insanlara guzel gosterilmistir. Bunlar dunya hayatinin nimetleridir, oysa gidilecek yerin guzeli Allah katindadir.
[003.014](EH) İnsanlara, kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, cins atlar, davarlar, ekinler gibi zevklerin sevgisi, çekici hale getirildi. Fakat bunlar, dünya hayatının geçici nimetleridir. Oysa Allah, akibet güzelliği, O'nun yanındadır.
[003.014](EM) İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır.
[003.014](SA) Kadınlardan, oğullardan, kantarlarca yığılmış altın ve gümüşten, salma atlardan, davarlardan ve ekinlerden gelen zevklere aşırı düşkünlük, insanlara süslü (câzip) gösterildi. Bunlar, sadece dünyâ hayâtının geçimidir. Asıl varılacak güzel yer, Allâh'ın yanındadır.
[003.015](AA) Þõáú ÃóÄõäóÈøöÆõßõã ÈöÎóíúÑò ãøöä Ðóáößõãú áöáøóÐöíäó ÇÊøóÞóæúÇ ÚöäÏó ÑóÈøöåöãú ÌóäøóÇÊñ ÊóÌúÑöí ãöä ÊóÍúÊöåóÇ ÇáÃóäúåóÇÑõ ÎóÇáöÏöíäó ÝöíåóÇ æóÃóÒúæóÇÌñ ãøõØóåøóÑóÉñ æóÑöÖúæóÇäñ ãøöäó Çááøåö æóÇááøåõ ÈóÕöíÑñ ÈöÇáúÚöÈóÇÏö
[003.015](AU) Resûlüm!) De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah'ın hoşnutluğu vardır. Allah kullarını çok iyi görür.
[003.015](DV) Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karsi gelmekten sakinanlara, Rab'lerinin katinda, altlarindan irmaklar akan ve orada temelli kalacaklari cennetler, tertemiz esler ve Allah'in rizasi vardir. Allah kullarini hakkiyle gorucudur.
[003.015](EH) De ki: "Size o istediklerinizden daha hayırlısını haber vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yanında altından ırmaklar akan, içlerinde sonsuza kadar kalacakları cennetler vardır. Ayrıca orada kendilerine tertemiz eşler ve hele bir de Allah'ın hoşnutluğu vardır. Allah o kulları görür."
[003.015](EM) De ki, size, o istediklerinizden daha hayırlısını haber vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yanında cennetler var ki, altlarından ırmaklar akar, içlerinde ebedî kalmak üzere onlara, hem tertemiz eşler var, hem de Allah'dan bir rıza vardır. Allah, o kulları görür.
[003.015](SA) De ki: "Bunlardan daha iyisini size söyleyeyim mi? Korunanlar için Rableri katında altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allâh'ın rızâsı vardır." Allâh, kulları görür:
[003.016](AA) ÇáøóÐöíäó íóÞõæáõæäó ÑóÈøóäóÇ ÅöäøóäóÇ ÂãóäøóÇ ÝóÇÛúÝöÑú áóäóÇ ÐõäõæÈóäóÇ æóÞöäóÇ ÚóÐóÇÈó ÇáäøóÇÑö
[003.016](AU) Bu nimetler) "Ey Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!" diyen;
[003.016](EH) Onlar ki: "Rabbimiz, inandık iman getirdik; artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizleri o ateş azabından koru!" derler.
[003.016](EM) Onlar ki, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, iman getirdik, artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru!" derler.
[003.016](SA) Rabbimiz, biz inandık, bizim günâhlarımızı bağışla, bizi ateş azâbından koru! diyenleri,
[003.016-7](DV) Onlar ki, "Rabbimiz! Biz suphesiz inandik, bunun icin gunahlarimizi bize bagisla ve bizi atesin azabindan koru" diyen, sabreden, dogru olan, gonulden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bagislanma dileyenlerdir.
[003.017](AA) ÇáÕøóÇÈöÑöíäó æóÇáÕøóÇÏöÞöíäó æóÇáúÞóÇäöÊöíäó æóÇáúãõäÝöÞöíäó æóÇáúãõÓúÊóÛúÝöÑöíäó ÈöÇáÃóÓúÍóÇÑö
[003.017](AU) Sabreden, dürüst olan, huzurda boyun büken, hayra harcayan ve seher vaktinde Allah'tan bağış dileyenler (içindir).
[003.017](EH) O sabredenleri, doğruluktan ayrılmayanları, divan duranları, nafaka verenleri ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenleri koru! derler.
[003.017](EM) O sabredenleri, o doğruluktan şaşmayanları, o elpençe divan duranları, o nafaka verenleri ve seher vakitlerinde o istiğfar edip yalvaranları (görür).
[003.017](SA) Sabredenleri, doğru olanları, huzûrunda gönülden boyun büküp divan duranları, Allâh için (mal) harcayanları ve seherlerde istiğfar edenleri (Allah'tan bağışlanmalarını dileyenleri Allâh) görmektedir.
[003.018](AA) ÔóåöÏó Çááøåõ Ãóäøóåõ áÇó Åöáóåó ÅöáÇøó åõæó æóÇáúãóáÇóÆößóÉõ æóÃõæúáõæÇú ÇáúÚöáúãö ÞóÂÆöãóÇð ÈöÇáúÞöÓúØö áÇó Åöáóåó ÅöáÇøó åõæó ÇáúÚóÒöíÒõ ÇáúÍóßöíãõ
[003.018](AU) Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir. Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan başka ilâh yoktur.
[003.018](DV) Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahibleri, O'ndan baska tanri olmadigina sahidlik etmislerdir. O'ndan baska tanri yoktur, O gucludur, Hakim'dir.
[003.018](EH) Allah kendisinden başka tanrı olmadığına şahittir. Bütün melekler ve ilim uluları da adaleti yerine getirerek şahittirler. O'ndan başka tanrı yoktur; güçlüdür, hikmet sahibidir O.
[003.018](EM) Allah şehadet eyledi şu gerçeğe ki, başka tanrı yok, ancak O vardır. Bütün melekler ve ilim uluları da dosdoğru olarak buna şahittir ki, başka tanrı yok, ancak O aziz, O hakîm vardır.
[003.018](SA) Allâh, kendisinden başka tanrı olmadığına şâhiddir. Melekler ve ilim sâhipleri de adâletle şâhiddir (ki O'ndan başka tanrı yoktur. O), azizdir, hakimdir.
[003.019](AA) Åöäøó ÇáÏøöíäó ÚöäÏó Çááøåö ÇáÅöÓúáÇóãõ æóãóÇ ÇÎúÊóáóÝó ÇáøóÐöíäó ÃõæúÊõæÇú ÇáúßöÊóÇÈó ÅöáÇøó ãöä ÈóÚúÏö ãóÇ ÌóÇÁåõãõ ÇáúÚöáúãõ ÈóÛúíðÇ Èóíúäóåõãú æóãóä íóßúÝõÑú ÈöÂíóÇÊö Çááøåö ÝóÅöäøó Çááøåö ÓóÑöíÚõ ÇáúÍöÓóÇÈö
[003.019](AU) Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur.
[003.019](DV) Allah katinda din, suphesiz Islamiyettir. Ancak, Kitab verilenler, kendilerine ilim geldikten,ihtiras yuzunden ayriliga dustuler. Allah'in ayetlerini kim inkar ederse bilsin ki, Allah hesabi cabuk gorur.
[003.019](EH) Doğrusu Allah katında din, İslam'dır. O kitap verilenlerin ayrılığa düşmesiise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtirastandır. Her kim de Allah'ın ayetlerini inkar ederse, şüphe yok ki Allah, hesabı çabuk görendir.
[003.019](EM) Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir.
[003.019](SA) Allâh katında din, İslâmdır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allâh'ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allâh, hesabı çabuk görendir.
[003.020](AA) ÝóÅäú ÍóÂÌøõæßó ÝóÞõáú ÃóÓúáóãúÊõ æóÌúåöíó áöáøåö æóãóäö ÇÊøóÈóÚóäö æóÞõá áøöáøóÐöíäó ÃõæúÊõæÇú ÇáúßöÊóÇÈó æóÇáÃõãøöíøöíäó ÃóÃóÓúáóãúÊõãú ÝóÅöäú ÃóÓúáóãõæÇú ÝóÞóÏö ÇåúÊóÏóæÇú æøóÅöä ÊóæóáøóæúÇú ÝóÅöäøóãóÇ Úóáóíúßó ÇáúÈóáÇóÛõ æóÇááøåõ ÈóÕöíÑñ ÈöÇáúÚöÈóÇÏö
[003.020](AU) Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: "Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah'a teslim ettim." Ehl-i kitaba ve ümmîlere de: "Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?" de. Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer yüz çevirdilerse sana düşen, yalnızca duyurmaktır. Allah kullarını çok iyi görmektedir.
[003.020](DV) Eger seninle tartismaya girisirlerse, "Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a verdim," de. Kendilerine Kitab verilenlere ve kitabsizlara: "Siz de Islam oldunuz mu?" de, sayet Islam olurlarsa dogru yola girmislerdir, yuz cevirirlerse, sana yalniz teblig etmek duser. Allah kullarini gorur.
[003.020](EH) Buna karşı seninle tartışmaya kalkışanlara de ki: "Ben yüzümü İslam ile tertemiz Allah'a tuttum, bana uyanlar da." O kitap verilenlerle verilmeyen ümmilere de ki: "Siz İslam'ı kabul ettiniz mi?" Eğer kavgayı kesip İslam'a girerlerse doğru yolu tutmuşlardır. Yüz çevirirlerse, sana düşen ancak tebliğdir; Allah o kulları görüyordur.
[003.020](EM) Buna karşı seninle münakayaşa kalkışırlarsa de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah'a teslim etmişimdir". Kendilerine kitap verilenlere ve (kitap verilmeyen) ümmîlere de ki: "Siz de İslâm'ı kabul ettiniz mi?" Eğer İslâm'a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah kulları görendir.
[003.020](SA) Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: "Ben de özümü Allah'a teslim ettim bana uyanlar da." Kendilerine Kitap verilenlere ve ümmilere de ki: "Siz de İslâm oldunuz mu?" Eğer İslâm olurlarsa doğru yolu bulmuşlardır. Yok eğer dönerlerse, sana düşen, sadece duyurmaktır. Allâh kulları(nın yaptıklarını) görmektedir.
[003.021](AA) Åöäøó ÇáøóÐöíäó íóßúÝõÑõæäó ÈöÂíóÇÊö Çááøåö æóíóÞúÊõáõæäó ÇáäøóÈöíøöíäó ÈöÛóíúÑö ÍóÞøò æóíóÞúÊõáõæäó ÇáøöÐöíäó íóÃúãõÑõæäó ÈöÇáúÞöÓúØö ãöäó ÇáäøóÇÓö ÝóÈóÔøöÑúåõã ÈöÚóÐóÇÈò Ãóáöíãò
[003.021](AU) Allah'ın âyetlerini inkâr edenler, haksız yere peygamberlerin canlarına kıyanlar ve adaleti emreden insanları öldürenler (yok mu), onlara acı bir azabı haber ver!
[003.021](DV) Allah'in ayetlerini inkar edenlere, haksiz yere peygamberleri oldurenlere, insanlardan adaleti emredenleri oldurenlere elem verici bir azabi mujdele.
[003.021](EH) Allah'ın ayetlerini tanımayanlara, haksızlıkla peygamberleri öldürenlere ve insanlar içinde adaleti ve insafı emreden kimselere kıyanlara acı bir azap müjdele.
[003.021](EM) Allah'ın âyetlerini inkâr edenler ve haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar içinde adaleti emredenlerin canına kıyanlar yok mu? Bunları acıklı bir azapla müjdele!
[003.021](SA) Allâh'ın âyetlerini inkâr edenler, haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar arasında adâleti emredenleri öldürenler (var ya), onlara, acı bir azâbı müjdele!
[003.022](AA) ÃõæáóÆößó ÇáøóÐöíäó ÍóÈöØóÊú ÃóÚúãóÇáõåõãú Ýöí ÇáÏøõäúíóÇ æóÇáÂÎöÑóÉö æóãóÇ áóåõã ãøöä äøóÇÕöÑöíäó
[003.022](AU) İşte bunlar dünyada da ahirette de çabaları boşa giden kimselerdir. Onların hiçbir yardımcısı da yoktur.
[003.022](DV) Onlar, dunya ve ahirette isleri bosa cikacak olanlardir. Onlarin hic yardimcilari da yoktur.
[003.022](EH) İşte bunlar, dünya ve ahirette amelleri boşa gitmiş kimselerdir ve onları kurtaracak da yoktur.
[003.022](EM) İşte bunlar öyle kimselerdir ki, dünyada da ahirette de bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır.
[003.022](SA) Onların yaptıkları, dünyâda da, âhirette de boşa çıkmıştır ve onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
[003.023](AA) Ãóáóãú ÊóÑó Åöáóì ÇáøóÐöíäó ÃõæúÊõæÇú äóÕöíÈðÇ ãøöäó ÇáúßöÊóÇÈö íõÏúÚóæúäó Åöáóì ßöÊóÇÈö Çááøåö áöíóÍúßõãó Èóíúäóåõãú Ëõãøó íóÊóæóáøóì ÝóÑöíÞñ ãøöäúåõãú æóåõã ãøõÚúÑöÖõæäó
[003.023](AU) Resûlüm!) Kendilerine Kitap'tan bir pay verilenleri (yahudileri) görmez misin ki, aralarında hükmetmesi için Allah'ın Kitab'ına çağırılıyorlar da, sonra içlerinden bir gurup cayarak geri dönüyor.
[003.023](DV) Kendilerine Kitabdan bir pay verilenleri, gormedin mi? Onlar aralarinda hukum vermek icin Allah'in Kitabina cagirilmislar sonra onlardan bir takimi donmuslerdir. Onlar temelli yuz cevirenlerdir.
[003.023](EH) Baksana o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlara, aralarında hakem olması için Allah'ın kitabına davet olunuyorlar da içlerinden bir kısmı, yüz çevirerek dönüp gidiyor.
[003.023](EM) Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar.
[003.023](SA) Baksana Kitaptan kendilerine bir pay verilmiş olanlar, aralarında hüküm versin diye Allâh'ın Kitabına çağırılıyorlar da sonra onlardan bir topluluk yüz çevirerek dönüyorlar.
[003.024](AA) Ðóáößó ÈöÃóäøóåõãú ÞóÇáõæÇú áóä ÊóãóÓøóäóÇ ÇáäøóÇÑõ ÅöáÇøó ÃóíøóÇãðÇ ãøóÚúÏõæÏóÇÊò æóÛóÑøóåõãú Ýöí Ïöíäöåöã ãøóÇ ßóÇäõæÇú íóÝúÊóÑõæäó
[003.024](AU) Onların bu tutumları: Bize ateş, sadece sayılı günlerde dokunacaktır, demelerinin bir sonucudur. Onların vaktiyle uydurdukları şeyler de dinleri hakkında kendilerini yanıltmıştır.
[003.024](DV) Bu, onlarin: "Bize ates sadece sayili birkac gun degecektir" demelerindendir. Uydurup durduklari seyler, onlari dinlerinde yaniltmistir.
[003.024](EH) Çünkü onlar: "Sadece sayılı bir kaç gün dışında asla bize ateş dokunmaz." demekte ve uydurageldikleri yalanlar dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.
[003.024](EM) Bunun sebebi, onların "belli günlerden başka bize asla ateş azabı dokunmaz" demeleridir. Uydurageldikleri yalanlar dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.
[003.024](SA) Bu hareketleri, onların: "Bize, ateş sayılı birkaç günden başka dokunmayacak." demelerinden ileri gelmektedir. Uydurdukları şeyler, onları dinlerinde yanıltmıştır...
[003.025](AA) ÝóßóíúÝó ÅöÐóÇ ÌóãóÚúäóÇåõãú áöíóæúãò áÇøó ÑóíúÈó Ýöíåö æóæõÝøöíóÊú ßõáøõ äóÝúÓò ãøóÇ ßóÓóÈóÊú æóåõãú áÇó íõÙúáóãõæäó
[003.025](AU) Fakat, onları gelmesinde şüphe edilmeyen bir gün için topladığımız ve hiçbir haksızlığa uğramaksızın herkese kazandığı şeyler tastamam ödendiği zaman halleri nice olur?
[003.025](DV) Geleceginden suphe olmayan gunde, onlari topladigimiz ve haksizlik yapilmayarak herkese kazandigi eksiksiz verildigi zaman, nasil olacak?
[003.025](EH) Bakalım o geleceğinde şüphe olmayan gün için kendilerini topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeyerek, herkese her ne kazandıysa tamamen ödendiği vakit ne olacak?
[003.025](EM) O geleceğinde hiç şüphe olmayan günde kendilerini bir araya topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese ne kazandıysa tamamen ödendiği vakit halleri nasıl olacaktır?
[003.025](SA) Peki, ya kendilerini, hiç şüphe olmayan bir gün için topladığımız ve herkesin kazandığı, kendisine tastamam verilip hiç kimseye haksızlık edilmediği zaman (durumları) nasıl (olacak)?
[003.026](AA) Þõáö Çááøóåõãøó ãóÇáößó Çáúãõáúßö ÊõÄúÊöí Çáúãõáúßó ãóä ÊóÔóÇÁ æóÊóäÒöÚõ Çáúãõáúßó ãöãøóä ÊóÔóÇÁ æóÊõÚöÒøõ ãóä ÊóÔóÇÁ æóÊõÐöáøõ ãóä ÊóÔóÇÁ ÈöíóÏößó ÇáúÎóíúÑõ Åöäøóßó Úóáóìó ßõáøö ÔóíúÁò ÞóÏöíÑñ
[003.026](AU) Resûlüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin.
[003.026](DV) Mulkun sahibi olan Allah'im! Mulku diledigine verirsin; dilediginden cekip alirsin; diledigini aziz kilar, diledigini alcaltirsin; iyilik elindedir. Dogrusu Sen, her seye Kadir'sin.
[003.026](EH) De ki ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Dilediğine mülk verirsin, dilediğinden de mülkü çeker alırsın; dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırsın. Hayır yalnız senin elindedir. Gerçekten sen, herşeye gücü yetensin."
[003.026](EM) De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de onu çeker alırsın, dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır Senin elindedir. Muhakkak ki, Sen her şeye kâdirsin.
[003.026](SA) De ki: "Allâh'ım, (ey) mülkün sâhibi, sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü alırsın; dilediğini yükseltirsin, dilediğini alçaltırsın. Hayır (mal), senin elindedir. Sen her şeye kâdirsin!"
[003.027](AA) ÊõæáöÌõ Çááøóíúáó Ýöí ÇáúäøóåóÇÑö æóÊõæáöÌõ ÇáäøóåóÇÑó Ýöí Çááøóíúáö æóÊõÎúÑöÌõ ÇáúÍóíøó ãöäó ÇáúãóíøöÊö æóÊõÎúÑöÌõ ÇáóãóíøóÊó ãöäó ÇáúÍóíøö æóÊóÑúÒõÞõ ãóä ÊóÔóÇÁ ÈöÛóíúÑö ÍöÓóÇÈò
[003.027](AU) Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de sayısız rızık verirsin.
[003.027](DV) Geceyi gunduze, gunduzu geceye gecirirsin; oluden diri, diriden olu cikarirsin; diledigini hesabsiz riziklandirirsin.
[003.027](EH) Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü de gecenin içine sokarsın. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın. Dilediğine de sayısız rızık verirsin.
[003.027](EM) Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü gecenin içine sokarsın; ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.
[003.027](SA) Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın; ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın, dilediğini hesapsız rızıklandırırsın!
[003.028](AA) áÇøó íóÊøóÎöÐö ÇáúãõÄúãöäõæäó ÇáúßóÇÝöÑöíäó ÃóæúáöíóÇÁ ãöä Ïõæúäö ÇáúãõÄúãöäöíäó æóãóä íóÝúÚóáú Ðóáößó ÝóáóíúÓó ãöäó Çááøåö Ýöí ÔóíúÁò ÅöáÇøó Ãóä ÊóÊøóÞõæÇú ãöäúåõãú ÊõÞóÇÉð æóíõÍóÐøöÑõßõãõ Çááøåõ äóÝúÓóåõ æóÅöáóì Çááøåö ÇáúãóÕöíÑõ
[003.028](AU) Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah'adır.
[003.028](DV) Muminler, muminleri birakip kafirleri dost edinmesinler; kim boyle yaparsa Allah katinda bir degeri yoktur, ancak, onlardan sakinmaniz hali mustesnadir. Allah sizi Kendisiyle korkutur, donus Allah'adir.
[003.028](EH) İnananlar, inananları bırakıp da kafirleri dost edinmesin. Her kim bunu yaparsa, Allah'tan ilişiği kesilmiş olur. Ancak onlardan bir korunma yapmanız başka. Allah, sizi kendisinden korkmanız için uyarıyor. Sonuçta gidiş Allah'adır.
[003.028](EM) Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'dan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihâyet gidiş Allah'adır.
[003.028](SA) Mü'minler, inananları bırakıp, kâfirleri dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allâh ile bir dostluğu kalmaz. Ancak onlardan (gelebilecek tehlikeden) korunmanız başka. (Şerlerinden korunmak için dost gözükebilirsiniz). Allâh sizi kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den sakındırır. (Sakın hükümlerine aykırı davranarak, düşmanlarını dost tutarak O'nun gazabına uğramayın. Çünkü) dönüş Allah'adır.
[003.029](AA) Þõáú Åöä ÊõÎúÝõæÇú ãóÇ Ýöí ÕõÏõæÑößõãú Ãóæú ÊõÈúÏõæåõ íóÚúáóãúåõ Çááøåõ æóíóÚúáóãõ ãóÇ Ýöí ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóãóÇ Ýöí ÇáÃÑúÖö æóÇááøåõ Úóáóì ßõáøö ÔóíúÁò ÞóÏöíÑñ
[003.029](AU) De ki: İçinizdekileri gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah her şeye kadirdir.
[003.029](DV) Icinde olani gizleseniz de aciklasaniz da Allah onu bilir. Goklerde olanlari da, yerde olanlari da bilir. Allah her seye Kadir'dir de.
[003.029](EH) De ki: "İçinizdekileri gizleseniz de belli etseniz de Allah onu bilir ve bütün göklerde ve yerde ne varsa bilir. Allah herşeye gücü yetendir."
[003.029](EM) De ki, göğüslerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini bilir. Hiç şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.
[003.029](SA) De ki: "Göğüslerinizde olanı gizleseniz de, açığa vursanız da Allâh onu bilir; göklerde ve yerde olanları da bilir. Allâh her şeye kâdirdir.
[003.030](AA) íóæúãó ÊóÌöÏõ ßõáøõ äóÝúÓò ãøóÇ ÚóãöáóÊú ãöäú ÎóíúÑò ãøõÍúÖóÑðÇ æóãóÇ ÚóãöáóÊú ãöä ÓõæóÁò ÊóæóÏøõ áóæú Ãóäøó ÈóíúäóåóÇ æóÈóíúäóåõ ÃóãóÏðÇ ÈóÚöíÏðÇ æóíõÍóÐøöÑõßõãõ Çááøåõ äóÝúÓóåõ æóÇááøåõ ÑóÄõæÝõ ÈöÇáúÚöÈóÇÏö
[003.030](AU) Herkesin, iyilik olarak yaptıklarını da kötülük olarak yaptıklarını da karşısında hazır bulduğu günde (insan) isteyecek ki kötülükleri ile kendisi arasında uzun bir mesafe bulunsun. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Allah kullarına çok şefkatlidir.
[003.030](DV) Her kisinin yaptigi iyiligi ve yaptigi kotulugu, ki kendisiyle o kotuluk arasinda uzun bir mesafe olmasini diler, hazir bulacagi gunu bir dusunun. Kullarina karsi sefkatli olan Allah size kendinden korkmanizi emreder.
[003.030](EH) Herkes ne hayır işlemişse ve ne kötülük yapmış ise önüne konmuş bulacağı gün, onlarla arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah, sizi kendisinden korkmanız için uyarıyor ve Allah, kullarını çok esirgiyor.
[003.030](EM) O gün her nefis, ne hayır işlemişse, ne kötülük yapmışsa onları önünde hazır bulur. Yaptığı kötülüklerle kendi arasında uzak bir mesafe bulunsun ister. Allah, size asıl kendisinden çekinmenizi emreder. Şüphesiz ki Allah, kullarını çok esirger.
[003.030](SA) O gün her nefis, yaptığı her hayrı hazır bulacaktır; işlediği her kötülüğü de. O kötülükle kendisi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Allâh sizi kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den sakındırıyor. Allâh, kulllarına şefkatlidir.
[003.031](AA) Þõáú Åöä ßõäÊõãú ÊõÍöÈøõæäó Çááøåó ÝóÇÊøóÈöÚõæäöí íõÍúÈöÈúßõãõ Çááøåõ æóíóÛúÝöÑú áóßõãú ÐõäõæÈóßõãú æóÇááøåõ ÛóÝõæÑñ ÑøóÍöíãñ
[003.031](AU) (Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
[003.031](DV) Allah'i seviyorsaniz bana uyun. Allah da sizi sevsin ve gunahlarinizi bagislasin. Allah affeder ve merhamet eder.
[003.031](EH) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı bağışlasın; Allah, daima bağışlayan ve esirgeyendir.
[003.031](EM) De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.
[003.031](SA) De ki: "Eğer Allâh'ı seviyorsanız bana uyun ki Allâh da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın. Allâh bağışlayandır, esirgeyendir."
[003.032](AA) Þõáú ÃóØöíÚõæÇú Çááøåó æóÇáÑøóÓõæáó ÝÅöä ÊóæóáøóæúÇú ÝóÅöäøó Çááøåó áÇó íõÍöÈøõ ÇáúßóÇÝöÑöíäó
[003.032](AU) De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.
[003.032](DV) De ki: "Allah'a ve peygambere itaat edin". Yuz cevirirlerse bilsinler ki, Allah inkar edenleri sevmez.
[003.032](EH) De ki: Allah'a ve peygambere itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kafirleri sevmez.
[003.032](EM) De ki, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.
[003.032](SA) De ki: "Allah'a ve Elçiye itâ'at edin!" Eğer dönerlerse muhakkak ki Allâh, kâfirleri sevmez.
[003.033](AA) Åöäøó Çááøåó ÇÕúØóÝóì ÂÏóãó æóäõæÍðÇ æóÂáó ÅöÈúÑóÇåöíãó æóÂáó ÚöãúÑóÇäó Úóáóì ÇáúÚóÇáóãöíäó
[003.033](AU) Allah Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesi ile İmrân ailesini seçip âlemlere üstün kıldı.
[003.033](EH) Gerçekten Allah, Adem'i, Nuh'u ve İbrahim ailesiyle İmran hanedanını süzüp alemler üzerine seçti.
[003.033](EM) Gerçekten Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim soyunu ve İmran soyunu âlemler üzerine seçkin kıldı.
[003.033](SA) Allâh Âdem'i, Nûh'u, İbrâhim âilesini ve İmrân âilesini seçip âlemlere üstün kıldı.
[003.033-4](DV) Allah, Adem'i, Nuh'u, Ibrahim ailesini, Imran ailesini birbirinin soyundan olarak alemlere tercih etti. Allah isitendir, bilendir.
[003.034](AA) ÐõÑøöíøóÉð ÈóÚúÖõåóÇ ãöä ÈóÚúÖò æóÇááøåõ ÓóãöíÚñ Úóáöíãñ
[003.034](AU) Bunlar birbirinden gelme bir nesillerdir. Allah işiten ve bilendir.
[003.034](EH) Birbirinden gelen bir zürriyet olarak; Allah işitendir, bilendir.
[003.034](EM) Bir zürriyet olarak birbirinden gelmişlerdir. Allah her şeyi işitendir, bilendir.
[003.034](SA) (Bunlar) Birbirinden türeyen nesil(ler)dir. Allâh işitendir, bilendir.
[003.035](AA) ÅöÐú ÞóÇáóÊö ÇãúÑóÃóÉõ ÚöãúÑóÇäó ÑóÈøö Åöäøöí äóÐóÑúÊõ áóßó ãóÇ Ýöí ÈóØúäöí ãõÍóÑøóÑðÇ ÝóÊóÞóÈøóáú ãöäøöí Åöäøóßó ÃóäÊó ÇáÓøóãöíÚõ ÇáúÚóáöíãõ
[003.035](AU) İmrân'ın karısı şöyle demişti: "Rabbim! Karnımdakini azatlı bir kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz (niyazımı) hakkıyla işiten ve (niyetimi) bilen sensin."
[003.035](DV) Imran'in karisi: "Ya Rabbi! Karnimda olani, sadece sana hizmet etmek uzere adadim, benden kabul buyur, dogrusu isiten ve bilen ancak Sensin" demisti.
[003.035](EH) İmran'ın karısı: "Ya Rab! Ben karnımdakini kayıtsızca sana adadım, hemen kabul et bunu benden; çünkü sadece Sensin işiten, bilen Sen!" dedi.
[003.035](EM) İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımdakini tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, bilensin." demişti.
[003.035](SA) İmrân'ın karısı demişti ki: "Rabbim, karnımda olanı tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin."
[003.036](AA) ÝóáóãøóÇ æóÖóÚóÊúåóÇ ÞóÇáóÊú ÑóÈøö Åöäøöí æóÖóÚúÊõåóÇ ÃõäËóì æóÇááøåõ ÃóÚúáóãõ ÈöãóÇ æóÖóÚóÊú æóáóíúÓó ÇáÐøóßóÑõ ßóÇáÃõäËóì æóÅöäøöí ÓóãøóíúÊõåóÇ ãóÑúíóãó æöÅöäøöí ÃõÚöíÐõåóÇ Èößó æóÐõÑøöíøóÊóåóÇ ãöäó ÇáÔøóíúØóÇäö ÇáÑøóÌöíãö
[003.036](AU) Onu doğurunca, Allah, ne doğurduğunu bilip dururken: Rabbim! Ben onu kız doğurdum. Oysa erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum, dedi.
[003.036](DV) Onu dogurdugunda, Allah onun ne dogurdugunu bilirken "Ya Rabbi! Kiz dogurdum. Erkek, kiz gibi degildir, ben ona Meryem adini verdim, ben onu da soyunu da, kovulmus seytandan Sana sigindiririm", dedi.
[003.036](EH) Onu doğurduğu zaman: "Ya Rab, onu kız doğurdum" dedi. Oysa ne doğurduğunu Allah daha iyi biliyordu. Halbuki erkek, kız gibi değildi; ben onun adını Meryem koydum ve işte onu ve soyunu taşlanmış şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum.
[003.036](EM) Onu doğurunca - Allah onun ne doğurduğunu bilip dururken - şöyle dedi: "Rabbim, onu kız doğurdum; erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu koğulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum".
[003.036](SA) Onu doğurunca Allâh onun ne doğurduğunu bilirken yine şöyle söyledi: "Rabbim, onu kız doğurdum, erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytânın şerrinden sana ısmarlıyorum."
[003.037](AA) ÝóÊóÞóÈøóáóåóÇ ÑóÈøõåóÇ ÈöÞóÈõæáò ÍóÓóäò æóÃóäÈóÊóåóÇ äóÈóÇÊðÇ ÍóÓóäðÇ æóßóÝøóáóåóÇ ÒóßóÑöíøóÇ ßõáøóãóÇ ÏóÎóáó ÚóáóíúåóÇ ÒóßóÑöíøóÇ ÇáúãöÍúÑóÇÈó æóÌóÏó ÚöäÏóåóÇ ÑöÒúÞÇð ÞóÇáó íóÇ ãóÑúíóãõ Ãóäøóì áóßö åóÐóÇ ÞóÇáóÊú åõæó ãöäú ÚöäÏö Çááøåö Åäøó Çááøåó íóÑúÒõÞõ ãóä íóÔóÇÁ ÈöÛóíúÑö ÍöÓóÇÈò
[003.037](AU) Rabbi Meryem'e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya, onun yanına, mâbede her girişinde orada bir rızık bulur ve "Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?" der; o da: Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir, derdi.
[003.037](DV) Rabbi onu guzel bir kabulle karsiladi, guzel bir bitki gibi yetistirdi; onu Zekeriya'nin himayesine birakti. Zekeriya mabedde onun yanina her girisinde, yaninda bir yiyecek bulurdu. "Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?" demis, o da: Bu, Allah'in katindandir" cevabini vermisti. Dogrusu Allah diledigini hesapsiz riziklandirir.
[003.037](EH) Bunun üzerine Rabbi, onu hoşnutlukla kabul buyurdu, onu güzel bir biçimde yetiştirdi ve Zekeriyya'nın himayesine verdi. Zekeriyya, onun yanına mihraba her girdikçe yeni bir yiyecek bulur ve: "Ey Meryem, bu sana nereden?" derdi. O da: "Allah tarafından" derdi. Şüphe yok ki, Allah dilediğine sayısız rızık verir.
[003.037](EM) Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyya'nın himayesine verdi. Zekeriyya ne zaman kızın bulunduğu mihraba girse, onun yanında yeni bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" deyince, o da: "Bu, Allah katındandır." derdi. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
[003.037](SA) Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyyâ da onun bakımını üstlendi. Zekeriyyâ, onun yanına, mihrâba her girdiğinde yanında bir rızık bulurdu. "Ey Meryem, bu sana nereden?" derdi. (O da) "Bu, Allâh katından" derdi. "Allâh, dilediğine hesapsız rızık verir."
[003.038](AA) åõäóÇáößó ÏóÚóÇ ÒóßóÑöíøóÇ ÑóÈøóåõ ÞóÇáó ÑóÈøö åóÈú áöí ãöä áøóÏõäúßó ÐõÑøöíøóÉð ØóíøöÈóÉð Åöäøóßó ÓóãöíÚõ ÇáÏøõÚóÇÁ
[003.038](AU) Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: Rabbim! Bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin, dedi.
[003.038](DV) Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Ya Rabbi! Bana kendi katindan temiz bir soy bahset, dogrusu Sen duayi isitirsin".
[003.038](EH) O aralık Zekeriyya Rabbine: "Ey Rabbim, bana katından temiz bir soy ihsan eyle; şüphesiz sen duayı işitensin!" diye dua etti.
[003.038](EM) Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana katından hayırlı bir nesil ver. Şüphesiz sen, duayı hakkıyle işitensin" dedi.
[003.038](SA) Orada Zekeriyyâ, Rabbine du'â etmiş: "Rabbim, demişti, bana katından temiz bir nesil ver. Sen du'âyı işitensin!"
[003.039](AA) ÝóäóÇÏóÊúåõ ÇáúãóáÂÆößóÉõ æóåõæó ÞóÇÆöãñ íõÕóáøöí Ýöí ÇáúãöÍúÑóÇÈö Ãóäøó Çááøåó íõÈóÔøöÑõßó ÈöíóÍúíóì ãõÕóÏøöÞðÇ ÈößóáöãóÉò ãøöäó Çááøåö æóÓóíøöÏðÇ æóÍóÕõæÑðÇ æóäóÈöíøðÇ ãøöäó ÇáÕøóÇáöÍöíäó
[003.039](AU) Zekeriyya mâbedde durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nida ettiler: Allah sana, kendisi tarafından gelen bir Kelime'yi tasdik edici, efendi, iffetli ve sâlihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler.
[003.039](DV) Mabedde namaz kilarken melekler ona seslendiler: "Allah sana Allah'in emriyle (vucud bulan Isa'yi) tasdik eden, efendi, iffetli, iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yi mujdeler".
[003.039](EH) O kalkmış mihrabda namaz kılarken melekler kendisine şöyle seslendiler: "Haberin olsun, Allah sana, Allah'tan gelen bir kelimeyi doğrulayacak, efendi, son derece nefsine hakim ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya'yı müjdeliyor.
[003.039](EM) Zekeriyya mabedde namaz kılarken melekler ona: "Allah sana, Allah'dan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler." diye ünlediler.
[003.039](SA) Zekeriyyâ, mabedde durmuş namaz kılarken, melekler ona: "Allâh sana, Allah'tan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olacak Yahya'yı müjdeler," diye ünlediler.
[003.040](AA) ÞóÇáó ÑóÈøö Ãóäøóìó íóßõæäõ áöí ÛõáÇóãñ æóÞóÏú ÈóáóÛóäöíó ÇáúßöÈóÑõ æóÇãúÑóÃóÊöí ÚóÇÞöÑñ ÞóÇáó ßóÐóáößó Çááøåõ íóÝúÚóáõ ãóÇ íóÔóÇÁ
[003.040](AU) Zekeriyya: Rabbim! dedi, bana ihtiyarlık gelip çattığına, üstelik karım da kısır olduğuna göre benim nasıl oğlum olabilir? Allah şöyle buyurdu: İşte böyledir; Allah dilediğini yapar.
[003.040](DV) Ya Rabbi! Ben artik iyice kocamis, karim da kisirken nasil oglum olabilir? dedi. Allah: "Boyledir, Allah diledigini yapar" dedi.
[003.040](EH) Zekeriyya: "Ey Rabbim, bana ihtiyarlık gelip çatmış, karım da kısır iken, benim nasıl bir oğlum olur?" dedi. Allah buyurdu ki: "Öyle, Allah ne dilerse yapar."
[003.040](EM) Zekeriyya: "Ey Rabbim, benim nasıl oğlum olabilir? Bana ihtiyarlık gelip çattı, karım ise kısırdır." dedi. Allah: "Öyledir, fakat Allah dilediğini yapar." buyurdu.
[003.040](SA) Dedi ki: "Rabbim, bana ihtiyarlık gelip çatmış, karım da kısırken benim nasıl oğlum olur?" (Allâh): "Öyle (ama) Allâh, dilediğini yapar." dedi.
[003.041](AA) ÞóÇáó ÑóÈøö ÇÌúÚóá áøöíó ÂíóÉð ÞóÇáó ÂíóÊõßó ÃóáÇøó Êõßóáøöãó ÇáäøóÇÓó ËóáÇóËóÉó ÃóíøóÇãò ÅöáÇøó ÑóãúÒðÇ æóÇÐúßõÑ ÑøóÈøóßó ßóËöíÑÇð æóÓóÈøöÍú ÈöÇáúÚóÔöíøö æóÇáÅöÈúßóÇÑö
[003.041](AU) Zekeriyya: Rabbim! (Oğlum olacağına dair) bana bir alâmet göster, dedi. Allah buyurdu ki: Senin için alâmet, insanlara, üç gün, işaretten başka söz söylememendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.
[003.041](DV) Ya Rabbi! Bana bir alamet ver dedi, "Alametin, uc gun, isaretle anlasma disinda insanlarla konusmamandir; Rabbini cok an, aksam sabah hamd et" dedi.
[003.041](EH) Zekeriyya: "Rabbim bana bir alamet ver!" dedi. Allah: "Alametin insanlarla üç gün yalnızca işaretten başka türlü konuşamamandır. Bununla birlikte Rabbini çok an ve akşam-sabah tesbih et!" buyurdu.
[003.041](EM) Zekeriyya: "Rabbim! (oğlum olacağına dair) bana bir alâmet ver" dedi. Allah da buyurdu ki: "Senin için alâmet, insanlara üç gün, işaretten başka söz söyleyememendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et".
[003.041](SA) Rabbim, o halde bana (oğlum olacağına dair) bir alâmet ver! dedi. (Allâh) buyurdu ki: "Senin alâmetin üç gün insanlarla işâretten başka türlü konuşamamandır; Rabbini çok an, akşam sabah (O'nu) tesbih et!"
[003.042](AA) æóÅöÐú ÞóÇáóÊö ÇáúãóáÇóÆößóÉõ íóÇ ãóÑúíóãõ Åöäøó Çááøåó ÇÕúØóÝóÇßö æóØóåøóÑóßö æóÇÕúØóÝóÇßö Úóáóì äöÓóÇÁ ÇáúÚóÇáóãöíäó
[003.042](AU) Hani melekler demişlerdi: Ey Meryem! Allah seni seçti; seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih etti.
[003.042](DV) Melekler soyle demisti: "Ey Meryem! Allah seni secip temizledi. Dunyalarin kadinlarindan seni ustun tuttu."
[003.042](EH) Melekler şöyle demişlerdi: "Ey Meryem, Şüphesiz Allah seni süzüp seçti, seni tertemiz yarattı ve seni alemin kadınlarına üstün kıldı!
[003.042](EM) Hani melekler: "Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz yarattı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.
[003.042](SA) Melekler demişti ki: "Ey Meryem, Allâh seni seçti, temizledi ve seni dünyâların kadınlarına üstün kıldı."
[003.043](AA) íóÇ ãóÑúíóãõ ÇÞúäõÊöí áöÑóÈøößö æóÇÓúÌõÏöí æóÇÑúßóÚöí ãóÚó ÇáÑøóÇßöÚöíäó
[003.043](AU) Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, (O'nun huzurunda) eğilenlerle beraber sen de eğil.
[003.043](DV) Ey Meryem! Rabbine gonulden boyun eg, secde et, ruku edenlerle birlikte ruku et.
[003.043](EH) Ey Meryem, Rabbine divan dur, secdeye kapan ve rüku edenlerle birlikte rüku et!"
[003.043](EM) Ey Meryem! Rabbine divan dur ve secdeye kapan ve rüku' edenlerle beraber rüku' et" demişlerdi.
[003.043](SA) Ey Meryem, Rabbine divân dur, secde et ve (O'nun huzûrunda) eğilenlerle beraber eğil!
[003.044](AA) Ðóáößó ãöäú ÃóäÈóÇÁ ÇáúÛóíúÈö äõæÍöíåö Åöáóíßó æóãóÇ ßõäÊó áóÏóíúåöãú ÅöÐú íõáúÞõæä ÃóÞúáÇóãóåõãú Ãóíøõåõãú íóßúÝõáõ ãóÑúíóãó æóãóÇ ßõäÊó áóÏóíúåöãú ÅöÐú íóÎúÊóÕöãõæäó
[003.044](AU) (Resûlüm!) Bunlar, bizim sana vahiy yoluyla bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem'i himayesine alacak diye kur'a çekmek üzere kalemlerini atarlarken sen onların yanında değildin; onlar (bu yüzden) çekişirken de yanlarında değildin.
[003.044](DV) Bu Sana vahyettigimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarinda degildin, cekisirlerken de orada bulunmadin.
[003.044](EH) Bu, sana vahy ile bildirdiğimiz gayb haberlerindendir, Ey Muhammed, yoksa, Meryem'i hangisi himayesine alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken de çekişirlerken de sen yanlarında değildin.
[003.044](EM) İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa) "Meryem'i kim himayesine alıp koruyacak?" diye kalemlerini (kur'a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu hususta) Tartışırlarken de yanlarında bulunmadın.
[003.044](SA) (Ey Muhammed) Bunlar sana vahyettiğimiz, görünmez âlemin haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye (kur'a) oklarını atarlarken sen onların yanında değildin; birbirleriyle çekiştikleri zaman da sen yanlarında değildin.
[003.045](AA) ÅöÐú ÞóÇáóÊö ÇáúãóáÂÆößóÉõ íóÇ ãóÑúíóãõ Åöäøó Çááøåó íõÈóÔøöÑõßö ÈößóáöãóÉò ãøöäúåõ ÇÓúãõåõ ÇáúãóÓöíÍõ ÚöíÓóì ÇÈúäõ ãóÑúíóãó æóÌöíåðÇ Ýöí ÇáÏøõäúíóÇ æóÇáÂÎöÑóÉö æóãöäó ÇáúãõÞóÑøóÈöíäó
[003.045](AU) Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa'dır. Mesîh'tir; dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarındandır.
[003.045](DV) Melekler demisti ki: "Ey Meryem! Allah sana, Kendinden bir sozu, adi Meryem oglu Isa olan Mesihi, dunya ve ahirette serefli ve Allah'a yakin kilinanlardan olarak mujdeler".
[003.045](EH) Melekler şöyle dediği vakit: "Ey Meryem, haberin olsun, Allah seni dünya ve ahirette itibarlı biri ve kendisine yakın olanlardan olarak tarafından bir "kelime" ile müjdeliyor! Adı, Meryem oğlu Mesih İsa'dır."
[003.045](EM) Melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih'dir; dünyada da ahirette de itibarlı, aynı zamanda Allah'a çok yakınlardandır.
[003.045](SA) Melekler demişti ki: "Ey Meryem, Allâh seni, kendisinden bir kelime ile müjdeliyor: Adı Meryem oğlu Îsâ Mesih'dir; dünyâda da, âhirette de yüzde (şerefli) ve (Allah'a) yakın olanlardandır."
[003.046](AA) æóíõßóáøöãõ ÇáäøóÇÓó Ýöí ÇáúãóåúÏö æóßóåúáÇð æóãöäó ÇáÕøóÇáöÍöíäó
[003.046](AU) O, sâlihlerden olarak beşikte iken ve yetişkinlik halinde insanlara (peygamber sözleri ile) konuşacak.
[003.046](DV) Insanlarla, besikte iken de, yetiskin iken de konusacaktir ve o, iyilerdendir.
[003.046](EH) O, hem beşikte iken hem yetişkinliğinde insanlarla konuşacak, hem de iyilerdendir.
[003.046](EM) Beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak ve iyilerden olacaktır.
[003.046](SA) Beşikte ve yetişkinlikte insanlara konuşacak ve iyilerden olacaktır.
[003.047](AA) ÞóÇáóÊú ÑóÈøö Ãóäøóì íóßõæäõ áöí æóáóÏñ æóáóãú íóãúÓóÓúäöí ÈóÔóÑñ ÞóÇáó ßóÐóáößö Çááøåõ íóÎúáõÞõ ãóÇ íóÔóÇÁ ÅöÐóÇ ÞóÖóì ÃóãúÑðÇ ÝóÅöäøóãóÇ íóÞõæáõ áóåõ ßõä Ýóíóßõæäõ
[003.047](AU) Meryem: Rabbim! dedi, bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur? Allah şöyle buyurdu: İşte böyledir, Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince ona sadece "Ol!" der; o da oluverir.
[003.047](DV) Meryem: "Rabbim! Bana bir insan dokunmamisken nasil cocugum olabilir?" demisti. Melekler soyle dediler: "Allah diledigini boylece yaratir. Bir isin olmasini dilerse ona ol der ve olur".
[003.047](EH) Meryem: "Ey Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl çocuğum olur?" dedi. Allah: "Öyle, Allah ne dilerse yaratır, O, birşeyi dilediğinde, yalnızca ona "Ol" der, o da hemen oluverir." buyurdu.
[003.047](EM) (Meryem): "Ey Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?" dedi. Allah: "Öyle ama, Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece 'ol!' der, o da hemen oluverir." dedi.
[003.047](SA) Dedi ki: "Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?" "Allâh, böylece dilediğini yaratır, dedi, bir şey(in olmasını) istedi mi ona 'ol' der, o da oluverir."
[003.048](AA) æóíõÚóáøöãõåõ ÇáúßöÊóÇÈó æóÇáúÍößúãóÉó æóÇáÊøóæúÑóÇÉó æóÇáÅöäÌöíáó
[003.048](AU) Melekler, Meryem'e hitaben İsa hakkında sözlerine devam ettiler:) Allah ona yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretecek.
[003.048](EH) Ona hem yazıyı, hem hikmeti, hem Tevrat'ı, hem İncil'i öğretecek.
[003.048](EM) Allah ona kitab (okuma ve yazmay)ı, hikmeti ve Tevrat ile İncil'i öğretir.
[003.048](SA) Ona Kitabı, Hikmeti, Tevrât'ı ve İncil'i öğretecek.
[003.048-9](DV) Ona Kitabi, hikmeti, Tevrat'i ve Incil'i ogretecek, israilogullarina soyle diyen bir peygamber kilacak: "Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size camurdan kus gibi bir sey yapip ona ufleyecegim, Allah'in izniyle, hemen kus olacaktir; anadan dogma korleri, alacalilari iyi edecegim; Allah'in izniyle, oluleri diriltecegim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladiklarinizi da size haber verecegim. Inanmissaniz bunda size delil vardir".
[003.049](AA) æóÑóÓõæáÇð Åöáóì Èóäöí ÅöÓúÑóÇÆöíáó Ãóäøöí ÞóÏú ÌöÆúÊõßõã ÈöÂíóÉò ãøöä ÑøóÈøößõãú Ãóäøöí ÃóÎúáõÞõ áóßõã ãøöäó ÇáØøöíäö ßóåóíúÆóÉö ÇáØøóíúÑö ÝóÃóäÝõÎõ Ýöíåö Ýóíóßõæäõ ØóíúÑðÇ ÈöÅöÐúäö Çááøåö æóÃõÈúÑöÆõ ÇáÃßúãóåó æÇáÃóÈúÑóÕó æóÃõÍúíöí ÇáúãóæúÊóì ÈöÅöÐúäö Çááøåö æóÃõäóÈøöÆõßõã ÈöãóÇ ÊóÃúßõáõæäó æóãóÇ ÊóÏøóÎöÑõæäó Ýöí ÈõíõæÊößõãú Åöäøó Ýöí Ðóáößó áÂíóÉð áøóßõãú Åöä ßõäÊõã ãøõÄúãöäöíäó
[003.049](AU) O, İsrailoğullarına bir elçi olacak (ve onlara şöyle diyecek:) Size Rabbinizden bir mucize getirdim: Size çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerim ve Allah'ın izni ile o kuş oluverir. Yine Allah'ın izni ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim. Ayrıca evlerinizde ne yeyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz, bunda sizin için bir ibret vardır.
[003.049](EH) Onu İsrailoğullarına Peygamber olarak gönderecek; onlara diyecek ki: "Ben, size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Ben, size çamurdan kuş biçiminde bir yaratık yaparım, içine üflerim; Allah'ın izniyle hemen bir kuş olur. Yine Allah'ın izniyle, andan doğma körü ve abraşı iyi eder, ölüleri diriltirim ve size evlerinizde yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi haber veririm. Eğer iman edecekseniz, şüphesiz bunda size bir delil vardır.
[003.049](EM) Allah onu İsrailoğullarına (şöyle diyecek) bir peygamber olarak gönderir: "Şüphesiz ki ben size Rabbinizden bir âyet (mucize, belge) getirdim: Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım da içine üflerim, Allah'ın izniyle o, kuş olur; anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyor ve neleri biriktiriyorsanız size haber veririm".
[003.049](SA) Onu İsrâil oğullarına (şöyle diyen) bir elçi yapacak: Ben size Rabbinizden bir mu'cize getirdim: Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yaratır, ona üflerim, Allâh'ın izniyle hemen kuş oluverir; körü ve alacalıyı iyileştiririm; Allâh'ın izniyle ölüleri diriltirim; evlerinizde ne yeyip, ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanıcı iseniz elbette bunda sizin için bir ibret vardır."
[003.050](AA) æóãõÕóÏøöÞðÇ áøöãóÇ Èóíúäó íóÏóíøó ãöäó ÇáÊøóæúÑóÇÉö æóáöÃõÍöáøó áóßõã ÈóÚúÖó ÇáøóÐöí ÍõÑøöãó Úóáóíúßõãú æóÌöÆúÊõßõã ÈöÂíóÉò ãøöä ÑøóÈøößõãú ÝóÇÊøóÞõæÇú Çááøåó æóÃóØöíÚõæäö
[003.050](AU) Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri de helâl kılmam için gönderildim. Size Rabbinizden bir mucize getirdim. O halde Allah'tan korkun, bana da itaat edin.
[003.050](EH) Ben, hem size, Tevrat'tan önümde bulunanı tasdik edici hem de size haram edilenin bir kısmını helal kılmak için ve Rabbınızdan bir mucize ile size geldim; Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
[003.050](EM) Önümdeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak için (geldim) ve Rabbiniz tarafından size bir mucize getirdim. Artık Allah'tan korkun da bana uyun.
[003.050](SA) (Ben), Benden önce gelen Tevrât'ı doğrulayıcı olarak ve size harâm kılınan bazı şeyleri size helâl yapayım diye gönderildim. Size Rabbinizden bir mu'cize getirdim, Allah'tan korkun, bana itâ'at edin!
[003.050-1](DV) Benden once gelen Tevrat'i tasdik etmekle beraber size yasak edilenlerin bir kismini helal kilmak uzere, Rabbinizden size bir ayet getirdim. Allah'tan sakinin ve bana itaat edin; cunku Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu dogru yoldur.
[003.051](AA) Åöäøó Çááøåó ÑóÈøöí æóÑóÈøõßõãú ÝóÇÚúÈõÏõæåõ åóÐóÇ ÕöÑóÇØñ ãøõÓúÊóÞöíãñ
[003.051](AU) Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk edin. İşte bu doğru yoldur.
[003.051](EH) Şüphe yok ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Onun için hep O'na kulluk edin! İşte bu doğru yoldur."
[003.051](EM) Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Onun için hep O'na kulluk edin! İşte bu, doğru yoldur.
[003.051](SA) Allâh benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O'na kulluk edin, doğru yol budur.
[003.052](AA) ÝóáóãøóÇ ÃóÍóÓøó ÚöíÓóì ãöäúåõãõ ÇáúßõÝúÑó ÞóÇáó ãóäú ÃóäÕóÇÑöí Åöáóì Çááøåö ÞóÇáó ÇáúÍóæóÇÑöíøõæäó äóÍúäõ ÃóäÕóÇÑõ Çááøåö ÂãóäøóÇ ÈöÇááøåö æóÇÔúåóÏú ÈöÃóäøóÇ ãõÓúáöãõæäó
[003.052](AU) İsa, onlardaki inkârcılığı sezince: Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir? dedi. Havârîler: Biz, Allah yolunun yardımcılarıyız; Allah'a inandık, şahit ol ki bizler müslümanlarız, cevabını verdiler.
[003.052](DV) Isa onlarin inkarlarini hissedince: "Allah ugrunda yardimcilarim kimlerdir?" dedi. Havariler soyle dediler: "Biz Allah'in yardimcilariyiz, Allah'a inandik, O'na teslim oldugumuza sahid ol".
[003.052](EH) İsa onların inkar ettiklerini sezince: "Kimdir benim Allah yolunda arkadaşlarım?" dedi. Havariler: "Biziz Allah dininin yardımcıları, biz Allah'a iman ettik. Sen bizim lekesiz bir iman ile teslim olduğumuza şahit ol!" dediler.
[003.052](EM) İsa onların inkârlarını hissedince: "Allah yolunda yardımcılarım kim?" dedi. Havariler: "Allah yolunda yardımcılar biziz. Allah'a iman ettik. Şahit ol ki, biz muhakkak müslümanlarız." dediler.
[003.052](SA) Îsâ onlardan inkârı sezince: "Allâh yolunda kimler bana yardımcı olacak?" dedi. Havariler: "Biz, Allâh(yolun)un yardımcılarıyız; Allah'a inandık, şâhid ol, biz müslümanlarız." dediler.
[003.053](AA) ÑóÈøóäóÇ ÂãóäøóÇ ÈöãóÇ ÃóäÒóáóÊú æóÇÊøóÈóÚúäóÇ ÇáÑøóÓõæáó ÝóÇßúÊõÈúäóÇ ãóÚó ÇáÔøóÇåöÏöíäó
[003.053](AU) (Havârîler:) Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve Peygamber'e uyduk. Şimdi bizi (birliğini ve peygamberlerini tasdik eden) şahitlerden yaz, dediler.
[003.053](DV) Rabbimiz! Indirdigine inandik, Peygambere uyduk; bizi sahid olanlarla beraber yaz.
[003.053](EH) Ey Rabbimiz, indirdiğine inandık ve Peygamber'in ardınca gittik; şimdi bizi o şahitlerle birlikte yaz!
[003.053](EM) Ey Rabbimiz, senin indirdiğine iman ettik, o peygambere de uyduk. Artık bizi şahidlerle beraber yaz.
[003.053](SA) Rabbimiz, senin indirdiğine inandık, elçiye uyduk; bizi şâhidlerle beraber yaz!
[003.054](AA) æóãóßóÑõæÇú æóãóßóÑó Çááøåõ æóÇááøåõ ÎóíúÑõ ÇáúãóÇßöÑöíäó
[003.054](AU) Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır.
[003.054](DV) Fakat hile yaptilar. Allah da onlari cezalandirdi. Allah, hile yapanlarin cezasini en iyi verendir.
[003.054](EH) Bununla birlikte hileye başvurdular, Allah da onların hilelerini boşa çıkardı. Allah, hileyi boşa çıkaranların en hayırlısıdır.
[003.054](EM) Onlar hileye başvurdular, Allah da onların tuzağını boşa çıkardı. Allah hileleri boşa çıkaranların en hayırlısıdır.
[003.054](SA) Tuzak kurdular, Allâh da onların tuzaklarına karşılık verdi; çünkü Allâh, en iyi tuzak kurandır.
[003.055](AA) ÅöÐú ÞóÇáó Çááøåõ íóÇ ÚöíÓóì Åöäøöí ãõÊóæóÝøöíßó æóÑóÇÝöÚõßó Åöáóíøó æóãõØóåøöÑõßó ãöäó ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú æóÌóÇÚöáõ ÇáøóÐöíäó ÇÊøóÈóÚõæßó ÝóæúÞó ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú Åöáóì íóæúãö ÇáúÞöíóÇãóÉö Ëõãøó Åöáóíøó ãóÑúÌöÚõßõãú ÝóÃóÍúßõãõ Èóíúäóßõãú ÝöíãóÇ ßõäÊõãú Ýöíåö ÊóÎúÊóáöÝõæäó
[003.055](AU) Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.
[003.055](EH) O vakit ki, Allah şöyle buyurdu: "Ey İsa, gerçekten seni öldüreceğim, seni kendime kaldıracağım, seni o inkar edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar, o inkarcılardan üstün kılacağım. Sonra da hep dönüşünüz Bana olacak ve o zaman anlaşmazlığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda hükmü Ben vereceğim."
[003.055](EM) O zaman Allah şöyle dedi: "Ey İsa, şüphesiz ki seni öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim. Hem sana uyanları, kıyamete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim".
[003.055](SA) Allâh demişti ki: "Ey Îsâ, ben senin canını alacağım, seni bana yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyâmet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz bana olacaktır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim."
[003.055-6](DV) Allah demisti ki: "Ey Isa! Ben seni eceline yetirecegim, seni kendime yukseltecegim, inkar edenlerden seni tertemiz ayiracagim; sana uyanlari, kiyamet gunune kadar, inkar edenlerin ustunde tutacagim. Sonra donusunuz Banadir. Ayriliga dustugunuz hususlarda aranizda hukmedecegim. Inkar edenleri de dunya ve ahirette siddetli azaba ugratacagim. Onlarin hic yardimcilari olmayacaktir."
[003.056](AA) ÝóÃóãøóÇ ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú ÝóÃõÚóÐøöÈõåõãú ÚóÐóÇÈðÇ ÔóÏöíÏðÇ Ýöí ÇáÏøõäúíóÇ æóÇáÂÎöÑóÉö æóãóÇ áóåõã ãøöä äøóÇÕöÑöíäó
[003.056](AU) İnkâr edenler var ya, onları dünya ve ahirette şiddetli bir azaba çarptıracağım; onların hiç yardımcıları da olmayacak.
[003.056](EH) O inkar edenleri, dünya ve ahirette şiddetli bir azaba çarptıracağım, onların hiçbir yardımcıları da olmayacak!
[003.056](EM) İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim, onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır.
[003.056](SA) İnkâr edenlere gelince, onlara dünyâda da, âhirette de şiddetle azâbedeceğim, onların yardımcıları da olmayacaktır.
[003.057](AA) æóÃóãøóÇ ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇ æóÚóãöáõæÇú ÇáÕøóÇáöÍóÇÊö ÝóíõæóÝøöíåöãú ÃõÌõæÑóåõãú æóÇááøåõ áÇó íõÍöÈøõ ÇáÙøóÇáöãöíäó
[003.057](AU) İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, Allah onların mükâfatlarını eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez.
[003.057](DV) Inanip yararli is isleyenlerin ecirleri ise tastamam verilecektir. Allah zalimleri sevmez.
[003.057](EH) Ancak iman edip yararlı işler yapanlara, mükafatlarını tamamıyla öder ve Allah zulmedenleri sevmez.
[003.057](EM) İman edip iyi işler yapanlara gelince, Allah onların mükafatlarını tastamam verecektir. Allah zalimleri sevmez.
[003.057](SA) İnanıp iyi şeyler yapanlara da (Allâh) mükâfâtlarını tam olarak verecektir. Allâh zâlimleri sevmez.
[003.058](AA) Ðóáößó äóÊúáõæåõ Úóáóíúßó ãöäó ÇáÂíóÇÊö æóÇáÐøößúÑö ÇáúÍóßöíãö
[003.058](AU) (Resûlüm!) Bu söylenenleri biz sana âyetlerden ve hikmet dolu Kur'an'dan okuyoruz.
[003.058](DV) Sana okudugumuz bunlar, ayetlerden ve hikmet dolu Kuran'dandir.
[003.058](EH) İşte o hükmü, Biz sana bu ayetlerde ve hikmetlerle dolu Kur'an'dan aşama aşama okuyoruz.
[003.058](EM) İşte bu sana okuduğumuz, âyetlerden ve hikmetli Kur'ân'dandır.
[003.058](SA) İşte bu sana okuduğumuz, o âyetlerden ve o hikmetli Zikir(Kitap)dandır.
[003.059](AA) Åöäøó ãóËóáó ÚöíÓóì ÚöäÏó Çááøåö ßóãóËóáö ÂÏóãó ÎóáóÞóåõ ãöä ÊõÑóÇÈò Ëöãøó ÞóÇáó áóåõ ßõä Ýóíóßõæäõ
[003.059](AU) Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi.
[003.059](DV) Allah'in katinda Isa'nin durumu kendisini topraktan yaratip sonra ol demesiyle olmus olan Adem'in durumu gibidir.
[003.059](EH) Doğrusu Allah katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı sonra da ona: "Ol!" dedi. O da hemen oluverdi.
[003.059](EM) Doğrusu Allah katında İsa'nın (yaratılışındaki) durumu, Âdem'in durumu gibidir; onu topraktan yarattı, sonra ona "ol!" dedi, o da oluverdi.
[003.059](SA) Allah'a göre Îsâ'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir: Onu, topraktan yarattı, sonra ona "Ol!" dedi, artık olur...
[003.060](AA) ÇáúÍóÞøõ ãöä ÑøóÈøößó ÝóáÇó Êóßõä ãøöä ÇáúãõãúÊóÑöíäó
[003.060](AU) Gerçek, Rabbinden gelendir. Öyle ise şüphecilerden olma.
[003.060](DV) Gercek Rabb'indendir, o halde suphelenenlerden olma.
[003.060](EH) Bu gerçek senin Rabbindendir; bunun için şüphe edenlerden olma!
[003.060](EM) Bu hak (gerçek) senin rabbindendir, o halde şüphecilerden olma.
[003.060](SA) (Bu,) Rabbinden gelen gerçektir. Öyle ise kuşkulananlardan olma.
[003.061](AA) Ýóãóäú ÍóÂÌøóßó Ýöíåö ãöä ÈóÚúÏö ãóÇ ÌóÇÁßó ãöäó ÇáúÚöáúãö ÝóÞõáú ÊóÚóÇáóæúÇú äóÏúÚõ ÃóÈúäóÇÁäóÇ æóÃóÈúäóÇÁßõãú æóäöÓóÇÁäóÇ æóäöÓóÇÁßõãú æóÃóäÝõÓóäóÇ æÃóäÝõÓóßõãú Ëõãøó äóÈúÊóåöáú ÝóäóÌúÚóá áøóÚúäóÉõ Çááøåö Úóáóì ÇáúßóÇÐöÈöíäó
[003.061](AU) Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah'tan yalancılar üzerine lânet dileyelim.
[003.061](DV) Sana ilim geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartisacak olursa, de ki: " Gelin, ogullarimizi, ogullarinizi, kadinlarimizi, kadinlarinizi, kendimizi ve kendinizi cagiralim, sonra lanetleselim de, Allah'in lanetinin yalancilara olmasini dileyelim".
[003.061](EH) Sana gelen ilimden sonra artık her kim seninle tartışmaya kalkarsa de ki: "Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı çağıralım, kendimiz ve kendiniz de onlarla bir araya gelelim. Sonra can u gönülden dua edip Allah'ın lanetini yalancıların boynuna geçirelim!"
[003.061](EM) Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da lanetleşelim; Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim".
[003.061](SA) Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya kalkarsa, de ki: "Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra gönülden la'netle du'â edelim de, Allâh'ın la'netini yalancıların üstüne atalım!"
[003.062](AA) Åöäøó åóÐóÇ áóåõæó ÇáúÞóÕóÕõ ÇáúÍóÞøõ æóãóÇ ãöäú Åöáóåò ÅöáÇøó Çááøåõ æóÅöäøó Çááøåó áóåõæó ÇáúÚóÒöíÒõ ÇáúÍóßöíãõ
[003.062](AU) Şüphesiz bu (İsa hakkında söylenenler), doğru haberlerdir. Allah'tan başka ilâh yoktur. Muhakkak ki Allah, evet O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.
[003.062](DV) suphesiz bu anlatilanlar gercek olaylardir. Allah'tan baska tanri yoktur. Dogrusu Allah gucludur, Hakim'dir.
[003.062](EH) Doğrusu, budur işte o kıssanın gerçek ifadesi. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve Allah gerçekten güçlüdür, hikmet sahibidir.
[003.062](EM) İşte (İsa hakkında söylenen) gerçek kıssa budur. Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur. Muhakkak ki Allah çok güçlüdür ve hikmet sahibidir.
[003.062](SA) İşte (Îsâ hakkındaki) gerçek kıssa (öykü) budur. Allah'tan başka tanrı yoktur. Allâh, elbette aziz (kesin gâlib), hüküm ve hikmet sâhibidir.
[003.063](AA) ÝóÅöä ÊóæóáøóæúÇú ÝóÅöäøó Çááøåó Úóáöíãñ ÈöÇáúãõÝúÓöÏöíäó
[003.063](AU) Eğer yine yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah, bozguncuları hakkıyla bilendir.
[003.063](DV) Eger yuz cevirirlerse, suphesiz Allah bozgunculari bilir.
[003.063](EH) Yine yüz çevirirlerse, muhakkak ki Allah fesatçıları bilir.
[003.063](EM) Eğer (haktan) yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah bozguncuları çok iyi bilendir.
[003.063](SA) Eğer dönerlerse, muhakkak ki Allâh, bozguncuları bilir.
[003.064](AA) Þõáú íóÇ Ãóåúáó ÇáúßöÊóÇÈö ÊóÚóÇáóæúÇú Åöáóì ßóáóãóÉò ÓóæóÇÁ ÈóíúäóäóÇ æóÈóíúäóßõãú ÃóáÇøó äóÚúÈõÏó ÅöáÇøó Çááøåó æóáÇó äõÔúÑößó Èöåö ÔóíúÆðÇ æóáÇó íóÊøóÎöÐó ÈóÚúÖõäóÇ ÈóÚúÖÇð ÃóÑúÈóÇÈðÇ ãøöä Ïõæäö Çááøåö ÝóÅöä ÊóæóáøóæúÇú ÝóÞõæáõæÇú ÇÔúåóÏõæÇú ÈöÃóäøóÇ ãõÓúáöãõæäó
[003.064](AU) (Resûlüm!) de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım. O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz.
[003.064](DV) De ki: "Ey Kitab ehli! Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir seyi es kosmamak, Allah'a birakip birbirimizi rab olarak benimsememek uzere, bizimle sizin aranizda musterek bir soze gelin". Eger yuz cevirirlerse: "Bizim musluman oldugumuza sahid olun" deyin.
[003.064](EH) De ki: "Ey kendilerine kitap verilenler, gelin aramızda ortak bir kelimede birleşelim, Allah'tan başkasına tapmayalım, O'na hiçbir ortak koşmayalım ve Allah'tan başka kimimiz kimimizi Rab edinmesin!" Eğer bundan yüz çevirirlerse: "Bizim gerçekten müslüman olduğumuza şahit olun!" deyin.
[003.064](EM) De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahit olun biz müslümanlarız".
[003.064](SA) De ki: "Ey Kitap ehli, bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin: "Yalnız Allah'a tapalım. O'na hiçbirşeyi ortak koşmayalım; birbirimizi Allah'tan başka tanrılar edinmeyelim." Eğer yüz çevirirlerse; "Şâhid olun, biz müslümanlarız!" deyin.
[003.065](AA) íóÇ Ãóåúáó ÇáúßöÊóÇÈö áöãó ÊõÍóÂÌøõæäó Ýöí ÅöÈúÑóÇåöíãó æóãóÇ ÃõäÒöáóÊö ÇáÊøóæÑóÇÉõ æóÇáÅäÌöíáõ ÅöáÇøó ãöä ÈóÚúÏöåö ÃóÝóáÇó ÊóÚúÞöáõæäó
[003.065](AU) Ey ehl-i kitap! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Halbuki Tevrat ve İncil, kesinlikle ondan sonra indirildi. Siz hiç düşünmez misiniz?
[003.065](DV) Ey Kitab ehli! Ibrahim hakkinda nicin tartisiyorsunuz? Tevrat da, Incil de suphesiz ondan sonra indirilmistir. Akletmiyor musunuz?
[003.065](EH) Ey kendilerine kitap verilenler, niçin İbrahim hakkında tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat ve İncil ancak ondan sonra indirildi. Bunuda mı kavraya mıyorsunuz?
[003.065](EM) Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?
[003.065](SA) Ey Kitap ehli, neden İbrâhim hakkında tartışıyorsunuz? Oysa Tevrât da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Düşünmüyor musunuz?
[003.066](AA) åóÇÃóäÊõãú åóÄõáÇÁ ÍóÇÌóÌúÊõãú ÝöíãóÇ áóßõã Èöåö Úöáãñ Ýóáöãó ÊõÍóÂÌøõæäó ÝöíãóÇ áóíúÓó áóßõã Èöåö Úöáúãñ æóÇááøåõ íóÚúáóãõ æóÃóäÊõãú áÇó ÊóÚúáóãõæäó
[003.066](AU) İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysa ki Allah, her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz.
[003.066](DV) Siz, hadi bilginiz olan sey uzerinde tartisanlarsiniz. Ama bilginiz olmayan sey hakkinda nicin tartisirsiniz. Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz.
[003.066](EH) İşte siz öylesiniz, diyelim ki, biraz bilginiz olan konuda tartışınız. Ama hiç bilginiz olmayan konuda ne diye tartışırsınız? Oysa Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz.
[003.066](EM) İşte siz böylesiniz. Haydi biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız, ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.
[003.066](SA) Haydi siz, biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız; ama hiç bilginiz olmayan şey hakkında neden tartışıyorsunuz? Allâh bilir, siz bilmezsiniz.
[003.067](AA) ãóÇ ßóÇäó ÅöÈúÑóÇåöíãõ íóåõæÏöíøðÇ æóáÇó äóÕúÑóÇäöíøðÇ æóáóßöä ßóÇäó ÍóäöíÝðÇ ãøõÓúáöãðÇ æóãóÇ ßóÇäó ãöäó ÇáúãõÔúÑößöíäó
[003.067](AU) İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi.
[003.067](DV) Ibrahim, yahudi de, hiristiyan da degildi, ama dogruya yonelen bir muslimdi; puta tapanlardan degildi.
[003.067](EH) İbrahim, ne yahudi ne de hıristiyandı; ancak o, lekesiz bir müslümandı ve Allah'a ortak koşanlardan da olmamıştı.
[003.067](EM) İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyandı; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.
[003.067](SA) İbrâhim ne yahûdi, ne de hıristiyandı; dosdoğru bir müslümandı. Müşriklerden de değildi.
[003.068](AA) Åöäøó Ãóæúáóì ÇáäøóÇÓö ÈöÅöÈúÑóÇåöíãó áóáøóÐöíäó ÇÊøóÈóÚõæåõ æóåóÐóÇ ÇáäøóÈöíøõ æóÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇú æóÇááøåõ æóáöíøõ ÇáúãõÄúãöäöíäó
[003.068](AU) İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.
[003.068](DV) Dogrusu Ibrahim'e en yakin olanlar, ona uyanlar, bu peygamber ve inananlardir. Allah inananlarin dostudur.
[003.068](EH) Doğrusu, insanların İbrahim'e en yakını, elbette onun izinden güdenler, şu peygamber ve inananlardır. Allah, inananların velisidir.
[003.068](EM) Doğrusu onların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber ve iman edenlerdir. Allah da müminlerin dostudur.
[003.068](SA) Doğrusu, insanların İbrâhim'e en yakın olanı, ona uyanlar, bu peygamber ve mü'minlerdir. Allâh da mü'minlerin dostudur.
[003.069](AA) æóÏøóÊ ØøóÂÆöÝóÉñ ãøöäú Ãóåúáö ÇáúßöÊóÇÈö áóæú íõÖöáøõæäóßõãú æóãóÇ íõÖöáøõæäó ÅöáÇøó ÃóäÝõÓóåõãú æóãóÇ íóÔúÚõÑõæäó
[003.069](AU) Ehl-i kitaptan bir kısmı istediler ki, ne yapıp edip sizi saptırabilsinler. Oysa onlar sadece kendilerini saptırırlar da farkına bile varmazlar.
[003.069](DV) Kitab ehlinden bir takimi sizi sapitmak isterler; oysa kendilerini saptirirlar da farkina varmazlar.
[003.069](EH) Kitap verilenlerden bir topluluk, sizleri şaşırtmayı arzu etti. Oysa kendilerini şaşırtıyorlar da farkına varamıyorlar.
[003.069](EM) Kitap ehlinden bir grup sizi saptırmak istediler, halbuki sırf kendilerini saptırıyorlar da farkına varmıyorlar.
[003.069](SA) Kitap ehlinden bir grup istedi ki sizi saptırsınlar. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar; fakat farkında değiller.
[003.070](AA) íóÇ Ãóåúáó ÇáúßöÊóÇÈö áöãó ÊóßúÝõÑõæäó ÈöÂíóÇÊö Çááøåö æóÃóäÊõãú ÊóÔúåóÏõæäó
[003.070](AU) Ey ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın âyetlerini inkâr edersiniz?
[003.070](DV) Ey Kitab ehli! Sizler goz gore gore Allah'in ayetlerini nicin inkar ediyorsunuz?
[003.070](EH) Ey kendilerine kitap verilenler, neden göz göre göre Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?
[003.070](EM) Ey kitap ehli! (gerçeği) gördüğünüz halde, niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
[003.070](SA) Ey Kitap ehli, (gerçeği) gördüğünüz halde, niçin Allâh'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
[003.071](AA) íóÇ Ãóåúáó ÇáúßöÊóÇÈö áöãó ÊóáúÈöÓõæäó ÇáúÍóÞøó ÈöÇáúÈóÇØöáö æóÊóßúÊõãõæäó ÇáúÍóÞøó æóÃóäÊõãú ÊóÚúáóãõæäó
[003.071](AU) Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
[003.071](DV) Ey Kitab ehli! Nicin hakki batila karistiriyor ve bile bile hakki gizliyorsunuz?
[003.071](EH) Ey kendilerine kitap verilenler, neden hakkı batıla buluyorsunuz da gerçeği bile bile gizliyorsunuz?
[003.071](EM) Ey kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
[003.071](SA) Ey Kitap ehli, niçin hakkı bâtıla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
[003.072](AA) æóÞóÇáóÊ ØøóÂÆöÝóÉñ ãøöäú Ãóåúáö ÇáúßöÊóÇÈö ÂãöäõæÇú ÈöÇáøóÐöíó ÃõäÒöáó Úóáóì ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇú æóÌúåó ÇáäøóåóÇÑö æóÇßúÝõÑõæÇú ÂÎöÑóåõ áóÚóáøóåõãú íóÑúÌöÚõæäó
[003.072](AU) Ehl-i kitaptan bir gurup şöyle dedi: "Müminlere indirilmiş olana sabahleyin (görünüşte) inanıp akşamleyin inkâr edin. Belki onlar (böylece dinlerinden) dönerler.
[003.072](EH) Kitap verilenlerden bir kısmı da şöyle dedi: "Varın o inananlara indirilene güpe gündüz inanın, sonunda da dönüp inkar edin, belki onlar da dönerler.
[003.072](EM) Kitap ehlinden bir grup: "Müminlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar da dönerler." dedi.
[003.072](SA) Kitap ehlinden bir grup dedi ki: "İnananlara indirilmiş olana, günün önünde inanın, sonunda inkâr edin; belki (size bakarak onlar da) dönerler ;"
[003.072-3](DV) Kitab ehlinden bir takimi soyle dedi: "Inananlara indirilene gunun basinda inanin, sonunda inkar edin ki,donerler ve dininize uyanlardan baskasina inanmayin". De ki: "Dogru yol Allah'in yoludur". Ve yine baskasina da verildigine veya Rabbinizin katinda Muslumanlarin karsi delil getirip sizi alt edecegine inanmayin" derler. De ki: "Dogrusu bol nimet Allah'in elindedir, onu diledigine verir. Allah'in fazli her seyi kaplar, O her seyi bilir".
[003.073](AA) æóáÇó ÊõÄúãöäõæÇú ÅöáÇøó áöãóä ÊóÈöÚó Ïöíäóßõãú Þõáú Åöäøó ÇáúåõÏóì åõÏóì Çááøåö Ãóä íõÄúÊóì ÃóÍóÏñ ãøöËúáó ãóÇ ÃõæÊöíÊõãú Ãóæú íõÍóÂÌøõæßõãú ÚöäÏó ÑóÈøößõãú Þõáú Åöäøó ÇáúÝóÖúáó ÈöíóÏö Çááøåö íõÄúÊöíåö ãóä íóÔóÇÁ æóÇááøåõ æóÇÓöÚñ Úóáöíãñ
[003.073](AU) Sizin dininize uyanlardan başka hiçbir kimseye inanmayın. " (Resûlüm!) De ki: Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Yine (onlar, kendi aralarında şöyle dediler:) "Size verilenin benzerinin başka herhangi bir kimseye verildiğine, yahut Rabbinizin huzurunda onların size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın)." De ki: Lütuf ve ihsan Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah'ın rahmeti geniştir ve O her şeyi hakkıyla bilir.
[003.073](EH) Ve kendi dininize uyanlardan başkasına aman vermeyin." De ki: "Muhakkak doğru yol, Allah'ın yoludur, size verilen gibisi başka birine veriliyor veya Rabbinizin katında size üstün gelecek diye midir bu? De ki: "Doğrusu nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir ve Allah, nimeti bol olan, herşeyi bilendir.
[003.073](EM) Ve kendi dininize uyanlardan başkasına inanmayın (dediler). De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın yoludur". (Onlar kendi aralarında): "Size verilenin benzerinin hiçbir kimseye verilmiş olduğuna, yahut Rabbinizin huzurunda sizin aleyhinize deliller getireceklerine" (de inanmayın dediler). De ki: "Lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, rahmeti bol olan, her şeyi hakkıyla bilendir".
[003.073](SA) Sizin dininize uyandan başkasına güvenmeyin! (dediler.) De ki: "Hidâyet Allâh'ın hidâyetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzûrunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)? , De ki: "Lutuf Allâh'ın elindedir, onu dilediğine verir, Allâh(ın lutfu) geniştir, (O her şeyi) bilendir.
[003.074](AA) íóÎúÊóÕøõ ÈöÑóÍúãóÊöåö ãóä íóÔóÇÁ æóÇááøåõ Ðõæ ÇáúÝóÖúáö ÇáúÚóÙöíãö
[003.074](AU) Rahmetini dilediğine ayırır. Allah üstün lütuf sahibidir.
[003.074](DV) Rahmetini diledigine tahsis eder, Allah buyuk, bol nimet sahibidir.
[003.074](EH) Rahmeti ile dilediğine ayrıcalık verir, Allah çok büyük nimet sahibidir.
[003.074](EM) Rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf ve kerem sahibidir.
[003.074](SA) Rahmetini dilediğine has kılar. Allâh, büyük lutuf ve ikram sâhibidir.
[003.075](AA) æóãöäú Ãóåúáö ÇáúßöÊóÇÈö ãóäú Åöä ÊóÃúãóäúåõ ÈöÞöäØóÇÑò íõÄóÏøöåö Åöáóíúßó æóãöäúåõã ãøóäú Åöä ÊóÃúãóäúåõ ÈöÏöíäóÇÑò áÇøó íõÄóÏøöåö Åöáóíúßó ÅöáÇøó ãóÇ ÏõãúÊó Úóáóíúåö ÞóÂÆöãðÇ Ðóáößó ÈöÃóäøóåõãú ÞóÇáõæÇú áóíúÓó ÚóáóíúäóÇ Ýöí ÇáÃõãøöíøöíäó ÓóÈöíáñ æóíóÞõæáõæäó Úóáóì Çááøåö ÇáúßóÐöÈó æóåõãú íóÚúáóãõæäó
[003.075](AU) Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur" demelerindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar.
[003.075](DV) Kitab ehli arasinda kantarla emanet biraksan onu sana odeyen ve bir lira emanet etsen, tepesine dikilmedikce onu sana odemeyen vardir. Bu, onlarin: "Kitabsizlara karsi uzerimize bir sorumluluk yoktur" demelerindendir. Onlar bile bile Allah'a karsi yalan soylemektedirler.
[003.075](EH) Kitap verilenlerden öylesi vardır ki, ona yüklerle emanet bıraksan onu sana geri verir. Yine onlardan öylesi vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine binmedikçe onu sana vermez. Çünkü onlar: "Bizim aleyhimizde okur yazar olmayanlarda bir yol yok" derler ve Allah'a karşı bile bile yalan söylerler.
[003.075](EM) Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana eksiksiz iade eder. Fakat öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan bize vebal yoktur." demelerinden dolayıdır. Ve onlar, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
[003.075](SA) Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle emânet bıraksan, onu sana öder. Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar versen, devamlı olarak başına dikilmeden onu sana ödemez. Onlar "Ümmilere karşı bize bir sorumluluk yoktur." dedikleri için böyle yapıyorlar ve Allah'a karşı bile bile yalan söylüyorlar.
[003.076](AA) Èóáóì ãóäú ÃóæúÝóì ÈöÚóåúÏöåö æóÇÊøóÞóì ÝóÅöäøó Çááøåó íõÍöÈøõ ÇáúãõÊøóÞöíäó
[003.076](AU) Hayır! (Gerçek onların dediği değil.) Her kim sözünü yerine getirir ve kötülükten sakınırsa, bilsin ki Allah sakınanları sever.
[003.076](DV) Hayir, oyle degil; ahdini yerine getiren ve gunahtan sakinan bilsin ki, Allah sakinanlari suphesiz sever.
[003.076](EH) Hayır yol var! Her kim verdiği sözü yerine getirir ve sakınırsa şüphesiz, Allah o sakınanları sever.
[003.076](EM) Hayır, kim sözünü yerine getirir ve kötülüklerden korunursa, şüphesiz Allah da korunanları sever.
[003.076](SA) Hayır, kim sözünü yerine getirir ve (günâhtan) korunursa, şüphesiz Allâh da korunanları sever.
[003.077](AA) Åöäøó ÇáøóÐöíäó íóÔúÊóÑõæäó ÈöÚóåúÏö Çááøåö æóÃóíúãóÇäöåöãú ËóãóäðÇ ÞóáöíáÇð ÃõæúáóÆößó áÇó ÎóáÇóÞó áóåõãú Ýöí ÇáÂÎöÑóÉö æóáÇó íõßóáøöãõåõãõ Çááøåõ æóáÇó íóäÙõÑõ Åöáóíúåöãú íóæúãó ÇáúÞöíóÇãóÉö æóáÇó íõÒóßøöíåöãú æóáóåõãú ÚóÐóÇÈñ Ãóáöíãñ
[003.077](AU) Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.
[003.077](DV) Allah'in ahdini ve yeminlerini az bir degere degisenlerin, iste onlarin, ahirette bir paylari yoktur. Allah onlara kiyamet gunu hitab etmeyecek, onlara bakmayacak, onlari temize cikarmayacaktir. Elem verici azab onlar icindir.
[003.077](EH) Fakat Allah'a verdikleri sözü ve kendi yeminlerini bir kaç paraya satanlara gelince, onların ahirette hiçbir nasibi yoktur. Allah, onlarla konuşmayacak, kıyamet gününde onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onların hakkı elim bir azaptır.
[003.077](EM) Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır.
[003.077](SA) Fakat Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların âhirette bir payı yoktur; Allâh kıyâmet günü onlara konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları yüceltmeyecektir. Onlar için acı bir azâb vardır.
[003.078](AA) æóÅöäøó ãöäúåõãú áóÝóÑöíÞðÇ íóáúæõæäó ÃóáúÓöäóÊóåõã ÈöÇáúßöÊóÇÈö áöÊóÍúÓóÈõæåõ ãöäó ÇáúßöÊóÇÈö æóãóÇ åõæó ãöäó ÇáúßöÊóÇÈö æóíóÞõæáõæäó åõæó ãöäú ÚöäÏö Çááøåö æóãóÇ åõæó ãöäú ÚöäÏö Çááøåö æóíóÞõæáõæäó Úóáóì Çááøåö ÇáúßóÐöÈó æóåõãú íóÚúáóãõæäó
[003.078](AU) Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları Kitap'tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar.
[003.078](DV) Onlardan bir takimi, Kitapta olmadigi halde Kitabdan zannedesiniz diye dillerini egip bukerler. O, Allah katindan olmadigi halde: "Allah katindandir" derler, bile bile Allah'a karsi yalan soylerler.
[003.078](EH) Bir de onlardan bir grup vardır ki, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba bakarak eğip büğerler. Oysa o, kitaptan değildir. Yine: "O, Allah tarafındandır." derler. Oysa Allah tarafından değildir. Ama, bile bile Allah namına yalan söylerler.
[003.078](EM) Kitap ehlinden öyle bir güruh da vardır ki, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba doğru eğip bükerler. Halbuki o, kitaptan değildir. "Bu, Allah katındandır." derler; oysa o, Allah katından değildir. Allah'a karşı, kendileri bilip dururken, yalan söylerler.
[003.078](SA) Onlardan bir grup var ki, Kitapta olmayan bir şeyi, siz Kitaptan sanasınız diye dillerini Kitapla eğip büker(sözlerini, Kitabın sözü imiş gibi göstermek için kelimeleri dillerinde bükerek okur, onları, Kitabın sözlerine benzetmeğe çalışır)lar ve: "O, Allâh katındandır." derler. Oysa o, Allâh katından değildir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
[003.079](AA) ãóÇ ßóÇäó áöÈóÔóÑò Ãóä íõÄúÊöíóåõ Çááøåõ ÇáúßöÊóÇÈó æóÇáúÍõßúãó æóÇáäøõÈõæøóÉó Ëõãøó íóÞõæáó áöáäøóÇÓö ßõæäõæÇú ÚöÈóÇÏðÇ áøöí ãöä Ïõæäö Çááøåö æóáóßöä ßõæäõæÇú ÑóÈøóÇäöíøöíäó ÈöãóÇ ßõäÊõãú ÊõÚóáøöãõæäó ÇáúßöÊóÇÈó æóÈöãóÇ ßõäÊõãú ÊóÏúÑõÓõæäó
[003.079](AU) Hiçbir insanın, Allah'ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: Allah'ı bırakıp bana kul olun! demesi mümkün değildir. Bilakis (şöyle demesi gerekir): Okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis kullar olunuz.
[003.079](DV) Allah'in kendisine Kitab'i hukmu, peygamberligi verdigi insanogluna: "Allah'i birakip bana kulluk edin" demek yarasmaz, fakat: "Kitabi ogrettiginize, okudugunuza gore Rabb'e kul olun" demek yarasir.
[003.079](EH) Allah'ın kendisine kitap, bilgi ve peygamberlik vermiş olduğu hiçbir kişinin kalkıp da insanlara: "Allah'a değil bana kul olun" diyebilme yetkisi yoktur. Ancak: "Kitabı öğretmekte ve ders alıp vermekte olmanız sebebiyle Allah yolunun erleri olunuz!" der.
[003.079](EM) İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kul olun." demesi yakışmaz. Fakat onun: "Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabb'e halis kullar olun" (demesi uygundur).
[003.079](SA) Hiçbir insana yakışmaz ki, Allâh ona Kitap, hüküm (hikmet) ve peygamberlik versin de, sonra (o kalksın) insanlara: "Allâh'ı bırakıp bana kullar olun", desin; fakat: "Öğrettiğiniz Kitap ve okuduğunuz şeyler gereğince Rabba halis kullar olun!" der.
[003.080](AA) æóáÇó íóÃúãõÑóßõãú Ãóä ÊóÊøóÎöÐõæÇú ÇáúãóáÇóÆößóÉó æóÇáäøöÈöíøöíúäó ÃóÑúÈóÇÈðÇ ÃóíóÃúãõÑõßõã ÈöÇáúßõÝúÑö ÈóÚúÏó ÅöÐú ÃóäÊõã ãøõÓúáöãõæäó
[003.080](AU) Ve size: Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin, diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra hiç size kâfirliği emreder mi?
[003.080](DV) Size melekleri, peygamberleri Rab olarak benimsemenizi emretmesi de yarasmaz. Siz musluman olduktan sonra, size inkar etmeyi mi emredecek?
[003.080](EH) Ve hiçbir zaman melekleri ve peygamberleri tanrılar edinmenizi de emredemez. O halde siz, müslüman olduktan sonra, size inkarcı olmanızı emredebilir mi?
[003.080](EM) Ve O size: "Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin." diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç inkârı emreder mi?
[003.080](SA) Ve size: "Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin!" diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size inkârı emreder mi?
[003.081](AA) æóÅöÐú ÃóÎóÐó Çááøåõ ãöíËóÇÞó ÇáäøóÈöíøöíúäó áóãóÇ ÂÊóíúÊõßõã ãøöä ßöÊóÇÈò æóÍößúãóÉò Ëõãøó ÌóÇÁßõãú ÑóÓõæáñ ãøõÕóÏøöÞñ áøöãóÇ ãóÚóßõãú áóÊõÄúãöäõäøó Èöåö æóáóÊóäÕõÑõäøóåõ ÞóÇáó ÃóÃóÞúÑóÑúÊõãú æóÃóÎóÐúÊõãú Úóáóì Ðóáößõãú ÅöÕúÑöí ÞóÇáõæÇú ÃóÞúÑóÑúäóÇ ÞóÇáó ÝóÇÔúåóÏõæÇú æóÃóäóÇú ãóÚóßõã ãøöäó ÇáÔøóÇåöÏöíäó
[003.081](AU) Hani Allah, peygamberlerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu.
[003.081](DV) Allah peygamberlerden ahid almisti: "And olsun ki size Kitab, hikmet verdim; sizde olani tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksiniz ve ona mutlaka yardim edeceksiniz, inkar edip bu ahdi kabul ettiniz mi?" demisti. "Ikrar ettik" demislerdi de: "Sahid olun, Ben de sizinle beraber sahidlerdenim" demisti.
[003.081](EH) Allah, vaktiyle peygamberlerden: "Andolsun ki, size kitap ve hikmetten her ne verdiysem, sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde ona kesinlikle inanacaksınız ve çaresiz ona yardım edeceksiniz." diye söz almış ve: "Bunu kabul ettiniz mi? Bunun üzerine ağır ahdimi boynunuza aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik." dediler. Allah da: "Öyle ise, şahit olun, ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim!" buyurdu.
[003.081](EM) Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım".
[003.081](SA) Allâh, peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Bakın, size Kitap ve hikmet verdim; imdi yanınızda bulunan(Kitap)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona mutlaka yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. "Kabul ettik!" dediler. "O halde tanık olun, ben de sizinle beraber tanık olanlardanım." dedi.
[003.082](AA) Ýóãóä Êóæóáøóì ÈóÚúÏó Ðóáößó ÝóÃõæúáóÆößó åõãõ ÇáúÝóÇÓöÞõæäó
[003.082](AU) Artık bundan sonra her kim dönerse işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
[003.082](DV) Bunun ardindan yuz ceviren var ya, iste onlar fasik olanlardir.
[003.082](EH) Demek ki, bunun arkasından her kim dönerse artık onlar, hep dinden çıkmış günahkarlardır.
[003.082](EM) Artık bundan sonra her kim dönerse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
[003.082](SA) Artık kim bundan sonra dönerse, işte onlar fâsıklardır.
[003.083](AA) ÃóÝóÛóíúÑó Ïöíäö Çááøåö íóÈúÛõæäó æóáóåõ ÃóÓúáóãó ãóä Ýöí ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖö ØóæúÚðÇ æóßóÑúåðÇ æóÅöáóíúåö íõÑúÌóÚõæäó
[003.083](AU) Göklerde ve yerdekiler, ister istemez O'na teslim olduğu halde onlar (ehl-i kitap), Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki O'na döndürüleceklerdir.
[003.083](DV) Alah'in dininden baska bir din mi arzu ediyorlar? Oysa goklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O'na teslim olmustur, O'na doneceklerdir.
[003.083](EH) Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa ki, göklerde ve yerde ne varsa, hepsi ister istemez O'na teslim olmuş, hep döndürülüp O'na götürülüyorlar.
[003.083](EM) Onlar, Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez O'na boyun eğmiştir ve O'na döndürülüp götürüleceklerdir.
[003.083](SA) Allâh'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez, O'na teslim olmuştur ve O'na döndürüleceklerdir.
[003.084](AA) Þõáú ÂãóäøóÇ ÈöÇááøåö æóãóÇ ÃõäÒöáó ÚóáóíúäóÇ æóãóÇ ÃõäÒöáó Úóáóì ÅöÈúÑóÇåöíãó æóÅöÓúãóÇÚöíáó æóÅöÓúÍóÇÞó æóíóÚúÞõæÈó æóÇáÃóÓúÈóÇØö æóãóÇ ÃõæÊöíó ãõæÓóì æóÚöíÓóì æóÇáäøóÈöíøõæäó ãöä ÑøóÈøöåöãú áÇó äõÝóÑøöÞõ Èóíúäó ÃóÍóÏò ãøöäúåõãú æóäóÍúäõ áóåõ ãõÓúáöãõæäó
[003.084](AU) De ki: Biz, Allah a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve Ya'kub oğullarına indirilenlere, Musa, İsa ve (diğer) peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırdetmeyiz. Biz ancak O'na teslim oluruz.
[003.084](DV) Allah'a, bize indirilene, Ibrahim'e, Ismail'e, Ishak'a, Yakub'a ve torunlarina indirilene, Rableri tarafindan Musa, Isa ve peygamberlere verilene inandik, onlari birbirinden ayirt etmeyiz biz O'na teslim olanlariz de.
[003.084](EH) De ki: "Biz, Allah'a, bize indirilene; İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene; Musa'ya İsa'ya peygamberlere Rablerinden verilene inandık iman getirdik. Onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayız ve biz, ancak O'na boyun eğen müslümanlarız!"
[003.084](EM) De ki: "Allah'a, bize indirilen (Kur'ân)e, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere inandık. Onların arasında hiçbir fark gözetmeyiz, biz O'na teslim olmuşlarız".
[003.084](SA) De ki: "Allah'a, bize indirilene, İbrâhim'e, İsmâ'il'e, İshak'a, Ya'kûb'a ve sıbtlara (Ya'kûb oğullarından türeyen kabilelere) indirilene; Mûsâ'ya, Îsâ'ya ve peygamberlere Rableri tarafından verilene inandık; onlar arasında bir ayırım yapmayız, biz O'na teslim olanlarız."
[003.085](AA) æóãóä íóÈúÊóÛö ÛóíúÑó ÇáÅöÓúáÇóãö ÏöíäðÇ Ýóáóä íõÞúÈóáó ãöäúåõ æóåõæó Ýöí ÇáÂÎöÑóÉö ãöäó ÇáúÎóÇÓöÑöíäó
[003.085](AU) Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.
[003.085](DV) Kim Islamiyet'ten baska bir dine yonelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir.
[003.085](EH) Her kim İslam'dan başka bir din ararsa asla kabul edilmez ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olur.
[003.085](EM) Kim İslâm'dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktır.
[003.085](SA) Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, âhirette kaybedenlerden olacaktır.
[003.086](AA) ßóíúÝó íóåúÏöí Çááøåõ ÞóæúãðÇ ßóÝóÑõæÇú ÈóÚúÏó ÅöíãóÇäöåöãú æóÔóåöÏõæÇú Ãóäøó ÇáÑøóÓõæáó ÍóÞøñ æóÌóÇÁåõãõ ÇáúÈóíøöäóÇÊõ æóÇááøåõ áÇó íóåúÏöí ÇáúÞóæúãó ÇáÙøóÇáöãöíäó
[003.086](AU) İman etmelerinden, Resûl'ün hak olduğuna şehadet getirmelerinden ve kendilerine apaçık deliller gelmesinden sonra inkârcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidayet nasip eder? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
[003.086](DV) Inandiktan, peygamberin hak olduguna sehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasil dogru yola eristirir? Allah zalimleri dogru yola eristirmez.
[003.086](EH) Kendilerine açık deliller gelmiş ve peygamberin hak olduğuna şahitlik etmişken, inananların arkasından nankörlük edip inkara sapan bir milleti, Allah nasıl başarılı kılar! Oysa Allah, zulmedenler topluluğunu başarılı kılmaz.
[003.086](EM) İnandıktan, Peygamber'in hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmez.
[003.086](SA) İman ettikten, Resul'ün hak olduğunu gördükten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâr eden bir topluma Allâh nasıl yol gösterir? Allâh, zâlim toplumu doğru yola iletmez.
[003.087](AA) ÃõæúáóÆößó ÌóÒóÂÄõåõãú Ãóäøó Úóáóíúåöãú áóÚúäóÉó Çááøåö æóÇáúãóáÂÆößóÉö æóÇáäøóÇÓö ÃóÌúãóÚöíäó
[003.087](AU) İşte onların cezası, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanlığın lânetine uğramalarıdır.
[003.087](DV) Iste bunlarin cezasi, Allah'in, meleklerin, insanlarin hepsinin lanetine ugramalaridir.
[003.087](EH) İşte onlar! Cezaları; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerinde olmasıdır.
[003.087](EM) İşte onların cezaları, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onların üzerlerindedir.
[003.087](SA) İşte onların cezâsı: Allâh'ın, meleklerin ve bütün insanların la'neti onların üzerinedir!
[003.088](AA) ÎóÇáöÏöíäó ÝöíåóÇ áÇó íõÎóÝøóÝõ Úóäúåõãõ ÇáúÚóÐóÇÈõ æóáÇó åõãú íõäÙóÑõæäó
[003.088](AU) Bu lânete ebedî gömülüp gidecekler. Onların azapları hafifletilmez; yüzlerine de bakılmaz.
[003.088](DV) Orada temellidirler; onlardan azab hafifletilmez; onlarin azabi geciktirilmez.
[003.088](EH) Sonsuza kadar o lanetin içindedirler, azapları hafifletilmez ve kendilerine mühlet verilmez.
[003.088](EM) Onlar bu (lanetin) içinde ebedî kalacaklardır. Kendilerinden ne bu azab hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır.
[003.088](SA) O(la'net)in içinde ebedi kalacaklardır. Onlardan azâb hafifletilmeyecek ve onlara asla fırsat verilmeyecektir.
[003.089](AA) ÅöáÇøó ÇáøóÐöíäó ÊóÇÈõæÇú ãöä ÈóÚúÏö Ðóáößó æóÃóÕúáóÍõæÇú ÝóÅöäøó Çááå ÛóÝõæÑñ ÑøóÍöíãñ
[003.089](AU) Ancak, bundan sonra tevbe edip yola gelenler başka. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
[003.089](DV) Ancak bunun ardindan tevbe edip duzelenler mustesnadir. Dogrusu Allah bagislar ve merhamet eder.
[003.089](EH) Ancak onun arkasından tevbe edip gidişatlarını düzeltenler başka; çünkü Allah, bağışlayan ve çok esirgeyendir.
[003.089](EM) Ancak bundan sonra tevbe edip kendini düzeltenler başka. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.
[003.089](SA) Ancak ondan sonra, tevbe edip uslananlar başka. Çünkü Allâh, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
[003.090](AA) Åöäøó ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú ÈóÚúÏó ÅöíãóÇäöåöãú Ëõãøó ÇÒúÏóÇÏõæÇú ßõÝúÑðÇ áøóä ÊõÞúÈóáó ÊóæúÈóÊõåõãú æóÃõæúáóÆößó åõãõ ÇáÖøóÂáøõæäó
[003.090](AU) İnandıktan sonra kâfirliğe sapıp sonra inkârcılıkta daha da ileri gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar, sapıkların ta kendisidirler.
[003.090](DV) Inandiktan sonra inkar edip, inkarda asiri gidenler var ya, onlarin tevbeleri kabul edilmeyecektir. Iste sapiklar onlardir.
[003.090](EH) Kesinlikle inanmalarının arkasından inkara sapmış, sonra da inkarcılıkta ileri gitmiş olanların tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Onlar, hep sapıklık içinde kalmış kişilerdir.
[003.090](EM) Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
[003.090](SA) Onlar ki, inandıktan sonra inkâr ettiler, sonra inkârları arttı; onların tevbeleri kabul edilmeyecektir. Onlar sapıkların tâ kendileridir.
[003.091](AA) Åöäøó ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú æóãóÇÊõæÇú æóåõãú ßõÝøóÇÑñ Ýóáóä íõÞúÈóáó ãöäú ÃóÍóÏöåöã ãøöáúÁõ ÇáÃÑúÖö ÐóåóÈðÇ æóáóæö ÇÝúÊóÏóì Èöåö ÃõæúáóÆößó áóåõãú ÚóÐóÇÈñ Ãóáöíãñ æóãóÇ áóåõã ãøöä äøóÇÕöÑöíäó
[003.091](AU) Gerçekten, inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, onların hiçbirinden -fidye olarak dünya dolusu altın verecek olsa dahi- kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır; hiç yardımcıları da yoktur.
[003.091](DV) Dogrusu inkar edip, inkarci olarak olenlerin hicbirinden, yeryuzunu dolduracak kadar altini fidye vermis olsa bile, bu kabul edilmeyecektir. Iste elem verici azab onlaradir, onlarin hic yardimcilari da yoktur.
[003.091](EH) İnkar etmiş ve inkarcı olarak ölüp gitmiş kimselerin her biri kendini kurtarmak için dünya dolusu altın verecek de olsa, bu onların hiçbirinden asla kabul edilmeyecektir. Onların hakkı elim bir azaptır ve kendilerini kurtaracak da yoktur.
[003.091](EM) Muhakkak ki inkâr edenler ve kâfir oldukları halde de ölenler, yeryüzü dolusu altın fidye verseler bile hiç birisinden asla kabul edilmeyecektir. İşte dayanılmaz azab onlar içindir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
[003.091](SA) İnkâr edip kâfir olarak ölenler, dünyâ dolusu altın fidye vermiş olsa dahi hiçbirinden kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azâb vardır ve onların hiçbir yardımcıları yoktur!
[003.092](AA) áóä ÊóäóÇáõæÇú ÇáúÈöÑøó ÍóÊøóì ÊõäÝöÞõæÇú ãöãøóÇ ÊõÍöÈøõæäó æóãóÇ ÊõäÝöÞõæÇú ãöä ÔóíúÁò ÝóÅöäøó Çááøåó Èöåö Úóáöíãñ
[003.092](AU) Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça "iyi" ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.
[003.092](DV) Sevdiginiz seylerden sarfetmedikce iyilige erisemezsiniz. Her ne sarfederseniz, suphesiz Allah onu bilir.
[003.092](EH) Sevdiğiniz şeylerden başkalarına da vermedikçe, tam bir iyilik vasfına eremezsiniz. Her ne harcarsanız şüphesiz Allah onu bilir.
[003.092](EM) Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.
[003.092](SA) Sevdiğiniz şeylerden (Allâh için) harcamadıkça asla iyiliğe eremezsiniz. Ne harcarsanız Allâh onu bilir.
[003.093](AA) ßõáøõ ÇáØøóÚóÇãö ßóÇäó ÍöáÇøð áøöÈóäöí ÅöÓúÑóÇÆöíáó ÅöáÇøó ãóÇ ÍóÑøóãó ÅöÓúÑóÇÆöíáõ Úóáóì äóÝúÓöåö ãöä ÞóÈúáö Ãóä ÊõäóÒøóáó ÇáÊøóæúÑóÇÉõ Þõáú ÝóÃúÊõæÇú ÈöÇáÊøóæúÑóÇÉö ÝóÇÊúáõæåóÇ Åöä ßõäÊõãú ÕóÇÏöÞöíäó
[003.093](AU) Tevrat'ın indirilmesinden önce, İsrail'in (Ya'kub'un) kendisine haram kıldıkları dışında, yiyeceğin her türlüsü İsrailoğullarına helâl idi. De ki: Eğer doğru sözlü iseniz o zaman Tevrat'ı getirip onu okuyun.
[003.093](DV) Tevrat'in indirilmesinden once Israil'in kendilerine haram ettiginden baska butun yiyecekler Israilogullarina helal idi; "Dogru sozlu iseniz Tevrat'i getirip okuyun".
[003.093](EH) Tevrat indirilmeden önce, İsrail'in kendisine yasakladığı şeyler dışında bütün yiyecekler İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Haydi Tevrat'ı getirin de onu güzelce okuyun, eğer doğru söylüyorsanız!"
[003.093](EM) Tevrat indirilmeden önce, İsrail (Yakub)in kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Eğer doğrulardan iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyun".
[003.093](SA) Tevrât indirilmeden önce, İsrâil'in kendisine harâm kıldığı şeyler dışında, İsrâil oğullarına bütün yiyecekler helâldi. De ki: "Doğru iseniz, Tevrât'ı getirip okuyun."
[003.094](AA) Ýóãóäö ÇÝúÊóÑóìó Úóáóì Çááøåö ÇáúßóÐöÈó ãöä ÈóÚúÏö Ðóáößó ÝóÃõæúáóÆößó åõãõ ÇáÙøóÇáöãõæäó
[003.094](AU) Artık bundan sonra her kim Allah'a karşı yalan uydurursa, işte bunlar, zalimlerin ta kendisidirler.
[003.094](DV) Bundan sonra Allah'a karsi kim yalan isnad ederse, iste onlar zalimlerdir.
[003.094](EH) Artık bundan sonra Allah adına o yalanı kim uydurmuşsa, onların zalimlerin ta kendileridir.
[003.094](EM) Kim bundan sonra Allah'a karşı yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
[003.094](SA) Artık bundan sonra da kim Allah'a yalan uydurursa, işte onlar zâlimlerdir.
[003.095](AA) Þõáú ÕóÏóÞó Çááøåõ ÝóÇÊøóÈöÚõæÇú ãöáøóÉó ÅöÈúÑóÇåöíãó ÍóäöíÝðÇ æóãóÇ ßóÇäó ãöäó ÇáúãõÔúÑößöíäó
[003.095](AU) De ki: Allah doğruyu söylemiştir. Öyle ise, hakka yönelmiş olarak İbrahim'in dinine uyunuz. O, müşriklerden değildi.
[003.095](DV) De ki: "Allah dogru soyledi, dogruya meyleden Ibrahim'in dinine uyun; O, puta tapanlardan degildi".
[003.095](EH) De ki: "Allah doğru söylemiştir. O halde Hakka tapan bir hanif olarak İbrahim'in dinine uyun; o hiçbir zaman Allah'a ortak koşanlardan olmadı.
[003.095](EM) De ki: "Allah doğru söylemiştir. Öyle ise dosdoğru, Allah'ı birleyici olarak İbrahim'in dinine uyun. O, müşriklerden değildi".
[003.095](SA) De ki: "Allâh doğru söyledi, öyle ise dosdoğru, Allâh'ı birleyici olarak İbrâhim dinine uyun. O, ortak koşanlardan değildi."
[003.096](AA) Åöäøó Ãóæøóáó ÈóíúÊò æõÖöÚó áöáäøóÇÓö áóáøóÐöí ÈöÈóßøóÉó ãõÈóÇÑóßðÇ æóåõÏðì áøöáúÚóÇáóãöíäó
[003.096](AU) Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Mekke'deki (Kâbe)dir.
[003.096](DV) Dogrusu insanlar icin ilk kurulan ev, Mekke'de, dunyalar icin mubarek ve dogru yol gosteren Kabe'dir.
[003.096](EH) Doğrusu insanlar için kurulan ilk ma'bet, kesinlikle Mekke'deki o çok kutsal ve bütün alemlere hidayet olan İbadet Evi'dir.
[003.096](EM) Şüphesiz insanlar için kurulan ilk mabed, Mekke'deki çok mübarek ve bütün âlemlere hidayet kaynağı olan Beyt (Kabe)dir.
[003.096](SA) Doğrusu insanlara (ma'bed olarak) ilk kurulan ev, Mekke'de olandır. Âlemlere uğur, bereket ve hidâyet kaynağı olarak kurulmuştur.
[003.097](AA) Ýöíåö ÂíóÇÊñ ÈóíøöäóÇÊñ ãøóÞóÇãõ ÅöÈúÑóÇåöíãó æóãóä ÏóÎóáóåõ ßóÇäó ÂãöäðÇ æóáöáøåö Úóáóì ÇáäøóÇÓö ÍöÌøõ ÇáúÈóíúÊö ãóäö ÇÓúÊóØóÇÚó Åöáóíúåö ÓóÈöíáÇð æóãóä ßóÝóÑó ÝóÅöäøó Çááå Ûóäöíøñ Úóäö ÇáúÚóÇáóãöíäó
[003.097](AU) Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnîdir.
[003.097](DV) Orada apacik deliller vardir, Ibrahim'in makami vardir; kim oraya girerse, guvenlik icinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah icin Kabe'yi haccetmesi gereklidir. Kim inkar ederse, bilsin ki; dogrusu Allah alemlerden mustagnidir.
[003.097](EH) Onda açık alametler ve İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvenlik içinde olur. Oraya gitmeye gücü yeten herkesin o İbadet Evi'ni ziyaret etmesi de Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim bu hakkı tanımazsa, Allah'ın kesinlikle ihtiyacı yoktur. O, bütün alemlerden müstağnidir.
[003.097](EM) Onda apaçık deliller, İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Ona bir yol bulabilenlerin Beyt'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağni (kimseye muhtaç değil, her şey ona muhtaç)dir.
[003.097](SA) Onda açık açık deliller, İbrâhim'in Makâmı vardır. Ona giren, güvene erer. Yoluna gücü yeten herkesin, o Ev'e gi(dip haccet)mesi, insanlar üzerinde Allâh'ın bir hakkıdır. Kim nankörlük ederse şüphesiz Allâh, bütün âlemlerden zengindir.
[003.098](AA) Þõáú íóÇ Ãóåúáó ÇáúßöÊóÇÈö áöãó ÊóßúÝõÑõæäó ÈöÂíóÇÊö Çááøåö æóÇááøåõ ÔóåöíÏñ Úóáóì ãóÇ ÊóÚúãóáõæäó
[003.098](AU) De ki: Ey ehl-i kitap! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah'ın âyetlerini inkâr edersiniz?
[003.098](DV) Ey Kitab ehli! Allah yaptiklarinizi gorup dururken, nicin Allah'in ayetlerini inkar ediyorsunuz?
[003.098](EH) De ki: "Ey kitap verilenler, niçin Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz? Allah yaptıklarınızı görüp duruyor."
[003.098](EM) De ki: "Ey kitap ehli! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?"
[003.098](SA) De ki: "Ey Kitap ehli, Allâh yaptıklarınıza tanık iken neden Allâh'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?"
[003.099](AA) Þõáú íóÇ Ãóåúáó ÇáúßöÊóÇÈö áöãó ÊóÕõÏøõæäó Úóä ÓóÈöíáö Çááøåö ãóäú Âãóäó ÊóÈúÛõæäóåóÇ ÚöæóÌðÇ æóÃóäÊõãú ÔõåóÏóÇÁ æóãóÇ Çááøåõ ÈöÛóÇÝöáò ÚóãøóÇ ÊóÚúãóáõæäó
[003.099](AU) De ki: Ey ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
[003.099](DV) Ey Kitab ehli! siz dogru olduguna sahidken, nicin inananlari Allah'in yolunu egri gostermege yeltenerek ondan ceviriyorsunuz? Allah islediklerinizden gafil degildir.
[003.099](EH) De ki: "Ey kitap verilenler, niçin inananları Allah'ın doğru yolundan engelliyorsunuz? Görüp durduğunuz halde niçin onun çarpıklığını istiyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir."
[003.099](EM) De ki: "Ey kitap ehli! Gerçeği görüp bildiğiniz hâlde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah'ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir".
[003.099](SA) De ki: "Ey Kitap ehli, gerçeğe tanık olduğunuz halde, niçin Allâh'ın yolunu eğri göstermeğe yeltenerek, inanmak isteyenleri Allâh yolundan çevirmeğe çalışıyorsunuz? Allâh yaptıklarınızdan habersiz değildir."
[003.100](AA) íóÇ ÃóíøõåóÇ ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæóÇú Åöä ÊõØöíÚõæÇú ÝóÑöíÞðÇ ãøöäó ÇáøóÐöíäó ÃõæÊõæÇú ÇáúßöÊóÇÈó íóÑõÏøõæßõã ÈóÚúÏó ÅöíãóÇäößõãú ßóÇÝöÑöíäó
[003.100](AU) Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir guruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden inkârcılığa sevkederler.
[003.100](DV) Ey Inananlar! Kitab verilenlerin bir takimina uyarsaniz, inanmanizdan sonra sizi kafir olmaga cevirirler.
[003.100](EH) Ey iman edenler, eğer o kitap verilenlerden her hangi bir gruba uyarsanız, sizi inandıktan sonra döndürür kafir ederler.
[003.100](EM) Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.
[003.100](SA) Ey inananlar, Kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız imanınızdan sonra, (onlar) sizi döndürüp kâfir yaparlar.
[003.101](AA) æóßóíúÝó ÊóßúÝõÑõæäó æóÃóäÊõãú ÊõÊúáóì Úóáóíúßõãú ÂíóÇÊõ Çááøåö æóÝöíßõãú ÑóÓõæáõåõ æóãóä íóÚúÊóÕöã ÈöÇááøåö ÝóÞóÏú åõÏöíó Åöáóì ÕöÑóÇØò ãøõÓúÊóÞöíãò
[003.101](AU) Size Allah'ın âyetleri okunurken, üstelik Allah Resûlü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah'a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.
[003.101](DV) Allah'in ayetleri size okunur, aranizda da peygamberi bulunurken nasil inkar edersiniz? Kim Allah'in Kitab'ina sarilirsa suphesiz dogru yola erisir.
[003.101](EH) Önünüzde Allah'ın ayetleri okunurken ve aranızda O'nun elçisi var iken sizler nasıl olur da inkara dönersiniz? Oysa her kim Allah'a sıkıca tutunursa, o, kesinlikle bir doğru yola çıkarılmıştır.
[003.101](EM) Size Allah'ın âyetleri okunup dururken ve Allah'ın elçisi de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Kim Allah'a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştir.
[003.101](SA) Size Allâh'ın âyetleri okunmakta ve O'nun Elçisi de aranızda iken nasıl inkâr edersiniz? Kim Allah'a sarılırsa muhakkak ki o, doğru yola iletilmiştir.
[003.102](AA) íóÇ ÃóíøõåóÇ ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇú ÇÊøóÞõæÇú Çááøåó ÍóÞøó ÊõÞóÇÊöåö æóáÇó ÊóãõæÊõäøó ÅöáÇøó æóÃóäÊõã ãøõÓúáöãõæäó
[003.102](AU) Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.
[003.102](DV) Ey inananlar! Allah'tan, sakinilmasi gerektigi gibi sakinin, sizler ancak musluman olarak can verin.
[003.102](EH) Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkup gerektiği gibi sakının ve kesinlikle müslüman olarak can verin!
[003.102](EM) Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.
[003.102](SA) Ey inananlar, Allah'tan, O'na yaraşır biçimde korkun ve ancak müslümanlar olarak ölün.
[003.103](AA) æóÇÚúÊóÕöãõæÇú ÈöÍóÈúáö Çááøåö ÌóãöíÚðÇ æóáÇó ÊóÝóÑøóÞõæÇú æóÇÐúßõÑõæÇú äöÚúãóÊó Çááøåö Úóáóíúßõãú ÅöÐú ßõäÊõãú ÃóÚúÏóÇÁ ÝóÃóáøóÝó Èóíúäó ÞõáõæÈößõãú ÝóÃóÕúÈóÍúÊõã ÈöäöÚúãóÊöåö ÅöÎúæóÇäðÇ æóßõäÊõãú Úóáóìó ÔóÝóÇ ÍõÝúÑóÉò ãøöäó ÇáäøóÇÑö ÝóÃóäÞóÐóßõã ãøöäúåóÇ ßóÐóáößó íõÈóíøöäõ Çááøåõ áóßõãú ÂíóÇÊöåö áóÚóáøóßõãú ÊóåúÊóÏõæäó
[003.103](AU) Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişileridiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.
[003.103](DV) Toptan Allah'in ipine sarilin, ayrilmayin. Allah'in size olan nimetini anin: Dusmandiniz, kalblerinizin arasini uzlastirdi da onun nimeti sayesinde kardes oldunuz. Bir ates cukurunun kenarinda idiniz, sizi oradan kurtardi. Allah, dogru yola erisesiniz diye size boylece ayetlerini aciklar.
[003.103](EH) Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı tutunun, ayrılığa düşmeyin ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinizin düşmanları iken O, sizin kalplerinizde bir uzlaştırma meydana getirdi ve O'nun nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz. Bir de siz, bir ateş çukurunun tam kenarında bulunuyordunuz ve O, sizi tutup ondan kurtardı. Şimdi Allah'a doğru gidebilmeniz için size ayetlerini böyle açıklıyor.
[003.103](EM) Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.
[003.103](SA) Ve topluca Allâh'ın ipine yapışın, ayrılmayın; Allâh'ın size olan ni'metini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz, (Allâh) kalblerinizi uzlaştırdı. O'un ni'metiyle kardeşler haline geldiniz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz, (Allâh) sizi ondan kurtardı. Allâh size âyetlerini böyle açıklıyor ki, yola gelesiniz.
[003.104](AA) æóáúÊóßõä ãøöäßõãú ÃõãøóÉñ íóÏúÚõæäó Åöáóì ÇáúÎóíúÑö æóíóÃúãõÑõæäó ÈöÇáúãóÚúÑõæÝö æóíóäúåóæúäó Úóäö ÇáúãõäßóÑö æóÃõæúáóÆößó åõãõ ÇáúãõÝúáöÍõæäó
[003.104](AU) Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
[003.104](DV) Sizden, iyiye cagiran, dogrulugu emreden ve fenaliktan meneden bir cemaat olsun. Iste basariya erisenler yalniz onlardir.
[003.104](EH) Bir de sizlerden, iyiliğe çağıran, doğruyu emreden, kötülükten alıkoyan önde gider bir topluluk bulunsun! İşte arzularına erecek olanlar, onlardır.
[003.104](EM) İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.
[003.104](SA) İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men'eden bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
[003.105](AA) æóáÇó ÊóßõæäõæÇú ßóÇáøóÐöíäó ÊóÝóÑøóÞõæÇú æóÇÎúÊóáóÝõæÇú ãöä ÈóÚúÏö ãóÇ ÌóÇÁåõãõ ÇáúÈóíøöäóÇÊõ æóÃõæúáóÆößó áóåõãú ÚóÐóÇÈñ ÚóÙöíãñ
[003.105](AU) Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır. I
[003.105](EH) Sakın kendilerine açık deliller geldikten sonra ayrılık çıkarıp anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın! Onlara büyük bir azap vardır.
[003.105](EM) Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.
[003.105](SA) Kendilerine açık deliller geldikten sonra bölünüp ihtilâf edenler gibi olmayın. İşte onlar (evet) onlar için büyük bir azâb vardır.
[003.105-6](DV) Kendilerine belgeler geldikten sonra ayrilan ve ayriliga dusenler gibi olmayin. Bir takim yuzlerin agaracagi ve bir takim yuzlerin kararacagi gunde buyuk azab onlaradir. Yuzleri kararanlara: "Inanmanizdan sonra inkar eder misiniz? Inkar etmenizden dolayi tadin azabi" denecektir.
[003.106](AA) íóæúãó ÊóÈúíóÖøõ æõÌõæåñ æóÊóÓúæóÏøõ æõÌõæåñ ÝóÃóãøóÇ ÇáøóÐöíäó ÇÓúæóÏøóÊú æõÌõæåõåõãú ÃóßúÝóÑúÊõã ÈóÚúÏó ÅöíãóÇäößõãú ÝóÐõæÞõæÇú ÇáúÚóÐóÇÈó ÈöãóÇ ßõäúÊõãú ÊóßúÝõÑõæäó
[003.106](AU) Nice yüzlerin ağardığı, nice yüzlerin de karardığı günü (düşünün.) İmdi, yüzleri kararanlara: İnanmanızdan sonra kâfir mi oldunuz? Öyle ise inkâr etmiş olmanız yüzünden tadın azabı! (denilir).
[003.106](EH) O kimi yüzlerin ağaracağı, kimi yüzlerin kararacağı günde yüzleri kara çıkanlara: "İnandıktan sonra inkar ettiniz öyle mi? O halde nankörlük etmenizin cezası olarak azabı tadın denilecek.
[003.106](EM) O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın" (denecektir).
[003.106](SA) O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkâr ettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azâbı tadın!" (denilir).
[003.107](AA) æóÃóãøóÇ ÇáøóÐöíäó ÇÈúíóÖøóÊú æõÌõæåõåõãú ÝóÝöí ÑóÍúãóÉö Çááøåö åõãú ÝöíåóÇ ÎóÇáöÏõæäó
[003.107](AU) Yüzleri ağaranlara gelince, onlar Allah'ın rahmeti içindedirler; orada ebedî kalacaklardır.
[003.107](DV) Yuzleri agaranlar ise Allah'in rahmetindedirler. Onlar orada temellidirler.
[003.107](EH) Fakat yüzleri ak olanlar hep Allah'ın rahmeti içinde olacaklar ve sonsuza dek onun içinde kalacaklardır.
[003.107](EM) Yüzleri ağaranlara gelince, (onlar) Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[003.107](SA) Yüzleri ağaranlar ise Allâh'ın rahmeti içindedirler, orada sürekli kalacaklardır.
[003.108](AA) Êöáúßó ÂíóÇÊõ Çááøåö äóÊúáõæåóÇ Úóáóíúßó ÈöÇáúÍóÞøö æóãóÇ Çááøåõ íõÑöíÏõ ÙõáúãðÇ áøöáúÚóÇáóãöíäó
[003.108](AU) İşte bunlar, Allah'ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir. Allah hiçbir kimseye haksızlık etmek istemez.
[003.108](DV) Iste bunlar, sana dogru olarak okudugumuz Allah'in ayetleridir. Allah hickimseye zulmetmek istemez.
[003.108](EH) İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir. Onları sana hak sebebiyle okuyoruz. Yoksa Allah alemlere hiçbir haksızlık yapmak istemez.
[003.108](EM) Bunlar Allah'ın, sana gerçek olarak okuyageldiğimiz, âyetleridir. Allah âlemlere hiçbir haksızlık etmek istemez.
[003.108](SA) İşte onlar Allâh'ın âyetleridir. Onları sana gerçek ile okuyoruz. Allâh, âlemlere zulmetmek istemez.
[003.109](AA) æóáöáøåö ãóÇ Ýöí ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóãóÇ Ýöí ÇáÃóÑúÖö æóÅöáóì Çááøåö ÊõÑúÌóÚõ ÇáÃõãõæÑõ
[003.109](AU) Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İşler, dönüp dolaşıp Allah'a varır.
[003.109](DV) Goklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'indir. Isler Allah'a varacaktir.
[003.109](EH) Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır ve bütün işler, Allah'a döndürülür.
[003.109](EM) Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Bütün işler Allah'a döndürülür.
[003.109](SA) Göklerde ve yerde olanların hepsi Allâh'ındır. Bütün işler Allah'a döndürülür.
[003.110](AA) ßõäÊõãú ÎóíúÑó ÃõãøóÉò ÃõÎúÑöÌóÊú áöáäøóÇÓö ÊóÃúãõÑõæäó ÈöÇáúãóÚúÑõæÝö æóÊóäúåóæúäó Úóäö ÇáúãõäßóÑö æóÊõÄúãöäõæäó ÈöÇááøåö æóáóæú Âãóäó Ãóåúáõ ÇáúßöÊóÇÈö áóßóÇäó ÎóíúÑðÇ áøóåõã ãøöäúåõãõ ÇáúãõÄúãöäõæäó æóÃóßúËóÑõåõãõ ÇáúÝóÇÓöÞõæäó
[003.110](AU) Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız: Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır.
[003.110](DV) Siz, insanlar icin ortaya cikarilan, dogrulugu emreden, fenaliktan alikoyan, Allah'a inanan hayirli bir ummetsiniz. Kitap ehli inanmis olsalardi, kendileri icin daha hayirli olurdu; iclerinde inananlar olmakla beraber, cogu yoldan cikmistir.
[003.110](EH) Siz insanlar için çıkarılmış ümmetlerin en hayırlısı olmak üzere yaratıldınız. İyiliğin yapılmasını emreder, kötülüğün yapılmasını yasaklarsınız ve Allah'a inanır iman getirsiniz. Kitap verilenler de inansalardı, haklarında hayırlı olurdu. İçlerinde inananlar varsa da pek çoğu dinden çıkmış fasıklardır.
[003.110](EM) Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.
[003.110](SA) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten men'edersiniz ve Allah'a inanırsınız. Eğer Kitap ehli, inanmış olsaydı, elbette kendileri için iyi olurdu. Onlardan inananlar da var, ama çokları yoldan çıkmışlardır.
[003.111](AA) áóä íóÖõÑøõæßõãú ÅöáÇøó ÃóÐðì æóÅöä íõÞóÇÊöáõæßõãú íõæóáøõæßõãõ ÇáÃóÏõÈóÇÑó Ëõãøó áÇó íõäÕóÑõæäó
[003.111](AU) Onlar (ehl-i kitap) size, incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.
[003.111](DV) Onlar incitmekten baska size bir zarar veremezler. Sizinle savasa koyulurlarsa, geri donup kacarlar. Sonra kendilerine yardim da edilmez.
[003.111](EH) Size ezadan başka hiçbir zarar veremezler. Eğer sizinle çarpışırlarsa, arkalarını dönüp kaçarlar, sonra da kendilerine yardım edilmez.
[003.111](EM) Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.
[003.111](SA) Size eziyetten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşsalar bile, size arkalarını dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez.
[003.112](AA) ÖõÑöÈóÊú Úóáóíúåöãõ ÇáÐøöáøóÉõ Ãóíúäó ãóÇ ËõÞöÝõæÇú ÅöáÇøó ÈöÍóÈúáò ãøöäú Çááøåö æóÍóÈúáò ãøöäó ÇáäøóÇÓö æóÈóÂÄõæÇ ÈöÛóÖóÈò ãøöäó Çááøåö æóÖõÑöÈóÊú Úóáóíúåöãõ ÇáúãóÓúßóäóÉõ Ðóáößó ÈöÃóäøóåõãú ßóÇäõæÇú íóßúÝõÑõæäó ÈöÂíóÇÊö Çááøåö æóíóÞúÊõáõæäó ÇáÃóäÈöíóÇÁ ÈöÛóíúÑö ÍóÞøò Ðóáößó ÈöãóÇ ÚóÕóæÇ æøóßóÇäõæÇú íóÚúÊóÏõæäó
[003.112](AU) Onlar (yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur; Allah'ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir. Çünkü onlar, Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu da, onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.
[003.112](DV) Nerede bulunsalar Allah'in ve inanan insanlarin himayesinde olanlar mustesna onlara alcaklik damgasi vurulmustur. Allah'tan bir gazaba ugradilar, onlara asagilik damgasi vuruldu. Bu, Allah'in ayetlerini inkar etmeleri ve haksiz yere peygamberleri oldurmelerindendir. Bu, karsi gelmeleri ve taskinlik yapmalarindandir.
[003.112](EH) Nerede bulunursalar, alçaklık damgası altında kalmaya mahkumdurlar; meğer ki Allah'ın himayesine ve inananların himayesine sığınmış olsunlar. Onlar, döne dolaşa Allah'ın hışmına uğradılar ve miskinlik altında ezilmeye mahkum kaldılar. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar ve peygamberleri bile bile öldürüyorlardı. Çünkü baş kaldırmışlardı ve aşırı gidiyorlardı.
[003.112](EM) Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üzerlerine alçaklık damgası vurulmuştur. Meğer ki Allah'ın ipine ve insanlar (müminler)ın ahdine sığınmış olsunlar. Onlar Allah'ın hışmına uğradılar ve üzerlerine de miskinlik damgası vuruldu. Bunun sebebi, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve haksız yere peygamberleri öldürmeleridir. Ayrıca isyan etmiş ve haddi de aşmışlardı.
[003.112](SA) Nerede olsalar, onlara alçaklık (damgası) vurulmuştur (ezilmeğe mahkûmdurlar). Meğer ki Allâh'ın ahdine ve (inanan) insanların ahdine sığınmış olsunlar. Allâh'ın gazabına uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu (yoksulluk içinde ezildiler). Böyle oldu, çünkü onlar Allâh'ın âyetlerini inkâr ediyorlar, haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı ve çünkü isyân etmişlerdi, haddi aşıyorlardı.
[003.113](AA) áóíúÓõæÇú ÓóæóÇÁ ãøöäú Ãóåúáö ÇáúßöÊóÇÈö ÃõãøóÉñ ÞóÂÆöãóÉñ íóÊúáõæäó ÂíóÇÊö Çááøåö ÂäóÇÁ Çááøóíúáö æóåõãú íóÓúÌõÏõæäó
[003.113](AU) Hepsi bir değildir; ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secdeye kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar.
[003.113](EH) Hepsi bir değildir. Kitap verilenler içinde gece vakitlerinde Allah'ın ayetlerini okuyup secdeye kapanan doğru bir topluluk vardır.
[003.113](EM) Hepsi bir değildirler. Kitap ehli içinde doğruluk üzere bulunan bir ümmet (topluluk) vardır ki, gecenin saatlerinde onlar secdeye kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar.
[003.113](SA) Ama hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece sâatlerinde ayakta durup Allâh'ın âyetlerini okuyarak secdeye kapanan bir topluluk da vardır.
[003.113-4](DV) Kitap ehlinin hepsi bir degildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'in ayetlerini okuyup duranlar vardir; bunlar Allah'a ve ahiret gunune inanir, kotulukten meneder, iyiliklere kosarlar. Iste onlar iyilerdendir.
[003.114](AA) íõÄúãöäõæäó ÈöÇááøåö æóÇáúíóæúãö ÇáÂÎöÑö æóíóÃúãõÑõæäó ÈöÇáúãóÚúÑõæÝö æóíóäúåóæúäó Úóäö ÇáúãõäßóÑö æóíõÓóÇÑöÚõæäó Ýöí ÇáúÎóíúÑóÇÊö æóÃõæúáóÆößó ãöäó ÇáÕøóÇáöÍöíäó
[003.114](AU) Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır.
[003.114](EH) Allah'a ahiret gününe inanır, iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar ve hayırlara koşuşurlar. İşte onlar, iyi kimselerdendirler.
[003.114](EM) Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayır işlerinde de birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar iyi insanlardandır.
[003.114](SA) Onlar, Allah'a ve âhiret gününe inanırlar, iyiliği emreder, kötülükten men'ederler; hayır işlerine koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.
[003.115](AA) æóãóÇ íóÝúÚóáõæÇú ãöäú ÎóíúÑò Ýóáóä íõßúÝóÑõæúåõ æóÇááøåõ Úóáöíãñ ÈöÇáúãõÊøóÞöíäó
[003.115](AU) Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilir.
[003.115](DV) Ne iyilik yaparlarsa, karsiligini bulacaklardir. Allah sakinanlari bilir.
[003.115](EH) Ne hayır işlerlerse, asla karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takva sahiplerini çok iyi bilir.
[003.115](EM) Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah kendisinden gereği gibi sakınanları bilir.
[003.115](SA) Yapacakları hiçbir iyilik inkâr edilmeyecektir. Şüphesiz Allâh, (günâhlardan) korunanları bilmektedir.
[003.116](AA) Åöäøó ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú áóä ÊõÛúäöíó Úóäúåõãú ÃóãúæóÇáõåõãú æóáÇó ÃóæúáÇóÏõåõã ãøöäó Çááøåö ÔóíúÆðÇ æóÃõæúáóÆößó ÃóÕúÍóÇÈõ ÇáäøóÇÑö åõãú ÝöíåóÇ ÎóÇáöÏõæäó
[003.116](AU) İnkâr edenler var ya, onların malları da evlâtları da Allah'a karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar, cehennemliklerdir; onlar orada ebedî kalacaklardır.
[003.116](DV) Inkar eden kimselerin mallari ve cocuklari, Allah'tan yana, onlara bir fayda vermeyecektir. Iste onlar cehennemliklerdir, onlar orada temellidirler.
[003.116](EH) Küfredenleri, kesinlikle ne malları ne de çocukları Allah'tan kurtaramayacaktır. Onlar, cehennemin sakinleridirler ve hep orada kalacaklardır.
[003.116](EM) O inkâr edenler (var ya), onların ne malları, ne de evlatları, onlara Allah'a karşı hiçbir fayda sağlamayacaktır. Onlar, ateş halkıdır; orada ebedi kalacaklardır.
[003.116](SA) Nankörlere gelince, ne malları, ne de evlâdları onlara, Allah'a karşı hiçbir yarar sağlamayacaktır. Onlar ateş halkıdır; onlar orada sürekli kalacaklardır.
[003.117](AA) ãóËóáõ ãóÇ íõäÝöÞõæäó Ýöí åöÐöåö ÇáúÍóíóÇÉö ÇáÏøõäúíóÇ ßóãóËóáö ÑöíÍò ÝöíåóÇ ÕöÑøñ ÃóÕóÇÈóÊú ÍóÑúËó Þóæúãò ÙóáóãõæÇú ÃóäÝõÓóåõãú ÝóÃóåúáóßóÊúåõ æóãóÇ Ùóáóãóåõãõ Çááøåõ æóáóßöäú ÃóäÝõÓóåõãú íóÙúáöãõæäó
[003.117](AU) Onların, bu dünya hayatında yapmakta oldukları harcamaların durumu, kendilerine zulmetmiş olan bir kavmin ekinlerini vurup da mahveden kavurucu bir rüzgârın durumu gibidir. Onlara Allah zulmetmedi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlar.
[003.117](DV) Bu dunya hayatinda sarfettiklerinin durumu, kendilerine zulmeden kimselerin ekinlerine isabetle kavurup mahveden soguk bir ruzgarin durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine yazik ettiler.
[003.117](EH) Bu dünya hayatında yapmakta oldukları harcamaların durumu, kendilerine zulmeden bir kavmin ekinlerine isabet edip onu mahveden kavurucu soğuk bir rüzgara benzer. Allah, onlara haksızlık etmemişti, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
[003.117](EM) Onların bu dünya hayatında harcadıklarının durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup da mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgarın hali gibidir. Allah onlara zulmetmedi. Fakat kendileri, kendilerine zulmediyorlar.
[003.117](SA) Onların bu dünyâ hayâtında harcadıkları malların durumu, nefislerine zulmeden bir topluluğun ekinine vurup onu mahveden dondurucu bir rüzgâr(ın tahribatın)a benzer. Allâh onlara zulmetmedi; fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı.
[003.118](AA) íóÇ ÃóíøõåóÇ ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇú áÇó ÊóÊøóÎöÐõæÇú ÈöØóÇäóÉð ãøöä Ïõæäößõãú áÇó íóÃúáõæäóßõãú ÎóÈóÇáÇð æóÏøõæÇú ãóÇ ÚóäöÊøõãú ÞóÏú ÈóÏóÊö ÇáúÈóÛúÖóÇÁ ãöäú ÃóÝúæóÇåöåöãú æóãóÇ ÊõÎúÝöí ÕõÏõæÑõåõãú ÃóßúÈóÑõ ÞóÏú ÈóíøóäøóÇ áóßõãõ ÇáÂíóÇÊö Åöä ßõäÊõãú ÊóÚúÞöáõæäó
[003.118](AU) Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.
[003.118](DV) Ey Inananlar! Sizden olmayani sirdas edinmeyin, onlar sizi sasirtmaktan geri durmazlar, sikintiya dusmenizi isterler. Onlarin ofkesi agizlarindan tasmaktadir, kablerinin gizledigi ise daha buyuktur. Eger aklediyorsaniz, suphesiz size ayetleri acikladik.
[003.118](EH) Ey iman edenler, sizden olmayanları dost edinmeyin; onlar, sizi şaşırtmakta kusur etmezler, sıkıntıya düşmenizi arzu ederler. Baksana, öfkeleri ağızlarından taşmaktadır; sinelerinin gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz, sizlere ayetleri açıkça bildirdik.
[003.118](EM) Ey iman edenler! Kendi dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Düşünürseniz, biz size âyetleri açıkladık.
[003.118](SA) Ey inananlar, kendinizden başkasını kendinize dost edinmeyin; onlar sizi bozmaktan geri durmazlar. Size sıkıntı verecek şeyleri isterler. Onların ağızlarından öfke taşmaktadır. Göğüslerinde gizledikleri (kin) ise daha büyüktür. Düşünürseniz, size âyetleri açıkladık.
[003.119](AA) åóÇÃóäÊõãú ÃõæúáÇÁ ÊõÍöÈøõæäóåõãú æóáÇó íõÍöÈøõæäóßõãú æóÊõÄúãöäõæäó ÈöÇáúßöÊóÇÈö ßõáøöåö æóÅöÐóÇ áóÞõæßõãú ÞóÇáõæÇú ÂãóäøóÇ æóÅöÐóÇ ÎóáóæúÇú ÚóÖøõæÇú Úóáóíúßõãõ ÇáÃóäóÇãöáó ãöäó ÇáúÛóíúÙö Þõáú ãõæÊõæÇú ÈöÛóíúÙößõãú Åöäøó Çááøåó Úóáöíãñ ÈöÐóÇÊö ÇáÕøõÏõæÑö
[003.119](AU) İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında "İnandık" derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.
[003.119](DV) Iste siz, onlar sizi sevmezken onlari seven ve Kitablarin butunune inanan kimselersiniz. Size rasladiklari zaman: "Inandik"derler, yalniz kaldiklarinda da, size ofkelerinden parmaklarini isirirlar. De ki: "Ofkenizden catlayin". Allah kalblerde olani bilir.
[003.119](EH) Ha sizler öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, onlar ise, bütün kitaba inandığınız halde sizi sevmezler. Szinle karşılaştıklarında : "Biz inandık?" derler. Yalnız kaldıklarında ise size olan kinlerinden aleyhinizde parmaklarını ısırırlar. De ki: "Kininizle ölünüz!" Allah, kesinlikle bütün sinelerin özünü bilir.
[003.119](EM) İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler, siz kitap(lar)ın hepsine inanırsınız, onlarsa sizinle buluştukları zaman "inandık" derler. Başbaşa kaldıkları zaman da kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: "kininizle geberin!". Şüphesiz ki Allah göğüslerin (gönüllerin) özünü bilir.
[003.119](SA) İşte, siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler. Kitabın hepsine inanırsınız. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman "İnandık" derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı öfkeden parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden ölün! Şüphesiz Allâh, göğüslerin özünü bilir."
[003.120](AA) Åöä ÊóãúÓóÓúßõãú ÍóÓóäóÉñ ÊóÓõÄúåõãú æóÅöä ÊõÕöÈúßõãú ÓóíøöÆóÉñ íóÝúÑóÍõæÇú ÈöåóÇ æóÅöä ÊóÕúÈöÑõæÇú æóÊóÊøóÞõæÇú áÇó íóÖõÑøõßõãú ßóíúÏõåõãú ÔóíúÆðÇ Åöäøó Çááøåó ÈöãóÇ íóÚúãóáõæäó ãõÍöíØñ
[003.120](AU) Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
[003.120](DV) Size bir iyilik gelse, onlarin fenasina gider; basiniza bir kotuluk gelse buna sevinirler. Sabreder ve sakinirsaniz, onlarin hilesi size hicbir zarar vermez. Allah islediklerinin hepsini ilmiyle kusatmistir.
[003.120](EH) Size bir iyilik dokunursa, fenalarına gider, başınıza bir musibet gelirse onunla ferahlanırlar. Eğer sabırlı olur ve iyi korunursanız, onların hileleri size zarar vermez. Çünkü Allah, onları kendi yaptıkları ile kuşatmıştır.
[003.120](EM) Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah'dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştır.
[003.120](SA) Size bir iyilik dokunsa (Bu,) Onları tasalandırır; size bir kötülük dokunsa, ona sevinirler. Eğer sabreder, korunursanız, onların tuzağı size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allâh, onların yaptıklarını kuşatmıştır.
[003.121](AA) æóÅöÐú ÛóÏóæúÊó ãöäú Ãóåúáößó ÊõÈóæøöÆõ ÇáúãõÄúãöäöíäó ãóÞóÇÚöÏó áöáúÞöÊóÇáö æóÇááøåõ ÓóãöíÚñ Úóáöíãñ
[003.121](AU) Hani sen, sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın...-Allah, hakkıyle işiten ve bilendir.-
[003.121](DV) Sen inananlari savas icin duracaklari yerlere yerlestirmek uzere, erkenden evinden ayrilmistin. Allah istir ve bilir.
[003.121](EH) Hani bir vakit erkenden, müminleri savaş için elverişli mevkilere yerleştirmek üzere, ailenden ayrılmıştın. Allah işiten ve bilendi.
[003.121](EM) Hani sen sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.
[003.121](SA) Hani sen, erkenden âilenden ayrılmıştın, (Uhud'da) mü'minleri savaş üslerine yerleştiriyordun. Allâh da işitendi, bilendi.
[003.122](AA) ÅöÐú åóãøóÊ ØøóÂÆöÝóÊóÇäö ãöäßõãú Ãóä ÊóÝúÔóáÇó æóÇááøåõ æóáöíøõåõãóÇ æóÚóáóì Çááøåö ÝóáúíóÊóæóßøóáö ÇáúãõÄúãöäõæäó
[003.122](AU) O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. Müminler, yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.
[003.122](DV) Sizden iki takim bozulup geri cekilmek uzere idi; oysa Allah onlarin dostu idi, inananlar yalniz Allah'a guvensinler.
[003.122](EH) O zaman içinizden iki grup oluşturanlar, Allah yardımcıları iken, yılıp çekilmek istemişlerdi. Demek ki, inananlar, yalnızca Allah'a dayanmalıdırlar.
[003.122](EM) O zaman içinizden iki takım bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. İnananlar, yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.
[003.122](SA) Sizden iki takım, korkup bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allâh, kendilerinin dostu idi. İnananlar, Allah'a dayansınlar.
[003.123](AA) æóáóÞóÏú äóÕóÑóßõãõ Çááøåõ ÈöÈóÏúÑò æóÃóäÊõãú ÃóÐöáøóÉñ ÝóÇÊøóÞõæÇú Çááøåó áóÚóáøóßõãú ÊóÔúßõÑõæäó
[003.123](AU) Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedir'de de size yardım etmişti. Öyle ise, Allah'tan sakının ki O'na şükretmiş olasınız.
[003.123](DV) And olsun ki, siz duskun bir durumda iken, Bedir'de, Allah size yardim etmisti; Allah'tan sakinin ki sukredebilesiniz.
[003.123](EH) Gerçek şu ki, sizler çaresiz birkaç kişi iken Allah, size Bedir'de sırf yardımı ile zafer verdi. O halde Allah'tan korkun ki, şükretmiş olasınız.
[003.123](EM) Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah size Bedir'de yardım etmişti. Allah'tan sakının ki, O'na şükretmiş olasınız.
[003.123](SA) (Allâh mü'minlere yardım eder). Nitekim Allâh, zayıf durumda bulunduğunuz Bedir'de de size yardım etmişti. O halde Allah'tan korkun ki, şükredesiniz.
[003.124](AA) ÅöÐú ÊóÞõæáõ áöáúãõÄúãöäöíäó Ãóáóä íóßúÝöíßõãú Ãóä íõãöÏøóßõãú ÑóÈøõßõã ÈöËóáÇóËóÉö ÂáÇóÝò ãøöäó ÇáúãóáÂÆößóÉö ãõäÒóáöíäó
[003.124](AU) O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?
[003.124](EH) O vakit sen inananlara: "Rabbinizin size indirilmekte olan üç bin melekler yardım etmesi size yetişmez mi?" diyordun.
[003.124](EM) O zaman sen müminlere: "Rabbinizin size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?" diyordun.
[003.124](SA) O zaman sen mü'minlere: "Rabbinizin, size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi, size yetmez mi?" diyordun.
[003.124-5](DV) Inananlara: "Rabbinizin size gonderilmis uc bin melekle yardim etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, eger sabrederseniz, sakinirsaniz ve onlar de hemen uzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nisanli bes bin melekle imdat edecektir.
[003.125](AA) Èóáóì Åöä ÊóÕúÈöÑõæÇú æóÊóÊøóÞõæÇú æóíóÃúÊõæßõã ãøöä ÝóæúÑöåöãú åóÐóÇ íõãúÏöÏúßõãú ÑóÈøõßõã ÈöÎóãúÓóÉö ÂáÇÝò ãøöäó ÇáúãóáÂÆößóÉö ãõÓóæøöãöíäó
[003.125](AU) Evet, siz sabır gösterir ve Allah'tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.
[003.125](EH) Evet sizler sabreder ve itaatsizlikten sakınırsanız onlar da hemen üzerinize saldırırlarsa, Rabbiniz size beş bin nişanlı melekle yardım edecek.
[003.125](EM) Evet, sabreder ve (Allah'tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder.
[003.125](SA) Evet, sabreder, korunursanız; onlar hemen şu dakikada üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı beşbin melekle yardım eder.
[003.126](AA) æóãóÇ ÌóÚóáóåõ Çááøåõ ÅöáÇøó ÈõÔúÑóì áóßõãú æóáöÊóØúãóÆöäøó ÞõáõæÈõßõã Èöåö æóãóÇ ÇáäøóÕúÑõ ÅöáÇøó ãöäú ÚöäÏö Çááøåö ÇáúÚóÒöíÒö ÇáúÍóßöíãö
[003.126](AU) Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır.
[003.126](EH) Bunu Allah size yalnızca bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Zafer, yalnız güçlü, hikmet sahibi Allah'tandır.
[003.126](EM) Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım, yalnız daima galip ve hikmet sahibi olan Allah katındandır.
[003.126](SA) Allâh bu(yardım va'di)ni sırf size müjde olsun ve kalbleriniz bununla güven bulsun diye yaptı. Yardım, yalnız, dâimâ gâlib, hüküm ve hikmet sâhibi Allâh katındandır.
[003.126-7](DV) Allah bunu, ancak size mujde olsun ve boylece kalbleriniz yatissin diye yapmistir. Inkar edenlerin bir kismini kesmek veya umidsiz olarak geri donecek sekilde bozguna ugratmak icin gereken yardim, ancak guclu ve Hakim olan Allah katindan olur.
[003.127](AA) áöíóÞúØóÚó ØóÑóÝðÇ ãøöäó ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú Ãóæú íóßúÈöÊóåõãú ÝóíóäÞóáöÈõæÇú ÎóÂÆöÈöíäó
[003.127](AU) Allah, kâfirlerden bir kısmının kökünü kessin veya onları perişan etsin, böylece bozulmuş bir halde dönüp gitsinler diye, size yardım eder).
[003.127](EH) Küfredenlerden bir kolu kessin veya perişan etsin de hayal kırıklığına uğramış olarak dönüp gitsinler diye.
[003.127](EM) (Allah bu yardımı) inkâr edenlerden bir kısmını kessin veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler (diye yaptı).
[003.127](SA) İnkâr edenlerden bir kısmını kessin ve perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler diye (size yardım eder).
[003.128](AA) áóíúÓó áóßó ãöäó ÇáÃóãúÑö ÔóíúÁñ Ãóæú íóÊõæÈó Úóáóíúåöãú Ãóæú íõÚóÐøóÈóåõãú ÝóÅöäøóåõãú ÙóÇáöãõæäó
[003.128](AU) Ki bu işte senin yapacağın bir şey yoktur yahut (müslüman olsunlar da) tevbelerini kabul etsin, ya da (ısrar ederlerse) onlara azap etsin diye (Allah Bedir'de size yardım etti). Çünkü onlar zalimdirler.
[003.128](DV) Allah'in, onlarin tevbelerini kabul veya onlara azab etmesi isiyle senin bir ilisigin yoktur; cunku onlar zalimlerdir.
[003.128](EH) Senin elinde yapacak bir şey yok. Allah ya onların tevbesini kabul eder ya da onlara azap eder. Çünkü onlar, zalimlerdir.
[003.128](EM) Bu işten sana hiçbir şey düşmez. (Allah), ya onların tevbesini kabul eder, yahut onlara, zalim olduklarından dolayı azab eder.
[003.128](SA) O konuda senin yapacağın bir şey yoktur. Allâh, ya tevbelerini kabul edip onları affeder, ya da zâlim olduklarından dolayı onlara azâb eder.
[003.129](AA) æóáöáøåö ãóÇ Ýöí ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóãóÇ Ýöí ÇáÃóÑúÖö íóÛúÝöÑõ áöãóä íóÔóÇÁ æóíõÚóÐøöÈõ ãóä íóÔóÇÁ æóÇááøåõ ÛóÝõæÑñ ÑøóÍöíãñ
[003.129](AU) Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.
[003.129](DV) Goklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'indir. Diledigini bagislar, diledigine azab eder. Allah bagisliyandir, merhamet edendir.
[003.129](EH) Göklerde ne var ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır; dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
[003.129](EM) Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
[003.129](SA) Göklerde ve yerde olanların hepsi Allâh'ındır. (O), dilediğini bağışlar, dilediğine azâbeder, Allâh, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
[003.130](AA) íóÇ ÃóíøõåóÇ ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇú áÇó ÊóÃúßõáõæÇú ÇáÑøöÈóÇ ÃóÖúÚóÇÝðÇ ãøõÖóÇÚóÝóÉð æóÇÊøóÞõæÇú Çááøåó áóÚóáøóßõãú ÊõÝúáöÍõæäó
[003.130](AU) Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
[003.130](DV) Ey Inananlar! Faizi kat kat alarak yemeyin. Allah'tan sakinin ki basariya erisesiniz.
[003.130](EH) Ey iman edenler, öyle kat kat katlayarak faiz yemeyin ve Allah'tan korkun ki, arzunuza ulaşasınız.
[003.130](EM) Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
[003.130](SA) Ey inananlar, kat kat ribâ yemeyin, Allah'tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.
[003.131](AA) æóÇÊøóÞõæÇú ÇáäøóÇÑó ÇáøóÊöí ÃõÚöÏøóÊú áöáúßóÇÝöÑöíäó
[003.131](AU) Kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten sakının!
[003.131](DV) Inkar edenler icin hazirlanmis atesten sakinin.
[003.131](EH) O kafirler için hazırlanmış ateşten sakının!
[003.131](EM) Kâfirler için hazırlanmış olan ateşten sakının.
[003.131](SA) Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının!
[003.132](AA) æóÃóØöíÚõæÇú Çááøåó æóÇáÑøóÓõæáó áóÚóáøóßõãú ÊõÑúÍóãõæäó
[003.132](AU) Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.
[003.132](DV) Size merhamet edilmesi icin, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin.
[003.132](EH) Allah'a ve peygambere itaat edin ki, rahmete erdirilesiniz.
[003.132](EM) Allah ve Peygambere itaat edin ki, size de merhamet edilsin.
[003.132](SA) Allah'a ve Elçiye itâ'at edin ki, size merhamet edilsin.
[003.133](AA) æóÓóÇÑöÚõæÇú Åöáóì ãóÛúÝöÑóÉò ãøöä ÑøóÈøößõãú æóÌóäøóÉò ÚóÑúÖõåóÇ ÇáÓøóãóÇæóÇÊõ æóÇáÃóÑúÖõ ÃõÚöÏøóÊú áöáúãõÊøóÞöíäó
[003.133](AU) Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!
[003.133](DV) Rabbiniz'in magfiretine, ve Allah'a karsi gelmekten sakinanlar icin hazirlanmis eni gokler ve yer kadar olan cennete kosusun.
[003.133](EH) Ve koşuşun Rabbinizden bir bağışlanmaya ve takva sahipleri için hazırlanmış eni gökler ve yer genişliğinde olan cennete.
[003.133](EM) Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun!
[003.133](SA) Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, korunanlar için hazırlanmış cennete koşun!
[003.134](AA) ÇáøóÐöíäó íõäÝöÞõæäó Ýöí ÇáÓøóÑøóÇÁ æóÇáÖøóÑøóÇÁ æóÇáúßóÇÙöãöíäó ÇáúÛóíúÙó æóÇáúÚóÇÝöíäó Úóäö ÇáäøóÇÓö æóÇááøåõ íõÍöÈøõ ÇáúãõÍúÓöäöíäó
[003.134](AU) O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.
[003.134](DV) Onlar bollukta ve darlikta sarfederler, ofkelerini yenerler, insanlarin kusurlarini affederler. Allah iyilik yapanlari sever.
[003.134](EH) O takva sahipleri, bollukta ver darlıkta nafaka verenler, kızdıklarında öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını bağışlayanlardır. Allah, iyilik edenleri sever.
[003.134](EM) O (Allah'tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever.
[003.134](SA) O(koruna)nlar bollukta ve darlıkta Allâh için harcarlar, öfke(lerin)i yutkunurlar, insanları affederler. Allâh da güzel davrananları sever.
[003.135](AA) æóÇáøóÐöíäó ÅöÐóÇ ÝóÚóáõæÇú ÝóÇÍöÔóÉð Ãóæú ÙóáóãõæÇú ÃóäúÝõÓóåõãú ÐóßóÑõæÇú Çááøåó ÝóÇÓúÊóÛúÝóÑõæÇú áöÐõäõæÈöåöãú æóãóä íóÛúÝöÑõ ÇáÐøõäõæÈó ÅöáÇøó Çááøåõ æóáóãú íõÕöÑøõæÇú Úóáóì ãóÇ ÝóÚóáõæÇú æóåõãú íóÚúáóãõæäó
[003.135](AU) Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.
[003.135](DV) Onlar fena bir sey yaptiklarinda veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'i anarlar, gunahlarinin bagislanmasini dilerler. Gunahlari Allah'tan baska bagislayan kim vardir? Onlar, yaptiklarinda bile bile direnmezler.
[003.135](EH) Onlar bir kusur işledikleri veya kendilerine bir zulmettiklerinde Allah'ı ananlar ve hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenlerdir. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki? Bir de onlar, yaptıklarına bile bile ısrar etmezler.
[003.135](EM) Ve onlar çirkin bir günah işledikleri, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Allah'tan başka günahları kim bağışlayabilir? Bir de onlar, bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler.
[003.135](SA) Ve onlar bir kötülük yaptıkları, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allâh'ı hatırlayarak hemen günâhlarının bağışlanmasını dilerler; günâhları da Allah'tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar, hatâlarında bile bile, ısrar etmezler.
[003.136](AA) ÃõæúáóÆößó ÌóÒóÂÄõåõã ãøóÛúÝöÑóÉñ ãøöä ÑøóÈøöåöãú æóÌóäøóÇÊñ ÊóÌúÑöí ãöä ÊóÍúÊöåóÇ ÇáÃóäúåóÇÑõ ÎóÇáöÏöíäó ÝöíåóÇ æóäöÚúãó ÃóÌúÑõ ÇáúÚóÇãöáöíäó
[003.136](AU) İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!
[003.136](DV) Onlarin hareketlerinin karsiligi Rablerinden bagislanma ve altlarindan irmaklar akan, icinde temelli kalacaklari cennetlerdir. Iyi davrananlarin ne guzel ecri vardir!
[003.136](EH) İşte bunların mükafatı Rablerinden bir bağışlama ve sonsuza dek kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlerdir. İyi iş yapanların mükafatı ne de güzeldir!
[003.136](EM) İşte onların mükafatı (ödülleri) Rableri tarafından bağışlanma ve altından ırmaklar akan, ebedî kalacakları cennetlerdir. Çalışanların mükafatı ne güzeldir!
[003.136](SA) İşte onların mükâfâtı Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetlerdir. Çalışanların ücreti ne güzeldir!
[003.137](AA) ÞóÏú ÎóáóÊú ãöä ÞóÈúáößõãú Óõäóäñ ÝóÓöíÑõæÇú Ýöí ÇáÃóÑúÖö ÝóÇäúÙõÑõæÇú ßóíúÝó ßóÇäó ÚóÇÞöÈóÉõ ÇáúãõßóÐøóÈöíäó
[003.137](AU) Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da (Allah'ın âyetlerini) yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün!
[003.137](DV) Sizden once neler gelip gecmistir. Yeryuzunde gezin de, yalancilarin sonunun ne olduguna bir bakin.
[003.137](EH) Sizden önce kanun olmuş bir takım olaylar geçti, onun için yer yüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların akibetlerinin nasıl olduğunu görün!
[003.137](EM) Muhakkak ki sizden önce birçok olaylar, şeriatler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin, dolaşın da yalancıların sonunun nasıl olduğunu bir görün.
[003.137](SA) Sizden önce de yasalar uygulanmıştır. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayıcıların sonunun nasıl olduğunu görün.
[003.138](AA) åóÐóÇ ÈóíóÇäñ áøöáäøóÇÓö æóåõÏðì æóãóæúÚöÙóÉñ áøöáúãõÊøóÞöíäó
[003.138](AU) Bu (Kur'an), bütün insanlığa bir açıklamadır; takvâ sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.
[003.138](DV) Bu Kuran, insanlara bir aciklama, sakinanlara yol gosterme ve bir oguttur.
[003.138](EH) İşte bu, bütün insanlar için bir açıklama ve özellikle korunacak takva sahipleri için bir hidayet ve öğüttür.
[003.138](EM) Bu (Kur'ân) insanlar için bir açıklama, Allah'dan gereğince korkanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür.
[003.138](SA) Bu, insanlara bir açıklama, korunanlara yol gösterme ve öğüttür.
[003.139](AA) æóáÇó ÊóåöäõæÇ æóáÇó ÊóÍúÒóäõæÇ æóÃóäÊõãõ ÇáÃóÚúáóæúäó Åöä ßõäÊõã ãøõÄúãöäöíäó
[003.139](AU) Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.
[003.139](DV) Gevsemeyin, uzulmeyin, inanmissaniz, mutlaka siz en ustunsunuzdur.
[003.139](EH) Sizler eğer gerçek inananlarsanız, daha yükselecekken gevşemeyin ve üzülmeyin!
[003.139](EM) Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.
[003.139](SA) Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inanıyorsanız, mutlaka siz üstün geleceksiniz.
[003.140](AA) Åöä íóãúÓóÓúßõãú ÞóÑúÍñ ÝóÞóÏú ãóÓøó ÇáúÞóæúãó ÞóÑúÍñ ãøöËúáõåõ æóÊöáúßó ÇáÃíøóÇãõ äõÏóÇæöáõåóÇ Èóíúäó ÇáäøóÇÓö æóáöíóÚúáóãó Çááøåõ ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇú æóíóÊøóÎöÐó ãöäßõãú ÔõåóÏóÇÁ æóÇááøåõ áÇó íõÍöÈøõ ÇáÙøóÇáöãöíäó
[003.140](AU) Eğer siz (Uhud'da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir'de de düşmanınız olan) o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez.
[003.140](DV) Eger siz (Uhud'da) bir yara almissaniz, (size dusman olan) o topluluk da (Bedir'de) benzeri bir yara almisti. Boylece biz, Allah'in gercek muminleri ortaya cikarmasi ve icinizden sahitler edinmesi icin, bu gunleri bazan lehe, bazan da aleyhe dondurup duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.
[003.140](EH) Eğer size bir yara dokunduysa o heriflere de öyle bir yara dokundu. Biz o günleri insanlar arasında evirip çeviririz. Allah'ın sizden iman edenleri bilmesi ve sizden şehitler alması, şahitler tutması için böyle yaparız. Allah, zulmedenleri sevmez.
[003.140](EM) Eğer size (Uhud savaşında) bir yara değmişse, (Bedir harbinde) o topluma da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler ki, biz onları insanlar arasında döndürür dururuz. (Bu da) Allah'ın sizden iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmez.
[003.140](SA) Eğer size bir yara dokunduysa, o topluluğa da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler... onları biz insanlar arasında çevirip dururuz (kâh bir kavme, kâh ötekine gâlibiyet veririz; bazen bir topluma iyi veya kötü günler gösteririz, bazan ötekine). Allâh inananları ortaya çıkarmak, sizden şehidler edinmek için (zamanı kâh lehinize, kâh aleyhinize çevirmektedir). Allâh, zâlimleri sevmez.
[003.141](AA) æóáöíõãóÍøöÕó Çááøåõ ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇú æóíóãúÍóÞó ÇáúßóÇÝöÑöíäó
[003.141](AU) Bir de (böylece) Allah, iman edenleri günahlardan temize çıkarmak, kâfirleri de helâk etmek ister.
[003.141](DV) Bir de Allah, boylece iman edenleri gunahlardan aritmak, inkarcilari ise yok etmek ister.
[003.141](EH) Bir de Allah, inananları seçip kafirleri mahvedeceği için.
[003.141](EM) Bir de bu, Allah'ın iman edenleri tertemiz seçip, kâfirleri yok etmesi içindir.
[003.141](SA) Ve inananları iyice özleştirmek, kâfirleri de mahvetmek için (günleri insanlar arasında böyle çevirmektedir).
[003.142](AA) Ãóãú ÍóÓöÈúÊõãú Ãóä ÊóÏúÎõáõæÇú ÇáúÌóäøóÉó æóáóãøóÇ íóÚúáóãö Çááøåõ ÇáøóÐöíäó ÌóÇåóÏõæÇú ãöäßõãú æóíóÚúáóãó ÇáÕøóÇÈöÑöíäó
[003.142](AU) Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?
[003.142](DV) Yoksa icinizden Allah cihad edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceginizi mi saniyordunuz?
[003.142](EH) Yoksa siz, Allah içinizden savaşanları ve sabredenleri hiç belirlemeden cennete gireceğinizi mi sandınız.
[003.142](EM) Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi mi sandınız?
[003.142](SA) Yoksa siz, Allâh, içinizden cihâd edenleri (sınayıp) bilmeden, sabredenleri (sınayıp) bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
[003.143](AA) æóáóÞóÏú ßõäÊõãú Êóãóäøóæúäó ÇáúãóæúÊó ãöä ÞóÈúáö Ãóä ÊóáúÞóæúåõ ÝóÞóÏú ÑóÃóíúÊõãõæåõ æóÃóäÊõãú ÊóäÙõÑõæäó
[003.143](AU) Andolsun ki siz, ölümle yüzyüze gelmezden önce onu temenni ederdiniz. İşte şimdi onu karşınızda gördünüz.
[003.143](DV) And olsun ki, olumle karsilasmadan once onu temenni ediyordunuz; iste onu gozlerinizle bakarak gordunuz.
[003.143](EH) Andolsun ki, siz ölümle karşılaşmadan önce onu arzuluyordunuz. Fakat işte onu gördünüz, izleyiciler gibi bakıp duruyordunuz.
[003.143](EM) Andolsun ki siz ölümle karşılaşmadan önce onu arzuluyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
[003.143](SA) Andolsun ki, siz ölümle karşılaşmadan önce onu arzuluyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
[003.144](AA) æóãóÇ ãõÍóãøóÏñ ÅöáÇøó ÑóÓõæáñ ÞóÏú ÎóáóÊú ãöä ÞóÈúáöåö ÇáÑøõÓõáõ ÃóÝóÅöä ãøóÇÊó Ãóæú ÞõÊöáó ÇäÞóáóÈúÊõãú Úóáóì ÃóÚúÞóÇÈößõãú æóãóä íóäÞóáöÈú Úóáóìó ÚóÞöÈóíúåö Ýóáóä íóÖõÑøó Çááøåó ÔóíúÆðÇ æóÓóíóÌúÒöí Çááøåõ ÇáÔøóÇßöÑöíäó
[003.144](AU) Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.
[003.144](DV) Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan once de peygamberler gecmisti. Olur veya oldurulurse geriye mi doneceksiniz? Geriye donen, Allah'a hicbir zarar vermez. Allah sukredenlerin mukafatini verecektir.
[003.144](EH) Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçti. Şimdi o, ölür veya öldürülürse, siz gerisin geriye mi döneceksiniz? Her kim geri dönecek olursa, kesinlikle Allah'a bir zarar veremeyecektir. Fakat Allah, şükredenleri yakında mükafatlandıracak.
[003.144](EM) Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır.
[003.144](SA) Muhammed, sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse, Allah'a hiçbir ziyan veremez. Allâh, şükredenleri mükâfâtlandıracaktır.
[003.145](AA) æóãóÇ ßóÇäó áöäóÝúÓò Ãóäú ÊóãõæÊó ÅöáÇøó ÈöÅöÐúäö Çááå ßöÊóÇÈðÇ ãøõÄóÌøóáÇð æóãóä íõÑöÏú ËóæóÇÈó ÇáÏøõäúíóÇ äõÄúÊöåö ãöäúåóÇ æóãóä íõÑöÏú ËóæóÇÈó ÇáÂÎöÑóÉö äõÄúÊöåö ãöäúåóÇ æóÓóäóÌúÒöí ÇáÔøóÇßöÑöíäó
[003.145](AU) Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre yazılmıştır. Her kim, dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz; kim de ahiret sevabını isterse, ona da bundan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.
[003.145](DV) Hicbir kimse Allah'in izni olmadan olmez; o, belli bir vakte baglanmistir. Kim dunya nimetini isterse ona ondan veririz; ve kim ahiret nimetini isterse ona ondan veririz. sukredenlerin mukafatini verecegiz.
[003.145](EH) Allah'ın izni olmadıkça hiç kimse ölmeyecektir. O, vadesi yazılmış şaşmaz bir yazıdır. Bununla birlikte kim dünya nimetini isterse ona da ondan veririz. Şükredenleri ise kesinlikle mükafatlandıracağız.
[003.145](EM) Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kimseye ölmek yoktur. (Ölüm) belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini dilerse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız.
[003.145](SA) Allâh'ın izni olmadan hiçbir kişi ölmez. (Ölüm) Belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünyâ sevâbını (menfaatini) isterse, kendisine ondan veririz; kim âhiret sevâbını isterse, kendisine ondan veririz, şükredenleri mükâfâtlandıracağız.
[003.146](AA) æóßóÃóíøöä ãøöä äøóÈöíøò ÞóÇÊóáó ãóÚóåõ ÑöÈøöíøõæäó ßóËöíÑñ ÝóãóÇ æóåóäõæÇú áöãóÇ ÃóÕóÇÈóåõãú Ýöí ÓóÈöíáö Çááøåö æóãóÇ ÖóÚõÝõæÇú æóãóÇ ÇÓúÊóßóÇäõæÇú æóÇááøåõ íõÍöÈøõ ÇáÕøóÇÈöÑöíäó
[003.146](AU) Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.
[003.146](DV) Nice peygamberlerin yaninda Rabbe kul olmus pek cok kimse savasmistir. Allah yolunda baslarina gelenlerden oturu gevsememisler, yilmamislar ve boyun egmemislerdi. Allah, sabredenleri sever.
[003.146](EH) Nice peygamberler vardır ki, bir çok Allah erleri onların maiyyetinde savaştı ve Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşemediler, zaaf göstermediler ve baş eğmediler. Allah da sabredenleri sever.
[003.146](EM) Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostları çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılgınlık göstermediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.
[003.146](SA) Nice peygamber var ki, kendileriyle beraber birçok erenler çarpıştılar; Allâh yolunda başlarında gelenlerden yılmadılar, zayıflık göstermediler, boyun eğmediler. Allâh sabredenleri sever.
[003.147](AA) æóãóÇ ßóÇäó Þóæúáóåõãú ÅöáÇøó Ãóä ÞóÇáõæÇú ÑÈøóäóÇ ÇÛúÝöÑú áóäóÇ ÐõäõæÈóäóÇ æóÅöÓúÑóÇÝóäóÇ Ýöí ÃóãúÑöäóÇ æóËóÈøöÊú ÃóÞúÏóÇãóäóÇ æÇäÕõÑúäóÇ Úóáóì ÇáúÞóæúãö ÇáúßóÇÝöÑöíäó
[003.147](AU) Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl!
[003.147](DV) Dedikleri ancak su idi: "Rabbimiz! Gunahlarimizi, isimizdeki asiriliklarimizi bize bagisla, sebatimizi arttir, inkarci topluluga karsi bize yardim et".
[003.147](EH) Onların: "Ey Rabbimiz günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla, savaş alanlarında ayaklarımızı iyi dire ve kafirlere karşı bizlere zafer ver!" demekten başka bir sözleri de yoktu.
[003.147](EM) Onların sözleri ancak: "Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı diret, Kâfirler güruhuna karşı da bize yardım et!" demekten ibaretti.
[003.147](SA) Sadece şöyle diyorlardı: "Rabbimiz, bizim günâhlarımızı ve işimizde taşkınlığımızı bağışla, ayaklarımızı (yolunda) sağlam tut, kâfir topluma karşı bize yardım eyle!"
[003.148](AA) ÝóÂÊóÇåõãõ Çááøåõ ËóæóÇÈó ÇáÏøõäúíóÇ æóÍõÓúäó ËóæóÇÈö ÇáÂÎöÑóÉö æóÇááøåõ íõÍöÈøõ ÇáúãõÍúÓöäöíäó
[003.148](AU) Allah da onlara dünya nimetini ve (daha da önemlisi,) ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah, iyi davrananları sever.
[003.148](DV) Bu yuzden Allah onlara dunya nimetini de ahiret nimetini de fazlasiyle verdi. Allah islerini iyi yapanlari sever.
[003.148](EH) Allah da onlara hem dünya nimetini verdi hem de ahiretin güzel sevabını verdi; öyle ya Allah güzel iş yapanları sever.
[003.148](EM) Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah güzel davrananları sever.
[003.148](SA) Allâh da onlara hem dünyâ karşılığını, hem âhiret karşılığının en güzelini verdi. Çünkü Allâh, güzel davrananları sever.
[003.149](AA) íóÇ ÃóíøõåóÇ ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæóÇú Åöä ÊõØöíÚõæÇú ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú íóÑõÏøõæßõãú Úóáóì ÃóÚúÞóÇÈößõãú ÝóÊóäÞóáöÈõæÇú ÎóÇÓöÑöíäó
[003.149](AU) Ey iman edenler! Eğer kâfirlere uyarsanız, gerisin geriye (eski dininize) döndürürler de, hüsrana uğrayanların durumuna düşersiniz.
[003.149](DV) Ey Inananlar! Inkar edenlere itaat ederseniz, sizi geriye dondururler de kayba ugrarsiniz.
[003.149](EH) Ey iman edenler, eğer kafirlere itaat edecek olursanız, sizleri tersine çevirirler de öyle bir inkılaba uğrarsınız ki, bütün hüsran içinde kalırsınız.
[003.149](EM) Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız, sizi topuklarınız üstünde gerisin geriye çevirirler. O zaman büsbütün kaybedersiniz.
[003.149](SA) Ey inananlar, eğer inkâr edenlere itâ'at ederseniz, sizi arkanıza (küfre) çevirirler, o zaman büsbütün kaybedersiniz.
[003.150](AA) Èóáö Çááøåõ ãóæúáÇóßõãú æóåõæó ÎóíúÑõ ÇáäøóÇÕöÑöíäó
[003.150](AU) Oysa sizin mevlânız Allah'tır ve O, yardımcıların en hayırlısıdır.
[003.150](DV) Halbuki Mevlaniz Allah'tir. O, yardimcilarin en iyisidir.
[003.150](EH) Doğrusu sizin yardımcınız sadece Allah'tır. O, yardım edeceklerin en hayırlısıdır.
[003.150](EM) Hayır! Sizin mevlanız Allah'tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.
[003.150](SA) Hayır, Mevlânız Allah'a (itâ'at edin), yardımcıların en iyisi O'dur.
[003.151](AA) ÓóäõáúÞöí Ýöí ÞõáõæÈö ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú ÇáÑøõÚúÈó ÈöãóÇ ÃóÔúÑóßõæÇú ÈöÇááøåö ãóÇ áóãú íõäóÒøöáú Èöåö ÓõáúØóÇäðÇ æóãóÃúæóÇåõãõ ÇáäøóÇÑõ æóÈöÆúÓó ãóËúæóì ÇáÙøóÇáöãöíäó
[003.151](AU) Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaları sebebiyle, kâfirlerin kalplerine yakında korku salacağız. Gidecekleri yer de cehennemdir. Zalimlerin varacağı yer ne kötüdür!
[003.151](DV) Hakkinda hicbir delil indirmedigi seyi Allah'a ortak kosmalarindan oturu, inkar edenlerin kalbine korku salacagiz. Onlarin varacagi yer cehennemdir. Zalimlerin duragi ne kotudur!
[003.151](EH) Allah'ın hiçbir delil indirmediği şeyleri, ona ortak koştukları için, o kafirlerin kalplerine korku düşüreceğiz. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne de kötüdür o zalimler yatağı!
[003.151](EM) Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmalarından dolayı, inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Onların yurtları ateştir. Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür!
[003.151](SA) Allâh'ın, kendilerine hiçbir güç (vermediği, haklarında hiçbir delil) indirmediği şeyleri, Allah'a ortak koştuklarından dolayı inkâr edenlerin kalblerine korku salacağız; gidecekleri yer de cehennemdir! Zâlimlerin varacağı yer, ne kötüdür!
[003.152](AA) æóáóÞóÏú ÕóÏóÞóßõãõ Çááøåõ æóÚúÏóåõ ÅöÐú ÊóÍõÓøõæäóåõã ÈöÅöÐúäöåö ÍóÊøóì ÅöÐóÇ ÝóÔöáúÊõãú æóÊóäóÇÒóÚúÊõãú Ýöí ÇáÃóãúÑö æóÚóÕóíúÊõã ãøöä ÈóÚúÏö ãóÇ ÃóÑóÇßõã ãøóÇ ÊõÍöÈøõæäó ãöäßõã ãøóä íõÑöíÏõ ÇáÏøõäúíóÇ æóãöäßõã ãøóä íõÑöíÏõ ÇáÂÎöÑóÉó Ëõãøó ÕóÑóÝóßõãú Úóäúåõãú áöíóÈúÊóáöíóßõãú æóáóÞóÏú ÚóÝóÇ Úóäßõãú æóÇááøåõ Ðõæ ÝóÖúáò Úóáóì ÇáúãõÄúãöäöíäó
[003.152](AU) Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vâdini yerine getirmiştir. Nihayet, öyle bir an geldi ki, Allah arzuladığınızı (galibiyeti) size gösterdikten sonra zaafa düştünüz; (Peygamberin verdiği) emir konusunda tartışmaya kalkıştınız ve âsi oldunuz. Dünyayı isteyeniniz de vardı, ahireti isteyeniniz de vardı. Sonra Allah, denemek için sizi onlardan (onları mağlup etmekten) alıkoydu. Ve andolsun sizi bağışladı. Zaten Allah, müminlere karşı çok lütufkârdır.
[003.152](DV) And olsun ki, Allah, size verdigi sozde durdu. Onun izniyle kafirleri kirip biciyordunuz, ama Allah size arzuladiginiz zaferi gosterdikten sonra gevseyip bu hususta cekistiniz ve isyan ettiniz; sizden kimi dunyayi, kimi ahireti istiyordu; derken denemek icin Allah sizi geri cevirip bozguna ugratti. And olsun ki O, sizi bagisladi. Allah'in inananlara nimeti boldur.
[003.152](EH) Gerçek şu ki, sizler Allah'ın izniyle onları kesip doğrarken, Allah'ın size va'di doğru çıktı. Nihayet o sevdiğiniz zaferi Allah size gösterdikten sonra isyan edip verilen emirde çekişip yıldığınız ana kadar ki, kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah, sizleri denemek için onlardan (geri) çevirdi. Bununla birlikte sizi de bağışladı. Çünkü Allah'ın inananlara bir lütfu vardır.
[003.152](EM) Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vaadini yerine getirmiştir. Allah size sevdiğiniz (galibiyeti) gösterdikten sonra zaafa düştünüz. (Peygamber'in verdiği) emir hakkında tartışmaya kalkıştınız ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi, denemek için onlardan geri çevirdi ve sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok lütufkârdır.
[003.152](SA) Kendi izniyle onları öldürdüğünüz sürece Allâh, size (yardım) va'dini doğruladı: Nihâyet siz korktunuz, Allâh size sevdiğiniz(gâlibiyet)i gösterdikten sonra (verilen) emir hakkında (birbirinizle) çekişip isyân ettiniz: Kiminiz dünyâyı istiyordu, kiminiz âhireti istiyordu. Sonra Allâh sizi denemek için onlardan geri çevirdi (yenilgiye uğrattı. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allâh mü'minlere karşı çok lutufkârdır.
[003.153](AA) ÅöÐú ÊõÕúÚöÏõæäó æóáÇó Êóáúæõæäó Úóáóì ÃÍóÏò æóÇáÑøóÓõæáõ íóÏúÚõæßõãú Ýöí ÃõÎúÑóÇßõãú ÝóÃóËóÇÈóßõãú ÛõãøóÇð ÈöÛóãøò áøößóíúáÇó ÊóÍúÒóäõæÇú Úóáóì ãóÇ ÝóÇÊóßõãú æóáÇó ãóÇ ÃóÕóÇÈóßõãú æóÇááøåõ ÎóÈöíÑñ ÈöãóÇ ÊóÚúãóáõæäó
[003.153](AU) O zaman Peygamber arkanızdan sizi çağırdığı halde siz, durmadan (savaş alanından) uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. (Allah) size keder üstüne keder verdi ki, bundan dolayı gerek elinizden gidene, gerekse başınıza gelenlere üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
[003.153](DV) Peygamber arkanizdan sizi cagirirken, kimseye bakmadan kaciyordunuz; kaybettiginize ve basiniza gelene uzulmeyesiniz diye, Allah sizi kederden kedere ugratti. Allah, islediklerinizden haberdardir.
[003.153](EH) O sırada siz sürekli uzaklaşıyor ve dönüp bakmıyordunuz. Peygamber ise arkanızdan sizleri çağırıp duruyordu. Bunun üzerine Allah, ne elinizden kaçırdığınız zafere ne de başınıza gelen felakete üzülmeyesiniz diye, kederden kedere uğrattı. Allah ne yaptığınızı biliyor.
[003.153](EM) Peygamber sizi arkanızdan çağırıp dururken, siz boyuna uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size gam üstüne gam verdi ki, ne elinizden gidene, ne de başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
[003.153](SA) Elçi, aranızdan sizi çağırırken siz, boyuna uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allâh, size gam üstüne gam verdi ki ne elinizden gidene, ne de başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allâh, yaptıklarınızı duymaktadır.
[003.154](AA) Ëõãøó ÃóäÒóáó Úóáóíúßõã ãøöä ÈóÚúÏö ÇáúÛóãøö ÃóãóäóÉð äøõÚóÇÓðÇ íóÛúÔóì ØóÂÆöÝóÉð ãøöäßõãú æóØóÂÆöÝóÉñ ÞóÏú ÃóåóãøóÊúåõãú ÃóäÝõÓõåõãú íóÙõäøõæäó ÈöÇááøåö ÛóíúÑó ÇáúÍóÞøö Ùóäøó ÇáúÌóÇåöáöíøóÉö íóÞõæáõæäó åóá áøóäóÇ ãöäó ÇáÃóãúÑö ãöä ÔóíúÁò Þõáú Åöäøó ÇáÃóãúÑó ßõáøóåõ áöáøóåö íõÎúÝõæäó Ýöí ÃóäÝõÓöåöã ãøóÇ áÇó íõÈúÏõæäó áóßó íóÞõæáõæäó áóæú ßóÇäó áóäóÇ ãöäó ÇáÃóãúÑö ÔóíúÁñ ãøóÇ ÞõÊöáúäóÇ åóÇåõäóÇ Þõá áøóæú ßõäÊõãú Ýöí ÈõíõæÊößõãú áóÈóÑóÒó ÇáøóÐöíäó ßõÊöÈó Úóáóíúåöãõ ÇáúÞóÊúáõ Åöáóì ãóÖóÇÌöÚöåöãú æóáöíóÈúÊóáöíó Çááøåõ ãóÇ Ýöí ÕõÏõæÑößõãú æóáöíõãóÍøóÕó ãóÇ Ýöí ÞõáõæÈößõãú æóÇááøåõ Úóáöíãñ ÈöÐóÇÊö ÇáÕøõÏõæÑö
[003.154](AU) Sonra o kederin arkasından Allah size bir güven indirdi ki, (bu güvenin yol açtığı) uyuklama hali bir kısmınızı kaplıyordu. Kendi canlarının kaygısına düşmüş bir gurup da, Allah'a karşı haksız yere cahiliye devrindekine benzer düşüncelere kapılıyorlar, "Bu işten bize ne!" diyorlardı. De ki: İş (zafer, yardım, herşeyin karar ve buyruğu) tamamen Allah'a aittir. Onlar, sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. "Bu işten bize bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik" diyorlar. Şöyle de: Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi takdir edilmiş olanlar, öldürülüp düşecekleri yerlere kendiliklerinden çıkıp giderlerdi. Allah, içinizdekileri yoklamak ve kalplerinizdekileri temizlemek için (böyle yaptı). Allah içinizde ne varsa hepsini bilir.
[003.154](DV) Kederden sonra, bir takiminizi kendinden gecirecek sekilde size huzur ve emniyet indirdi; oysa bir takiminiz da kendi derdlerine dusmuslerdi. Haksiz yere Allah hakkinda, cahiliye devrinde oldugu gibi inaniyorlar. "Bu iste bizim bir fikrimiz var mi?" diyorlardi; De ki: "Buyrugun hepsi Allah'indir". Sana acmadiklarini iclerinde gizliyorlar. "Bu iste bizim fikrimiz alinsaydi, burada oldurulmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydiniz, haklarinda olum yazili olan kimseler, yine de devrilecekleri yere varirlardi". Bu, Allah'in icinde olani denemesi, kalblerinizde olani aritmasi icindir. Allah gonullerde olani bilir.
[003.154](EH) Sonra o kederin arkasından size içinizden bir zümreyi saran bir güven, bir uyku indirdi; diğer bir zümre ise kendi dertlerine düşmüş, Allah'a karşı cahiliyye kanaatine benzeyen gerçek dışı bir kanaat besliyorlar: "Bizim yapacağımız bir şey var mı?" diyorlardı. De ki: "Şüphesiz, bütün iş Allah'ındır." Onlar, içlerinde sana açıklamadıkları bir şey gizliyorlar, "Bizim bu işte görüşümüz alınsaydı burada öldürülüp gitmezdik" diyorlar. De ki: "Evinizde bile olsaydınız öldürülmesi takdir edilmiş bulunanlar çaresiz yine çıkıp ölecekleri yerleri boylayacaklardı. Allah içinizdekileri yoklamak ve yüreklerinizdekini meydana çıkarmak için bunu başınıza getirdi. Allah sinlerin özünü bilir.
[003.154](EM) Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize öyle bir eminlik, öyle bir uyku indirdi ki, o, içinizden bir zümreyi örtüp bürüyordu. Bir zümre de canları sevdasına düşmüştü. Allah'a karşı, cahiliyet zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar ve "Bu işten bize ne?" diyorlardı. De ki: "Bütün iş Allah'ındır". Onlar sana açıklamayacaklarını içlerinde saklıyorlar (ve) diyorlar ki: "Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik". Onlara şöyle söyle: "Eğer siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine muhakkak yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekti. Allah (bunu) göğüslerinizin içindekini denemek ve yüreklerinizdekini temizlemek için yaptı. Allah göğüslerin içinde olanı bilir.
[003.154](SA) Sonra o üzüntünün ardından (Allâh) size bir güven, bir kısmınızı bürüyen bir uyku indirdi; bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah'a karşı câhiliyye zannı gibi haksız bir zanda bulunuyorlar: "Bu işten bize bir şey var mı?" diyorlardı. De ki: "Bütün iş, Allah'a aittir." Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. Diyorlar ki: "Bu işten bize bir fayda olsaydı, burada öldürülmezdik." De ki: "Evlerinizde dahi olsaydınız, yine üzerine öldürülme(si) yazılmış olanlar, mutlaka (vurulup) yatacakları yeri boylardı. Allâh göğüslerinizdekini denemek, kalblerinizdekini açığa çıkarmak için (bunları başınıza getirdi)". Allâh göğüslerin özünü bilir.
[003.155](AA) Åöäøó ÇáøóÐöíäó ÊóæóáøóæúÇú ãöäßõãú íóæúãó ÇáúÊóÞóì ÇáúÌóãúÚóÇäö ÅöäøóãóÇ ÇÓúÊóÒóáøóåõãõ ÇáÔøóíúØóÇäõ ÈöÈóÚúÖö ãóÇ ßóÓóÈõæÇú æóáóÞóÏú ÚóÝóÇ Çááøåõ Úóäúåõãú Åöäøó Çááøåó ÛóÝõæÑñ Íóáöíãñ
[003.155](AU) (Uhud'da) iki ordu karşılaştığı gün, sizi bırakıp gidenleri, sırf işledikleri bazı hatalar yüzünden şeytan (yerlerinden) kaydırmıştı. Yine de Allah onları affetti. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, halîmdir.
[003.155](DV) Iki toplulugun karsilastigi gun, icinden yuz cevirenlerin, yaptiklarinin bir kismindan oturu seytan ayaklarini kaydirip yoldan cikarmak istemisti. Allah, and olsun ki, onlari affetti. Allah bagislayandir. Halim'dir.
[003.155](EH) O iki topluluk çarpıştığı gün içinizden arkasını dönenlerin, şeytan yalnızca bazı yaptıklarından dolayı ayaklarını kaydırmak istedi. Yine de Allah onları bağışladı. Allah çok bağışlayıcıdır, halimdir.
[003.155](EM) İki toplumun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip gidenler var ya, şeytan onların kazandıkları bazı şeylerden dolayı ayaklarını kaydırmak istedi. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halim(çok yumuşak)dir.
[003.155](SA) İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip gidenleri, yaptıkları bazı işlerden dolayı şeytân, (yoldan) kaydırmak istemişti. Ama yine de Allâh, onları affetti. Şüphesiz Allâh, çok bağışlayandır, halimdir.
[003.156](AA) íóÇ ÃóíøõåóÇ ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇú áÇó ÊóßõæäõæÇú ßóÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú æóÞóÇáõæÇú áÅöÎúæóÇäöåöãú ÅöÐóÇ ÖóÑóÈõæÇú Ýöí ÇáÃóÑúÖö Ãóæú ßóÇäõæÇú ÛõÒøðì áøóæú ßóÇäõæÇú ÚöäÏóäóÇ ãóÇ ãóÇÊõæÇú æóãóÇ ÞõÊöáõæÇú áöíóÌúÚóáó Çááøåõ Ðóáößó ÍóÓúÑóÉð Ýöí ÞõáõæÈöåöãú æóÇááøåõ íõÍúíöí æóíõãöíÊõ æóÇááøåõ ÈöãóÇ ÊóÚúãóáõæäó ÈóÕöíÑñ
[003.156](AU) Ey iman edenler! Sizler, inkâr edenler ve yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri hakkında: "Eğer bizim yanımızda kalsalardı ölmezler, öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah bu kanaatı onların kalplerine (kaybettikleri yakınları için onulmaz) bir hasret (yarası) olarak koydu. Canı veren de alan da Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görür.
[003.156](DV) Ey Inananlar! Yolculuga cikan veya savasa giden kardesleri hakkinda: "Onlar yanimizda olsalardi olmezler ve oldurulmezlerdi" diyen inkarcilar gibi olmayin ki, Allah bunu onlarin kalblerinde bir hasret olarak biraksin. Dirilten de olduren de Allah'tir. Allah islediklerinizi gorur.
[003.156](EH) Ey iman edenler, sakın inkar edip yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri hakkında: "Yanımızda kalsaydılar ne ölür, ne de öldürülürlerdi." diyenler gibi olmayın! Allah bunu onların yüreklerini dağlayan bir acı olarak bıraksın diye böyle söylerler. Oysa yaşatan da öldüren de Allah'tır ve Allah bütün yaptıklarınızı görür.
[003.156](EM) Ey iman edenler! Sizler inkâr edenler ve yeryüzünde sefere veya savaşa çıkan kardeşleri için: "Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi." diyenler gibi olmayın. Allah bunu, onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, diriltir ve öldürür. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
[003.156](SA) Ey inananlar, siz inkâr edenler ve yeryüzünde sefere, ya da savaşa çıkan gazi kardeşleri için: "Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve vurulmazlardı." diyenler gibi olmayın. Allâh, onların bu düşünce ve sözlerini, kalblerinde dert yapar. Yaşatan da, öldüren de Allahtır. Allâh, yaptıklarınızı görmektedir.
[003.157](AA) æóáóÆöä ÞõÊöáúÊõãú Ýöí ÓóÈöíáö Çááøåö Ãóæú ãõÊøõãú áóãóÛúÝöÑóÉñ ãøöäó Çááøåö æóÑóÍúãóÉñ ÎóíúÑñ ãøöãøóÇ íóÌúãóÚõæäó
[003.157](AU) Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allah'ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır.
[003.157](DV) Allah yolunda oldurulur veya olurseniz, size Allah'tan onlarin topladiklarindan hayirli bir magfiret ve rahmet vardir.
[003.157](EH) Andolsun ki, eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz kesinlikle Allah'ın bir bağışlaması ve rahmeti, onların dünyada kalıp toplayacakları şeylerden daha hayırlıdır.
[003.157](EM) Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'ın bağışlaması ve rahmeti, (sizin için) onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır.
[003.157](SA) Eğer Allâh yolunda öldürülür, ya da ölürseniz, Allâh'ın bağışlaması ve rahmeti, onların topladıkları(dünyâ malı)ndan daha hayırlıdır.
[003.158](AA) æóáóÆöä ãøõÊøõãú Ãóæú ÞõÊöáúÊõãú áÅöáóì Çááå ÊõÍúÔóÑõæäó
[003.158](AU) Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de Allah'ın huzurunda toplanacaksınız.
[003.158](DV) And olsun ki, olseniz de, oldurulseniz de Allah katinda toplanacaksiniz.
[003.158](EH) Andolsun ki, ölseniz de öldürülseniz de kesinlikle Allah'ın huzurunda toplanacaksınız.
[003.158](EM) Andolsun, ölseniz de, öldürülseniz de Allah'ın huzurunda toplanacaksınız.
[003.158](SA) Ölür veya öldürülürseniz, elbette Allah'a götürüleceksiniz!
[003.159](AA) ÝóÈöãóÇ ÑóÍúãóÉò ãøöäó Çááøåö áöäÊó áóåõãú æóáóæú ßõäÊó ÝóÙøðÇ ÛóáöíÙó ÇáúÞóáúÈö áÇóäÝóÖøõæÇú ãöäú Íóæúáößó ÝóÇÚúÝõ Úóäúåõãú æóÇÓúÊóÛúÝöÑú áóåõãú æóÔóÇæöÑúåõãú Ýöí ÇáÃóãúÑö ÝóÅöÐóÇ ÚóÒóãúÊó ÝóÊóæóßøóáú Úóáóì Çááøåö Åöäøó Çááøåó íõÍöÈøõ ÇáúãõÊóæóßøöáöíäó
[003.159](AU) O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.
[003.159](DV) Allah'in rahmetinden dolayi, sen onlara karsi yumusak davrandin. Eger kaba ve kati kalbli olsaydin, suphesiz etrafindan dagilir giderlerdi. Onlari affet, onlara magfiret dile, is hakkinda onlara danis, fakat karar verdin mi Allah'a guven, dogrusu Allah guvenenleri sever.
[003.159](EH) Sen yalnızca Allah'ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer katı yürekli bir nobran olsaydın kesinlikle etrafından dağılıp gitmişlerdi. O halde onları bağışla, bağışlanmalarını dile ve yapılacak işlerde onların görüşlerini al. Sonra bir kere karar verdin mi artık Allah'a dayan, çünkü Allah, kendisine güvenenleri sever.
[003.159](EM) Sen (o zaman), sırf Allah'ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için Allah'dan mağfiret dile. (Yapacağın) işlerde onlara da danış, bir kere de azmettin mi, artık Allah'a dayan. Muhakkak ki Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.
[003.159](SA) Allâh'ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, giderlerdi. Öyleyse onlar(ın kusurların)dan geç, onlar için mağfiret dile. İşini onlara danış, karar verince de Allah'a dayan; çünkü Allâh kendine dayanıp güvenenleri sever.
[003.160](AA) Åöä íóäÕõÑúßõãõ Çááøåõ ÝóáÇó ÛóÇáöÈó áóßõãú æóÅöä íóÎúÐõáúßõãú Ýóãóä ÐóÇ ÇáøóÐöí íóäÕõÑõßõã ãøöä ÈóÚúÏöåö æóÚóáóì Çááøåö ÝóáúíóÊóæóßøöáö ÇáúãõÄúãöäõæäó
[003.160](AU) Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah'a güvenip dayanmalıdırlar.
[003.160](DV) Allah size yardim ederse, sizi yenecek yoktur; eger sizi yardimsiz birakiverirse, O'ndan baska size yardim edecek kimdir? Inananlar yalniz Allah'a guvensinler.
[003.160](EH) Eğer Allah size yardım ederse, artık hiç kimse sizi yenemez ve eğer O, sizi yardımsız bırakırsa ondan sonra size yardım etmek kimin haddine? O halde, bütün inananlar yalnızca Allah'a dayansınlar!
[003.160](EM) Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah'a güvenip dayansınlar.
[003.160](SA) Eğer Allâh size yardım ederse, artık sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yüz üstü bırakırsa, O'ndan sonra size kim yardım edebilir? Mü'minler, Allah'a dayansınlar.
[003.161](AA) æóãóÇ ßóÇäó áöäóÈöíøò Ãóä íóÛõáøó æóãóä íóÛúáõáú íóÃúÊö ÈöãóÇ Ûóáøó íóæúãó ÇáúÞöíóÇãóÉö Ëõãøó ÊõæóÝøóì ßõáøõ äóÝúÓò ãøóÇ ßóÓóÈóÊú æóåõãú áÇó íõÙúáóãõæäó
[003.161](AU) Bir peygambere, emanete hıyanet yaraşmaz. Kim emanete (devlet malına) hıyanet ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir. Sonra herkese -asla haksızlığa uğratılmaksızın-kazandığı tastamam verilir.
[003.161](DV) Hicbir peygambere ganimete ve millet malina hiyanet yarasmaz; haksizlik kim yaparsa, kiyamet gunu yaptigi ile gelir, sonra, haksizlik yapilmaksizin herkese kazanmis oldugu odenir.
[003.161](EH) Bir peygamberin emanete hiyanet etmesi olur şey değildir. Her kim hiyanet ederse, ganimet ve hasılattan bir şey aşırırsa kıyamet gününde boynuna aldığı şeyi yüklenerek getirir. Sonra da herkese kazandığının karşılığını ödenir, hiç birine haksızlık edilmez.
[003.161](EM) Hiçbir peygambere ganimet malını gizlemesi (devlet - millet malını aşırması) yaraşmaz. Kim böyle bir aşırma ve ihanette bulunursa kıyamet günü aşırdığını boynuna yüklenerek getirir. Sonra da herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir, onlar haksızlığa da uğramazlar.
[003.161](SA) Bir peygamberin aşırması, hiyanet etmesi, olur şey değildir. Kim (emânete hıyanet eder), aşırırsa kıyâmet günü aşırdığını boynuna yüklenip getirir. Sonra herkese kazandığı tastamam verilir, hiçbir haksızlığa uğratılmazlar.
[003.162](AA) ÃóÝóãóäö ÇÊøóÈóÚó ÑöÖúæóÇäó Çááøåö ßóãóä ÈóÇÁ ÈöÓóÎúØò ãøöäó Çááøåö æóãóÃúæóÇåõ Ìóåóäøóãõ æóÈöÆúÓó ÇáúãóÕöíÑõ
[003.162](AU) Allah'ın hoşnutluğunu gözetenle Allah'ın hışmına uğrayan bir olur mu hiç? Berikisinin yeri cehennemdir. Cehennem ise ne kötü bir varış noktasıdır.
[003.162](DV) Allah'in rizasina uyan kimse, Allah'in hismina ugrayan gibi midir? Bu kimsenin varacagi yer cehennemdir; O ne kotu varilacak yerdir!
[003.162](EH) Allah'ın rızası peşinden giden kimse, Allah'ın hışmına uğrayan ve yeri cehennem olan kimseye hiç benzer mi? Orası varılan ne kötü yerdir!
[003.162](EM) Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın hışmına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Varış yeri olarak ne kötüdür orası!
[003.162](SA) Hiç Allâh'ın rızâsına uyan kimse; Allâh'ın hışmına uğrayan, yeri de cehennem olan adam gibi olur mu? Ne kötü sonuçtur orası!
[003.163](AA) åõãú ÏóÑóÌóÇÊñ ÚöäÏó Çááøåö æÇááøåõ ÈóÕöíÑñ ÈöãóÇ íóÚúãóáõæäó
[003.163](AU) Onlar Allah katında derece derecedirler. Allah onların yaptıklarını görmektedir.
[003.163](DV) Onlar Allah katinda derece derecedir. Allah, islediklerini gormektedir.
[003.163](EH) Onlar Allah katında derece derecedirler. Allah bütün yaptıklarını görüp duruyor.
[003.163](EM) Onlar (insanlar) Allah katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir.
[003.163](SA) O(insa)nlar, Allâh katında derece derecedirler. Allâh, onların yaptıklarını görmektedir.
[003.164](AA) áóÞóÏú ãóäøó Çááøåõ Úóáóì ÇáúãõÄãöäöíäó ÅöÐú ÈóÚóËó Ýöíåöãú ÑóÓõæáÇð ãøöäú ÃóäÝõÓöåöãú íóÊúáõæ Úóáóíúåöãú ÂíóÇÊöåö æóíõÒóßøöíåöãú æóíõÚóáøöãõåõãõ ÇáúßöÊóÇÈó æóÇáúÍößúãóÉó æóÅöä ßóÇäõæÇú ãöä ÞóÈúáõ áóÝöí ÖóáÇáò ãøõÈöíäò
[003.164](AU) Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.
[003.164](DV) And olsun ki Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onlari aritan, onlara Kitab ve hikmeti ogreten, kendilerinden bir peygamber gondermekle iyilikte bulunmustur. Halbuki onlar, onceleri apacik sapiklikta idiler.
[003.164](EH) Allah, müminlere, aralarından kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulundu. Oysa, bundan önce açık bir sapıklık içinde idiler.
[003.164](EM) Andolsun ki Allah, müminlere kendilerinden, onlara kendi âyetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitab ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
[003.164](SA) Andolsun ki, Allâh, mü'minlere büyük lutufta bulundu: Zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara, kendi içlerinden, kendilerine Allâh'ın âyetlerini okuyan, kendilerini yücelten ve kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi.
[003.165](AA) ÃóæóáóãøóÇ ÃóÕóÇÈóÊúßõã ãøõÕöíÈóÉñ ÞóÏú ÃóÕóÈúÊõã ãøöËúáóíúåóÇ ÞõáúÊõãú Ãóäøóì åóÐóÇ Þõáú åõæó ãöäú ÚöäÏö ÃóäúÝõÓößõãú Åöäøó Çááøåó Úóáóì ßõáøö ÔóíúÁò ÞóÏöíÑñ
[003.165](AU) (Bedir de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet, (Uhud'da) kendi başınıza geldiği için mi "Bu nasıl oluyor!" dediniz? De ki: O, kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.
[003.165](DV) Baskalarini iki misline ugrattiginiz bir musibete kendiniz ugrayinca mi: "Bu nereden?" dersiniz? De ki: "O, kendi tarafinizdandir". Dogrusu Allah her seye Kadir'dir.
[003.165](EH) Düşmanlarınızın başına iki mislini getirdiğiniz bir bela kendi başınıza gelince mi: "Bu nereden?" dediniz? De ki: "O, kendi tarafınızdandır." Çünkü Allah, her şeye gücü yetendir.
[003.165](EM) (Bedir'de düşmanı) iki katına uğrattığınız bir musibet (Uhud'da) size çarpınca mı: "Bu nereden" dediniz? De ki: "Bu başınıza gelen kendinizdendir". Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir.
[003.165](SA) Başınıza bir belâ gelince -siz, onun iki katını onların başlarına getirmiş olduğunuz halde yine- Bu nereden başımıza geldi?" dediniz. De ki: "O (belâ), kendinizdendir." Allâh, herşeye kâdirdir.
[003.166](AA) æóãóÇ ÃóÕóÇÈóßõãú íóæúãó ÇáúÊóÞóì ÇáúÌóãúÚóÇäö ÝóÈöÅöÐúäö Çááøåö æóáöíóÚúáóãó ÇáúãõÄúãöäöíäó
[003.166](EH) O iki ordu çarpıştığı gün başınıza gelen de yine Allah'ın izniyledir. Hem müminleri belli edeceği
[003.166](SA) İki topluluğun karşılaştığı gün, sizin başınıza gelen, ancak Allâh'ın izniyle olmuştur ki (O), inananları bilsin (deneyip ortaya çıkarsın).
[003.166-7](AU) İki birliğin karşılaştığı gün sizin başınıza gelenler, ancak Allah'ın dilemesiyle olmuştur ki, bu da, müminleri ayırdetmesi ve münafıkları ortaya çıkarması için idi. Bunlara: "Gelin, Allah yolunda çarpışın; ya da savunma yapın" denildiği zaman, "Harbetmeyi bilseydik, elbette sizin peşinizden gelirdik" dediler. Onlar o gün, imandan çok, kâfirliğe yakın idiler. Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Halbuki Allah, onların içlerinde gizlediklerini daha iyi bilir.
[003.166-7](DV) Iki toplulugun karsilastigi gunde basiniza gelen, Allah'in izniyledir. Bu, inananlari da, munafiklik edenleri de belirtmesi icindir. Munafiklik edenlere: "gelin, Allah yolunda savasin, veya hic olmazsa savunmada bulunun" dendigi zaman: " Eger savasmayi bilseydik, ardinizdan gelirdik" dediler. O gun, onlar imandan cok inkara yakindilar. Kalblerinde olmayani agizlariyla soyluyorlar. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.
[003.166-7](EM) İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen musibet de Allah'ın izniyledir. Bu da müminleri belirlemesi ve hem de münafıklık yapanları ayırt etmesi içindir. Ve onlara: "Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya (hiç olmazsa) savunmaya geçiniz." denilmişti. Onlar ise: "Biz savaşmasını (veya savaş olacağını) bilseydik arkanızdan gelirdik." demişlerdi. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakındılar. kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah neyi gizlediklerini daha iyi bilendir.
[003.167](AA) æóáúíóÚúáóãó ÇáøóÐöíäó äóÇÝóÞõæÇú æóÞöíáó áóåõãú ÊóÚóÇáóæúÇú ÞóÇÊöáõæÇú Ýöí ÓóÈöíáö Çááøåö Ãóæö ÇÏúÝóÚõæÇú ÞóÇáõæÇú áóæú äóÚúáóãõ ÞöÊóÇáÇð áÇøóÊøóÈóÚúäóÇßõãú åõãú áöáúßõÝúÑö íóæúãóÆöÐò ÃóÞúÑóÈõ ãöäúåõãú áöáÅöíãóÇäö íóÞõæáõæäó ÈöÃóÝúæóÇåöåöã ãøóÇ áóíúÓó Ýöí ÞõáõæÈöåöãú æóÇááøåõ ÃóÚúáóãõ ÈöãóÇ íóßúÊõãõæäó
[003.167](EH) hem de münafıkları belli edeceği için ki, bunlara "Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunma yapın!" denilmişti. Onlar: "Savaşmayı bilsek arkanızdan gelirdik" dediler. Onlar, o gün imandan çok küfre yakındılar, ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı, Allah onların kalplerinde ne sakladıklarını en iyi bilendir.
[003.167](SA) Ve iki yüzlülük edenleri bilsin (ortaya çıkarsın). Onlara: "Gelin, Allâh yolunda savaşın, ya da savunun." dendiği halde: "Eğer savaş (olacağını) bilseydik, sizinle gelirdik." dediler. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla, kalblerinde olmayanı söylüyorlar. Halbuki Allâh, içlerinde sakladıkları şeyi çok iyi bilmektedir.
[003.168](AA) ÇáøóÐöíäó ÞóÇáõæÇú áÅöÎúæóÇäöåöãú æóÞóÚóÏõæÇú áóæú ÃóØóÇÚõæäóÇ ãóÇ ÞõÊöáõæÇ Þõáú ÝóÇÏúÑóÄõæÇ Úóäú ÃóäÝõÓößõãõ ÇáúãóæúÊó Åöä ßõäÊõãú ÕóÇÏöÞöíäó
[003.168](AU) (Evlerinde) oturup da kardeşleri hakkında: "Bize uysalardı öldürülmezlerdi" diyenlere, "Eğer doğru sözlü insanlar iseniz, canlarınızı ölümden kurtarın bakalım!" de.
[003.168](DV) Onlar oturup, kardesleri icin: "Bize itaat etselerdi oldurulmezlerdi" dediler. De ki: "Eger dogru sozlu iseniz, olumu kendinizden savin".
[003.168](EH) Kendileri oturarak savaşa giden kardeşleri için: "Bizi dinleselerdi öldürülmezlerdi." diyenlere de ki: "Haydi, o halde kendinizden ölümü geri çevirin, eğer gerçeği söylüyorsanız!
[003.168](EM) Kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri için: "Eğer bize uysalardı öldürülmezlerdi" dediler. Onlara de ki: "Eğer iddianızda doğru iseniz, kendinizden ölümü uzaklaştırınız".
[003.168](SA) (Savaştan geri kalıp) Oturarak, kardeşleri için "Bizim sözümüzü tutsalardı, öldürülmezlerdi." diyenlere söyle: "Eğer doğru iseniz, kendinizden ölümü savınız!"
[003.169](AA) æóáÇó ÊóÍúÓóÈóäøó ÇáøóÐöíäó ÞõÊöáõæÇú Ýöí ÓóÈöíáö Çááøåö ÃóãúæóÇÊðÇ Èóáú ÃóÍúíóÇÁ ÚöäÏó ÑóÈøöåöãú íõÑúÒóÞõæäó
[003.169](AU) Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.
[003.169](EH) Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölmüşler sanmayın! Aksine onlar hep hayattadırlar, Rablerinin katında rızıklandırılırlar.
[003.169](EM) Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab'leri katında rızıklanmaktadırlar.
[003.169](SA) Allâh yolunda öldürülenleri ölüler sanma; hayır, (onlar) diridirler, Rableri katında rızıklanmaktadırlar.
[003.169-70](DV) Allah yolunda oldurulenleri olu saymayin, bilakis Rableri katinda diridirler. Allah'in bol nimetinden onlara verdigi seylerle sevinc icinde riziklanirlar, arkalarindan kendilerine ulasamayan kimselere, kendilerine korku olmadigini ve kendilerinin uzulmeyeceklerini mujde etmek isterler.
[003.170](AA) ÝóÑöÍöíäó ÈöãóÇ ÂÊóÇåõãõ Çááøåõ ãöä ÝóÖúáöåö æóíóÓúÊóÈúÔöÑõæäó ÈöÇáøóÐöíäó áóãú íóáúÍóÞõæÇú Èöåöã ãøöäú ÎóáúÝöåöãú ÃóáÇøó ÎóæúÝñ Úóáóíúåöãú æóáÇó åõãú íóÍúÒóäõæäó
[003.170](AU) Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.
[003.170](EH) Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği mutlulukla sevinç duyarlar ve arkalarından şehit olarak kendilerine katılmamış olan mücahitler hakkında: "Onlara hiçbir korku yok ve onlar üzüntü de duymayacaklardır." müjdesinde bulunurlar.
[003.170](EM) Allah'ın lütfundan verdiği nimetle sevinçlidirler. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere de hiç bir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.
[003.170](SA) Allâh'ın, keremiyle kendilerine verdiklerinden sevinçli olarak, arkalarından henüz kendilerine yetişemeyenlere de korku olmadığına, onların da üzüntüye uğramayacaklarına sevinirler.
[003.171](AA) íóÓúÊóÈúÔöÑõæäó ÈöäöÚúãóÉò ãøöäó Çááøåö æóÝóÖúáò æóÃóäøó Çááøåó áÇó íõÖöíÚõ ÃóÌúÑó ÇáúãõÄúãöäöíäó
[003.171](AU) Onlar, Allah'tan gelen nimet ve keremin; Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler.
[003.171](DV) Onlar Allah'tan olan bir nimeti, bollugu ve Allah'in, muminlerin ecrini zayi etmiyecegini mujdelemek isterler.
[003.171](EH) Yine onlar, Allah'ın bir nimeti, bir lütfu ile ve Allah'ın, müminlerin mükafatını zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinirler.
[003.171](EM) Onlar, Allah'ın nimetini, keremini ve Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelerler.
[003.171](SA) Allâh'ın ni'metine, lutfuna ve Allâh'ın mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.
[003.172](AA) ÇáøóÐöíäó ÇÓúÊóÌóÇÈõæÇú áöáøåö æóÇáÑøóÓõæáö ãöä ÈóÚúÏö ãóÇ ÃóÕóÇÈóåõãõ ÇáúÞóÑúÍõ áöáøóÐöíäó ÃóÍúÓóäõæÇú ãöäúåõãú æóÇÊøóÞóæÇú ÃóÌúÑñ ÚóÙöíãñ
[003.172](AU) Yara aldıktan sonra yine Allah'ın ve Peygamber'in çağrısına uyanlar (özellikle) bunların içlerinden iyilik yapanlar ve takvâ sahibi olanlar için pek büyük bir mükâfat vardır.
[003.172](DV) Kendileri savasta yara aldiktan sonra Allah ve peygamberin cagrisina kosanlara, hele onlardan iyilik edip sakinanlara buyuk ecir vardir.
[003.172](EH) Hele yara aldıktan sonra Allah'ın ve peygamberin emrine uyanların. Müminler içinden özellikle iyilik yapıp fenalıktan sakınanlara pek büyük bir mükafat vardır.
[003.172](EM) Kendilerine yara dokunduktan sonra da Allah ve Peygamberi'nin davetine uydular. Hele onlardan iyilik edenlere ve gereğince Allah'tan korkanlara büyük bir mükafat vardır.
[003.172](SA) O(mü'mi)nler ki yaralandıkları halde yine Allâh'ın ve Elçinin çağrısına uydular; onlardan güzel davrananlar ve (günâhlardan) korunanlar için pek büyük ecir vardır.
[003.173](AA) ÇáøóÐöíäó ÞóÇáó áóåõãõ ÇáäøóÇÓõ Åöäøó ÇáäøóÇÓó ÞóÏú ÌóãóÚõæÇú áóßõãú ÝóÇÎúÔóæúåõãú ÝóÒóÇÏóåõãú ÅöíãóÇäÇð æóÞóÇáõæÇú ÍóÓúÈõäóÇ Çááøåõ æóäöÚúãó Çáúæóßöíáõ
[003.173](AU) Bir kısım insanlar, müminlere: "Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!" dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve "Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!" dediler.
[003.173](DV) Insanlar onlara: " Dusmaniniz olan insanlar size karsi bir ordu topladilar, onlardan korkun" dediler. Bu, onlarin imanini artirdi da: "Allah bize yeter. O ne guzel Vekil'dir" dediler.
[003.173](EH) Onlar ki, insanlar kendilerine: "Haberiniz olsun, düşmanlarınız size saldırmak için toplandılar, onun için onlardan korkun!" dediler. Bu, onların imanını artırdı ve: "Bize Allah yetişir; O, ne güzel vekildir!" dediler.
[003.173](EM) İnsanlar onlara: "Düşmanlarınız size karşı ordu topladı, onlardan korkun." dediklerinde, bu, onların imanını artırdı ve şöyle dediler: "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir".
[003.173](SA) Onlar ki, halk kendilerine: "(Düşman) İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun!" deyince, (bu söz,) onların imanını artırdı. Ve: "Allâh bize yeter, O, ne güzel vekildir." dediler.
[003.174](AA) ÝóÇäÞóáóÈõæÇú ÈöäöÚúãóÉò ãøöäó Çááøåö æóÝóÖúáò áøóãú íóãúÓóÓúåõãú ÓõæÁñ æóÇÊøóÈóÚõæÇú ÑöÖúæóÇäó Çááøåö æóÇááøåõ Ðõæ ÝóÖúáò ÚóÙöíãò
[003.174](AU) Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan, Allah'ın nimet ve keremiyle geri geldiler. Böylece Allah'ın rızasına uymuş oldular. Allah büyük kerem sahibidir.
[003.174](DV) Bu yuzden kendilerine bir fenalik dokunmadan, Allah'tan nimet ve bollukla geri donduler; Allah'in rizasina uydular. Allah buyuk, bol nimet sahibidir.
[003.174](EH) Sonra da kendilerine hiçbir keder dokunmaksızın Allah'tan bir nimet ve lütuf ile geri döndüler ve Allah'ın hoşnutluğunun ardınca gittiler. Allah, daha da çok bir lütuf sahibidir.
[003.174](EM) Bunun üzerine kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan Allah'ın nimeti ve lütfuyla geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.
[003.174](SA) Bundan dolayı Allah'tan bir ni'met ve bollukla geri döndüler, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadı. Ve Allâh'ın rızâsına uydular. Allâh büyük lutuf sâhibidir.
[003.175](AA) ÅöäøóãóÇ Ðóáößõãõ ÇáÔøóíúØóÇäõ íõÎóæøöÝõ ÃóæúáöíóÇÁåõ ÝóáÇó ÊóÎóÇÝõæåõãú æóÎóÇÝõæäö Åöä ßõäÊõã ãøõÄúãöäöíäó
[003.175](AU) İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.
[003.175](DV) Iste o seytan ancak kendi dostlarini korkutur, inanmissaniz onlardan korkmayin, Benden korkun.
[003.175](EH) Size o haberi getiren şeytan, yalnızca kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, bana isyandan korkun, eğer inanıyorsanız!
[003.175](EM) (Size o haberi getiren) ancak şeytandır, (sadece) kendi dostlarını korkutabilir. Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz benden korkun.
[003.175](SA) O şeytân sizi kendi dostlarından korkutuyor , eğer inanmış iseniz, onlardan korkmayın, benden korkun!
[003.176](AA) æóáÇó íóÍúÒõäßó ÇáøóÐöíäó íõÓóÇÑöÚõæäó Ýöí ÇáúßõÝúÑö Åöäøóåõãú áóä íóÖõÑøõæÇú Çááøåó ÔóíúÆÇð íõÑöíÏõ Çááøåõ ÃóáÇøó íóÌúÚóáó áóåõãú ÍóÙøðÇ Ýöí ÇáÂÎöÑóÉö æóáóåõãú ÚóÐóÇÈñ ÚóÙöíãñ
[003.176](AU) (Resûlüm) İnkârda yarışanlar sana kaygı vermesin. Çünkü onlar, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah onlara, ahiretten yana bir nasip vermemek istiyor. Onlar için çok büyük bir azap vardır.
[003.176](DV) Kufurde yarisanlar seni uzmesin; suphesiz onlar Allah' a bir zarar veremezler. Allah ahirette onlara bir pay vermemek istiyor; onlara buyuk azab vardir.
[003.176](EH) O inkarda yarışanlar seni kederlendirmesin; çünkü onlar asla Allah'a bir zarar veremeyeceklerdir. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlara büyük bir azap vardır.
[003.176](EM) Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah'a hiç bir şekilde zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap vardır.
[003.176](SA) İnkâra koşanlar seni üzmesin, onlar Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allâh onlara âhirette hiçbir nasip koymamak istiyor. Onlar için büyük bir azâb vardır.
[003.177](AA) Åöäøó ÇáøóÐöíäó ÇÔúÊóÑóæõÇú ÇáúßõÝúÑó ÈöÇáÅöíãóÇäö áóä íóÖõÑøõæÇú Çááøåó ÔóíúÆðÇ æóáåõãú ÚóÐóÇÈñ Ãóáöíãñ
[003.177](AU) Şurası muhakkak ki, imanı verip inkârı alanlar, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Onlar için elîm bir azap vardır.
[003.177](DV) Imani inkar edenler, kendilerine vermis oldugumuz muhletin sakin kendileri icin hayirli oldugunu sanmasinlar. Biz onlara ancak, gunahlari cogalsin diye muhlet veriyoruz. Kucultucu azab onlaradir.
[003.177](EH) Şüphesiz iman karşılığında küfrü satın alanlar, Allah'a hiçbir zarar veremeyeceklerdir ve onlar için elim bir azap vardır.
[003.177](EM) İman karşılığında inkarı satın alanlar Allah'a hiç bir zarar veremezler. Onlar için acı bir azap vardır.
[003.177](SA) İman karşılığında inkârı satın alanlar, Allah'a hiçbir zarar vermezler. Onlar için acı bir azâb vardır.
[003.178](AA) æóáÇó íóÍúÓóÈóäøó ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú ÃóäøóãóÇ äõãúáöí áóåõãú ÎóíúÑñ áøöÃóäÝõÓöåöãú ÅöäøóãóÇ äõãúáöí áóåõãú áöíóÒúÏóÇÏõæÇú ÅöËúãðÇ æóáóåúãõ ÚóÐóÇÈñ ãøõåöíäñ
[003.178](AU) İnkâr edenler sanmasınlar ki, kendilerine mühlet vermemiz onlar için daha hayırlıdır. Onlara ancak günahlarını arttırmaları için fırsat veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
[003.178](EH) Bir de inkar edenler, kendilerini bırakışımızın, sakın onlar için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onları sadece günahlarını artırsınlar diye bırakıyoruz.Onlara alçaltıcı bir azap vardır.
[003.178](EM) Kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin, şahısları için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara bu mühleti, ancak günahlarını artırsınlar diye veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
[003.178](SA) İnkâr edenler sanmasınlar ki, kendilerine süre vermemiz, kendileri için hayırlıdır. Biz onlara süre veriyoruz ki günâhı artırsınlar. Onlar için alçaltıcı bir azâb vardır.
[003.179](AA) ãøóÇ ßóÇäó Çááøåõ áöíóÐóÑó ÇáúãõÄúãöäöíäó Úóáóì ãóÇ ÃóäÊõãú Úóáóíúåö ÍóÊøóìó íóãöíÒó ÇáúÎóÈöíËó ãöäó ÇáØøóíøöÈö æóãóÇ ßóÇäó Çááøåõ áöíõØúáöÚóßõãú Úóáóì ÇáúÛóíúÈö æóáóßöäøó Çááøåó íóÌúÊóÈöí ãöä ÑøõÓõáöåö ãóä íóÔóÇÁ ÝóÂãöäõæÇú ÈöÇááøåö æóÑõÓõáöåö æóÅöä ÊõÄúãöäõæÇú æóÊóÊøóÞõæÇú Ýóáóßõãú ÃóÌúÑñ ÚóÙöíãñ
[003.179](AU) Allah, müminleri (şu) bulunduğunuz durumda bırakacak değildir; sonunda murdarı temizden ayıracaktır. Bununla beraber Allah, size gaybı da bildirecek değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini ayırdeder. O halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder, takvâ sahibi olursanız sizin için de çok büyük bir ecir vardır.
[003.179](DV) Allah inananlari sizin durumunuzda birakacak degildir, temizi pisten ayiracaktir. Allah size gaybi bildirecek degildir; fakat Allah peygamberlerinden diledigini secip, ona gaybi bildirir. Artik Allah'a ve peygamberlerine inanin; inanir ve sakinirsaniz size buyuk ecir vardir.
[003.179](EH) Allah, inananları bulunduğunuz hal üzere bırakacak değildir. Sonunda murdarı temizden ayıracaktır. Allah, sizlere gaybı bildirecek değildir; fakat Allah ona peygamberlerinden dilediğini seçer. Onun için Allah'a ve peygamberlerine inanın; inanır ve korunursanız size büyük bir mükafat vardır.
[003.179](EM) Allah, müminleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir, pisi temizden ayıracaktır. Ve Allah sizi gayba vakıf kılacak da değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçip (gaybı bildirir). O halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve günahlardan korunursanız, sizin için büyük bir mükafat vardır.
[003.179](SA) Allâh mü'minleri, (şu) üzerinde bulunduğunuz halde bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır. Ve Allâh sizi gaybe vakıf kılacak değildir. Fakat Allâh, elçilerinden dilediğini seçer (onu gaybe vakıf kılar). O halde Allah'a ve elçilerine inanın; eğer inanır ve (günâhlardan) korunursanız sizin için büyük mükâfât vardır.
[003.180](AA) æóáÇó íóÍúÓóÈóäøó ÇáøóÐöíäó íóÈúÎóáõæäó ÈöãóÇ ÂÊóÇåõãõ Çááøåõ ãöä ÝóÖúáöåö åõæó ÎóíúÑðÇ áøóåõãú Èóáú åõæó ÔóÑøñ áøóåõãú ÓóíõØóæøóÞõæäó ãóÇ ÈóÎöáõæÇú Èöåö íóæúãó ÇáúÞöíóÇãóÉö æóáöáøåö ãöíÑóÇËõ ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖö æóÇááøåõ ÈöãóÇ ÊóÚúãóáõæäó ÎóÈöíÑñ
[003.180](AU) Allah'ın, kereminden kendilerine verdiklerini (infakta) cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki o, kendileri için hayırlıdır; tersine bu onlar için pek fenadır. Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
[003.180](DV) Allah'in bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakin bunun kendileri icin hayirli oldugunu sanmasinlar, bilakis bu onlarin kotulugunedir. Cimrilik yaptiklari sey, kiyamet gunu boyunlarina dolanacaktir. Goklerin ve yerin mirasi Allah'indir. Allah islediklerinizden haberdardir.
[003.180](EH) Allah'ın bol nimetinden kendilerine verdiği şeye cimrilik edenler sakın onu kendilerine hayırlı sanmasınlar. Hayır, o, onlar için bir şerdir. Kıyamet gününde o kıskandıkları mal, boyunlarına tomruk edilecek. Kaldı ki, göklerin ve yerin mirası hep Allah'ındır ve Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
[003.180](EM) Allah'ın, kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır o, kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
[003.180](SA) Allâh'ın kereminden kendilerine verdiğine cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Hayır, o, kendileri için şerlidir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyâmet günü boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirâsı Allâh'ındır (bütün mülk O'na aittir ve O'na kalacaktır). Allâh yaptıklarınızı haber alandır.
[003.181](AA) áøóÞóÏú ÓóãöÚó Çááøåõ Þóæúáó ÇáøóÐöíäó ÞóÇáõæÇú Åöäøó Çááøåó ÝóÞöíÑñ æóäóÍúäõ ÃóÛúäöíóÇÁ ÓóäóßúÊõÈõ ãóÇ ÞóÇáõæÇú æóÞóÊúáóåõãõ ÇáÃóäÈöíóÇÁ ÈöÛóíúÑö ÍóÞøò æóäóÞõæáõ ÐõæÞõæÇú ÚóÐóÇÈó ÇáúÍóÑöíÞö
[003.181](AU) Gerçekten Allah fakir, biz ise zenginiz diyenlerin sözünü andolsun ki Allah işitmiştir. Onların (bu) dediklerini, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ile birlikte yazacağız ve diyeceğiz ki: Tadın o yakıcı azabı!
[003.181](DV) And olsun ki, Allah: "Allah fakir; biz zenginiz" diyenlerin sozunu isitmistir. Dediklerini ve haksiz yere peygamberleri oldurduklerini elbette yazacagiz, "Yakici azabi tadin" diyecegiz.
[003.181](EH) Muhakkak ki, Allah: "Allah fakirdir, bizler zenginiz." diyenlerin lakırdılarını işitti. Onların dediklerini peygamberleri haksız yere öldürmeleri ile birlikte yazacağız ve onlara: "Tadın bakalım o yangın azabını!" diyeceğiz.
[003.181](EM) Allah, "Şüphesiz Allah fakirdir, biz zenginiz." diyenlerin lafını elbette duymuştur. Onların söylediklerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve şöyle diyeceğiz: "Tadın o yakıcı azabı!".
[003.181](SA) Allâh: "Allâh fakirdir, biz zenginiz." diyenlerin sözünü işitti. Onların dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve: "Yangın azâbını tadın!" diyeceğiz.
[003.182](AA) Ðóáößó ÈöãóÇ ÞóÏøóãóÊú ÃóíúÏöíßõãú æóÃóäøó Çááøåó áóíúÓó ÈöÙóáÇøóãò áøöáúÚóÈöíÏö
[003.182](AU) Bu, dünyada iken kendi ellerinizle yapmış olduğunuzun karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına zulmetmez.
[003.182](DV) Bu, yaptiginizin karsiligidir. Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.
[003.182](EH) Bu, sizin ellerinizle yaptığınızın karşılığıdır ve Allah kullarına haksızlık yapan değildir.
[003.182](EM) Bu, kendi ellerinizin yapıp öne sürdüğünün karşılığıdır. Allah kullar(ın)a asla zulmetmez.
[003.182](SA) Bu, sizin ellerinizin yapıp öne sürdürdüğünün karşılığıdır. Allâh, kullara asla zulmedici değildir.
[003.183](AA) ÇáøóÐöíäó ÞóÇáõæÇú Åöäøó Çááøåó ÚóåöÏó ÅöáóíúäóÇ ÃóáÇøó äõÄúãöäó áöÑóÓõæáò ÍóÊøóìó íóÃúÊöíóäóÇ ÈöÞõÑúÈóÇäò ÊóÃúßõáõåõ ÇáäøóÇÑõ Þõáú ÞóÏú ÌóÇÁßõãú ÑõÓõáñ ãøöä ÞóÈúáöí ÈöÇáúÈóíøöäóÇÊö æóÈöÇáøóÐöí ÞõáúÊõãú Ýóáöãó ÞóÊóáúÊõãõæåõãú Åöä ßõäÊõãú ÕóÇÏöÞöíäó
[003.183](AU) Doğrusu Allah bize, (gökten inen) ateşin yiyeceği (yakıp kor edeceği) bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti diyenlere şöyle de: Size, benden önce mucizelerle, (özellikle) dediğiniz (mucize) ile nice peygamberler geldi. Eğer doğru insanlar iseniz, ya onları niçin öldürdünüz?
[003.183](DV) Dogrusu, atesin yiyecegi bir kurban getirmedikce hicbir peygambere inanmamak uzere Allah bize ahid verdi diyenlere sen, de ki: "Benden once peygamberler size belgeler ve dediginiz seyi getirdi. Dogru sozlu iseniz nicin onlari oldurdunuz?"
[003.183](EH) Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere iman etmememizi emretti. diyenlere de ki: "Size benden önce de bir takım peygamberler apaçık delilleri ve o dediğinizi getirmişti. O halde, eğer doğru söylüyorsanız, onları niçin öldürdünüz?"
[003.183](EM) Ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiç bir peygambere iman etmeyeceğimize dair Allah bize ahidde bulundu. diyenlere de ki: "Benden önce size bazı peygamberler açık belgelerle ve sizin dediğiniz şeyle geldi. Eğer doğru insanlarsanız, ya onları niçin öldürdünüz?"
[003.183](SA) Onlar: "Allâh bize, and verdi ki, bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir elçiye inanmayalım." dediler. De ki: "Size benden önce açık deliller ve bu dediğinizi de getiren elçiler gelmişti. Eğer doğru idiyseniz niçin onları öldürdünüz?"
[003.184](AA) ÝóÅöä ßóÐøóÈõæßó ÝóÞóÏú ßõÐøöÈó ÑõÓõáñ ãøöä ÞóÈúáößó ÌóÂÄõæÇ ÈöÇáúÈóíøöäóÇÊö æóÇáÒøõÈõÑö æóÇáúßöÊóÇÈö ÇáúãõäöíÑö
[003.184](AU) (Resûlüm!) Eğer seni yalancılıkla itham ettilerse (yadırgama); gerçekten, senden önce apaçık mucizeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren nice peygamberler de yalancılıkla itham edildi.
[003.184](DV) Seni yalanci saydilarsa, Senden once belgeler, sahifeler ve aydinlatici kitab getiren peygamberler de yalanlanmisti.
[003.184](EH) Şimdi seni yalanladılarsa, senden önce de o apaçık delillerle o hikmetli sayfalarla ve o nurlu kitapla gelmiş olan bir çok peygamberler yalanlandı.
[003.184](EM) Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık deliller, hikmetli sayfalar ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalanlanmıştı.
[003.184](SA) Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık deliller, hikmetli sahifeler ve aydınlatıcı Kitabı getiren peygamberler de yalanlanmıştı.
[003.185](AA) ßõáøõ äóÝúÓò ÐóÂÆöÞóÉõ ÇáúãóæúÊö æóÅöäøóãóÇ ÊõæóÝøóæúäó ÃõÌõæÑóßõãú íóæúãó ÇáúÞöíóÇãóÉö Ýóãóä ÒõÍúÒöÍó Úóäö ÇáäøóÇÑö æóÃõÏúÎöáó ÇáúÌóäøóÉó ÝóÞóÏú ÝóÇÒó æóãÇ ÇáúÍóíóÇÉõ ÇáÏøõäúíóÇ ÅöáÇøó ãóÊóÇÚõ ÇáúÛõÑõæÑö
[003.185](AU) Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günnü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatma metâından başka bir şey değildir.
[003.185](DV) Her insan olumu tadacaktir. Kiyamet gunu, ecirleriniz size mutlaka odenecektir. Atesten uzaklastirilip cennete sokulan kimse artik kurtulmustur. Dunya hayati, zaten, sadece aldatici bir gecinmeden ibarettir.
[003.185](EH) Herkes ölümü tadacaktır. Mükafatlarınız ancak kıyamet günü tamamlanacaktır. Her kim o vakit ateşten uzaklaştırılır da cennete konulursa, işte o, murada erdi. Yoksa, dünya hayatı, aldatıcı bir eşyadan başka bir şey değildir.
[003.185](EM) Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildir.
[003.185](SA) Her can ölümü tadacaktır. Kıyâmet günü ecirleriniz size eksiksiz verilecektir. Kim ki hemen ateşin elinden çekilip kurtarılır da cennete sokulursa, işte o, kurtuluşa ermiştir. Dünyâ hayâtı, aldatıcı zevkten başka bir şey değildir.
[003.186](AA) áóÊõÈúáóæõäøó Ýöí ÃóãúæóÇáößõãú æóÃóäÝõÓößõãú æóáóÊóÓúãóÚõäøó ãöäó ÇáøóÐöíäó ÃõæÊõæÇú ÇáúßöÊóÇÈó ãöä ÞóÈúáößõãú æóãöäó ÇáøóÐöíäó ÃóÔúÑóßõæÇú ÃóÐðì ßóËöíÑÇð æóÅöä ÊóÕúÈöÑõæÇú æóÊóÊøóÞõæÇú ÝóÅöäøó Ðóáößó ãöäú ÚóÒúãö ÇáÃõãõæÑö
[003.186](AU) Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir.
[003.186](DV) And olsun ki mallariniz ve canlarinizla sinanacaksiniz; hic suphesiz, sizden once Kitab verilenlerden ve Allah' es kosanlardan cok uzucu sozler isiteceksiniz. Sabreder ve Allah'a karsi gelmekten sakinirsaniz bilin ki, bu uzerinde sebat edilecek islerdendir.
[003.186](EH) Çaresiz, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve kesinlikle gerek sizden önce kitap verilenlerden ve gerekse Allah'a ortak koşanlardan bir çok incitici sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'tan korkarsanız işte bu, azmedilmesi gereken şerefli işlerdendir.
[003.186](EM) Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir.
[003.186](SA) Mallarınız ve canlarınız hususunda deneneceksiniz; sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden ve ortak koşanlardan çok incitici (sözler) duyacaksınız. Ama sabreder, korunursanız; işte bunlar, yapmağa değer işlerdendir.
[003.187](AA) æóÅöÐó ÃóÎóÐó Çááøåõ ãöíËóÇÞó ÇáøóÐöíäó ÃõæÊõæÇú ÇáúßöÊóÇÈó áóÊõÈóíøöäõäøóåõ áöáäøóÇÓö æóáÇó ÊóßúÊõãõæäóåõ ÝóäóÈóÐõæåõ æóÑóÇÁ ÙõåõæÑöåöãú æóÇÔúÊóÑóæúÇú Èöåö ËóãóäÇð ÞóáöíáÇð ÝóÈöÆúÓó ãóÇ íóÔúÊóÑõæäó
[003.187](AU) Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!
[003.187](DV) Allah, Kitab verilenlerden, onu insanlara aciklayacaksiniz ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almisti. Onlar ise, onu arkalarina atip az bir degere degistiler. Alis verisleri ne kotudur!
[003.187](EH) Vaktiyle Allah, kitap verilen okur yazarlardan: "Andolsun ki, onu insanlara anlatacaksınız ve gizlemeyeceksiniz." diye söz almıştı. Derken onlar, onu arkalarına atıp az bir para karşılığında sattılar. Ne kötü bir alışverişti bu!
[003.187](EM) Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz." diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür.
[003.187](SA) Allâh, kendilerine Kitap verilenlerden: "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz!" diye söz almıştı. Fakat onlar, verdikleri sözü sırtlarının ardına attılar ve karşılığında birkaç para aldılar. Ne kötü şey satın alıyorlar.
[003.188](AA) áÇó ÊóÍúÓóÈóäøó ÇáøóÐöíäó íóÝúÑóÍõæäó ÈöãóÇ ÃóÊóæÇú æøóíõÍöÈøõæäó Ãóä íõÍúãóÏõæÇú ÈöãóÇ áóãú íóÝúÚóáõæÇú ÝóáÇó ÊóÍúÓóÈóäøóåõãú ÈöãóÝóÇÒóÉò ãøöäó ÇáúÚóÐóÇÈö æóáóåõãú ÚóÐóÇÈñ Ãóáöíãñ
[003.188](AU) Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir azap vardır.
[003.188](DV) Ettiklerine sevinen ve yapmadiklariyla ovulmekten hoslananlarin, sakin onlarin azabdan kurtulacaklarini sanma; elem verici azab onlaradir.
[003.188](EH) Ettiklerine sevinen ve yapmadıkları işle övülmeyi seven kimseleri de sakın azaptan kurtulur sanma! Onlara elim bir azap vardır.
[003.188](EM) O yaptıklarına sevinen ve yapmadıkları şeylerle de övülmek isteyenlerin (onacaklarını) sanma! Onların azaptan kurtulacaklarını da sanma! Onlar için can yakıcı bir azap vardır.
[003.188](SA) O ettiklerine sevinen, yapmadıkları şeylerle övülmeyi sevenlerin, azâbdan kurtulacaklarını sanma. Onlar için acı bir azâb vardır.
[003.189](AA) æóáöáøåö ãõáúßõ ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖö æóÇááøåõ Úóáóìó ßõáøö ÔóíúÁò ÞóÏöíÑñ
[003.189](AU) Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah'ın her şeye gücü yeter.
[003.189](DV) Goklerin ve yerin hukumranligi Allah'indir. Allah her seye Kadir'dir.
[003.189](EH) Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır ve Allah, her şeye gücü yetendir.
[003.189](EM) Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah her şeye kâdirdir.
[003.189](SA) Göklerin ve yerin mülkü Allâh'ındır. Allâh herşeye kâdirdir.
[003.190](AA) Åöäøó Ýöí ÎóáúÞö ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖö æóÇÎúÊöáÇóÝö Çááøóíúáö æóÇáäøóåóÇÑö áÂíóÇÊò áøöÃõæúáöí ÇáÃáúÈóÇÈö
[003.190](AU) Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.
[003.190](DV) Goklerin ve yerin yaratilisinda, gece ile gunduzun biribiri ardinca gelmesinde akil sahiblerine suphesiz deliller vardir.
[003.190](EH) Kesinlikle, göklerin ve yeri yaratılışında ve gece ile gündüzün ardarda gelişinde vicdanları temiz akıl sahiplerine gerçekten deliller vardır.
[003.190](EM) Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardır.
[003.190](SA) Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette sağduyu sâhipleri için ibretler vardır.
[003.191](AA) ÇáøóÐöíäó íóÐúßõÑõæäó Çááøåó ÞöíóÇãðÇ æóÞõÚõæÏðÇ æóÚóáóìó ÌõäõæÈöåöãú æóíóÊóÝóßøóÑõæäó Ýöí ÎóáúÞö ÇáÓøóãóÇæóÇÊö æóÇáÃóÑúÖö ÑóÈøóäóÇ ãóÇ ÎóáóÞúÊó åóÐÇ ÈóÇØöáÇð ÓõÈúÍóÇäóßó ÝóÞöäóÇ ÚóÐóÇÈó ÇáäøóÇÑö
[003.191](AU) Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!
[003.191](DV) Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'i anarlar; goklerin ve yerin yaratilisini dusunurler: "Rabbimiz! Sen bunu bosuna yaratmadin, Sen munezzehsin. Bizi atesin azabindan koru" , derler.
[003.191](EH) Onlar ki, gerek ayakta, gerek otururken ve gerekse yanları üzerinde yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında inceden inceye düşünenler "Ey Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın, seni bütün eksiklerden tenzih ederiz; o halde bizi o ateş azabından koru.
[003.191](EM) Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru." derler.
[003.191](SA) Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allâh'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler: "Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azâbından koru!"
[003.192](AA) ÑóÈøóäóÇ Åöäøóßó ãóä ÊõÏúÎöáö ÇáäøóÇÑó ÝóÞóÏú ÃóÎúÒóíúÊóåõ æóãóÇ áöáÙøóÇáöãöíäó ãöäú ÃóäÕóÇÑò
[003.192](AU) Ey Rabbimiz! Doğrusu sen, kimi cehenneme koyarsan, artık onu rüsvay etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.
[003.192](DV) Rabbimiz! Sen atese kimi sokarsan, onu suphesiz rezil etmis olursun, zulmedenlerin hic yardimcilari yoktur.
[003.192](EH) Ey Rabbimiz, şüphesiz sen, kimi o ateşe sokarsan onu kesinlikle rezil ve perişan etmişsindir. Zalimlerin yardımcıları yoktur.
[003.192](EM) Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.
[003.192](SA) Rabbimiz, sen birini ateşe soktun mu, onu perişan etmişsindir. zâlimlerin yardımcıları yoktur.
[003.193](AA) ÑøóÈøóäóÇ ÅöäøóäóÇ ÓóãöÚúäóÇ ãõäóÇÏöíðÇ íõäóÇÏöí áöáÅöíãóÇäö Ãóäú ÂãöäõæÇú ÈöÑóÈøößõãú ÝóÂãóäøóÇ ÑóÈøóäóÇ ÝóÇÛúÝöÑú áóäóÇ ÐõäõæÈóäóÇ æóßóÝøöÑú ÚóäøóÇ ÓóíøöÆóÇÊöäóÇ æóÊóæóÝøóäóÇ ãóÚó ÇáÃÈúÑóÇÑö
[003.193](AU) Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, "Rabbinize inanın!" diye imana çağıran bir davetçiyi (Peygamberi, Kur'an'ı) işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al, ey Rabbimiz!
[003.193](DV) Rabbimiz! Dogrusu biz Rabbinize inanin diye inanmaya cagiran bir cagiriciyi isittik de iman ettik. Rabbimiz! Gunahlarimizi bize bagisla, kotuluklerimizi ort, canimizi iyelerle beraber al.
[003.193](EH) Ey Rabbimiz, gerçekten biz: "Rabbinize iman edin!" diye imana çağıran bir davetçiyi işittik ve derhal iman ettik. Ey Rabbimiz, günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizleri, Sana ermiş kullarınla birlikte yanına al!
[003.193](EM) Rabbimiz! Biz, 'Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, bizleri sana ermiş kullarınla beraber yanına al.
[003.193](SA) Rabbimiz, biz, 'Rabbinize inanın' diye imânâ çağıran bir davetçi işittik, hemen inandık. Rabbimiz, bizim günâhlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızı iyilerle beraber al (bizi ma'nada onlarla beraber eyle)!
[003.194](AA) ÑóÈøóäóÇ æóÂÊöäóÇ ãóÇ æóÚóÏÊøóäóÇ Úóáóì ÑõÓõáößó æóáÇó ÊõÎúÒöäóÇ íóæúãó ÇáúÞöíóÇãóÉö Åöäøóßó áÇó ÊõÎúáöÝõ ÇáúãöíÚóÇÏó
[003.194](AU) Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz sen vâdinden caymazsın!
[003.194](DV) Rabbimiz! Peygamberlerinle vadettiklerini bize ver, kiyamet gunu bizi rezil etme. Sen suphesiz sozunden caymazsin.
[003.194](EH) Ey Rabbimiz, peygamberlerinle bize va'd ettiklerini ver. Kıyamet gününde yüzümüzü kara çıkarma! Şüphesiz Sen, sözünden caymazsın!"
[003.194](EM) Rabbimiz! bize peygamberlerine vaad ettiğini ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Muhakkak sen verdiğin sözden dönmezsin.
[003.194](SA) Rabbimiz bize, elçilerine va'dettiğini ver, kıyâmet günü bizi rezil, perişan etme. Zira sen verdiğin sözden caymazsın!
[003.195](AA) ÝóÇÓúÊóÌóÇÈó áóåõãú ÑóÈøõåõãú Ãóäøöí áÇó ÃõÖöíÚõ Úóãóáó ÚóÇãöáò ãøöäßõã ãøöä ÐóßóÑò Ãóæú ÃõäËóì ÈóÚúÖõßõã ãøöä ÈóÚúÖò ÝóÇáøóÐöíäó åóÇÌóÑõæÇú æóÃõÎúÑöÌõæÇú ãöä ÏöíóÇÑöåöãú æóÃõæÐõæÇú Ýöí ÓóÈöíáöí æóÞóÇÊóáõæÇú æóÞõÊöáõæÇú áÃõßóÝøöÑóäøó Úóäúåõãú ÓóíøöÆóÇÊöåöãú æóáÃõÏúÎöáóäøóåõãú ÌóäøóÇÊò ÊóÌúÑöí ãöä ÊóÍúÊöåóÇ ÇáÃóäúåóÇÑõ ËóæóÇÈðÇ ãøöä ÚöäÏö Çááøåö æóÇááøåõ ÚöäÏóåõ ÍõÓúäõ ÇáËøóæóÇÈö
[003.195](AU) Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti. (Dedi ki:) Ben, erkek olsun kadın olsun -ki hep birbirinizdensiniz- içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükâfat, Allah tarafındandır. Allah; karşılığın güzeli O'nun katındadır.
[003.195](DV) Rableri dualarini kabul etti: "Birbirinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun, kadin olsun, is yapanini isini bosa cikarmam. Hicret edenlerin, memleketlerinden cikarilanlarin, yolumda ezaya ugratilanlarin, savasan ve oldurulenlerin gunahlarini elbette ortecegim. And olsun ki, Allah katindan bir nimet olarak, onlari iclerinden irmaklar akan cennetlere koyacagim. Nimetin guzeli Allah katindadir".
[003.195](EH) Rableri de onların dualarına şöyle icabet etti: "Kesinlikle ben, içinizden gerek erkek, gerek kadın hiçbir iyilik yapanın işlediğini boşa çıkarmam, hep birbirinizdensiniz. Benim için hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, yolumda işkenceye uğrayanların, savaşanların ve bu uğurda öldürülenlerin suçlarını örteceğim. Onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Onlar, Allah tarafından tasavvur edemeyeceğiniz bir mükafata kavuşacaklar. Mükafatın en güzeli Allah yanındadır.
[003.195](EM) Rableri onlara şu karşılığı verdi: "Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler... Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükafat Allah katındadır".
[003.195](SA) Rableri onlara karşılık verdi: "Ben, sizden erkek kadın, hiçbir çalışanın işini zayi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda işkence edilenler, vuruşanlar ve öldürülenler... Elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Yaptıklarına), Allâh katından bir karşılık olarak (onlara bu ni'metleri vereceğim). Karşılıkların en güzeli Allâh katındadır."
[003.196](AA) áÇó íóÛõÑøóäøóßó ÊóÞóáøõÈõ ÇáøóÐöíäó ßóÝóÑõæÇú Ýöí ÇáúÈöáÇóÏö
[003.196](AU) İnkârcıların (refah içinde) diyar diyar dolaşması, sakın seni aldatmasın!
[003.196](EH) Sakın, o Allah'ı tanımayanların refah içinde diyar diyar dolaşmaları seni aldatmasın!
[003.196](EM) Kâfirlerin diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.
[003.196](SA) İnkâr edenlerin, öyle şehirlerde gezip dolaşması seni aldatmasın.
[003.196-7](DV) Inkar edenlerin diyar diyar gezip refah icinde dolasmasi sakin seni aldatmasin; az bir faydalanmadan sonra onlarin varacaklari yer cehennemdir. O ne kotu duraktir!..
[003.197](AA) ãóÊóÇÚñ Þóáöíáñ Ëõãøó ãóÃúæóÇåõãú Ìóåóäøóãõ æóÈöÆúÓó ÇáúãöåóÇÏõ
[003.197](AU) Azıcık bir menfaattır o. Sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir!
[003.197](EH) Bu kısa bir zevkten ibarettir; sonra varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir döşektir O!
[003.197](EM) Bu, az bir geçimliktir. Sonra onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası!
[003.197](SA) Bu, az bir geçimdir. Sonra gidecekleri yer, cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası!
[003.198](AA) áóßöäö ÇáøóÐöíäó ÇÊøóÞóæúÇú ÑóÈøóåõãú áóåõãú ÌóäøóÇÊñ ÊóÌúÑöí ãöä ÊóÍúÊöåóÇ ÇáÃóäúåóÇÑõ ÎóÇáöÏöíäó ÝöíåóÇ äõÒõáÇð ãøöäú ÚöäÏö Çááøåö æóãóÇ ÚöäÏó Çááøåö ÎóíúÑñ áøöáÃóÈúÑóÇÑö
[003.198](AU) Fakat Rablerine karşı gelmekten sakınanlar için, Allah tarafından bir ikram olarak, altlarından ırmaklar akan, ebedî olarak kalacakları cennetler vardır. İyi kişiler için Allah katındaki (nimetler) daha hayırlıdır.
[003.198](DV) Fakat Rablerinden sakinanlara, Allah katindan konukluklar bulunan, iclerinden irmaklar akan, icinde temelli kalacaklari cennetler vardir. Allah katindaki seyler, iyi olanlar icin daha hayirlidir.
[003.198](EH) Fakat o Allah'tan korkan, korunan kullar için; İçlerinde ebedi kalmak ve Allah tarafından konuk edilmek üzere, altından ırmaklar akan cennetler var. Allah katındaki ise ermişler için daha hayırlıdır.
[003.198](EM) Fakat Rablerinden gereğince korkanlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Onlar orada ebedî olarak kalacaklar, Allah katından ağırlanacaklardır. İyiler için Allah katındakiler daha hayırlıdır.
[003.198](SA) Fakat Rablerinden korkanlar için, altlarından ırmaklar akan cennetler var. Orada ebedi kalacaklar, Allâh tarafından ağırlanacaklardır. İyiler için Allâh yanında bulunan ödüller ise (dünyâ varlığından) daha hayırlıdır.
[003.199](AA) æóÅöäøó ãöäú Ãóåúáö ÇáúßöÊóÇÈö áóãóä íõÄúãöäõ ÈöÇááøåö æóãóÇ ÃõäÒöáó Åöáóíúßõãú æóãóÇ ÃõäÒöáó Åöáóíúåöãú ÎóÇÔöÚöíäó áöáøåö áÇó íóÔúÊóÑõæäó ÈöÂíóÇÊö Çááøåö ËóãóäðÇ ÞóáöíáÇð ÃõæúáóÆößó áóåõãú ÃóÌúÑõåõãú ÚöäÏó ÑóÈøöåöãú Åöäøó Çááøåó ÓóÑöíÚõ ÇáúÍöÓóÇÈö
[003.199](AU) Ehl-i kitaptan öyleleri var ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman ederler. Allah'ın âyetlerini az bir paraya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk olandır.
[003.199](DV) Kitab ehlinden Allah'a husu duyarak inanip, Allah'in ayetlerini az bir degere degismeyenler vardir. Iste onlarin ecirleri Rablerinin katindadir. suphesiz Allah'in hesabi cabuktur.
[003.199](EH) Kitap verilenlerden de Allah'a, size ve kendilerine indirilene, Allah'a boyun eğerek inananlar ve Allah'ın ayetlerini birkaç paraya satmayanlar vardır. İşte onların, Rablerinin katında mükafatları vardır. Şüphe yok ki, Allah hesabını çabuk yapar.
[003.199](EM) Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah'a inanırlar, size indirilene ve kendilerine indirilene - Allah'a boyun eğerek inanırlar. Allah'ın âyetlerini az bir değere değişmezler. Onların mükafatı da Allah katındadır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
[003.199](SA) Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah'a inanırlar, size indirilene ve kendilerine indirilene inanırlar; Allah'a karşı saygılıdırlar; Allâh'ın âyetlerini birkaç paraya satmazlar. Onların da Rableri katında ödülleri vardır! Şüphesiz Allâh, hesabı çabuk görendir.
[003.200](AA) íóÇ ÃóíøõåóÇ ÇáøóÐöíäó ÂãóäõæÇú ÇÕúÈöÑõæÇú æóÕóÇÈöÑõæÇú æóÑóÇÈöØõæÇú æóÇÊøóÞõæÇú Çááøåó áóÚóáøóßõãú ÊõÝúáöÍõæäó
[003.200](AU) Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) sebat gösterin; (cihad için) hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah'tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.
[003.200](DV) Ey Inananlar! Sabredin, dusmanlarinizdan daha sabirli olun, cihada hazir bulunun, Allah'a karsi gelmekten sakinin ki basariya erisebilesiniz.
[003.200](EH) Ey iman edenler, sabredin ve sabır yarışında düşmanlarınızı geçin, savaş için hazır ve tetikte bulunun ve Allah'tan korkun ki arzularınıza eresiniz!
[003.200](EM) Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah'dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz.
[003.200](SA) Ey inananlar, sabredin, direnin. Savaşa hazırlıklı, uyanık bulunun ve Allah'tan korkun ki, başarıya eresiniz.